dünyanın en pahalı tablosudur. bir leonardo da vinci eseridir. bizzat kendisi tarafından yapıldığı söylenmektedir. 1958'de 60 dolara satılan bu eser, şimdilerde ise suudi arabistan'ın kültür bakanı badr bin abdullah bin muhammed bin farhan al saud* tarafından 450 milyon dolardan tekrar satışa çıkarılmış.*

resimden anladığımı pek söyleyemem ama bu eserin gerçekten farklı bir havası var bence. mona lisa'dan daha güzel.* resim ile ilgilenen sevgili yazarların bu eser hakkındaki görüşlerini merak ediyorum. küre detayı çok hoş yahu.
daha detaylı bilgi için
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"gözüne uyku giriyorsa sen aşık değilsin. boğazından lokma geçiyorsa sen aşık değilsin. sözün özü sen sende olduğun sürece aşık değilsin."
devamını gör...

''kötü bir niyetim yoktu'' deyince her şey yoluna girer, yaptığımız yanlışlar düzelir, düzelmese bile zarar verdiğimiz kişi/ler bizi affeder sanıyoruz.

evet kötü kalplilik bu dünyadaki en zararlı şeydir belki de, fakat kötü niyetli olunmasa da dikkatsizlik ve bilgisizlik de bir o kadar zararlıdır. bilmiyordum, düşünemedim diyerek o kötü olayın üzerini kapatamayız.

ruth, martin eden'a ''kötü bir niyetim yoktu'' dedikten sonra martin'den aldığı cevap şu olur:
"doğru; fakat iyi niyetinle beni mahvedebilirdin."
devamını gör...

baba evde olunca, evde gerginlik olmuyorsa o evde huzur vardır.
babalar; babalığı, kocalığı despotluk zanneden babalar...
devamını gör...

mezarı paris'te ama kalbi varşova'da bir kilisede bulunan ünlü besteci. varşova'ya hep dönmek istediği için vasiyeti, kalbinin memleketi polonya'ya gönderilmesiymiş.
varşova'daki chopin müzesi gördüğüm en ilginç müzelerden biri olabilir. kişisel eşyalarını, yolladığı ve aldığı mektuplarını, piyanosunu, ölüm döşeğinde yanı başında bulunan çiçeği bile sergilemişler. minik kulübelere girip parçalarını dinleyebiliyorsunuz, notalarını incelebiliyorsunuz. bütün müzeyi zaten onun eserlerini dinleyerek geziyorsunuz.
en sevdiğim parçası.
devamını gör...

aşık olduğum insanın, en iyi arkadaşıma dönüşmesi tercihimdir.
devamını gör...

1. hata yap
2. sırrını ver.
3. alışverişe git.
4. beraber yemek ye.
5. ailesinden bahsettir.
6. dinlediği müzik türünü sor.
7. enstrüman çalıp çalmadığını sor.
8. kitap okuyup okumaması.
9. mesleği.
10. yürüyüş şekli.
11. konuşma şekli.
12. giyim şekli.
çünkü farkında olmadan dış görünüşümüz ile kendimizi anlatırız.
devamını gör...

menderes ırmağı, kendi adıyla anılan ovadan gümüş gibi parıltısıyla kıvrıla kıvrıla akarak bafa gölü’nün sularıyla buluşur. gümüş rengindeki bafa gölü'ne "ay tanrıçası selene’nin aynası" denilmiştir. efsane, gölün yanında yükselen beşparmak dağları’nda - latmos geçer. selene, boğaların çektiği gümüş bir araba üzerinde, başında bir yarım ay, elinde meşalesiyle dünyayı dolaşırken günün birinde doğanın kalbine nakış nakış işlenen büyüleyici bir ses duyar. tüm kuşların ötmeyi bırakıp, bu sesi dinlediğini görür.
endymion adında bir çoban, kavalından dökülen ezgileriyle doğayı şenlendirmektedir. tanrıça selene bu yakışıklı çobana aşık olur. çobanın uyumasını bekler ve gökyüzünden kayarak uyuyan çobanın yanına gelir. onu bir süre hayranlıkla seyrettikten sonra öper. sihirli öpücükle uyanan çoban, karşısında tanrıçayı görünce onun güzelliğinin büyüsüne kapılır.
o günden sonra her gece buluşmaya başlarlar. fakat selene, zeus’un haberi olmadan bir ölümlüyle sevişerek tanrıların yasasını çiğnemiştir. birlikte oldukları bir gece, gökyüzünden zeus şimşekler gönderir. aşkından vazgeçmeyen selene, sevgilisini ölümsüz kılması için zeus’a yakarır. zeus, iki sevgiliye acır ve çobanın sonsuza kadar uyuyarak genç kalmasını sağlar. işte o gün bu gündür bafa gölü'nden yükselen ay, aşkla dokunur beşparmak dağları’na.
bu ilişki sonsuz uykuyu dileten aşk olarak da bilinir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
selene ve çoban endymion'un aşkı şöyle dile gelir homeros'un dizelerinde:
parlak ayın çevresinde sayısız yıldız
rüzgarsızken duru gökyüzü
nasıl yanarsa ışıl ışıl.
bütün doruklar, sivri kayalar ve çayırlar
nasıl serilirse göz önüne,
gökler yırtılıp da açılır,
tekmil yıldızlar görünür
ferahlar yüreği çobanın.
devamını gör...

idealleri uğruna her şeyi göze almış olan erkektir.

zafere giden yolda çekilen çilenin kutsal olduğuna inanır.

meriç olma ayağına güzel para kazanan bir falcıya dönüşmesi de olasıdır.

bir fal 100 lira olmuş eeeeeeeeyyyyyyyy ermolettin*
devamını gör...

bırak git demek.. ne acıdır ki hala ona ihtiyaç duymak..
devamını gör...

kişiye göre değişen durum.
bazı öğrenci duvar gibi duruyor, almıyor.
bazı öğretmende taş gibi gaddar oluyor, vermiyor.
devamını gör...

ne kadar itici bir teyzemiz, çok rahatlıyormuş küfür ederken. ben rahatsız oldum.
devamını gör...

eskiden daha çok izlerdik, hatta o ses izlemek için buluştuğumuz olurdu bazı arkadaşlarımla, ama iki senedir bakmıyorum bile, yalnız o ses diyince aklıma bir yarışmacı geliyor hep, bu kadın nasıl elendi anlamadım, yarışmadan sonra da takip ettim, kadının kendisi çok arabesk, ve kalitesiz işler yapıyor, ama hala o videoyu çok izlerim, birde şarkının en güzel yerinde gökhanın konuşmasını sokmasalarmış iyi olurmuş

devamını gör...

sayın yazarın, yazdığı tanımları ilgi ile takip ediyorum. teşekkürler paylaşımları için. keyifli yazmalar sayın yazar.
devamını gör...

hayalperest edebiyatçılar gelmiş başlığa yine.
benim babam öldü iş yerinden 3 gin izin verdiler, 3 gün. siz ne saçmalıyorsunuz burada.
devamını gör...

bir duygunun diğerlerinden daha belirgin hissedilmesi.

tüm düşüncelerin arasında bir tanesi parlayıverir. kafa karışıklığını ortadan kaldırır. her ne yapacaksanız, ne için ilhama ihtiyaç duyuyorsanız yolunuzu çizer.

ruhunuzu yoran hisler daha keskindir hatta. karanlıkmış gibi düşünülse de en çok onlar parlar. kalıcı değildir yalnızca. böylesi de daha iyidir.

hissetmeyi sevdiğimiz duygular ise biraz daha zorlar. sebebi yeterince güçlü olmaması değildir. kalabalık duygular olmasıdır. hangisinin en çok parladığını anlamak biraz zaman alır. işte bu noktada ilhamı bulabilmek için hislerin kaynağına ulaşmak gerekir.
devamını gör...

kafa sözlük moderasyonu'nun önderliğinde en azından bir tanesine çözüm olabileceğimiz okullardan birinin yardım çığlığıdır, üstte, akışta ve akılda tutmak farzdır.
devamını gör...

samimiyet göstergesidir.

- çay içer miyiz ?
- oo mevzu var demek ki.

toplayan emek gösteren her insana teşekkürü borç bilirim elleriniz dert görmesin.
devamını gör...

yüz yıl önce şairin serzenişte bulunduğu ve hala süregelmekte olan bir mahşerin tanımıdır. manzumede şair tarih ve tanrı ile hesaplaşma içine girer.
tarih-i kadîm, eski tarih anlamından çok dünyanın ve insanlığın varolduğu günden beri süregelen süreç olarak tanımlanmıştır.
etimle kemiğimle insan olmaktan nefret ettiğim bu yüzyılda daha çok alt başlık eklemek isterdim. pedofili gibi , insan öldürülmesi gibi (hem de savaşları ya da dini bile alet etmeden sırf vahşet için). uzunca bir metin ama kesinlikle okunmalıdır insan hayatında, en azından bir kez .


tarihi kadim

işte, der, insanoğlunun geçmiş hayatı bu.
ve başlar bize maval okumaya.
ninniler uydurup uyutur bizi
dedelerimizin derin boşluklar içinde, uzun,
zifiri karanlık hayatından.
gösterir bize evvel zamanı,
tek doğru, en güzel örnek, der.
bakarsın gelecek günlerin farkı yok geçen geceden.
senin tarih dediğin işte budur,
alnında altı bin yıllık buruşuklar
ve bir o kadar da kuşku.
başı geçmişe bir düşe değer,
sürünür ayağı bomboş bir geleceğe,
bir deri bir kemik,
ayakta zorla durur.

ben hiç tiksinmem ondan,
karşıma alırım onu arada bir,
anlat bakalım, derim, şu eskilerden.
bir parça feylesofa benzer o,
bir parça sırtlana benzer,
berbat suratıyla da bir hortlağa.
yoklar mezarını unutulmuş gecelerin,
başlar paslı, boğuk bir sesle
bir bir bana anlatmaya,
sırasıyle, ne olmuş ne bitmişse:
hep yıkım üstüne yıkım,
acı üstüne acı!
ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu,
çöküverir ağır gölgesi bir bulutun,
kanlar yağar dört bir yana.
en başta bir kanlı bayrak.
kanlı bir taç gelir arkasından.
sonra araçlar sökün eder kan içinde:
balta, topuz, yay, kılıç, mızrak,
mancınık, top, tüfek, sapan.
arada, kanlı komutanlar ve savaş birlikleri.
en son alay alay esirler geçer.
yenen bir kişiye yenilen on kişi,
çiğneyen haklı, yiğnenen hapı yuttu.
yıkımlara, acılara alkış tut,
yüksekten bakanlar önünde eğil,
insafla birdir aşşağılık ve namussuzluk,
doğruluk lafta, yürekte değil,
iyilik ayaklarda, kötülük kucaklarda.
bir gerçek var, tek bir gerçek:
eli kolu bağlayan zincir.
bir tek şey var sözü geçen: yumruk.
hak güçlünün, kötünün yanı.
uzun lafın kısası:
ezmeyen ezilir!
nerde bir şeref var, iğreti.
nerde bir mutluluk var, yama.
bir şeyin ne başına inan ne sonuna.
din şehit ister, gökyüzü kurban.
her yanda durmadan kan akacak,
durmadan her yanda kan!

işte böyle inler, sayıklar o,
anlatır insanoğlunun bu belalı ömrü
ne yolda, nasıl sürdüğünü.
bakarım iskeletin kanlar köpürür dişlek ağzında.
duyarım sesinin titreyen kuyusunda
yankısını korkunç bir iniltinin,
ben de başlarım birdenbire titremeye,
toprak da tiksintiyle titremiş gibi gelir bana.
savaşın gürültüsü, patırtısı, indir artık
indir bu acıklı sahnenin perdesini!
dinsin sonu gelmeyen bu karışıklık!
sen de, gelenekçi iskelet,
yazdığın kara yazılara bir son ver,
aydınlığa susadık biz, aydınlığa susadık.
uzun karanlıklar içinde uyumak isteyen mi var?
bizden iyi geceler onlara,
bizden onlara iyi uykular!
kimsin, ey gölge, kendinden geçmiş,
koşuyorsun karanlıklara doğru?
kanla oynamış gibisin,
kırmış geçirmişsin insanoğlunu.
sen buna kahramanlık mı dedin?
onun kökü kan ve hayvanlık be?
şehirler çiğne, ordular dağıt,
kes, kopar, kır, sürükle,
ez, vur, yak ve yık.
yalvarmalara yakarmalara boş ver,
gözyaşlarına iniltilere aldırma.
ölümle, acıyla doldur geçtiğin yeri,
ne ekin ko, ne ot ko, ne yosun.
sönsün evler, sürünsün insanlar orda burda,
kalmasın alt üst olmayan hiçbir yer,
mezar taşına dönsün her ocak,
damlar çöksün yetimlerin başına.
bu ne alçaklık böyle bu ne namussuzluk!
hey bana bak, başbuğ musun ne?
yerin dibine bat, cakanla gösterişinle!
her başarı bir yıkım bir mezarlık,
işte bir yavrucak yatıyor şurda,
ey cihangir, onu gör de utan!
devril, bağımsızlığın eskimiş tahtı, devril,
nice acılar verdin bütün insanlara,
inim inim inlettin bütün insanları.
parçalan, kararmış tac, tuz buz ol,
hep senin yüzünden yoksulluğu insanların.
göz yaşından incilerin nerde hani?
nasıl da yosun tutmuşlar, bi görsen!
eski çağlar nasıl kanmış size?
ey kan içen kargalar,
bütün karanlıklar sizinle dolu!
artık yeter fikri susturduğunuz,
yerini hiç bir şey tutamaz bu dünyada
zincirsiz, kelepçesiz yaşamanın.
hadi gidin tarih korusun sizi,
-haydutlara en iyi sığınaktır gece-,
gidin, yok olun siz de o mezarlıkta.
işte müjdelerin en güzeli,
işte en gerçek özgürlük
düşümüzdeki gelecek çağlarda:
ne savaş, ne savaşan, ne salgın,
ne saltanat, ne yoksulluk, ne ezen, ne ezilen,
ne yakınma, ne de zulmün kahrı,
ne tapılan, ne tapan,
ben benim, sen de sen!

ey soyulan iskelet, kimse bilmeyecek o zaman,
kimse bilmeyecek senin sayıp döktüklerini,
savaş ne, karışıklık ne, zafer ne, anlaşma ne?
belki duyulmadık bir öykü,
belki korkunç bir masal.
çok sürmez köhne kitap,
fikri gömen sayfaların
bugün olmazsa yarın yırtılacak.
ama kim yapacak dersin bu işi?
bu öyle büyük, öyle kocaman bir devrim ki,
hangi güç kalkar, ben yaparım der?
yerlerin ve göklerin sahibi mi?
tamam, işte oldu şimdi!
yeri göğü elinde tutan o kibirli,
o somurtkan ve dokunulmaz.
bütün bu kavgalar onun yüzünden değil mi?
gökyüzü, sen söyle,
yüzyıllarca sel gibi akan su,
- şimdi esrik bir ağzın türküsü,
kuru sesi zindandaki bir adamın,
iç açan bir söz ya da yakan bir söz şimdi,
bir geniş "oh! ", bir derin "eyvah! ",
bir yakarış, bir övgü,
şimdi tüy gibi bir rüzgar,
şimdi ağzın bir kasırga.
dokunaklı bir yakınma şimdi,
sabredemeyen bir başa kakma,
bir titreme, bir çan sesi,
bir savaş davulunun gümbürtüsü,
için için ağlamasi çaresizliğin,
kahrın iyilikbilir kişnemesi,
bir söylev, apaçık, gürül gürül,
şimdi utangaç ve hasta bir yalvarış,
bir rahatlık bir iç sıkıntısı,
şimdi korkunç bir haykırma -
bütün bu karman çorman gürültü patırtıyla
inleyen boş kubbe, sen söyle!
sen ki her sesi yankılayansın,
söyle, bu bir sürü boş çabalama içinde,
daha yukarlardaki şu tanrı katına
hangi sesin yankısı varabilmiş ki?
hangi dua kabul olmuş bugüne dek?
binlerim seni, göklerin tanrısı,
din ulularından dinlerim seni:
"ne benzer var, ne noksanı,
canlı ve ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve yüce.
odur veren yiyeceği içeceği,
düşleri gerçek yapan o,
bilen, haberi olan, kahreden ve öç alan,
açık, kapalı her şeyi duyan ve anlayan,
el uzatan yoksullara ve çaresizlere,
her zaman her yerde bulunan ve her yeri gören..."
seni böyle övüp duruyorlar işte.
oysa senin en üstün özelliğin ne,
"ortaksız" oluşun değil mi?
kaç ortağın var şu bataklıkta, bir bak.
topu ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve kahreden.
ve topu ortaksız ve tek.
ve topunun buyruğu yasağı ve saltanatı var,
ve topunun yukarlarda bir gökyüzü.
bütün ordan gelir yüreğe doğan.
topunun güneşi, ayı, yıldızları var,
ve topunun görünmez bir tanrısı.
topunun adanan bir cenneti var,
ve topunun bir varlığı, bir yokluğu,
ve topunun saygıdeğer bir peygamberi.
ve topunun cennetinde körpecik güzel kızlar yaşar.
ve topunun cehenneminde birer lokmadır insancıklar.
tanrılar ne derse onu yapacak halk,
sabırla ve kahırla olacak iki büklüm.
ama tanrılar ne derse onu yapacak.

inanasım gelmiyor bunların hiçbirine.
"ne bileyim? " diyor kime sorsam.
hepsi bir kuruntu mu bunların yoksa?
belki aldanmak yaşamanın bir gereği.
belki de hepsi de doğrudur, kim bilir,
belki ben hiç bir şeyin farkında değilim,
karıştırmaktayım "yok" la "var" ı.
kusurum ne? kuşkuda olmak mı?
kuşku koşmaktır aydınlıklara doğru.
insan aklıdır eninde sonunda gerçeği bulacak olan.
belki de yok olacağız bir gün topumuz birden.
kimbilir, öbür dünya belki de var.
madem bu beden o ölümsüzün işi,
ne diye kıvranır durur bin türlü dert içinde?
hadi diyelim aslımız toprak bizim,
sen gel onu kederden bir çamur yap.
- her yeri kanla, göz yaşıyla dolu -
insaf be, bu kadarı da olur mu?
sen gel hem yoktan var et,
sonra da ettiğini boz, kötüle.
hiç bir yaradandan ummam bunu:
yaradan yok eder, ama perişan etmez!

en zorlu düşmanın işte, tanrı,
boğmak ister seni ulu katında,
çok iyi tanırsın sen o yılanı,
onun kızgın zehrinden bir vakitler bize
bir tadımlık vermiştin hani.
kuşku! en zalim en güçlü düşman.
bunu ya bildin ya koydun kafamıza,
ya da bilemedin işin nereye varacağını.
"şeytanlık, düzen, sapıklık" denen şey var ya,
bugün yerinden yurdundan edecek seni o.
tapınağında ışıklarını söndürüyor,
elleriyle parçalıyor heykelini.
sense, iler tutar yerin kalmamış,
göçüp gidiyorsun olanca gücünle.
burçlarında yıkılmalar falan hani?
nerde hani gümbürtüsü yıldırımlarının?
o kızgın soluğun hani nerde?
ne cehennemlerinde bir kaynama var?
ne büyük acını gören bir göz.
ne de kulaklarda dokunaklı bir çınlama.
oysa bir ufak parçası kopsa insanın,
bir sızlanma olur, duyulur bir ağlaşma.
sen yeryüzü ve gökyüzü'nle göç gir de,
bir inilti bile duyulmasın ortalıkta.
tam tersi, kahkahadan geçilmiyor.
zaten yalana ağlasa ağlasa,
bir ikiyüzlüler ağlar,
bir de ahmaklar.

t. f.

en sevdiğimdir.
devamını gör...

kota dolmuş artık,şahsen yaşadığım bir durum..hatta olanları bile elekten geçiriyorum zaman zaman. ne kadar az insan o kadar çok huzur..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim