aldanırım
başlığı okur okumaz, yaşar'ın söyleyişini kulağımda hissettiğim çok güzel bir şarkı. gece gece dilime doladınız teşekkürler
devamını gör...
21 şubat 2021 fenerbahçe göztepe maçı
halil akbunar, her büyük takım maçında olduğu gibi bu maçta da araya bir gol sıkıştırmayı başardı.
an itibariyle göztepe'nin önde götürdüğü fakat fenerbahçe'nin rakip sahada oynadığı maç.
ikinci yarı neler olur bilinmez, her sonuca gebe bir maç olacağı kesin.
iyi olan kazansın diyelim.
an itibariyle göztepe'nin önde götürdüğü fakat fenerbahçe'nin rakip sahada oynadığı maç.
ikinci yarı neler olur bilinmez, her sonuca gebe bir maç olacağı kesin.
iyi olan kazansın diyelim.
devamını gör...
sarhoşken yapılan saçmalıklar
her başıma geldiğinde ayıldığım zaman arkadaşlarım tarafından anlatıldığına göre ''özür dileriiiiğğğğüğğm'' diye ağladığım saçmalıktır.
ne için ve kimden özür dilediğim hala merak konusu.
ne için ve kimden özür dilediğim hala merak konusu.
devamını gör...
çocukların yarattığı kelimeler
(bkz: jandarcam)
bundan üç yıl kadar önce arkadaşımın ailesi ile bir yolculuğa çıktık. oğlu henüz ben merkezci dönemde olduğu için ısrarla her şeye itiraz ediyor ve hep kendisinin istediği olsun istiyor.
araba hareket halindeyken kemerini çıkarınca annesi
"kemerini çıkarma tehlikeli" diyor, o "hayır çıkaracağım" diyor.
annesi "üzerindeki hırkayı çıkaralım sıcak oldu" diyor, o "hayır benim hırkam çıkarmam" diyor,
annesi "acıktıysan bu krakerlerden vereyim" diyor, "benim krakerim o vermem diyor" gibi gibi.
anlayacağınız tam sevilesi çocuk tipi.*
her neyse yolculuk devam ederken (can diyelim) can çocuk koltuğunun kemerini çözdü ve ön tarafa meyletti. bu sırada yan tarafta trafik kontrolü yapan jandarmalar vardı,
annesi yeniden "can bak otur yerine, jandarma var görmüyor musun?"
gelen cevap "jandarcam işte jandarcam, hiçbir şeyi yaptırmıyorsun, jandarcam."*
bundan üç yıl kadar önce arkadaşımın ailesi ile bir yolculuğa çıktık. oğlu henüz ben merkezci dönemde olduğu için ısrarla her şeye itiraz ediyor ve hep kendisinin istediği olsun istiyor.
araba hareket halindeyken kemerini çıkarınca annesi
"kemerini çıkarma tehlikeli" diyor, o "hayır çıkaracağım" diyor.
annesi "üzerindeki hırkayı çıkaralım sıcak oldu" diyor, o "hayır benim hırkam çıkarmam" diyor,
annesi "acıktıysan bu krakerlerden vereyim" diyor, "benim krakerim o vermem diyor" gibi gibi.
anlayacağınız tam sevilesi çocuk tipi.*
her neyse yolculuk devam ederken (can diyelim) can çocuk koltuğunun kemerini çözdü ve ön tarafa meyletti. bu sırada yan tarafta trafik kontrolü yapan jandarmalar vardı,
annesi yeniden "can bak otur yerine, jandarma var görmüyor musun?"
gelen cevap "jandarcam işte jandarcam, hiçbir şeyi yaptırmıyorsun, jandarcam."*
devamını gör...
duyulunca mutlu eden sözler
sen mükemmel bir insansın..
kadın değil insan.. bundan daha öte beni mutlu edecek bir cümle yok..
kadın değil insan.. bundan daha öte beni mutlu edecek bir cümle yok..
devamını gör...
whataboutism
faşizm konuşma yasağı değil söyleme mecburiyetidir ile omuz omuza giden, karşıdakinin fikrini öğrenmekten çok karşı tarafa istenilen şeyi söyletme çabasının moda olmuş tabiri.
“onlara bunları dedin de şunlara niye bunları diyemiyorsun/ peki ya bunlara ne diyeceksin...” örneğinde olduğu gibi.
“onlara bunları dedin de şunlara niye bunları diyemiyorsun/ peki ya bunlara ne diyeceksin...” örneğinde olduğu gibi.
devamını gör...
dimyat
mısır'da nil nehri deltasında bulunan pirinci ile meşhur bir liman şehridir.
devamını gör...
çocukken sahip olunan yanlış bakış açıları
herkesi iyi sanmak..
devamını gör...
supernatural
yıl 2007,bilgisayar evimize yeni giriş yapmış ''internetin varlığından bile bir haberiz'' oynanan oyunlar sims, nfs, gta yani kısacası xxx yaz 999a gönder tuttuğun takımın bayrağı cebine gelsin zamanları.. köşe başında cd ci can abimiz var gider korku filmi kiralarız hafta da bir.. yaş 10-11. bir gün kuzenle gider ve ekleriz 'can abi biz filmlerden sıkıldık ama korkunç bişey izlemek istiyoruz' sonuç olarak ilk sezonu yeni çekilmiş bir diziyi dvd ye doldurup verdi can abimiz. ilk sezon o yaz iki günde bitmişti. sonrasında internetle tanıştık ve jared ile jensen bizi büyüttü,yıl 2016 hala yeni perşembeleri bekliyoruz ..
dememden 4 yıl sonra.. final bölümüne 1 kala bu başlığı güncele taşımak.
spoilersız bir entry bırakıyorum, bitiş için pozisyon aldık bekliyoruz.
dememden 4 yıl sonra.. final bölümüne 1 kala bu başlığı güncele taşımak.
spoilersız bir entry bırakıyorum, bitiş için pozisyon aldık bekliyoruz.
devamını gör...
gergin hissettirecek her şeyden kaçıp saklanmak
içinde yaşadığınız o pembe balon er geç bir gün patlıyor ve gerçek dünyayla karşı karşıya kalıyorsunuz. alışmak en iyisi. iyi de var kötü de var hayatta.
devamını gör...
büyümek
zamandan ziyade yaşananlarla büyüyor insan.
devamını gör...
dna
dna ilk olarak 1869 yılında friedrich miescher tarafından keşfedilmiştir fakat uzun yıllar işlevi çözülememiştir.
dna'nın yapısının keşfi önemlidir, james watson ve francis crick, 1953 yılında dna’nın ikili sarmal yapısını ortaya çıkararak nobel ödülü'ne layık görülmüştür fakat bu başarıya ulaşırken bazı etik olmayan davranışlar içerisine girmişlerdir.
öncelikle, dna'nın kraliçesi/ dna'nın gizli kahramanı olarak adlandırılan genç bilim insanı rosalind franklin, x ışını kırınımını kullanarak dna'yı fotoğraflamış ve devrim niteliğinde bir işe imza atmıştır. meslektaşı maurice wilkins, dna'nın yapısını gösteren 51 numaralı fotoğrafı franklin’in bilgisi olmadan james watson ve francis crick’e göstermiştir ve bu fotoğraf sayesinde ikili, dna'nın gerçek yapısını çözebilmiştir.
ne yazık ki hayat adil olmuyor ve her zaman hak edene, hak ettiği değeri vermiyor. franklin'in fotoğrafı çok önemli bir role sahip olsa da, ödül watson ve crick'e veriliyor ve zaten ödül verilmeden önce franklin hayatını kaybediyor. eğer hayatını kaybetmeseydi nobel ödülü alır mıydı diye akıllarda soru işareti kalmasın çünkü hem o dönemde kadın bilim insanları fazla ön plana çıkartılmıyordu hem de bu ikili, çalışmalarına öncülük eden kişi olarak franklin'den öte kendilerine fotoğrafı gösteren maurice wilkins'in adını anmışlardı.
dna'nın yapısının keşfi önemlidir, james watson ve francis crick, 1953 yılında dna’nın ikili sarmal yapısını ortaya çıkararak nobel ödülü'ne layık görülmüştür fakat bu başarıya ulaşırken bazı etik olmayan davranışlar içerisine girmişlerdir.
öncelikle, dna'nın kraliçesi/ dna'nın gizli kahramanı olarak adlandırılan genç bilim insanı rosalind franklin, x ışını kırınımını kullanarak dna'yı fotoğraflamış ve devrim niteliğinde bir işe imza atmıştır. meslektaşı maurice wilkins, dna'nın yapısını gösteren 51 numaralı fotoğrafı franklin’in bilgisi olmadan james watson ve francis crick’e göstermiştir ve bu fotoğraf sayesinde ikili, dna'nın gerçek yapısını çözebilmiştir.
ne yazık ki hayat adil olmuyor ve her zaman hak edene, hak ettiği değeri vermiyor. franklin'in fotoğrafı çok önemli bir role sahip olsa da, ödül watson ve crick'e veriliyor ve zaten ödül verilmeden önce franklin hayatını kaybediyor. eğer hayatını kaybetmeseydi nobel ödülü alır mıydı diye akıllarda soru işareti kalmasın çünkü hem o dönemde kadın bilim insanları fazla ön plana çıkartılmıyordu hem de bu ikili, çalışmalarına öncülük eden kişi olarak franklin'den öte kendilerine fotoğrafı gösteren maurice wilkins'in adını anmışlardı.
devamını gör...
yaşam süresini kısaltan bir şey
kimsesizlik ve yalnızlıktır kesinlikle, boşa geçen bir ömür çarçabuk biter ve sonlandığında geriye dönüp bakıldığında koca bir hiçlik görülür.
devamını gör...
fakirlik belirten detaylar
çalışma hayatına yeni başlamışım. amerikalı partneri ile birlikte gelecek bir adamla bir anlaşma yapılacak. patron dedi ki: "yavrum bu görüşme sende. herşey hazır, iki gırgır yap imza al gel. "
konuştuk maçka civarlarında lüks bir italyan restoranına gittik. açım çok. menüye baktım, hiç bir yemekle alakalı fikrim yok. trotelli frapolli arotti furutti.... gibi bir şey seçtim. ismi bu kadar uzunsa dolu doludur dedim.
adam elinde tencere gibi porselen bir tabakla geldi. yuh demeye kalmadan içine bir baktım ki tamamen suyun içinde dört adet makarna mı mantı tanesi mi belli olmayan şey yüzer halde. sadece çatal var ehehe suyunu da içemeyeceğiz yani.
iş bitti. dönerken ara bir yerde durdum. yarım tavuk döner, ardından da pislik sosisli. ohh dedim asıl zenginlik bu.
konuştuk maçka civarlarında lüks bir italyan restoranına gittik. açım çok. menüye baktım, hiç bir yemekle alakalı fikrim yok. trotelli frapolli arotti furutti.... gibi bir şey seçtim. ismi bu kadar uzunsa dolu doludur dedim.
adam elinde tencere gibi porselen bir tabakla geldi. yuh demeye kalmadan içine bir baktım ki tamamen suyun içinde dört adet makarna mı mantı tanesi mi belli olmayan şey yüzer halde. sadece çatal var ehehe suyunu da içemeyeceğiz yani.
iş bitti. dönerken ara bir yerde durdum. yarım tavuk döner, ardından da pislik sosisli. ohh dedim asıl zenginlik bu.
devamını gör...
once upon a time in hollywood
yine tarantino klişeleri ile dolu bir film. ayaklar, alternatif sonlar, özgüven dolu kötü adamlar.
totalde beğendiğim ama birkaç sahnesinin beni rahatsız ettiği bir film. bruce lee ile olan sahnede sanki amerika çine karşı dövüşüyor. gereksiz ve hikayenin gidişatıyla ilgisi olmayan bir hikaye. bruce lee özellikle pısırık gösterilmiş gibi. brad pitt'in canlandırdığı `cliff booth` karakteri abd' nin vücut bulmuş hali gibi, abd bir insan olsa aha da bu filmdeki bu karakter derim. hareketleri kaba saba tavırları soğuk, kanlı öldürme sahneleri. bu arada brad pitt de çok yaşlanmış görünce üzüldüm gençlik aşkımız ne hale gelmiş.
değinmeden geçemeyeceğimiz bir sharon tate meselesi var. bana göre fazla romantik gösterilmiş. filmin köşe kırlenti gibi duruyor orda. tamam çok güzel bir kadın ama bu özelliği dışında da oyunculuğa olan tutkusu ile işlenen bir karakter olaydı keşke. margorat robbie'nin de karaktere bürünenemediği fikrindeyim. son bir kaç filmdir hep çılgın uçarı kız rolleriyle esip gürleyen margorat robbie, sharon tate olamamış. yavan ve basit durmuş. bakışları boş, çakma bir tatlı kız olmuş. onun dışındaki diğer karekterlerin iyi oynandığı fikrindeyim. rick dalton karakteri ile leonardo di caprio esip gürlemiş.
totalde beğendiğim ama birkaç sahnesinin beni rahatsız ettiği bir film. bruce lee ile olan sahnede sanki amerika çine karşı dövüşüyor. gereksiz ve hikayenin gidişatıyla ilgisi olmayan bir hikaye. bruce lee özellikle pısırık gösterilmiş gibi. brad pitt'in canlandırdığı `cliff booth` karakteri abd' nin vücut bulmuş hali gibi, abd bir insan olsa aha da bu filmdeki bu karakter derim. hareketleri kaba saba tavırları soğuk, kanlı öldürme sahneleri. bu arada brad pitt de çok yaşlanmış görünce üzüldüm gençlik aşkımız ne hale gelmiş.
değinmeden geçemeyeceğimiz bir sharon tate meselesi var. bana göre fazla romantik gösterilmiş. filmin köşe kırlenti gibi duruyor orda. tamam çok güzel bir kadın ama bu özelliği dışında da oyunculuğa olan tutkusu ile işlenen bir karakter olaydı keşke. margorat robbie'nin de karaktere bürünenemediği fikrindeyim. son bir kaç filmdir hep çılgın uçarı kız rolleriyle esip gürleyen margorat robbie, sharon tate olamamış. yavan ve basit durmuş. bakışları boş, çakma bir tatlı kız olmuş. onun dışındaki diğer karekterlerin iyi oynandığı fikrindeyim. rick dalton karakteri ile leonardo di caprio esip gürlemiş.
devamını gör...
yks 2021
pandemi döneminde sınava hazırlanmak gerçekten zor. bu sistemde eğitim ayrı zor, bu dönemde bi ayrı zor. parası olan tuttu özel hocaları gönderdi çocuğunu mis. ben ona bir şey demiyorum, göndersin,bahane de etmiyorum ama haksızlık var. bu haksızlık da geleceği mahvediyor. evde interneti olmayan kişiler var bu ülkede. sadece televizyonu olup ondan bir şeyler öğreneceğiz diye çabalayan öğrenciler var. umrunda değil sistemin. nasıl yaparlarsa yapsınlar. yapamazlarsa da ne yapayım, ben iyiyim nasıl olsa kafasında. iki buçuk milyonun üzerinde sınav adayı var, nasıl olacak bilmiyorum. 2 üniversite bitirmiş evde iş arayan kişiler biliyorum, onun kadar eğitimi olmayanlar da hak etmediği konumda. nasıl mı? torpil. sistem artık amca, dayıya dönmüş. ata'mızın şu sözü aklıma geliyor :"ümidim gençliktedir." acaba onların ümidi neyde merak ediyorum. gençlik yolsuzluklarına taş koyacak, bu lanet sisteme boyun eğmeyeceğini, her şeyin farkında olduklarını bildikleri için burdan vurmaya çalışıyorlar. nereye kadar hadi bakalım. kedi balı her zaman yemez, bunu unutmuşlar. allah yardımcımız olsun.
devamını gör...
türk kahvesi
filtre kahve gibi yapmasını da içmesini de çok ama çok sevdiğim kahvedir.
şunu da eklemeden geçmek istemiyorum açıkçası: türk kahvesi türkiye’de üretildiği için ‘’türk kahvesi’’ adını almamış, yapılış tarzından dolayı ‘’türk kahvesi’’ ismini almış.
şimdi efendim her kahvenin tadı tabii ki aynı olmuyor, galiba çekirdek özelliklerine bağlı bu durum. neyse ben o kadar anlama çekirdekmiş, aromaymış falan ama illaki bir damak tadımız da var. her kahve aynı tadı bırakmıyor her insanda olduğu gibi bende de…
şu yaşıma kadar çok fazla türk kahvesi markası denemedim açıkçası ama denediklerim için yapacağım yorumlar şöyle:
kurukahveci mehmet efendi’nin mağazalarından aldığım kahvenin tadı bence gayet güzel lakin biraz acımsı bir tadı var. belki de benim yapma tarzımdan dolayı oluyor diyeceğim ama diğer kahveleri de aynı şekilde yapıyorum ve bu kadar acı olmuyor.
yine kurukahveci mehmet efendi’ye ait paketli türk kahvesi ise taze olmadığı için bence oldukça kötü bir tada sahip. acımsılığı var ancak mevzu acı olup olmaması değil, tadı. çok değişik bir tadı var.
kahve dünyası’nın paketli türk kahvesi ise kurukahveci mehmet efendi’nin paketli türk kahvesine oranla daha güzel bir tada sahip ancak tabii ki taze çekilmiş türk kahvesi gibi değil.
şimdi gelelim en sevdiğim türk kahvesine. artuk bey kahve kuruyemiş mağazalarının türk kahvesi benim en sevdiğim türk kahvesidir. tadı da içimi de oldukça yumuşak ve mağazalarından direkt gözünüzün önünde taze taze çekiyorlar aynı kurukahveci mehmet efendi gibi. ama tadı dediğim gibi kurukahveci mehmet efendi’nin kahvesine oranla çok daha yumuşak ve lezzetli.
neyse bu kadar yorumlama, vedat milor’luk yeter. biraz da yapılışını anlatayım.
malzemeler:
iki çay kaşığı türk kahvesi
bir buçuk kahve fincanı ılık veya soğuk su
isteğe bağlı olarak şeker veya tatlandırıcı
yapılışı:
öncelikle cezvemize iki çay kaşığı kahvemizi koyuyoruz.
ardından soğuk veya ılık suyu ekliyoruz. burası çok önemli sevgili yazarlar. su sıcak olmamalı kesinlikle.
ardından eğer kullanıyorsak şeker veya tatlandırıcıyı ekliyoruz. burası da çok önemli. önce kahve, sonra su ve en sonda da şeker veya tatlandırıcı. bu sıralamayı tük kahvesi yaparken aklınızdan çıkarmayın.
daha sonra bu malzemeleri türk kahvesi suyun içinde eriyinceye kadar karıştırıyoruz ve ocağın üstüne koyuyoruz. yani ocağın üstüne koymadan önce de karıştırmamız gerekiyor hem de iyice.
ocağın üstüne koyduktan sonra da bir dakika kadar karıştırıyoruz ve kahvemizin pişmesini bekliyoruz.
kahvemiz taşmaya başlayınca köpüğünü bardağımıza koyuyoruz. daha saonra bir taşma daha olunca bardağımızın yarısına kadarını dolduruyoruz ve yine pilmeye bırakıyoruz. yine taşına bu sefer kalan tüm kahveyi bardağımıza boşaltıyoruz.
kahvemiz hazır.
afiyet olsun.
şunu da eklemeden geçmek istemiyorum açıkçası: türk kahvesi türkiye’de üretildiği için ‘’türk kahvesi’’ adını almamış, yapılış tarzından dolayı ‘’türk kahvesi’’ ismini almış.
şimdi efendim her kahvenin tadı tabii ki aynı olmuyor, galiba çekirdek özelliklerine bağlı bu durum. neyse ben o kadar anlama çekirdekmiş, aromaymış falan ama illaki bir damak tadımız da var. her kahve aynı tadı bırakmıyor her insanda olduğu gibi bende de…
şu yaşıma kadar çok fazla türk kahvesi markası denemedim açıkçası ama denediklerim için yapacağım yorumlar şöyle:
kurukahveci mehmet efendi’nin mağazalarından aldığım kahvenin tadı bence gayet güzel lakin biraz acımsı bir tadı var. belki de benim yapma tarzımdan dolayı oluyor diyeceğim ama diğer kahveleri de aynı şekilde yapıyorum ve bu kadar acı olmuyor.
yine kurukahveci mehmet efendi’ye ait paketli türk kahvesi ise taze olmadığı için bence oldukça kötü bir tada sahip. acımsılığı var ancak mevzu acı olup olmaması değil, tadı. çok değişik bir tadı var.
kahve dünyası’nın paketli türk kahvesi ise kurukahveci mehmet efendi’nin paketli türk kahvesine oranla daha güzel bir tada sahip ancak tabii ki taze çekilmiş türk kahvesi gibi değil.
şimdi gelelim en sevdiğim türk kahvesine. artuk bey kahve kuruyemiş mağazalarının türk kahvesi benim en sevdiğim türk kahvesidir. tadı da içimi de oldukça yumuşak ve mağazalarından direkt gözünüzün önünde taze taze çekiyorlar aynı kurukahveci mehmet efendi gibi. ama tadı dediğim gibi kurukahveci mehmet efendi’nin kahvesine oranla çok daha yumuşak ve lezzetli.
neyse bu kadar yorumlama, vedat milor’luk yeter. biraz da yapılışını anlatayım.
malzemeler:
iki çay kaşığı türk kahvesi
bir buçuk kahve fincanı ılık veya soğuk su
isteğe bağlı olarak şeker veya tatlandırıcı
yapılışı:
öncelikle cezvemize iki çay kaşığı kahvemizi koyuyoruz.
ardından soğuk veya ılık suyu ekliyoruz. burası çok önemli sevgili yazarlar. su sıcak olmamalı kesinlikle.
ardından eğer kullanıyorsak şeker veya tatlandırıcıyı ekliyoruz. burası da çok önemli. önce kahve, sonra su ve en sonda da şeker veya tatlandırıcı. bu sıralamayı tük kahvesi yaparken aklınızdan çıkarmayın.
daha sonra bu malzemeleri türk kahvesi suyun içinde eriyinceye kadar karıştırıyoruz ve ocağın üstüne koyuyoruz. yani ocağın üstüne koymadan önce de karıştırmamız gerekiyor hem de iyice.
ocağın üstüne koyduktan sonra da bir dakika kadar karıştırıyoruz ve kahvemizin pişmesini bekliyoruz.
kahvemiz taşmaya başlayınca köpüğünü bardağımıza koyuyoruz. daha saonra bir taşma daha olunca bardağımızın yarısına kadarını dolduruyoruz ve yine pilmeye bırakıyoruz. yine taşına bu sefer kalan tüm kahveyi bardağımıza boşaltıyoruz.
kahvemiz hazır.
afiyet olsun.
devamını gör...
yataktan çıkmamak
kardeşim olan zat-ı muhteremin sahip olduğu kötü bir alışkanlık, hatta kanser sebebi.
devamını gör...

