hoş kokulu, yazları yol kenarlarında denk gelebileceğiniz, adı ile zıt olan narin görünümlü fakat dayanıklı bir çiçektir. ayrıca en sevdiğim bitkidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben devletim.
neden üreteyim canım!
dünyada bunu yapanlardan alıp kendi vatandaşımın poposundan kan alırım.
anasından emdiği sütü, ağzından burnundan getirmek benim işim.
sen kimsin ki yurtdışından telefon getirirsin?
getirirsen eğer paşa paşa gidip vergi dairesine bu parayı ödeyeceksin.
bu bedelde her iki ayda yüzde 40 artış gösteriyor.
çok değiş iki yıl önce 180 tl idi.
dolardan bile daha hızlı yükseliyor.
hem öyle kendime alayım, anama da alayım olmaz!
o pasaporta iki yılda sadece bir kere kayıt işlemi yapacaksın!
rabbena hep bana!!!
vergilerle geçinen bir ülke düşünün ve bu vergileri sadece orta sınıftan kesintisiz bir şekilde alan ülke....
devamını gör...

birazdan "herkesin mi kesilmiş yoksa bizde mi?" hissiyatı ile pencereden bakacak insandır.
devamını gör...

yaşadığımdan başka bir dünyada yaşıyor içinde yaşadığım toplum.

akvaryumdaki balıkları doyurmak için gittim büroya. dönüşünde bütün arkadaşlarım şehri terk ettiği için yalnız başıma oturdum birahaneye. eski şiirler okudum kendimden, yavaş yavaş demlenirken. az evvel kutladı bir adam bayramımı. kimin bayramını kutladı deli, kulağımda - çarmıha gerilen tek kişi isa değildi ki diye devrimci safsatalar uğruna taşıdığım ama haliyle kimsenin bunu bilmediği - haç küpemi göre göre. ama temizim doğrusu, kimseyi öldürmedim üç dört gündür; sonuçta insan da bir hayvan türü.

birahanedeyim, arkada ibrahim tatlıses çalıyor. neden bu saatte benim için tatlı bu ses? hiçbir şey olmadı ama hiçbir şeyin olmaması melankoli için yetiyor bazen. yetiyor işte. kendi kendime konuşup dikkatleri çekmemek için, şuraya iş çıkışı çağıma saygın kıyafetlerle geldiğim günlerde meyhaneci adem amcanın bana saygı duymaya devam etmesi için, sesimi susturmak için, karalıyorum bunu. mayhoşum, bomboşum. yabancıyım, kendi topluluğumdan başkaca toplumlara.
devamını gör...

belki o gün doğar kalbim yine küllerinden.
devamını gör...

arada kötü espiriler yapıp müritleri coşturun. eğlencesiz kalmasınlar.
devamını gör...

dışarıdan bakınca:
- abartılı süslü dekorasyon ya da
- cosy bir hava vermek için masa aralıkları geniş tutularak düşük voltajlı sarı ışık ile aydınlatma yapılmış koyu renk dekorasyon.
içeriye girince;
- menüdeki fiyatlar,
sipariş verirken;
- garsonun nezaketten kırılacak halleri,
yemekler geldiğinde;
- porsiyonların büyüklüğü,
hesap öderken;
-kredi kartınızdan çekilen tutardaki hane sayısı.
devamını gör...

şimdi öncelikle antik çağ nedir? bu konuya bir açıklık getirelim...

ilk çağ, tarih öncesi, yazı, tarih sonrası çağlar derken bu antik çağ tabiri de nedir?.. dediğinizi duyar gibiyim. haklısınız. hepimizin kafasından en az iki defa geçmiş ama dillendirirsem aptal denir miyim?.. diye çaresiz susmuşuzdur...
bir tarihçi olarak aklınızda kalmasını istediğim en genel tanım şudur ki antik çağ; roma ve yunan, mısır uygarlıklarının ilk çağ dönemleridir...

gelelim oxford ve tdk tanımlarına...
oxford antik çağ için; ilk çağ uygarlıklarıdır ama özellikle de yunan ve roma uygarlıklarıdır derken,
tdk; yunan ve roma uygarlıkların gelişme sahası bulduğu dönem olarak adlandırır.*

buradan hareketle belirtmeliyiz ki antik çağ, aslında bir çağ değildir. yani bir çağın alanı yahut dönemidir.. dolayısıyla ilk çağ daha geniş bir alanken antik çağ batı avrupa için; yunan ve roma'nın tarih öncesini, dünya içinse; mısır, ibrani, uzak doğu, roma, yunan medeniyetlerin kapsamına alır..
burada hemen dile getirmeliyiz ki avrupa kıstas olarak niçin roma ve yunan medeniyetini almıştır?.. çünkü kendi tarihinin antikası orasıdır. ve sosyal bilimlere, bilim özelliğini kazandırma noktasında ilk atılımı da kendisi yaptığı için bu tanımlamalar kendine göredir.. görecedir...

tarihin en uzun çağıdır... ve buna bağlı olarak, birçok sorunun başlangıcını da teşkil etmektedir.
ana konu; insanlık; antik çağdan, bir adım ileri gidebilmiş midir?..den başlayarak, başkaca düğümleri de beraberinde getirmektedir. şöyle ki:

mısır piramitlerinin gizemi çözülebilmiş midir?

zigguratlar gerçek manada niçin yapılmıştır?..

kadeş savaşı'nda yaşanan hangi gelişme insanlığı derinden etkilemiştir?..

mitler ve tanrılar, (afetler ve sanırlar) konusuna mitler ışığında bir açıklık getirebilmiş midir?..

vandalizm bitmiş midir?..

semavi dinlerin doğuşu ve insanlığın evrilişi konusu, birer tartışma konusu olmaktan çıkabilmiş midir?..

tüm bunlar, antik çağın, her toplumun ana damarlarına işlediği ve halen çözümünü bekleyen problemleridir...

çözebilir miyiz dersiniz?..
... kim bilir
devamını gör...

ayaklarının işlevselliğini kullanan kız.
devamını gör...

haksızlığın , yolsuzluğun, yobaz kesimin kâbusu. gözardı etmeden yazdığı, düşündüğü, sorguladığı için 24 ocak 1993'te katledilen gerçek gazetecilik anlayışına sahip fikir adamı, araştırmacı - gazeteci, yazar.
devamını gör...

- her ne suretle olursa olsun bir sofrada okumak, yazmak, hatta not almak doğru değildir.
- şampanya içilen yerde bir yerde şampanya patlatmak ayıptır.
- sofraya yemek gelmeden ekmek yenmemelidir.
- nezaket yapmak düşüncesiyle içki veya suyu yudum yudum içmek doğru değildir.
- sofradan kalkarken, bardakta içki bırakılmaz.
- pilav çatalla yenir.
devamını gör...

peki yarbay mustafa kemal olmasaydı o tüfekler, mühimmatlar ne bokuma yarayacaktı diye de bir soru sorsa böyle düşünmezdi. ulan yunanlılar ülkeye ayağını bastığında 7 yaşında çocuklara annelerinin önünde tecavüz ettiler. çok sevdiğiniz osmanlı devletinin kurucularının türbelerini yıkıp yağmaladılar. o türbelerin içinde kadınların ırzına geçip naaşların üstüne tuvaletlerini yaparken nerdeydiniz peki? savunaydınız ya? sizin yapamadığınızı atatürk ve bir avuç inanmış türk milleti yaptı. utanıyorum siz ve sizin gibilerden.
devamını gör...

rezalet bir video olduğu için kendi söylemini başlık açtım. modlar daha mantıklı şekilde başlığı düzeltebilirler.

buradan
devamını gör...


çok sayıda canlı insan, maruta (japonca'da kütük anlamına gelir) kod adlı özel bir proje kapsamında acımasız deneylere tabi tutuldu. deneylerde kullanılacak olan insanlar, savaş esirlerinin yanı sıra tesis çevresindeki nüfus arasından seçiliyordu. bu insanlara ya da kurbanlara kısaca kütük deniyordu ve bazen 731. birim'in çalışanları arasında "kaç tane yeni kütük geldi?" gibi espriler yapılıyordu. bu durumun sebebi, 731. birim hakkında yerel yönetimlere bilgi verilirken paravan oluşturmak amacıyla burasının kereste atölyesi olduğunun söylenmesiydi. 731. birim'de çalışan sivil bir ordu görevlisinin dosyasından çıkan bilgilere göre bu acımasız proje, 731. birim çalışanları tarafından almancada kütük anlamına gelen holzklotz olarak da anılıyordu.deneylerde kullanılan kurbanların cesetleri ise yakılarak imha ediliyordu. burada görev yapan araştırmacılar, yaptıkları çalışmalarda mançurya maymunları veya uzun kuyruklu maymunlar gibi insan olmayan primatların kullandıklarını ileri sürdüler ve araştırma sonuçlarının bir kısmını hakemli dergilerde yayınladılar.

deneylerde kullanılan insanlar toplumun çok farklı kesimlerinden seçiliyordu ve bunlar arasında genel suçlular, haydutlar, japonya karşıtı militanlar, siyasi mahkûmlar ve "şüpheli davranışlar" iddiasıyla kempeitai askeri polisi tarafından tutuklananlar vardı. bazı deneylerde ise bebekler, yaşlılar ve hamile kadınlar da kullanılıyordu. 731. birim'in çoğu doktor ve bakteriyolog olan yaklaşık 300 kişilik araştırma grubunun çoğu japon vatandaşlarından oluşsa da aralarında az sayıda işbirlikçi çinli ve koreliler de vardı. bunların birçoğu, hayvanlar üzerinde yaptıkları son derece tatsız deneylerle duyarsızlaştırılmış insanlardı.

dirikesim (viviseksiyon)
esir kamplarında kalan binlerce erkek, kadın ve çocuk, çoğunlukla anestezi bile olmadan canlı canlı kesilerek incelendi ve bu durum, genelde kurbanın ölümüyle sonuçlandı. dirikesim, kurbanlar bilinçli olarak çeşitli mikroplara maruz bırakılıp hasta edildikten sonra yapılıyordu. kurbanlara bulaştıran hastalığın etkilerini incelemek amacıyla iç organlar cerrahlar tarafından çıkarılıyordu ve tüm bu işlemler, kurban canlı ve genellikle de anestezi etkisi altında değilken yapılıyordu. deneylerin kurban canlıyken yapılmasının sebebi, kurban öldürüldükten sonra başlayacak olan dokuların bozunma sürecinin araştırma sonuçlarına zarar verebileceği yönünde endişe duyulmasıydı. hastalık bulaştırılıp sonrasında da dirikesime uğrayan kurbanlar arasında erkek, kadın ve çocukların yanı sıra bebekler de vardı.

kan kaybını incelemek amacıyla kurbanların kolları ve bacakları kesiliyor bazen de kesilen bu kol ve bacaklar, soldakiler sağa sağdakiler de sola olacak şekilde yeniden vücuda dikiliyordu. bazı kurbanların kol ve bacakları dondurulduktan sonra kesiliyordu. bazılarınınki de tedavi edilmeyen kangren ve çürümenin etkilerini incelemek amacıyla önce donduruluyor sonrasında da çözülüyordu.

bazı kurbanların mideleri ameliyatla çıkarıldıktan sonra yemek boruları doğrudan bağırsaklarına bağlandı. yine benzer şekilde bazı kurbanların da beyin, akciğer, karaciğer gibi organlarının bazı bölümleri kesilip çıkarıldı ve vücudun verdiği tepkiler incelendi.

genellikle çinli komünistler olmak üzere insan vücudu üzerinde uygulanan dirikesim işlemi, japon ordu cerrahı ken yuasa'nın önerisiyle 731. birim'in dışında da uygulanmaya başlandı. tahminlere göre de en az 1,000 japon personeli, 731. birim'in dışında, çin toprakları üzerinde gerçekleştirilen bu insanlık dışı uygulamalara katıldı.

bulaşıcı hastalık yayma amaçlı biyolojik saldırılar
insan vücudu üzerindeki etkilerini incelemek için çeşitli hastalıklar, 731. birim'de kalan mahkûmlara (kurbanlara), aşılama kisvesi altında bilerek bulaştırıldı. tedavi edilmeyen zührevi hastalıkların etkilerini araştırmak için de yine erkek ve kadın mahkûmlara kasıtlı olarak frengi ve bel soğukluğu bulaştırıldı ve sonrasında hastaların vücutları üzerinde çeşitli incelemeler yapıldı. ayrıca tutuklular, gardiyanlar tarafından sürekli tecavüze uğradılar.

vebalı pireler, bulaşıcı hastalık taşıyan hastaların kullandığı kıyafetler ve hastalık bulaştırılmış daha birçok malzeme, bombaların içine yerleştirilerek birçok hedefe gönderdildi. bu biyolojik saldırılar sonucunda halk arasında görülen kolera, şarbon ve veba hastalıkları, tahminlere göre 400 binden fazla çinli sivilin ölümüne sebep oldu. tularemi de yine çinli siviller üzerinde test edilen hastalıklardan biriydi.

731. birim ve buraya bağlı diğer birimler (1644. birlik ve 100. birim gibi), bulaşıcı hastalıkların bilinçli olarak kitlelere bulaştırılmasını sağlayacak biyolojik silahların araştırması, geliştirmesi ve ıı. dünya savaşı boyunca çin halkı (hem sivil hem de askerler) üzerinde deney amaçlı uygulanması çalışmalarını yürüttüler. 731. birim ve 1644. birim'in laboratuvarlarında yetiştirilen vebalı pireler, alçak uçuş yapan uçaklar vasıtasıyla 1940'ta kıyı bölgesindeki ningbo'ya ve 1940'ta da hunan eyaleti'ndeki changde şehrine salındılar ve insanlara bulaştırıldılar. askeri uçaklarla havadan yapılan bu saldırı sonucu insanlar arasında yayılan hıyarcıklı veba, binlerce insanın ölümüne yol açtı.

tetanosun insanlara bilinçli olarak bulaştırılmasıyla ilgili bazı çalışmalara dair elde edilen bilgiler, 731. birim'in yöntemlerinin endonezya'da da takip edilmiş olabileceğini göstermektedir.

donma testi
fizyolog yoshimura hisato, mahkûmların el, kol, bacak gibi uzuvlarını önce suya batırıp sonra da soğuk havada bekleterek donmasını sağlıyordu. burada görev yapan bir japon memur, verdiği ifadede, uzuvlar dondurulduktan sonra bir sopayla bu uzuvlara vurulduğunda, sanki bir tahta parçasına vururmuş gibi bir ses çıktığını belirtmişti. donma gerçekleştikten sonra donan bölge üzerindeki buzlar kırılıyor ve sonra da donmuş olan uzuvlar suya batırılıyordu. uzuvların çözünüp çözünmediklerini kontrol etmek içinse kurbanlar coplanıyor ve farklı sıcaklıklardaki suyun, donmuş uzvun çözünme hızına etkisi gibi konular inceleniyordu. bu deneyler çok daha korkunç şekillerde devam etti.

frengi
frengi bulaştırma amacıyla yapılmış deneyler sırasında orada bulunmuş bir gardiyanın ifadelerine göre doktorlar, mahkûmlara hastalık bulaştırmak için hastalıklı mahkûmlarla sağlıklı mahkûmları cinsel ilişkiye girmeye zorluyorlardı:

"zührevi hastalıkların mahkûmlara yapay yoldan bulaştırılmasından vazgeçildi ve bunun yerine, hastalık taşıyan ve taşımayan mahkûmlar, birbirleriyle cinsel ilişkiye girmeye zorlanıyordu. sadece gözleri ve ağızlarını açık bırakacak şekildeki giyinen dört ya da beş laboratuvar görevlisi tarafından yönetilen bu deneylerde, aynı hücreye kapatılan frengili bir mahkûmla sağlıklı bir mahkûm cinsel ilişkiye zorlanıyordu. ilişkiye girmeye direnen mahkûmların kurşuna dizileceği gerçeği ise mahkûmlara net bir şekilde öğretilmişti."

mahkûmlara hastalık bulaştırıldıktan sonra, hastalığın ilerlemesine bağlı olarak iç ve dış organlarda meydana gelen değişiklikleri izleyebilmek için hastalığın farklı dönemlerinde bu mahkûmlara dirikesim yapıldı. birkaç gardiyan tarafından verilen ifadelerden anlaşılana göre, hastalık taşıyan kadın kurbanlar, kendilerine zorla hastalık bulaştırılmış olmasına rağmen hastalık taşıdıkları için suçlanıyorlardı. frengi bulaştırılmış kadın tutsakların cinsel organları, gardiyanlar tarafından "reçel dolu çörekler" diye adlandırılıyordu.

731. birim'in duvarları arasında büyümüş bazı çocuklara da frengi bulaştırıldı. çocuklar, anne-babalarıyla benzer muameleyi gördüler ve bazı çocuklar, hastalığın değişik evrelerinde uygulanmaya başlanan tedavilerin verimliliğini incelemek amacıyla özel deneylere maruz kaldılar. 731. birim'de görev yapan birinden alınan ve deneylere başlanmadan önce incelenen bir mahkûm grubunu anlatan ifadede şöyle deniyor: "biri elinde bebeğini tutan çinli bir kadın, diğeri yanında dört ya da beş yaşlarındaki kızı bulunan belaruslu bir kadın ve sonuncusu da altı ya da yedi yaşlarındaki oğluyla bekleyen belaruslu bir kadındı."

tecavüz ve zorunlu gebelik
731. birim'de tutuklu bulunan kadın mahkûmlardan bazıları, deneylerde kullanılmak üzere hamile kalmaya zorlandılar. bu eylemin temel amacı, özellikle frengi gibi hastalıkların anneden karnındaki bebeğe geçebileceği yönündeki varsayımların incelenmesiydi. 731. birim'de esaret altında doğan çok sayıda bebek olmasına rağmen buradan kurtulanlar olduğunu gösteren herhangi bir bilgiye rastlanamamıştır. bu deneyler sırasında doğan çocukların öldürüldüğü ya da gerekli incelemeler yapıldıktan sonra hamileliklerin sonlandırıldığı düşünülmektedir.

deney sonuçlarının başka etkenlerden etkilenmemesi adına erkek mahkûmlar genellikle tek bir deneyde kullanılırken kadın mahkûmlar, bakteriyolojik ve fizyolojik deneylerde, cinsel ilişkiye zorlandıkları deneylerde kullanıldılar ve tecavüze uğradılar. 731. birim'de görev yapmış bir gardiyanın verdiği ifadeler, bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır:

"eskiden yanında görev yaptığım araştırmacılardan birisi bana, önceden planmış bir deneyleri olduğunu ancak mahkûmu öldürmek için biraz daha zamana ihtiyaçlarını olduğunu söylemişti. bunun üzerine başka bir görevliyle birlikte çinli bir kadının yattığı bir hücreye girdiler. aralarından birisi çinli kadın mahkûma tecavüz ederken diğeri, daha önceden donma deneylerinde kullanılan başka bir çinli kadının yattığı başka bir hücreye girdi. kadının birkaç parmağı yoktu ve kemikler de kangren sebebiyle siyahtı. buna rağmen tecavüz etmekte kararlı olan görevli, daha sonra kadının cinsel organının iltihaplı olduğunu ve iltihabın sızıp hücrenin tabanına yayıldığını gördü. bunun üzerine tecavüzden vazgeçti, hücreden çıkıp kapısını kilitledi ve yarıda bıraktığı deneye devam etmek için geri döndü."

silah-mühimmat testleri
el bombasının insan vücudunda bıraktığı tahribatı incelemek için mahkûmlara yakın mesafelerde el bombaları patlatıldı. mahkûmun duruş pozisyonu ve el bombasına olan uzaklığının vücuttaki tahribat üzerindeki etkisini görmek içinse deneyler farklı mesafeler ve pozisyonlarda tekrarlandı. benzer şekilde alev silahları da mahkûmlar üzerinde denendi. ayrıca kimsayal silahlar, çeşitli patlayıcılar ve mikrop yaymaya yarayan bombalar da kazıklara bağlanıp hedef haline getirilmiş mahkûmlar üzerinde denendi.

diğer deneyler
diğer deneylere örnek olarak şunlar sıralanabilir: insanın açlığa ve susuzluğa ne kadar süreyle dayanabildiğini ölçmek için mahkûmların aç ve susuz bırakılması ve bu koşullar altındaki ölçüm sürelerinin ölçülmesi; yüksek basıncın insan vücudu üzerindeki etkilerini incelemek için mahkûmların basınçlandırılmış odalara konulması ve mahkûm ölene kadar odanın basıncının arttırılması; vücudun maruz kaldığı ortam sıcaklığı ve vücuttaki yanıklarla hayatta kalma süresi arasındaki ilişkinin incelenmesi; mahkûmların santrifüje sokulması, vücutlarının ölene dek burulması ve eklemlerden çekme vasıtasıyla uzatılması; mahkûmlara hayvan kanı ya da deniz suyu enjekte edilmesi; ölümcül dozlarda x-ışınlarına ve gaz odalarında çeşitli kimyasal silahlara maruz bırakılması; diri diri yakılması ya da toprağa gömülmesi.

kaynak buradan
devamını gör...

kendisiyle neden uğraşıldığını anlamayan yazar.

arkadaşlar, şurada trollük yapmayıp bilgi giren herkesin nickaltında düzgün düzgün yazılıp çizilirken ne hikmetse kimseye sataşmadığım ve kendi halimde takıldığım halde sürekli olarak birileri laf sokma ihtiyacı hissediyor. tam olarak derdiniz nedir bilmiyorum ama savunma yapmaya da mecbur bırakıyorsunuz insanı.

defalarca kopyala yapıştır konusundaki fikirlerimi söylediğim halde biri gelip kopyala yapıştırcı olduğumu iddia etti (ki olmadığımın kanıtı google amca. açın kontrol edin. denemesi bedava...).

kendimi kesinlikle zeki falan bulmadığımı birkaç başlıkta açık açık beyan ettiğim halde biri gelip "kendini zeki zanneden yazarlar" diye bakınız verdi.

bir başkası, profil fotoğrafı olan tek kadın yazar benmişim gibi farklı şeyler ima etti.

şimdi bir arkadaş da yazdıklarımı zorlama bulup burayı çok ciddiye aldığımı iddia etti. burayı ciddiye almaktan kasıt nedir? herkes gibi tanım giriyorum sadece. üstelik burayı ciddiye alınca ne oluyor, bu laf neden her sözlük ortamında herkesin diline dolanmış durumda, onu da anlamış değilim. ortam sanal olabilir ama arkasında gerçek insanların olduğu her yer ciddiye alınabilir. bu o kadar da patolojik bir durum değil.

bu aralar yapay zekâ kodlaması ile uğraşmak istediğim için eğitim videoları izliyor ve kitaplar okuyorum. bundan geriye kalan boş vakitlerimi burada bir şeyler paylaşarak değerlendirmeyi seviyorum. burada yazdıklarımı bir blog açarak yazmayı tasarlıyordum ama şu an için o karardan vazgeçtiğimden, blogda değil burada yazıyorum aklımdakileri. eğer tanımların uzunluğu size zorlama gibi geliyorsa, benim için uzun yazı yazmak leblebi yemek gibi sıradan bir iş. tanımların içeriği zorlama gibi geliyorsa o da gelmesin çünkü üniversitede eğitimini aldığım konuları yazıyorum, özellikle konu aramıyorum buraya yazmak için. en iyi bildiğim şeyleri de yazmayayım mı siz mutlu olacaksınız diye?

kimseye bir şey yapmadığım halde varlığımın sürekli birilerine batması da ne bileyim... cidden üzücü yahu! böyle böyle bıraktıracaksınız zaten sonunda yazmayı.

düşüncelerinizi tabi ki ifade edin de, durup dururken herhangi bir yazarın nickaltına gidip, kendisiyle 2 kelam dahi etmediğim halde kendisine bir şeyler yakıştırmadığım için, bana yapılmasını da tuhaf karşılıyorum.

ben de görüşümü yazdım. şimdi bundan da rahatsız olursunuz falan. aman kusura bakmayın, bu da benim had bilmezliğim. *

edit: tüm bu yazdıklarımdan bu sonucu mu çıkardınız cidden? pes!..

edit 2: son editimdir. bu konunun daha fazla uzamasını istemiyorum artık. en sevmediğim şeydir böyle aptalca ithamlara maruz kalmak.

koca sitede profil fotoğrafı olan onlarca kadın yazar, yazdıklarını sizin deyiminizle "özene bezene" yazan ve resimlerle destekleyen onlarca insan varken aradan beni seçmiş olmanız en kırıcı olmayan ifadeyle söylemek gerekirse sadece komik. demek ki hepsinin tek derdi kendisini sevdirmekmiş, boşuna okuyormuşuz biz bu insanların yazdıklarını. düşüncelerini boşuna umursuyormuşuz. ne günlere kaldık...

ayrıca aklınızca laf sokuşturmaya çalışmışsınız ama "kısıtlı" vaktim olduğunu söylemedim. tıpkı profil fotoğrafımı istediğim yerde kullanmak konusunda keyfimin kâhyalığını yapamayacağınız gibi, vaktimin ne kadarını nereye nasıl harcadığım da sizi ilgilendirmiyor. "şükela"larınız sizin olsun, bana önce insanlık lazım. burada tuhaf olan şey, insanların sözlüğün verdiği doğal bir haktan faydalanıp buraya fotoğraf koymaları değil, sizin gibilerin sadece fotoğrafa kafayı takıp insanların fikirlerini, yazdıklarını göremeyecek kadar kör olması.

tanımadığınız insanlara da karakter tahlili yapıp gülünç duruma düşmeyin. az buçuk tanısaydınız, söylediğiniz karakterde biri olmadığımı da bilirdiniz ve böyle bomboş konuşmazdınız. herkesi kendiniz gibi sanmak iyi bir yöntem değildir.

"akıllı insan işiyle, akılsız insan kişiyle uğraşır." ben sözlüğe geldiğimden beri 1 kişiyle bile uğraşmadım. bence siz de işinize bakın, insanları rahat bırakın.
devamını gör...

en az iki kişi arasında varılan anlaşma ile aynı zamanda intihar etmek için alınan karar. kişiler farklı yerlerde de olsa intihar edecekleri zaman aynı olmalıdır. 2005'de japonya'da 7 kişi otomobillerinde karbondioksit zehirlenmesinden ölü bulundu. daha sonra arkalarında bıraktıkları intihar mektuplarından ölenlerin bir chat odasında tanışıp hep beraber ölmek için sözleştikleri anlaşıldı.
devamını gör...

muhtemelen ilk yudumu çay içmek olan eylemdir sonrası zaten ılık su gibi bişey oluyor.
devamını gör...

asiri asiri seker bir sey...sozlukte var oldugum gunden beri kendisi de yazar, lakin yeni yeni konusmaya basladik diyebilirim. "guzel enerjisiyle bu kiz gozumden nasil kacti " dedirtti. hep var olsun...
devamını gör...

gerçek anlamda "tanım" başlıkları açan müzik zevkini de çok sevdiğim yazardır kendisi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim