bunalıma girmek
bir umutla girip ilk tanımı okuyunca derdine portakal sıkayım dediğim başlıktır.
tabi sende haklısın kardeş, bunalıma gitmek için gayet mantıklı bir sebep. bunun ardından akciğer kanseri olup hala fabrika bacası gibi gezen babamdan ve kendisi yüzünden artık kendimi 12. kattan atmayı ciddi ciddi düşündüğümden bahsetsem ayıp olur.
tabi sende haklısın kardeş, bunalıma gitmek için gayet mantıklı bir sebep. bunun ardından akciğer kanseri olup hala fabrika bacası gibi gezen babamdan ve kendisi yüzünden artık kendimi 12. kattan atmayı ciddi ciddi düşündüğümden bahsetsem ayıp olur.
devamını gör...
anne babanın sürekli kavga etmesi
24 yaşına gelince içeri geçip ders çalışmaya ya da bomboş youtube videosu izlemeye başlarsınız.(benim şu an duygu özaslanın yeme bozukluğu videosunu izliediğim gibi). lise dönemimde yüksek ses müzik dinlerdim ama hollywood özentiliğine lüzum yokmuş :). aile kavramına inancınız tükeniyor ve bu sırada ebeveynleriniz sizin için ayrılmadıklarını söylüyorlar. ironik.
devamını gör...
sözlükteki hristiyan misyonerler
tüm forum ve diğer internet platformlarında olduğu gibi genellikle ateist veya deist rolü yapan misyonerlerdir.
forumlarda şöyle yazmıştım:
hıristiyan misyonerlerin internetteki sinsi stratejileri
bazı hıristiyan misyonerler internet dünyasında , özellikle forumlarda vb. sitelerde çeşitli maskeler kullanarak insanların islam'dan uzaklaşmasını sağlamaya çalışıyorlar.
bazen bir ateist kılığına girerek dini karalamaya çalışırken, bazen de bir müslüman kılığına girip, sözde yobazca düşünce ve tavırlar üreterek yine insanlarımızı islam'dan soğutmaya çalışıyorlar.
öncelikli amaçları müslümanları dinlerinden uzaklaştırmak, daha sonra da manevi ve felsefi boşluğa düşen kişileri hıristiyanlığa çekmeye çabalamak...
ayrıca insanların kuran'daki gerçek islam'a yönelmelerini engellemek için de binbir takla atıyorlar.
yine kimi zaman ateist veya başka bir dindenmiş gibi davranarak, kimi zaman da bir hadisçi müslüman görüntüsü sergileyerek , müslümanların hadis/mezhep ve tasavvuf öğretilerini sanki islammış gibi algılamalarına devam etmelerini sağlamaya uğraşıyorlar.
bir diğer uyguladıkları strateji, yine müslüman veya tarafsız bir gözle bakan teolog kılığında, kuran ayetlerini yorumlayan makaleler kaleme almaları ve bu yolla müslümanların zihninde hıristiyanlıkla uyumlu bir inanç geliştirmeye çalışmak.
mesela kuran'da isa peygamberin çarmıha gerildiği yazdığını iddia eden yazılar yayımlıyorlar forum ve sitelerde. hem de buna kanıt olarak, aslında çarmıha gerilmediğini söyleyen ayeti sunuyorlar. ayetin anlamı üzerinde oynamalar, zorlamalar yoluyla ayetin söylediğinin tam tersini söylüyormuş gibi bir hava yaratmaya çalışıyorlar. ayrıca isa peygambere kutsallık yükleme, fakirliği övme gibi hıristiyanlık dininin temel esaslarını yine sanki kuran ayetlerinde varmış gibi sunuyorlar. tabii yine dillerini eğip bükerek, kendi öğetilerini kitaptanmış gibi göstermeye kalkıyorlar.
bir diğer taktikleri de sanki kuran'ın şu an piyasadaki sahte tevrat, zebur ve incilleri onaylıyormuş gibi göstermeye kalkmaları ve bu yolla müslümanlara "dinin tek kaynağı kuran değil, diğer kitapları da ortak etmelisiniz" mesajı vermeye çalışmalarıdır. yine sinsice ve disiplin içinde uygulanan bir oyun/taktik bu. ve yine, kendilerini sanki bir hıristiyan değil de müslümanmış gibi göstererek yapmaktalar bunu.
gerçekte ise şu an piyasadaki inciller, zebur veya tevrat adını verdikleri kitaplar insan yazımı hadis kitaplarıdır. yani gerçekleri değildir.
zaten kuran, onların gerçek kitaplarını sakladıklarını belirtir:
en'am suresi 91 allah'ı, kadrine/şanına yaraşır şekilde tanıyamadılar. çünkü, "allah, insana hiçbir şey vahyetmemiştir." dediler. de ki "mûsa'nın insanlara bir ışık, bir kılavuz olarak getirdiği kitap'ı kim indirdi? siz o kitap'ı birtakım parşömenler yapıp ortaya sürüyorsunuz, birçoğunu da saklıyorsunuz. size, sizin de atalarınızın da bilmediği şeyler öğretildi." "allah" de, sonra bırak onları saplandıkları batakta oynayadursunlar.
ve kuran ibrahim peygambere indirilen kitaptan da övgüyle bahseder, ve şu an elimizde bu kitap yoktur.
kısacası kuran'ın onayladığı eski kutsal kitaplar şu an piyasada görülen inciller falan değildir. zaten şu an piyasadaki incil/inciller adı verilen kitapların insan yazımı hadis kitapları olduğunu hıristiyanlar bile farkında.
yine sanki üçleme inancına kuran'dan destek varmış gibi göstermeye kalkan makaleler kaleme alıyor hıristiyan misyonerler ve yine daha çok bunu tarafsız bir teolog rolü oynayarak yapıyorlar. özellikle ingilizce ve türkçe forumlarda bu stratejileri izliyorlar.
keza düz dünya teorisi saçmalığında da benzer yöntemler uyguluyorlar.
bunun dışında, forumlarda veya video sitelerinde kendi paylaşımlarının altına yine kendileri övgü dolu mesajlar bırakıyorlar. tabii bunları yapanlar da yine başka bilgisayarlardan yazan meslektaşları, yani misyonerler.
yazılarının altına sözde başka inançtan kimselermiş gibi gelip "müthiş tespitler", "beni ikna ettiniz", "karşıt görüş içindeydim ama artık ben de böyle düşünüyorum" şeklinde kendi kendilerini doğrulayan ve öven mesajlar yazıyorlar.
bir başka dikkatimi çeken nokta, artık dini bir terim bazı arama motorlarında arandığında ilk sayfalarda karşımıza hıristiyan site ve forumların çıkması ve insanların hıristiyan sitelere yönlendirilmeye çalışılması.
son olarak belirtelim, dinini dürüst bir şekilde tebliğ eden misyonerlerden bahsetmiyoruz burada, yoksa herkes kendi dinini anlatmada özgürdür. ama burada binbir hile ve taktik ile insanları dinlerinden uzaklaştırmaya ve planlarına ulaşmaya çalışan, internetteki yeni sinsi misyoner hareketinden bahsediyoruz. islam'ın üstün olduğunun onlar da az veya çok farkındalar ve samimi olarak yapılacak tebliğlerde müslümanların üstün geleceğini biliyorlar. bu yüzden bazı hıristiyan misyonerler bahsettiğim maske ve yalanları, stratejileri kullanarak emellerini gerçekleştirmeye çalışıyorlar.
vekilsizmeclis.com/viewtopi...
forumlarda şöyle yazmıştım:
hıristiyan misyonerlerin internetteki sinsi stratejileri
bazı hıristiyan misyonerler internet dünyasında , özellikle forumlarda vb. sitelerde çeşitli maskeler kullanarak insanların islam'dan uzaklaşmasını sağlamaya çalışıyorlar.
bazen bir ateist kılığına girerek dini karalamaya çalışırken, bazen de bir müslüman kılığına girip, sözde yobazca düşünce ve tavırlar üreterek yine insanlarımızı islam'dan soğutmaya çalışıyorlar.
öncelikli amaçları müslümanları dinlerinden uzaklaştırmak, daha sonra da manevi ve felsefi boşluğa düşen kişileri hıristiyanlığa çekmeye çabalamak...
ayrıca insanların kuran'daki gerçek islam'a yönelmelerini engellemek için de binbir takla atıyorlar.
yine kimi zaman ateist veya başka bir dindenmiş gibi davranarak, kimi zaman da bir hadisçi müslüman görüntüsü sergileyerek , müslümanların hadis/mezhep ve tasavvuf öğretilerini sanki islammış gibi algılamalarına devam etmelerini sağlamaya uğraşıyorlar.
bir diğer uyguladıkları strateji, yine müslüman veya tarafsız bir gözle bakan teolog kılığında, kuran ayetlerini yorumlayan makaleler kaleme almaları ve bu yolla müslümanların zihninde hıristiyanlıkla uyumlu bir inanç geliştirmeye çalışmak.
mesela kuran'da isa peygamberin çarmıha gerildiği yazdığını iddia eden yazılar yayımlıyorlar forum ve sitelerde. hem de buna kanıt olarak, aslında çarmıha gerilmediğini söyleyen ayeti sunuyorlar. ayetin anlamı üzerinde oynamalar, zorlamalar yoluyla ayetin söylediğinin tam tersini söylüyormuş gibi bir hava yaratmaya çalışıyorlar. ayrıca isa peygambere kutsallık yükleme, fakirliği övme gibi hıristiyanlık dininin temel esaslarını yine sanki kuran ayetlerinde varmış gibi sunuyorlar. tabii yine dillerini eğip bükerek, kendi öğetilerini kitaptanmış gibi göstermeye kalkıyorlar.
bir diğer taktikleri de sanki kuran'ın şu an piyasadaki sahte tevrat, zebur ve incilleri onaylıyormuş gibi göstermeye kalkmaları ve bu yolla müslümanlara "dinin tek kaynağı kuran değil, diğer kitapları da ortak etmelisiniz" mesajı vermeye çalışmalarıdır. yine sinsice ve disiplin içinde uygulanan bir oyun/taktik bu. ve yine, kendilerini sanki bir hıristiyan değil de müslümanmış gibi göstererek yapmaktalar bunu.
gerçekte ise şu an piyasadaki inciller, zebur veya tevrat adını verdikleri kitaplar insan yazımı hadis kitaplarıdır. yani gerçekleri değildir.
zaten kuran, onların gerçek kitaplarını sakladıklarını belirtir:
en'am suresi 91 allah'ı, kadrine/şanına yaraşır şekilde tanıyamadılar. çünkü, "allah, insana hiçbir şey vahyetmemiştir." dediler. de ki "mûsa'nın insanlara bir ışık, bir kılavuz olarak getirdiği kitap'ı kim indirdi? siz o kitap'ı birtakım parşömenler yapıp ortaya sürüyorsunuz, birçoğunu da saklıyorsunuz. size, sizin de atalarınızın da bilmediği şeyler öğretildi." "allah" de, sonra bırak onları saplandıkları batakta oynayadursunlar.
ve kuran ibrahim peygambere indirilen kitaptan da övgüyle bahseder, ve şu an elimizde bu kitap yoktur.
kısacası kuran'ın onayladığı eski kutsal kitaplar şu an piyasada görülen inciller falan değildir. zaten şu an piyasadaki incil/inciller adı verilen kitapların insan yazımı hadis kitapları olduğunu hıristiyanlar bile farkında.
yine sanki üçleme inancına kuran'dan destek varmış gibi göstermeye kalkan makaleler kaleme alıyor hıristiyan misyonerler ve yine daha çok bunu tarafsız bir teolog rolü oynayarak yapıyorlar. özellikle ingilizce ve türkçe forumlarda bu stratejileri izliyorlar.
keza düz dünya teorisi saçmalığında da benzer yöntemler uyguluyorlar.
bunun dışında, forumlarda veya video sitelerinde kendi paylaşımlarının altına yine kendileri övgü dolu mesajlar bırakıyorlar. tabii bunları yapanlar da yine başka bilgisayarlardan yazan meslektaşları, yani misyonerler.
yazılarının altına sözde başka inançtan kimselermiş gibi gelip "müthiş tespitler", "beni ikna ettiniz", "karşıt görüş içindeydim ama artık ben de böyle düşünüyorum" şeklinde kendi kendilerini doğrulayan ve öven mesajlar yazıyorlar.
bir başka dikkatimi çeken nokta, artık dini bir terim bazı arama motorlarında arandığında ilk sayfalarda karşımıza hıristiyan site ve forumların çıkması ve insanların hıristiyan sitelere yönlendirilmeye çalışılması.
son olarak belirtelim, dinini dürüst bir şekilde tebliğ eden misyonerlerden bahsetmiyoruz burada, yoksa herkes kendi dinini anlatmada özgürdür. ama burada binbir hile ve taktik ile insanları dinlerinden uzaklaştırmaya ve planlarına ulaşmaya çalışan, internetteki yeni sinsi misyoner hareketinden bahsediyoruz. islam'ın üstün olduğunun onlar da az veya çok farkındalar ve samimi olarak yapılacak tebliğlerde müslümanların üstün geleceğini biliyorlar. bu yüzden bazı hıristiyan misyonerler bahsettiğim maske ve yalanları, stratejileri kullanarak emellerini gerçekleştirmeye çalışıyorlar.
vekilsizmeclis.com/viewtopi...
devamını gör...
solak olmanın zorlukları
poligonda atış esnasında yuvadan çıkan kovanın gömleğimin sağ cebine girmesiyle göğsümde sıcaklık hissetmeme ve vurulduğumu zannetmeme neden olmuş olmayan zorluktur.
kabahat bende değil. sağ tarafından kovan atan silahta.
kabahat bende değil. sağ tarafından kovan atan silahta.
devamını gör...
bedevi
bu savaş, bedevi uygarlığının geri dönüşünü hazırlıyor.
bedevi uygarlığı demekle neyi kastediyorum? bahçenizde bir gül varsa ve bu gülün önünden bir bedevi geçse, bedevi gülü koparır ama koklamaz, yemez ve alıp götürmez: yere atar. bir arazide bir çalı ya da bir bitki görse, onu kökünden söker ve atar. çölde bekçisiz bir ev bıraksanız, bedevi önce onun tahtalarını koparıp yakar, sonra evi her defasında biraz daha yıkar, taşlarını teker teker söker. çevremizdeki bu arazinin tamamı vaktiyle yunanlıların ve romalıların mermerden anıtlarıyla doluydu. ne oldu peki? bedeviler onları yaktı, anıtları yakıp kireç elde etti. geriye kalanları da çöl yuttu. bedevinin en iyi müttefiki kumdur: rüzgarların keyfine göre biçimlendirdiği sarı sonsuzluk, göçebelerin arı sütü. afrika'nın bu kıyısının doğal yaşamı: bedevi uygarlığı. sizin uygarlığınız geçicidir yalnızca. firavunlara ait rhakotis'ten başlayarak iskenderiye'nin otuz yüzyıllık tarihine bakacak olursanız, bu sürenin yalnızca on yüzyılının olaylarla geçtiğini zorlukla saptarsınız. geriye kalan süre bembeyazdır, çöldür. örneğin arapların fethinden bu yana, sizin rönesansınıza kadar olup bittiğini bildiğiniz nedir? çok az şey, yedi yüzyıllık sarı kum, bedevi uygarlığı. ve şimdi ben, bu uygarlığın geri gelişini görüyorum.
stratis tsirkas, başıboş kentler 3, iskenderiye
okuduğum en güzel bedevi tanımı olmakla birlikte, her akla gelişinde barbar kelimesinin altını çiziyor zihnimde.
devamını gör...
kopyala yapıştır ile tanım giren yazar
sırf buna özel şikayet seçeneği talep etmeme ve sürecin, sözlük yönetimi tarafından da -sağ olsunlar- beni kırmadan o seçeneğin oraya eklenmesiyle son bulmasına neden olan yazar tipi. evet, alıntılar/intihaller için kullanılan o şikayet seçeneği benim yüzümden orada. pişman değilim *
buna rağmen beni bile "kopyala yapıştırcı" sananlara selam olsun!
buna rağmen beni bile "kopyala yapıştırcı" sananlara selam olsun!
devamını gör...
yazarların yaşama motivasyonu
sürekli kendime "daha başındayım, daha başındayım" diyorum. daha çook zamanım var. hissediyorum, küçücük bir umut var hâlâ içimde, geleceğin daha güzel olacağına inanıyorum.
devamını gör...
sözlüğün yeni haline alışamama sorunsalı
ben aşırı sevdim valla. daha işlevsel.
devamını gör...
washington irving
amerikalı yazar. kısa öyküleriyle bilinir. iyi bir biyografi yazarı olmasının yanı sıra özellikle gotik hikayeler konusunda tartışılmaz bir yeteneği olduğunu düşünüyorum. zaten şüphesiz ününü de bu konuda yapmıştı.
gotik edebiyatı sevdirdiğini söyleyebilirim bana. ayrıca döneminin yazarlarının da gotik edebiyata yönelmesinde öncelik etmiştir ki bu isimler arasında edgar allan poe da vardır. ben alman öğrencinin başından geçen adlı kısa öyküsüyle tanışmıştım onunla. eğer ilgilenen olursa bu kısa yazıyı paylaşabilirim elbette. fakat söylemem gerekiyor: eserleri pek çevrilmemiş ne yazık ki. büyük bir kayıp olarak görülebilir bu. yalnızca uykulu kuytu söylencesi seçme öyküler ve muhammed peygamber biyografisi çevrilmiş. umarım tez zamanda çevrilir diğer eserleri de. çünkü belki de poe, melville gibi yazarları daha kolay duyumsamamızı sağlayacaktır.
gotik edebiyatı sevdirdiğini söyleyebilirim bana. ayrıca döneminin yazarlarının da gotik edebiyata yönelmesinde öncelik etmiştir ki bu isimler arasında edgar allan poe da vardır. ben alman öğrencinin başından geçen adlı kısa öyküsüyle tanışmıştım onunla. eğer ilgilenen olursa bu kısa yazıyı paylaşabilirim elbette. fakat söylemem gerekiyor: eserleri pek çevrilmemiş ne yazık ki. büyük bir kayıp olarak görülebilir bu. yalnızca uykulu kuytu söylencesi seçme öyküler ve muhammed peygamber biyografisi çevrilmiş. umarım tez zamanda çevrilir diğer eserleri de. çünkü belki de poe, melville gibi yazarları daha kolay duyumsamamızı sağlayacaktır.
devamını gör...
yazarların en sevdiği atasözü
keser döner sap döner gün gelir hesap döner.
devamını gör...
saçmalıyorsun demenin farklı yolları
(bkz: salak salak konuşma) aykut elmasın cektiği vine aklıma geldi.
devamını gör...
gandalf
ismin kökenini aldığı gandálfr, eski norsça'da bir cüce ismidir ve "asalı elf" anlamına gelir.
devamını gör...
çay demlemek
sevgili dostlarım of'lu bir yazar kardeşiniz olarak, bizzat deneyimlediğim altın değerinde çay demleme tavsiyelerimi size sunmayı bir borç biliyorum...
-öncelikle çay suyu musluktan doldurulmaz. ne çaydanlığın altına, ne çaydanlığın üstüne musluktan su konulmaz. tamam, gidip kaynak suyu da bulun demiyorum ama biliyorum hepiniz evlerinize damacana su söylüyorsunuz. lütfen çay demlemek için de içme suyu kullanın. tecrübelerime göre damacana sular arasında çaydan en yüksek performansı 'saka su' dan aldım. ikinci olarak tavsiyem 'buzbağ' olacaktır...
-çay seçimi çok önemlidir sevgili dostlarım. bizim kendi çayımız memleketten geldiğinden, bu imkanı olmayanlar için önerebileceğim, çaykur'un online sitesinde yarım kilosu 26₺ ye satılan ''hediyelik rize çayı'' en sevdiğim çaydır. çaykur altınbaş ve tiryaki serisi de güzeldir...
-çayın bulanık olmasını istemiyorsanız şayet, demlemeden önce çayı çok hırpalamadan soğuk suda yıkamanızı tavsiye ederim. aldığınız çay ne kadar kum gibi değil yapraklı olursa o kadar kalitelidir. kum gibi olan toz çay kullanıyorsanız çayınız bulanık olur...
-bakır ve porselen demlik tercih edilmelidir, çayın en güzel lezzetini bu demliklerden alırsınız...
-çay boş demliğe atılıp beklenmez, kavrulur. kavruk çay acı olur. yapmayın. her daim önce su alınır. soğuktan demleyecekseniz bile suyu üstüne boca etmeyin, adı üstünde demlenecek... çayımız yavaş yavaş, kendiliğinden çökecek suyun dibine...
-isteğe göre soğuk yahut sıcak demleme yapılabilir ama lezzet olarak arasında bariz farklar olacaktır. deneyimleyerek hangisini sevdiğinize siz karar verebilirsiniz, lakin soğuktan çay demlemek her daim keyif ehlinin işidir... soğuktan demlenen çay sıcaktan demlenen gibi ocak üstünde kaldıkça acıma yapmaz...
- yok ille de sıcaktan demleyeceğim diyorsanız, kaynayan suyu demliğinize aldıktan sonra, tezgahta yaklaşık 5-6 dakika dinlendirin, biraz soğuduktan sonra çayı katın. kaynar suya çay atmak caiz değildir zira çayı haşlarsınız... koku ve lezzet bakımından çok büyük hata olur... yapmayın...
-sıcaktan demleyeceğiniz çayın sıcak suyunu demliğe alırken, dikkatli bir şekilde, üzerinize sıçratmadan, biraz yüksekten dökerek, suyun havayla temas etmesini sağlayın. bu işlem demlikteki oksijen oranını artıracak, çaya daha fazla lezzet verecektir...
-çay demliğe katılıp kapağı kapandıktan sonra zırt pırt açılıp kontrol edilmez. deneyimleyerek zamanı kestirebilirsiniz. ilk zamanlar için kapağını açmadan, çayı dökerek, renginden anlamaya çalışabilirsiniz. bunun için demliğin hava yapmaması için ilk zamanlarınızda demlik kapağını tam kapamamanız tavsiye olunur...
-yine damak zevkinize göre demlenecek çaya karanfil yahut tomurcuk atabilirsiniz. ben ikisini de severim ama genelde karanfil tercih ederim.
-soğuk sudan demlenen çay için yaklaşık demlik boyutuna göre 52-57 dakika yeterli olacaktır. söylediğim üzere sıcak sudan demlenen çay için yine demlik büyüklüğüne göre 18-24 dakika yeterli olacaktır...
afiyet olsun...*
-öncelikle çay suyu musluktan doldurulmaz. ne çaydanlığın altına, ne çaydanlığın üstüne musluktan su konulmaz. tamam, gidip kaynak suyu da bulun demiyorum ama biliyorum hepiniz evlerinize damacana su söylüyorsunuz. lütfen çay demlemek için de içme suyu kullanın. tecrübelerime göre damacana sular arasında çaydan en yüksek performansı 'saka su' dan aldım. ikinci olarak tavsiyem 'buzbağ' olacaktır...
-çay seçimi çok önemlidir sevgili dostlarım. bizim kendi çayımız memleketten geldiğinden, bu imkanı olmayanlar için önerebileceğim, çaykur'un online sitesinde yarım kilosu 26₺ ye satılan ''hediyelik rize çayı'' en sevdiğim çaydır. çaykur altınbaş ve tiryaki serisi de güzeldir...
-çayın bulanık olmasını istemiyorsanız şayet, demlemeden önce çayı çok hırpalamadan soğuk suda yıkamanızı tavsiye ederim. aldığınız çay ne kadar kum gibi değil yapraklı olursa o kadar kalitelidir. kum gibi olan toz çay kullanıyorsanız çayınız bulanık olur...
-bakır ve porselen demlik tercih edilmelidir, çayın en güzel lezzetini bu demliklerden alırsınız...
-çay boş demliğe atılıp beklenmez, kavrulur. kavruk çay acı olur. yapmayın. her daim önce su alınır. soğuktan demleyecekseniz bile suyu üstüne boca etmeyin, adı üstünde demlenecek... çayımız yavaş yavaş, kendiliğinden çökecek suyun dibine...
-isteğe göre soğuk yahut sıcak demleme yapılabilir ama lezzet olarak arasında bariz farklar olacaktır. deneyimleyerek hangisini sevdiğinize siz karar verebilirsiniz, lakin soğuktan çay demlemek her daim keyif ehlinin işidir... soğuktan demlenen çay sıcaktan demlenen gibi ocak üstünde kaldıkça acıma yapmaz...
- yok ille de sıcaktan demleyeceğim diyorsanız, kaynayan suyu demliğinize aldıktan sonra, tezgahta yaklaşık 5-6 dakika dinlendirin, biraz soğuduktan sonra çayı katın. kaynar suya çay atmak caiz değildir zira çayı haşlarsınız... koku ve lezzet bakımından çok büyük hata olur... yapmayın...
-sıcaktan demleyeceğiniz çayın sıcak suyunu demliğe alırken, dikkatli bir şekilde, üzerinize sıçratmadan, biraz yüksekten dökerek, suyun havayla temas etmesini sağlayın. bu işlem demlikteki oksijen oranını artıracak, çaya daha fazla lezzet verecektir...
-çay demliğe katılıp kapağı kapandıktan sonra zırt pırt açılıp kontrol edilmez. deneyimleyerek zamanı kestirebilirsiniz. ilk zamanlar için kapağını açmadan, çayı dökerek, renginden anlamaya çalışabilirsiniz. bunun için demliğin hava yapmaması için ilk zamanlarınızda demlik kapağını tam kapamamanız tavsiye olunur...
-yine damak zevkinize göre demlenecek çaya karanfil yahut tomurcuk atabilirsiniz. ben ikisini de severim ama genelde karanfil tercih ederim.
-soğuk sudan demlenen çay için yaklaşık demlik boyutuna göre 52-57 dakika yeterli olacaktır. söylediğim üzere sıcak sudan demlenen çay için yine demlik büyüklüğüne göre 18-24 dakika yeterli olacaktır...
afiyet olsun...*
devamını gör...
gregor samsa
bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulan karakterdir kendileri.
devamını gör...
faberge yumurtaları
rusya doğumlu ünlü mücevher tasarımcısı peter carl fabergé tarafından tasarlanan ve 1885-1917 tarihleri arasında üretilen mücevher bezeli yumurtalardır. çarlık rusyasında iktidarda olan romanov ailesine paskalya yumurtası olarak her sene verilmiştir.
1885'te rus çarı iii. alexander eşine hediye etmek üzere, üzeri mücevherlerle bezenmiş bir yumurta sipariş eder. 1894 yılında iii. alexander ölüp yerine son rus çarı olacak olan oğlu ii. nicholas geçincede gelenek sürer, her sene çara en az bir tane yumurta verilir, bu gelenek sadece rus-japon savaşının olduğu 1904 ve 1905 yıllarında bozulur ve bu iki sene paskalya yumurtası çara verilmez, son çar,
verilen yumurtaları annesi ve eşine hediye eder.

yumurtalar o kadar beğenilirki tasarımcısı peter carl fabergé'nin ününe ün katar. bu yumurtalar içerisinde en meşhuru 1913 te yapılan the winter egg dir ; 2002 de katar emirine 9,6 milyon usdye satılmıştır. üzerinde yaklaşık 3.000 tane değerli mücevher olan yumurtanın kabuğunun üzerine buz kristalleri oyulmuş, içine ise baharı temsil eden çiçek buketi konulmuştur:

büyük ekim devriminin olduğu 1917 yılında fabergé iki yumurta üzerinde çalışıyordur ama devrim olup, çar tutuklanınca bu yumurtalar teslim edilemez, fabergé'nin tasarımevi devrimciler tarafından ele geçirilir ve kendisi 1920'de öldüğü isviçre'ye kaçar.
fabergé bu yumurtalardan zengin müşteriler için ayrıca 12 tane daha tasarlamış, ama hiçbiri çarlara yaptığı kadar ünlenmemiştir. 50 yumurtadan 5 tanesinin imha edildiği bilinmekte olup, iki tanesinin nerede olduğu hiç bilinmemektedir, anlayacağınız bu yumurtalardan 43 tanesi hayatta kalmış.
james bond 007 filmlerinden biri olan 1983 yapımı octopussy'de roger moore abimiz bu yumurtalar için açık arttırmaya bile girmiştir:
1885'te rus çarı iii. alexander eşine hediye etmek üzere, üzeri mücevherlerle bezenmiş bir yumurta sipariş eder. 1894 yılında iii. alexander ölüp yerine son rus çarı olacak olan oğlu ii. nicholas geçincede gelenek sürer, her sene çara en az bir tane yumurta verilir, bu gelenek sadece rus-japon savaşının olduğu 1904 ve 1905 yıllarında bozulur ve bu iki sene paskalya yumurtası çara verilmez, son çar,
verilen yumurtaları annesi ve eşine hediye eder.

yumurtalar o kadar beğenilirki tasarımcısı peter carl fabergé'nin ününe ün katar. bu yumurtalar içerisinde en meşhuru 1913 te yapılan the winter egg dir ; 2002 de katar emirine 9,6 milyon usdye satılmıştır. üzerinde yaklaşık 3.000 tane değerli mücevher olan yumurtanın kabuğunun üzerine buz kristalleri oyulmuş, içine ise baharı temsil eden çiçek buketi konulmuştur:

büyük ekim devriminin olduğu 1917 yılında fabergé iki yumurta üzerinde çalışıyordur ama devrim olup, çar tutuklanınca bu yumurtalar teslim edilemez, fabergé'nin tasarımevi devrimciler tarafından ele geçirilir ve kendisi 1920'de öldüğü isviçre'ye kaçar.
fabergé bu yumurtalardan zengin müşteriler için ayrıca 12 tane daha tasarlamış, ama hiçbiri çarlara yaptığı kadar ünlenmemiştir. 50 yumurtadan 5 tanesinin imha edildiği bilinmekte olup, iki tanesinin nerede olduğu hiç bilinmemektedir, anlayacağınız bu yumurtalardan 43 tanesi hayatta kalmış.
james bond 007 filmlerinden biri olan 1983 yapımı octopussy'de roger moore abimiz bu yumurtalar için açık arttırmaya bile girmiştir:
devamını gör...
liserjik asit dietilamid
devamını gör...
bir kedinin öğrenmesi gereken şeyler
insanlığın kedilerden ve hayvanlardan öğrenmesi gereken çok şey var, keşke öğrenseler dünya daha güzel bir yer olur.
devamını gör...


