kur'an'ın en beğenilen ayeti
"oku".
"ikra".
sadece şu ayet düzgün anlaşılsaydı dünya böyle bir yer olmazdı.
"ikra".
sadece şu ayet düzgün anlaşılsaydı dünya böyle bir yer olmazdı.
devamını gör...
beklentileri azaltarak yaşamak
yok ederek yaşamaktan iyidir. yok olmuş hayaller, beklentiler kişiyi bulunamayacak yerlere sürükler.
devamını gör...
gülüşü güzel insanlar
bu insanlar hep gülsün istersiniz. çünkü bu insanlar gülüşleriyle sizi mutlu ederler. yüzlerine yayılan o ifade, gözlerindeki o ışıltı, içinizi sıcacık eder.
devamını gör...
where is my mind
pixies'in surfer rosa albümünden bir şarkı, bu şarkı aynı zamanda fight club'ın film müziğidir.
devamını gör...
kışın güneş gözlüğü takan tip
güneş ışığına hassastır. özellikle kar yağdığında görülen sınırsız beyaz alan körlüğe sebep olabilir ve şakası yoktur. böyle bir durumda "havalı" algılanmaktan korkmadan, muhakkak uygun bir gözlük kullanılmalıdır.
devamını gör...
evlilikte seksin bitme sebebi
elinin altında olmasıdır, cepte olmasıdır, arsızlıktır, şımarıklıktır.
devamını gör...
invincible
son zamanlarda izlediğim en iyi içeriklerden biridir.
normalde böyle süper kahraman işlerini pek izleyen seven birisi değilimdir. sevdiğim bir yayıncı olan can sungur tavsiyesiyle başlayıp hayran kaldım.
acayip güzel , heyecanlı , merak uyandırıcı bir 8 bölümdü. diğer sezonu merakla bekliyorum.
öncelikle karakterleri çok beğendim. dc ve marvel evreninde bulunan karakterlere benziyorlar ama bunu bilerek yaptıklarını düşünüyorum veya tahmin ediyorum diyeyim.
diğer yapımlarla dalga geçtiklerini bazı yerlerde hissettim ve bu çok hoşuma gitti lan.
süper kahramanlar süperler ama o kadar da değil felsefesiyle hareket etmeleri beni seyirci olarak mutlu etti.
baş karakterimiz invincible'ın gelişimi çok güzeldi. böyle yavaş yavaş gelişiyor öğreniyor. zınk diye süper olmuyor.
yan karakterler ve omni man karakteri çok havalıydı.
bir diğer sevdiğim taraf ise dizide bulunan kötü karakterlerdi. hepsi son derece özgün ve başarılıydı. merakla hatta sempati duyarak izliyorsunuz.
diziyi seslendirenlere de değinmek istiyorum. çok güzel bir iş çıkarmışlar. zaten hepsi başarılı isimler. seslendirme sanatçılarının bu kadar başarılı isimlerden seçilmesi bile dizinin ne kadar ince elenip sık dokunduğunun göstergesi.
bu arada dizi 2. ve 3. sezon onayını almış. bu haber beni mutlu etti hemen yeni sezonlar gelir umarım.
tavsiye edebileceğim hoş bir prime video içeriği olmuş. izlenmesi gerekir.
omni-man karakterinin sonlara doğru kötü karakter haline gelmesi beni çok üzdü. ayrıca o gelişimin yeterince gösterilmediğini düşünüyorum. melek gibi adam nasıl birden böyle vicdansız biri haline geldi lan.
dünya hakkında söylemlerde bulunurken sürekli hayır hayır sen bu değilsin dedim içimden. adam ben kötüyüm diyor ben ekran başında hayır iyisin diyorum. neyse umarım ikinci sezonda neden böyle bir hale geldiği daha net aktarılır. ben onun iyi bir karakter olmasını çok istiyorum.
ayrıca vitrium gezegeni ve anlatılanlar baya meraklandırdı. ikinci sezon daha detaylı bir anlatım olacaktır.
son olarak ise atom eve karakterinin evden gidip kendine yarattığı dünya çok güzeldi. keşke öyle bir evim olsaydı. özellikle sabah uyanıp filtre kahve içtiği sahnede baya baya onun yerinde olmak istedim.
normalde böyle süper kahraman işlerini pek izleyen seven birisi değilimdir. sevdiğim bir yayıncı olan can sungur tavsiyesiyle başlayıp hayran kaldım.
acayip güzel , heyecanlı , merak uyandırıcı bir 8 bölümdü. diğer sezonu merakla bekliyorum.
öncelikle karakterleri çok beğendim. dc ve marvel evreninde bulunan karakterlere benziyorlar ama bunu bilerek yaptıklarını düşünüyorum veya tahmin ediyorum diyeyim.
diğer yapımlarla dalga geçtiklerini bazı yerlerde hissettim ve bu çok hoşuma gitti lan.
süper kahramanlar süperler ama o kadar da değil felsefesiyle hareket etmeleri beni seyirci olarak mutlu etti.
baş karakterimiz invincible'ın gelişimi çok güzeldi. böyle yavaş yavaş gelişiyor öğreniyor. zınk diye süper olmuyor.
yan karakterler ve omni man karakteri çok havalıydı.
bir diğer sevdiğim taraf ise dizide bulunan kötü karakterlerdi. hepsi son derece özgün ve başarılıydı. merakla hatta sempati duyarak izliyorsunuz.
diziyi seslendirenlere de değinmek istiyorum. çok güzel bir iş çıkarmışlar. zaten hepsi başarılı isimler. seslendirme sanatçılarının bu kadar başarılı isimlerden seçilmesi bile dizinin ne kadar ince elenip sık dokunduğunun göstergesi.
bu arada dizi 2. ve 3. sezon onayını almış. bu haber beni mutlu etti hemen yeni sezonlar gelir umarım.
tavsiye edebileceğim hoş bir prime video içeriği olmuş. izlenmesi gerekir.
omni-man karakterinin sonlara doğru kötü karakter haline gelmesi beni çok üzdü. ayrıca o gelişimin yeterince gösterilmediğini düşünüyorum. melek gibi adam nasıl birden böyle vicdansız biri haline geldi lan.
dünya hakkında söylemlerde bulunurken sürekli hayır hayır sen bu değilsin dedim içimden. adam ben kötüyüm diyor ben ekran başında hayır iyisin diyorum. neyse umarım ikinci sezonda neden böyle bir hale geldiği daha net aktarılır. ben onun iyi bir karakter olmasını çok istiyorum.
ayrıca vitrium gezegeni ve anlatılanlar baya meraklandırdı. ikinci sezon daha detaylı bir anlatım olacaktır.
son olarak ise atom eve karakterinin evden gidip kendine yarattığı dünya çok güzeldi. keşke öyle bir evim olsaydı. özellikle sabah uyanıp filtre kahve içtiği sahnede baya baya onun yerinde olmak istedim.
devamını gör...
eyluling kalkışması
öncelikle darbe için teşekkür etmek istiyordum, lakin;
sonralıkla işi "kaşar"a bağlayıp,
şimdi de çalan rasputin ile odanın ortasında haka dansı yaptırdığınız için teşekkürler..
radyo bomba gibi döndü..
--------------
şaka bir yana, hepsine dahil olamadım muhabbetin fakat oldukça eğlendim son yarım saatlik bölümde..
ağzınıza sağlık.. iyi ki varsınız..
*
edit.. maşallah dediğim 40 saniye yaşamıyor.. rasputin'den müslüm baba'ya dikey geçiş.. şimdi haka dansı yerine hakanadak olduğum yere oturup sabah ezanı dinliyorum... seviliyorsunuz.. çüüzzz (son edittir. )
sonralıkla işi "kaşar"a bağlayıp,
şimdi de çalan rasputin ile odanın ortasında haka dansı yaptırdığınız için teşekkürler..
radyo bomba gibi döndü..
--------------
şaka bir yana, hepsine dahil olamadım muhabbetin fakat oldukça eğlendim son yarım saatlik bölümde..
ağzınıza sağlık.. iyi ki varsınız..
*
edit.. maşallah dediğim 40 saniye yaşamıyor.. rasputin'den müslüm baba'ya dikey geçiş.. şimdi haka dansı yerine hakanadak olduğum yere oturup sabah ezanı dinliyorum... seviliyorsunuz.. çüüzzz (son edittir. )
devamını gör...
epilepsi
öncelikle sakin olun, hastanın yanından ayrılmayın, yardıma gerek varsa başkasını gönderin
hastanın hareketlerini durdurmaya ve/veya engellemeye çalışmayın!
hastayı güvenli bir yere yatırın veya alın!
yaralayabilecek ucu sivri veya sert eşyalardan (sivri köşeler vb.) hastayı uzaklaştırarak veya bunları hastanın yanından uzaklaştırarak hastayı koruyun!
sıkı giysileri varsa giysilerini gevşetin (kravat, kemer gibi), şayet takıyorsa gözlüğünü çıkartın!
sabit ve rahat olacak bir şekilde onu bir tarafa doğru yatırıp, tükürüğünün dışarı akması sağlayın. rahat nefes alması için mümkünse ağzını ve solunum yolunu açık tutun!
asla ağzına bir şey sokmaya veya koymaya (örneğin, dişlerini sıkıyorsa açmaya veya su vermeye ) çalışmayın!
çene ile ilgili zorlayıcı hareketler zararlıdır!
nöbet sırasında ilaç vermeye çalışmayın, kendi kendinize nöbetin geçmesine yönelik bir şey yapmayın! soğan, kolonya vb. şeyler koklatmayın!
epilepsi krizi olduğu bilinen bir kişi ise yapay solunum veya kalp masajı yapılmasına gerek yoktur!
hastanın üzerinde epilepsi hastası olduğunu gösteren ve/veya öyle ise sizin neler yapmanız gerektiğini açıklayan bir kart, veya sağlık karnesi olup olmadığına bakın!
nöbetinin bitmesini bekleyin!
unutmayın ki, sıklıkla nöbet sonrasında kişi yorgun, ne yaptığını bilemez haldedir, dolayısıyla bu aşamada elinizden geldiğince sakin ve güven verici olun! engellemeler olumuz olabilir ama açık bir cama veya yola doğru gitme vb hareketlere yumuşakça engel olun!
nöbet hakkında verebileceğiniz bütün bilgilerin hem hastaya, hem de doktora yardımcı olacağını unutmayınız!
ne zaman ambulansa gerek vardır?
aşağıdaki durumlardan herhangi birisi ile karşı karşıya iseniz ambulans çağırın:
hasta suda nöbet geçirdiyse (örneğin yüzerken)
hastanın üzerinde epilepsi hastası olduğuna dair hiçbir bilgi yoksa veya hastanın bu nöbetinin bir epilepsi hastalığı nedeniyle geçirilip geçirilmediğini bilmiyorsanız
kişi yaralanmışsa, gebe ise veya diyabetik ise
nöbet 5 dakikadan daha uzun süredir devam ediyorsa
ikinci nöbet, ilk nöbet bittikten çok kısa bir süre sonra başlıyorsa
kasılmalar bittikten sonra kişinin bilinci açılmıyorsa
egzersiz sırasında nöbet olduğu zaman ne yapmalıyız?
oyun alanında biri nöbet geçiriyorsa en önemli şey kişiyi yaralanmalara karşı korumaktır, bu amaçla kişiye zarar verebilecek cisimler etraftan uzaklaştırılmalıdır. ağzın içine herhangi bir şey yerleştirmeye yada sıkılmış yumrukları açmaya çalışmak herhangi bir yarar sağlamaz.
nöbetler genellikle 2-5 dakika sonra kendi kendine durur.
nöbet sonrasında hastaların zihinsel fonksiyonlarında, şuur, motor ve duyusal fonksiyonlarda geçici bozukluklar olabilir.
nöbetten sonra hava yolu, solunum ve dolaşımın durumu kontrol edilmelidir. nabız yada solunum yoksa kardiyopulmoner resüsitasyona başlanmalıdır.
hasta güçlükle soluyor, nöbetler hiç durmaksızın devam ediyor yada hasta yarım saat geçmesine rağmen hala kendine gelemediyse acil yardım istenmelidir.
acil yardım gerektiren durumlar
nefes almada sorun varsa;
kardiyopulmoner resüsitasyon ihtiyacının varlığı
şuur açılmaksızın nöbetlerin peş peşe olması
10 dakikadan uzun süren şuur bulanıklığı
daha önce epilepsi olmayan bir kişide ilk nöbetin olması.
kaynak
hastanın hareketlerini durdurmaya ve/veya engellemeye çalışmayın!
hastayı güvenli bir yere yatırın veya alın!
yaralayabilecek ucu sivri veya sert eşyalardan (sivri köşeler vb.) hastayı uzaklaştırarak veya bunları hastanın yanından uzaklaştırarak hastayı koruyun!
sıkı giysileri varsa giysilerini gevşetin (kravat, kemer gibi), şayet takıyorsa gözlüğünü çıkartın!
sabit ve rahat olacak bir şekilde onu bir tarafa doğru yatırıp, tükürüğünün dışarı akması sağlayın. rahat nefes alması için mümkünse ağzını ve solunum yolunu açık tutun!
asla ağzına bir şey sokmaya veya koymaya (örneğin, dişlerini sıkıyorsa açmaya veya su vermeye ) çalışmayın!
çene ile ilgili zorlayıcı hareketler zararlıdır!
nöbet sırasında ilaç vermeye çalışmayın, kendi kendinize nöbetin geçmesine yönelik bir şey yapmayın! soğan, kolonya vb. şeyler koklatmayın!
epilepsi krizi olduğu bilinen bir kişi ise yapay solunum veya kalp masajı yapılmasına gerek yoktur!
hastanın üzerinde epilepsi hastası olduğunu gösteren ve/veya öyle ise sizin neler yapmanız gerektiğini açıklayan bir kart, veya sağlık karnesi olup olmadığına bakın!
nöbetinin bitmesini bekleyin!
unutmayın ki, sıklıkla nöbet sonrasında kişi yorgun, ne yaptığını bilemez haldedir, dolayısıyla bu aşamada elinizden geldiğince sakin ve güven verici olun! engellemeler olumuz olabilir ama açık bir cama veya yola doğru gitme vb hareketlere yumuşakça engel olun!
nöbet hakkında verebileceğiniz bütün bilgilerin hem hastaya, hem de doktora yardımcı olacağını unutmayınız!
ne zaman ambulansa gerek vardır?
aşağıdaki durumlardan herhangi birisi ile karşı karşıya iseniz ambulans çağırın:
hasta suda nöbet geçirdiyse (örneğin yüzerken)
hastanın üzerinde epilepsi hastası olduğuna dair hiçbir bilgi yoksa veya hastanın bu nöbetinin bir epilepsi hastalığı nedeniyle geçirilip geçirilmediğini bilmiyorsanız
kişi yaralanmışsa, gebe ise veya diyabetik ise
nöbet 5 dakikadan daha uzun süredir devam ediyorsa
ikinci nöbet, ilk nöbet bittikten çok kısa bir süre sonra başlıyorsa
kasılmalar bittikten sonra kişinin bilinci açılmıyorsa
egzersiz sırasında nöbet olduğu zaman ne yapmalıyız?
oyun alanında biri nöbet geçiriyorsa en önemli şey kişiyi yaralanmalara karşı korumaktır, bu amaçla kişiye zarar verebilecek cisimler etraftan uzaklaştırılmalıdır. ağzın içine herhangi bir şey yerleştirmeye yada sıkılmış yumrukları açmaya çalışmak herhangi bir yarar sağlamaz.
nöbetler genellikle 2-5 dakika sonra kendi kendine durur.
nöbet sonrasında hastaların zihinsel fonksiyonlarında, şuur, motor ve duyusal fonksiyonlarda geçici bozukluklar olabilir.
nöbetten sonra hava yolu, solunum ve dolaşımın durumu kontrol edilmelidir. nabız yada solunum yoksa kardiyopulmoner resüsitasyona başlanmalıdır.
hasta güçlükle soluyor, nöbetler hiç durmaksızın devam ediyor yada hasta yarım saat geçmesine rağmen hala kendine gelemediyse acil yardım istenmelidir.
acil yardım gerektiren durumlar
nefes almada sorun varsa;
kardiyopulmoner resüsitasyon ihtiyacının varlığı
şuur açılmaksızın nöbetlerin peş peşe olması
10 dakikadan uzun süren şuur bulanıklığı
daha önce epilepsi olmayan bir kişide ilk nöbetin olması.
kaynak
devamını gör...
üstünde ne var sorusu
yılların çilesi var.
devamını gör...
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var
insanlar için gözlerini feda etsen, zaten kördü derler.
devamını gör...
antalya
bana"neden hala başka yerde yaşıyorsun"dedirten özlenen güzel şehir.
devamını gör...
tacize uğramak
anasayfada denk geldim. cevapları okudum. içimdeki o iğrenç acı yine gün yüzüne çıktı. ilk tacize uğradığımda hatta tecavüzün köşesinden döndüğümde daha 14-15 yaşlarındaydım. hemde teyzemin kkocası tarafından. üstelik ramazan ayında. o zamanlar taciz ne tecavüz ne erkeğin organı nedir hiç bilmiyorum ki. o zamanlar şimdiki zamanlar gibi her şey açık seçik değildi. ama bir şeylerin yanlış olduğunu zararlı olduğunu her şey başladığında içime düşen korkuyla anlamıştım. ramazan ayında ve yaz mevsimindeydik. ortaokuldayım. evimiz iki katlı ikinci katı teraslı. orda teyzemle kocası kalıyordu. annem babam ben yaz oldugu için terasta uyuyorduk. teyzemde anneanneme gitmişti bir iki haftalığına. gece annemler sahura kalktılar. ben o gün oruç tutmayacaktım nedendir bilmiyorum. uyuyorum tek. eniştemde de içeride salonda uyuyordu. en azından ben öyle sanıyordum. sonra adım seslerini duyup uyandım ama gözlerimi açmadım. yavaşça bana yaklaşan o nefes sesi. kıyafet hışırtısı. üzerimdeki pijamanın yavaşça indirilişi. organının tenime hafifçe sürtünmesi. her tarafımın titrediğini hatırlıyorum. uyanıp kalkmaya ne yappıyorsun demeye cesaretim yok. sadece kıpırdanmakla yetindim. kıpırdanınca içeri kaçtı gitti. bende bir hışımla aşağı annemgilin yanına indim. ama nasıl ağlıyorum. ne olduğunu ne yapmaya çalıştıgını bilmiyorum ama hissediyorum kötü bir şey yapacaktı bana. babam soruyor kızım noldu diye karnım ağrıyor demekle yetiniyorum. ve o gün susuşumla bu yaşıma kadar susuyorum. yıllar geçti hatırlayınca midem bulanır. işin kötü tarafı ben hala kimseye söyleyemedim ve sürekli görüşüyoruz teyzemlerle. o şerefsizle sürekli yan yanayım. içimi deldi geçti de kimselere diyemedim. şimdi düşünüyorum o gün kıpırdanmasam yaşayacağım şey bütün hayatımı mahvedecekti. susmayın olur mu. ben bir kere sustum ömür boyu diyet ödüyorum siz susmayın.
devamını gör...
tatlı dille konuşmak
katılmıyorum. insanlarla iletişimde en önemli şey usluptur. uslubunu bilirsin, gerektiğinde tatlı, gerektiğinde otoriter, gerektiğinde sadece haddini bilir susarsın.
devamını gör...
sürekli mutsuz olan insan
bu insanlardan 80 milyon kadarı bir araya geldiğinde türkiye cumhuriyeti oluşmaktadır.
devamını gör...
sıvı bağımlılığı
artık su gibi içtiğim kahveye annemler laf edince "bende sıvı bağımlılığı varmış" diyerek kurtulacağım.
psikolojide böyle bir şey yoksa da ekleyiversinler lütfen.
psikolojide böyle bir şey yoksa da ekleyiversinler lütfen.
devamını gör...
antinatalizm
doğum karşıtlığı görüşüne verilen ad. insanın üreme sebeplerinin temelde daima bencilliğe ve etik dışı yozlaşmaya dayalı olduğunu savunur. üreriz çünkü yalnızlıktan korkarız, hormonal itkilerimizin kurbanıyızdır, dünyanın anlamsızlığında tutunacak bir dal ararız, sadece sevimliliklerine kanarak dünyada yaşayabileceği acıları umursamadan yeni bir bireyi dünyaya getiririz. peki ama bu ağır sorumluluğu nasıl ve kim hangi cüretle alabilir ? doğum bir dayatmadır. doğan her birey fabrikalara iş gücü, okullarda propagandanın enjekte edileceği boş bir zihin, atasal travmaları taşıyan mental yük işçisidir. doğan her yeni birey gerek fiziksel kapital vampirlere - patronlar müdürler yöneticiler - gerekse mental putlara - kültürel dayatmalar, ahlaki yaptırımlar- zincirlenip bir köle olarak dünyaya gelmiştir.
gnostik bakışa göre her üreme kaynaktan daha uzağa kopuş, anlık bir şeytani haz titremesiyle kozmik bir yozlaşma parçasının enkarne oluşudur. üremeyi engellemek karbon salınımını tüm yeşil çevreci önlemlerden daha kesin biçimde durduran modern kurtarıcı prometheustur. üremek bilinçsizliktir. buradaki cahillik tanımı okuma yazmakla alakası olmayan, gerçeği görememekten kaynaklanan bir cehalet anlamındadır. hiçliğin huzurundan koparılan her birey ömrü boyunca sabah 8 akşam 5 çalışmak zorunda olacağı bir dünyaya geleceğini bilseydi sizce bu köleliğe gönüllü gelir miydi? zenginlik işin sadece bir boyutu. ben bir antinatalistim ve zengin yoksul demeden hiçbir kesimden üremenin olumlanamayacağını ve etik açıdan meşru olmadığını savunuyorum. okyanusların ağzına kadar plastikle dolduğu ve üçüncü sayfa haberlerinde halen ilkel cinaytlerimizin doldurduğu dünyaya getirilen yeni et bedenlerin sadece dünyadaki kötülüğü daha fazla arttıracağını, hiç olmazsa en azından bu kötülüklere maruz kalacağını savunuyorum. ve soruyorum; ne hakla bir bireye bilinç verip onu bu kölelik sistemine zincirleyebiliriz ?
cinayetten daha beter bir suç varsa o da doğurmaktır.
gnostik bakışa göre her üreme kaynaktan daha uzağa kopuş, anlık bir şeytani haz titremesiyle kozmik bir yozlaşma parçasının enkarne oluşudur. üremeyi engellemek karbon salınımını tüm yeşil çevreci önlemlerden daha kesin biçimde durduran modern kurtarıcı prometheustur. üremek bilinçsizliktir. buradaki cahillik tanımı okuma yazmakla alakası olmayan, gerçeği görememekten kaynaklanan bir cehalet anlamındadır. hiçliğin huzurundan koparılan her birey ömrü boyunca sabah 8 akşam 5 çalışmak zorunda olacağı bir dünyaya geleceğini bilseydi sizce bu köleliğe gönüllü gelir miydi? zenginlik işin sadece bir boyutu. ben bir antinatalistim ve zengin yoksul demeden hiçbir kesimden üremenin olumlanamayacağını ve etik açıdan meşru olmadığını savunuyorum. okyanusların ağzına kadar plastikle dolduğu ve üçüncü sayfa haberlerinde halen ilkel cinaytlerimizin doldurduğu dünyaya getirilen yeni et bedenlerin sadece dünyadaki kötülüğü daha fazla arttıracağını, hiç olmazsa en azından bu kötülüklere maruz kalacağını savunuyorum. ve soruyorum; ne hakla bir bireye bilinç verip onu bu kölelik sistemine zincirleyebiliriz ?
cinayetten daha beter bir suç varsa o da doğurmaktır.
devamını gör...
iskoçya'nın son kralı
karanliktakimum'un idil amin'le ilgili yazdığı yazıyı görünce, film aklıma düştü. gireyim başlığına bir şeyler yazayım dedim ama ne göreyim beğenirsiniz? başlık henüz açılmamış. hüzünlendim tabi biraz.* forest whitaker’ın bu filmdeki başarısı ile oscar kazandığını da söylemek lazım. ancak benim üzerinde duracağım nokta o değil. dr. nicholas garrigan karakteri bu filmin lokomotifi. bu abi biraz başına buyruk, dediğim dedik bir karakter. aslında otorite ile sorunu olan bir adam. babasının ayrıcalıklarından yararlanmayı reddeden idealist bir doktor. ama işin ironik tarafı şu ki; bu karakter idil amin gibi bir figürle teşrik-i mesaide tabiri caizse arşı alaya çıkıyor. garrigan karakteri aslında kurgusal bir karakter. dönemi yansıtmak için filme entegre edilmiş. ama bu karaktere ilham veren bir isim var; robert bob astles...
garrigan'ın uganda'ya gidişi de bomba, yerli halka yardım için gittiği ülkede darbe olduğunu orada öğreniyor. eh medeniyeti vahşilere(!) götürmenin bazı bedelleri oluyor tabi. böyle böyle ısınıyorsunuz filme. zaten james mcavoy doktor karakterini çok iyi oynamış. ısındırma turlarından itibaren bunu hissediyorsunuz. sonra sahneye idil amin karakteri çıkıyor. adama sempati duymaya başlıyorsunuz. sevimli bir diktatör figürü var ortada. tabi bu bilinçli bir tercih. zira amin'in darbeyi yapmasından sonra özellikle batılı devletlerin kendisine olumlu bakması ve hakkında pozitif şeyler söylemesine binaen yapılmış bir eleştiri. sonrasında tüm yaşananları garrigan'ın gözünden görüyorsunuz. amin'in açmazları, gelgitleri ve dahi yalnızlığı çok güzel gözler önüne serilmiş. tarihi bir karakter olarak fena yansıtılmadığını söyleyebilirim. bir dönem filmi olarak gayet akıcı ve kaliteli bir film. aslında amin ve garrigan ilişkisi üzerine yazılacak çok şey var ama bunlar ciddi ipuçları içerdiği için kaba taslak üzerinden geçmiş olalım. izlememiş olanların muhakkak izlemesini öneririm. tabi bu önerim dönem filmlerini sevenler için. şerhimizi koyalım ki başımıza taş yağmasın. *
tanım: 2006 yapımı kevin macdonald imzalı kaliteli bir dönem filmi.
garrigan'ın uganda'ya gidişi de bomba, yerli halka yardım için gittiği ülkede darbe olduğunu orada öğreniyor. eh medeniyeti vahşilere(!) götürmenin bazı bedelleri oluyor tabi. böyle böyle ısınıyorsunuz filme. zaten james mcavoy doktor karakterini çok iyi oynamış. ısındırma turlarından itibaren bunu hissediyorsunuz. sonra sahneye idil amin karakteri çıkıyor. adama sempati duymaya başlıyorsunuz. sevimli bir diktatör figürü var ortada. tabi bu bilinçli bir tercih. zira amin'in darbeyi yapmasından sonra özellikle batılı devletlerin kendisine olumlu bakması ve hakkında pozitif şeyler söylemesine binaen yapılmış bir eleştiri. sonrasında tüm yaşananları garrigan'ın gözünden görüyorsunuz. amin'in açmazları, gelgitleri ve dahi yalnızlığı çok güzel gözler önüne serilmiş. tarihi bir karakter olarak fena yansıtılmadığını söyleyebilirim. bir dönem filmi olarak gayet akıcı ve kaliteli bir film. aslında amin ve garrigan ilişkisi üzerine yazılacak çok şey var ama bunlar ciddi ipuçları içerdiği için kaba taslak üzerinden geçmiş olalım. izlememiş olanların muhakkak izlemesini öneririm. tabi bu önerim dönem filmlerini sevenler için. şerhimizi koyalım ki başımıza taş yağmasın. *
tanım: 2006 yapımı kevin macdonald imzalı kaliteli bir dönem filmi.
devamını gör...

