counter strike 1.6
delikanlı oyundur. şekil şukul skin'ler yoktur, rank derdin yoktur, kimseyi seviyesine göre sınıflamaz, herkes eşittir.
devamını gör...
kızın başörtü takmak istememesi
yalnızca kızın kendisini ilgilendirmesi gerekendir ancak anne babasını geçtim, etrafta bu kadar çok ahlak bekçisi varken zorbalığa maruz kalacağı kesindir maalesef. yine de kendi kararlarını herşeye rağmen verebilmek kişiye güç verir. bu başını açmak ya da kapamak olsun fark etmez.
devamını gör...
küresel ısınma
#100153 şu tanımla ne olduğu tam olarak açıklanmış olaydır.
ama asıl mevzu küresel ısınmanın ne olduğu değil insanların küresel ısınmadan ne anladığı ve ne tür tedbirler almaya hazır olduklarıdır.
küresel ısınma sonucunda buzullar eriyor, iklimler değişmeye başladı, ara mevsimler yok artık, doğa verdiklerini geri almaya kararlı.
peki dünya gezegeninin çok da sakin olmayan sakinleri ne yapıyor buna karşılık? kelimenin tam anlamıyla koca bir hiç. alıştıkları yaşama devam etmekle meşgul ortalama zeka seviyesi ortalama kilosundan düşük olan baskın ırk.
çoğu insana küresel ısınmanın ne kadar büyük bir tehdit olduğunu anlatmaya kalktığında sana neden tehlikeli olmadığını anlatmaya başlıyor. ya da daha kötüsü. umrunda değil. benden sonrası tufancılarla dolu bir dünyanın ne kadar daha hayatta kalacağını düşünüyoruz?
sanki şöyle bir sohbet geçecek dünyanın her yerinde küresel ısınma hakkında, gish gallop her tartışmadan galip çıkar çünkü:
- küresel ısınma dünya üzerindeki yaşamı ciddi şekilde tehdit ediyor.
- ne alakası var! çıkar telefonunu!
ama asıl mevzu küresel ısınmanın ne olduğu değil insanların küresel ısınmadan ne anladığı ve ne tür tedbirler almaya hazır olduklarıdır.
küresel ısınma sonucunda buzullar eriyor, iklimler değişmeye başladı, ara mevsimler yok artık, doğa verdiklerini geri almaya kararlı.
peki dünya gezegeninin çok da sakin olmayan sakinleri ne yapıyor buna karşılık? kelimenin tam anlamıyla koca bir hiç. alıştıkları yaşama devam etmekle meşgul ortalama zeka seviyesi ortalama kilosundan düşük olan baskın ırk.
çoğu insana küresel ısınmanın ne kadar büyük bir tehdit olduğunu anlatmaya kalktığında sana neden tehlikeli olmadığını anlatmaya başlıyor. ya da daha kötüsü. umrunda değil. benden sonrası tufancılarla dolu bir dünyanın ne kadar daha hayatta kalacağını düşünüyoruz?
sanki şöyle bir sohbet geçecek dünyanın her yerinde küresel ısınma hakkında, gish gallop her tartışmadan galip çıkar çünkü:
- küresel ısınma dünya üzerindeki yaşamı ciddi şekilde tehdit ediyor.
- ne alakası var! çıkar telefonunu!
devamını gör...
yusuf atılgan
sustu. konuşmak gereksizdi. bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. biliyordu; anlamazlardı.
aylak adam kitabında böyle demiş yazardır. nefis.
aylak adam kitabında böyle demiş yazardır. nefis.
devamını gör...
they don’t care about us
bir michael jackson şarkısıdır.
ancak adam bir şarkı yaptı. ırkçılıkla suçlandı. hele bir bakalım şu şarkıya ve neler gelmiş michael’in başına?
1995 yılında çıkan politik bir şarkıdır. sözleri, müziği ve klibi, bizim kendini her akşam çamaşır suyuna bastıra bastıra beyazlayan kardeşimize aittir. şunu hemen belirteyim; ben bu şarkıyı çok severim. ancak sözleri ve klibi o dönem çok eleştirildi. anti-seminist olmakla yani yahudi düşmanı olmakla suçlandı. ilk klip, bir çocuk çığlığı ile başlar ve michael jacksonın bir hapishanede olduğu görüntülerdir. bizim siyahtan beyaza dönen kuzenimiz, gelen tepkiler üzerine klibi ve şarkıyı piyasadan kaldırır. 128 milyar dolar* masrafa girerek sözleri ve klibi yeniler.
ha işte burası çokomelli. benim sevdiğim yorum yeni halidir. hani şu klibi brezilyada çekilen. nedeni ise, ritimler efendim. davullar havalarda uçuşur. aslında “yöneten ve yönetilenleri” anlatmaya çalıştığı şarkı bu sefer de brezilya hökömeti tarafından eleştirilir. “len michael! gösterecek başka yer bulamadın mı? fakir mahalleleri çekmişsin hep.” derler.
ah be açık tenli kardeşim, ne çektin bu şarkıdan? adam bozulan imajı düzeltmek için şarkı üstüne şarkı yaptı. black or white bunlardan biridir. bu dert abimizi iyiden iyiye beyazlatır; “yapman! etmen ağalar. şu dünyada ırkçılıkla suçlanacak son kişi benim” dese de nafile.
o dönem çok eleştirildi ama şarkının içinde geçen iki satırı bırakayım şuraya sizlere tanıdık gelecek mi? sanki bugünleri işaret etmiş rahmetli;
i have a wife and two children who love me
i am the victim of police brutality, now...
nefes alamıyorum..... hatırladınız mı?
şarkı adını da çevirip bitirelim;
“bizi umursamıyorlar”
benim çevirim;
“kimse bizi takmiiyiiir.”
adam diyor ki; set me free. daha ne desin garibim?
benim görüşüm mü? yok ulen sözlerde bir ırkçılık. ancak artık bem bi beyaz olan abimizin anlatım şekli biraz farklı diyebiliriz. hepsi bu. şarkı da bu;
edit: sözlük formatına göre tekrar düzenlendi.
ancak adam bir şarkı yaptı. ırkçılıkla suçlandı. hele bir bakalım şu şarkıya ve neler gelmiş michael’in başına?
1995 yılında çıkan politik bir şarkıdır. sözleri, müziği ve klibi, bizim kendini her akşam çamaşır suyuna bastıra bastıra beyazlayan kardeşimize aittir. şunu hemen belirteyim; ben bu şarkıyı çok severim. ancak sözleri ve klibi o dönem çok eleştirildi. anti-seminist olmakla yani yahudi düşmanı olmakla suçlandı. ilk klip, bir çocuk çığlığı ile başlar ve michael jacksonın bir hapishanede olduğu görüntülerdir. bizim siyahtan beyaza dönen kuzenimiz, gelen tepkiler üzerine klibi ve şarkıyı piyasadan kaldırır. 128 milyar dolar* masrafa girerek sözleri ve klibi yeniler.
ha işte burası çokomelli. benim sevdiğim yorum yeni halidir. hani şu klibi brezilyada çekilen. nedeni ise, ritimler efendim. davullar havalarda uçuşur. aslında “yöneten ve yönetilenleri” anlatmaya çalıştığı şarkı bu sefer de brezilya hökömeti tarafından eleştirilir. “len michael! gösterecek başka yer bulamadın mı? fakir mahalleleri çekmişsin hep.” derler.
ah be açık tenli kardeşim, ne çektin bu şarkıdan? adam bozulan imajı düzeltmek için şarkı üstüne şarkı yaptı. black or white bunlardan biridir. bu dert abimizi iyiden iyiye beyazlatır; “yapman! etmen ağalar. şu dünyada ırkçılıkla suçlanacak son kişi benim” dese de nafile.
o dönem çok eleştirildi ama şarkının içinde geçen iki satırı bırakayım şuraya sizlere tanıdık gelecek mi? sanki bugünleri işaret etmiş rahmetli;
i have a wife and two children who love me
i am the victim of police brutality, now...
nefes alamıyorum..... hatırladınız mı?
şarkı adını da çevirip bitirelim;
“bizi umursamıyorlar”
benim çevirim;
“kimse bizi takmiiyiiir.”
adam diyor ki; set me free. daha ne desin garibim?
benim görüşüm mü? yok ulen sözlerde bir ırkçılık. ancak artık bem bi beyaz olan abimizin anlatım şekli biraz farklı diyebiliriz. hepsi bu. şarkı da bu;
edit: sözlük formatına göre tekrar düzenlendi.
devamını gör...
ankara
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının uzmanlık alanları
karnım doysa bile midemin alabileceği kadar yemek yiyebilirim tam anlamıyla boğazıma kadar doldururabilirim midemi
devamını gör...
şaka maka normal sözlük’ün keyifli olması
uzun zamandır yazacağım yer arıyormuşum meğer. iyi sardı. böyle devam eder umarım.
devamını gör...
niğde
üniversitesi olmasaydı adı çok da duyulacak bir şehir değil. patatesi bol olduğu için yapılan yemekler patates seven bir insanı bile soğutacak kadar patatesten. ilçesi olan bor ''geçti bor'un pazarı sür eşeği niğde'ye'' deyimine konum olduğundan niğde'den daha çok bilinir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
canonchet
narragansett kabilesinin reisiydi. ingiliz yerleşimcilerin misyonerlik çalışmaları sonucu, kabilesinden bazılarının hristiyan olup, beyazlar gibi giyinmesine, yaşamasına, ibadet etmesine kızdı ve eğer böyle devam ederse yakında kızılderili dini ve kültürünün yaşanmayacağını, beyazlara benzeyip yok olacaklarını savundu. beyazlar daha fazla güçlenmeden yok edilmelerini yoksa kendilerinin yok olacağını söyledi. kendisine uyan bazı kabilelerle birlikte beyazlara karşı savaşmaya başladılar. birçok kasabayı yoketselerde, başta reis uncas gibi hainlerin kabileleri ingilizlere destek verince yenildiler.
ingilizlerle barış yapacağına dair söz vermesi karşılığında af edileceği söylendi ama reis canonchet bunu reddetti. sonunda ingilizler tarafından idam cezası verildiğinde "kalbim yumuşamadan, ve bana layık olmayan bir söz söylemeden öleceğim için sevinçliyim" dedi. 1676'da idam edildi.
ingilizlerle barış yapacağına dair söz vermesi karşılığında af edileceği söylendi ama reis canonchet bunu reddetti. sonunda ingilizler tarafından idam cezası verildiğinde "kalbim yumuşamadan, ve bana layık olmayan bir söz söylemeden öleceğim için sevinçliyim" dedi. 1676'da idam edildi.
devamını gör...
saç kestirmek
insanın kendini iyi hissetmesini sağlayan bir eylemdir. saçlarımı kestirince, berberden ilk çıktığım an kendimi çok yakışıklı hissederim ama öyle böyle yakışıklı değil adeta bir tom hardy. aynayla ya da görüntüyü yansıtan herhangi bir yüzeyle göz göze gelene kadar da bu yanılsama devam eder. ve ben tam dokuz sene kuran kursuna gittim.
haydi bakalım! saç kestirmek olan başlığa güzel güzel tanım yazmaya başlamışken konu nereden gelmiş olabilir güllü yasin kitabına.
demek ki çocukluk travmalarının yazarı insanolunbiraz’ın bu konuda da bir travması var. çünkü yazar kendinden, başka birisi gibi bahsetmeye bayılıyor ve size daha önce dolmalık biber, balon, saman balyası ve yalak travmalarını anlattı. ve elbette hayır benim güzel yazar kardeşim travmalarımı kullanarak kendimi acındırmıyorum. ya da öyle yapıyorum ama bunun dile getirilmesi de bende yeni travmaya neden olabilir.
o zaman hikayeye başlayalım. benim canım annemin, beni peygamber yapmak için uğraştığını düşündüğüm dönemlerdi. yazları önce bir şehirde kuran kursuna gidip sonra tatil için memlekete gittiğimizde oradaki kuran kursuna baştan başlayarak islamın şartlarını imanın şartlarıyla karıştırmama çabası içinde çift dikiş bir din eğitimi aldım. 9 sen boyunca ikişer seferden 18 dönem kuran kursunda zaman geçirince artık her alev almış çalının benimle konuştuğunu, geçtiğim her köprünün sırat olduğunu, yediğim her tokattan sonra diğer yanağımı çevirmem gerektiğini ve gönlümü put sanıp kıranlara kinlenmem gerektiğini hissediyordum.
yine pırıl pırıl memleketimde ışıl ışıl bir yaz günü kolumun altında güllü yasin kitabı ile kuran kursuna gitmiştim o gün kardeşimle birlikte. saçlarım ise o zamanlar deliler gibi hayran olduğum tsubasa’nın saçları gibiydi. kendimi allah diyen japon gibi hissetsem de kuran kursuna gitmekle ilgili bir sıkıntım yoktu.
çok sıcak bir gün olduğun için camide sürekli terliyorduk. kardeşim sübhaneke’de bile zorlandığı için fazladan bir çaba sarf etmek zorunda kalıyordu. ben de kuran’a geçmek üzere olduğum için ilahi bir sorumluluk duygusu ile üzerimde bir baskı hissediyordum.
öğlene kadar süren kuran kursu bitince caminin yeni gelmiş olan imamı kardeşim ve bana beklememizi söyledi. herkes çıktıktan sonra da bizi ellerimizden tutup caminin karşısında bulunan berbere götürdü. berber amca ölmeyi ağırdan alan bir insandı ve geleneklerine bağlı olduğu için de saça girişmeden önce makasa tükürürdü.
berber kişisi saçlarımızı azim ve ihtirasla kesip kafalarımızı ucuz plastik top görüntüsüne getirecek bir sanatsallık sergiledikten sonra imam efendi yüzünde sevap kazanmış insan gülüşü ile bize baktı uzun uzun. nuri alço’nun hışmına uğramış küçük emrah görüntümüz yüzünden bize iyilik yapıp hayrına saçlarımızı kestirmek istemiş meğer imam kardeşimiz.
benim heel lifting cyclone hareketini daha iyi yapabilmek için uzattığım canım saçlarım bir sevap kazanma çabasına kurban gitmiş oldu böylelikle. sorunun asıl büyük ve can yakan tarafı ise o akşam dayımın düğününün olmasıydı. düğüne saçlarını savura savura giden tsubasa olacakken beden dersinden sonra sınıfa kafasından buhar çıkarak giren üç numara tıraşlı samet’e dönmüştüm.
düğünde bir köşede oturup kardeşimle birlikte izledik eğlenen insanları. herkes eğlenirken biz kendimizi kemalettin tuğcu romanında gibi hissediyorduk. imama sonra ne oldu bilmiyorum, annemden sağlam bir fırça yemiş olması dışında.
demem o ki saç kestirmek insanı mutlu eden bir eylemdir; eğer kendi isteğinizle yapıyorsanız ve akşama dayınızın düğünü yoksa .
haydi bakalım! saç kestirmek olan başlığa güzel güzel tanım yazmaya başlamışken konu nereden gelmiş olabilir güllü yasin kitabına.
demek ki çocukluk travmalarının yazarı insanolunbiraz’ın bu konuda da bir travması var. çünkü yazar kendinden, başka birisi gibi bahsetmeye bayılıyor ve size daha önce dolmalık biber, balon, saman balyası ve yalak travmalarını anlattı. ve elbette hayır benim güzel yazar kardeşim travmalarımı kullanarak kendimi acındırmıyorum. ya da öyle yapıyorum ama bunun dile getirilmesi de bende yeni travmaya neden olabilir.
o zaman hikayeye başlayalım. benim canım annemin, beni peygamber yapmak için uğraştığını düşündüğüm dönemlerdi. yazları önce bir şehirde kuran kursuna gidip sonra tatil için memlekete gittiğimizde oradaki kuran kursuna baştan başlayarak islamın şartlarını imanın şartlarıyla karıştırmama çabası içinde çift dikiş bir din eğitimi aldım. 9 sen boyunca ikişer seferden 18 dönem kuran kursunda zaman geçirince artık her alev almış çalının benimle konuştuğunu, geçtiğim her köprünün sırat olduğunu, yediğim her tokattan sonra diğer yanağımı çevirmem gerektiğini ve gönlümü put sanıp kıranlara kinlenmem gerektiğini hissediyordum.
yine pırıl pırıl memleketimde ışıl ışıl bir yaz günü kolumun altında güllü yasin kitabı ile kuran kursuna gitmiştim o gün kardeşimle birlikte. saçlarım ise o zamanlar deliler gibi hayran olduğum tsubasa’nın saçları gibiydi. kendimi allah diyen japon gibi hissetsem de kuran kursuna gitmekle ilgili bir sıkıntım yoktu.
çok sıcak bir gün olduğun için camide sürekli terliyorduk. kardeşim sübhaneke’de bile zorlandığı için fazladan bir çaba sarf etmek zorunda kalıyordu. ben de kuran’a geçmek üzere olduğum için ilahi bir sorumluluk duygusu ile üzerimde bir baskı hissediyordum.
öğlene kadar süren kuran kursu bitince caminin yeni gelmiş olan imamı kardeşim ve bana beklememizi söyledi. herkes çıktıktan sonra da bizi ellerimizden tutup caminin karşısında bulunan berbere götürdü. berber amca ölmeyi ağırdan alan bir insandı ve geleneklerine bağlı olduğu için de saça girişmeden önce makasa tükürürdü.
berber kişisi saçlarımızı azim ve ihtirasla kesip kafalarımızı ucuz plastik top görüntüsüne getirecek bir sanatsallık sergiledikten sonra imam efendi yüzünde sevap kazanmış insan gülüşü ile bize baktı uzun uzun. nuri alço’nun hışmına uğramış küçük emrah görüntümüz yüzünden bize iyilik yapıp hayrına saçlarımızı kestirmek istemiş meğer imam kardeşimiz.
benim heel lifting cyclone hareketini daha iyi yapabilmek için uzattığım canım saçlarım bir sevap kazanma çabasına kurban gitmiş oldu böylelikle. sorunun asıl büyük ve can yakan tarafı ise o akşam dayımın düğününün olmasıydı. düğüne saçlarını savura savura giden tsubasa olacakken beden dersinden sonra sınıfa kafasından buhar çıkarak giren üç numara tıraşlı samet’e dönmüştüm.
düğünde bir köşede oturup kardeşimle birlikte izledik eğlenen insanları. herkes eğlenirken biz kendimizi kemalettin tuğcu romanında gibi hissediyorduk. imama sonra ne oldu bilmiyorum, annemden sağlam bir fırça yemiş olması dışında.
demem o ki saç kestirmek insanı mutlu eden bir eylemdir; eğer kendi isteğinizle yapıyorsanız ve akşama dayınızın düğünü yoksa .
devamını gör...
ünlü olma şansınız olsa hangi yolla ünlü olurdunuz sorunsalı
voleybolcu kimliğimle.
türkiye kadın millî voleybol maçlarında dışarı kaçan topları toplamışlığım var iki/üç sene üst üste..
hayalim hep o sahada olmak olmuştur...
türkiye kadın millî voleybol maçlarında dışarı kaçan topları toplamışlığım var iki/üç sene üst üste..
hayalim hep o sahada olmak olmuştur...
devamını gör...
kurt sorunu nasıl çözülür sorunsalı
akıllıca açılmış, ekmeğinde yolunda başlık. efendim daha fazla köpek ile çözülebilir. daha fazla çoban istihdam edilerek çözülebilir. kurtlar çok acıktıkları zaman doğaları gereği gözleri hiçbirşeyi görmez, sürü halinde hareket ederlerse öyle iki kangalla falan baş edemezsiniz.
devamını gör...
geceye bir türk sanat müziği şarkısı bırak
göksel-sevil neşelen.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ilk aşkları için yaptıkları
ilk okuldaydık ve tam bir hıyar gibi gidip manzara resmi çizmiştim kıza vermek için.
zaten çok yetenekli de değilimdir ne diye resim çizdiysem o da ayrı bir konu.
sonra sınıfın en karizmatik velet i birol gelip resmi elimden alıp yırtmıştı.
bir de sevdiğim kızda dahil bütün sınıf dalga geçmişleri, gülmüşlerdi, hor görmüşlerdi.
haksız da sayılmazlardı gerçi. resim ne alaka.
pandemi öncesi gördüm birolu kızılayda, tanıdık birbirimizi, oturup iki çay içip lafladık.
kafa adammış.
zaten çok yetenekli de değilimdir ne diye resim çizdiysem o da ayrı bir konu.
sonra sınıfın en karizmatik velet i birol gelip resmi elimden alıp yırtmıştı.
bir de sevdiğim kızda dahil bütün sınıf dalga geçmişleri, gülmüşlerdi, hor görmüşlerdi.
haksız da sayılmazlardı gerçi. resim ne alaka.
pandemi öncesi gördüm birolu kızılayda, tanıdık birbirimizi, oturup iki çay içip lafladık.
kafa adammış.
devamını gör...
dünyanın en korkunç hastalığı
birey için mi toplum için mi diye düşündüren başlık.
devamını gör...
yaşadığın hayattan mutlu musun sorunsalı
mutluyum. aslında büyük bir sınav stresi yaşıyorum, pandemi yüzünden herkesin olduğu gibi benim de sağlığım tehlikede, her insan gibi dert ettiğim şeylerim de var kendimce ama ben her şeye rağmen mutluyum . hem mutlu olduğunuza inanmazsanız nasıl geçer bu hayat? herkes mutluluğu arıyor hayatında, haklılar da ama bu kadar çok istiyorsak eğer bi şekilde mutlu olmalıyız. çevrenizdeki insanlar sizi sevmiyor olabilir, çok ciddi sağlık sorunlarınız olabilir, aileniz akrabalarınız tarafından bile sevilmiyor olabilirsiniz ama her şeye rağmen yaşıyorsunuz ve yaşayacaksınız da bu hayatı o yüzden madem yaşıyorum madem her gün bana yeni bir şans, yeni bir nefes hakkı veriliyor o zaman ben de onu hak etmeyelim diyin kendinize. mutlu olun, mutluluğu siz yaratın.
devamını gör...
doğum gününü yalnız geçirmek
yazın doğanların küçüklük travmasıdır.
devamını gör...


