yazarların unutamadığı film replikleri
"makyajına ve yüzündeki boyalarına güvenme. yollar da güzeldir ama altından kanalizasyon geçer." tony montana/scarface.
devamını gör...
frederic chopin
adı varşova havaalanına verilmiştir, varşova'nın her yerinde kendisiyle alakalı bir şeye rastlamak mümkündür.
devamını gör...
güne kötü başlatan şeyler
uykusuzluk.
devamını gör...
comfortably numb
pink floyd'un the wall albümünden bir şarkı. tek kötü yanı çok hızlı bitiyor olması.
sözleri de şöyledir efendim:
hello? (hello? hello? hello?)
ıs there anybody in there?
just nod if you can hear me
ıs there anyone home?
come on now
ı hear you're feeling down
well ı can ease your pain
get you on your feet again
relax
ı'll need some information first
just the basic facts
can you show me where it hurts?
there is no pain you are receding
a distant ship smoke on the horizon
you are only coming through in waves
your lips move but ı can't hear what you're saying
when ı was a child ı had a fever
my hands felt just like two balloons
now ı've got that feeling once again
ı can't explain you would not understand
this is not how ı am
ı have become comfortably numb
ı have become comfortably numb
okay (okay, okay, okay)
just a little pinprick
there'll be no more, ah
but you may feel a little sick
can you stand up?
ı do believe it's working, good
that'll keep you going through the show
come on it's time to go
there is no pain you are receding
a distant ship, smoke on the horizon
you are only coming through in waves
your lips move but ı can't hear what you're saying
when ı was a child
ı caught a fleeting glimpse
out of the corner of my eye
ı turned to look but it was gone
ı cannot put my finger on it now
the child is grown
the dream is gone
ı have become comfortably numb
sözleri de şöyledir efendim:
hello? (hello? hello? hello?)
ıs there anybody in there?
just nod if you can hear me
ıs there anyone home?
come on now
ı hear you're feeling down
well ı can ease your pain
get you on your feet again
relax
ı'll need some information first
just the basic facts
can you show me where it hurts?
there is no pain you are receding
a distant ship smoke on the horizon
you are only coming through in waves
your lips move but ı can't hear what you're saying
when ı was a child ı had a fever
my hands felt just like two balloons
now ı've got that feeling once again
ı can't explain you would not understand
this is not how ı am
ı have become comfortably numb
ı have become comfortably numb
okay (okay, okay, okay)
just a little pinprick
there'll be no more, ah
but you may feel a little sick
can you stand up?
ı do believe it's working, good
that'll keep you going through the show
come on it's time to go
there is no pain you are receding
a distant ship, smoke on the horizon
you are only coming through in waves
your lips move but ı can't hear what you're saying
when ı was a child
ı caught a fleeting glimpse
out of the corner of my eye
ı turned to look but it was gone
ı cannot put my finger on it now
the child is grown
the dream is gone
ı have become comfortably numb
devamını gör...
güne kahve ile başlayan yazarlar
akıllara mor ve ötesi'nin daha mutlu olamam şarkısını getiren yazarlarımızdır. umarım çok mutlu ve huzurlu bir gün geçirip şarkıyı yalancı çıkartırlar*.
devamını gör...
insan neden okumalı sorunsalı
okumak başka dünyalara konuk olma imkanı tanıdığı gibi, beyninizdeki nöronlarda yeni köprülerin kurulmasını yani bir şeyleri anlamlandırmanızı kolaylaştırır. bu kolaylığa ulaşmak için okumak gerekli bir eylemdir, bunun dışında insana yeni tatlarla, heyecanlarla karşılaşma olanağı verdiği gibi, okuduğu türe göre insana entelektüel birikim de kazandırır. her seferinde farklı bir düşünceyle karşılaşmak çok yönlü düşünmenize, daha doğrusu düşünmenize ve sorgulamanıza neden olur. tabii bu durumda ne okuduğunuz önemli; gidip pucca filan okuyorsanız, bu kadar büyük beklentilere girmemelisiniz. ama ne olursa olsun okumanın bir alışkanlık haline dönüşmesi taraftarıyım. en uyduruk kitaplar bile olsa, bahsettiğim gibi; en kötü, olaylardaki bağlantıyı kolay görmenize; bu sayede hem rasyonel zekanıza, hem de kültürünüze katkı sağlamaya yarayacaktır.. dünyayı sorgulayıp, mutsuz olmaya gelince; bir şeyleri okumak dünyayı sorgulama sürecinizin erken gelişine neden oluyor. farklı deneyimler insanın ufkunu açıyor ve tarihin tekerrürden ibaret olduğuna şahit oluyorsunuz. bu da sizi sorgulamaya iten nedenlerden biri. karşıdaki fikirleri düşünüp, sürekli "neden?" diye sordukça en sonunda sadece kitabı ya da yazarı değil, kendi düşüncelerinizi ve dünyayı sorguluyorsunuz. aslında ortada o kadar da kompleks bir argüman söz konusu değil. sorgulamak, sorgulamak istemek kişinin kendi tabiatıyla ilgili olduğu gibi; çoğu zaman herkesin eninde sonunda yaptığı bir şey. farklı olan ulaştıkları sonuçlar. bu sebepten insanlar "hey gibi kahpe dünya, kader kısmet" vs dedikleri gibi, "düşünüyorum; öyleyse varım" da diyebilmişlerdir.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
geceye ağır toplarla giriş yapılmış bakıyorum ama yine kalite akıyor. neyse ki ben tam ponçik eğlenmelik bir şarkı seçtim yanin bir başka seçecektim onu seçseymişim iyice ağlama duvarına dönermişiz bugün*. şarkıda ne dendiğini ben de anlamıyorum ama keyifli bence cıstıklı dıstıklı.
devamını gör...
sözlükte hiç 2.nesil yazar bulunmaması
daha doğmadılar ki.
devamını gör...
(tematik)
bartolomeu dias
portekiz doğumlu kaşif ve denizcidir.
afrika'nın güney ucu olan ümit burnu'nu gemiyle dolaşan ilk insandır.
afrika'nın güney ucu olan ümit burnu'nu gemiyle dolaşan ilk insandır.
devamını gör...
konseri bedava olsa bile gidilmeyecek şarkıcı
sinan akçıl. emel sayın expo 2016 konseri öncesi bunu ön sanatçı diye koymuşlar. mecburen dinledik yemin ediyorum kulaklarım kanadı.
devamını gör...
sevince
devamını gör...
ya kusura bakma ilişkiye hazır değilmişim ben
aslında tercümesi şu:
lan zibidi canım sıkılıyordu senle konuşuyordum. şimdi kendimi eğleyeceğim farklı meşgaleler buldum. uzatmadan ikile kibar kibar. görmem gereken güneşli günler var.
lan zibidi canım sıkılıyordu senle konuşuyordum. şimdi kendimi eğleyeceğim farklı meşgaleler buldum. uzatmadan ikile kibar kibar. görmem gereken güneşli günler var.
devamını gör...
kırtasiyeye girince gelen her şeyi alma isteği
siz de kalem hastası bir insansanız titremenize sebep olacak istektir.
devamını gör...
insanın insana tutunamadığı çağ
ramazan samet yılmaz'ın dediği gibi:
“bazılarımız şiirlere, şarkılara, filmlere, kitaplara tutunuyor. sanırım artık insan, tutunamıyor insana”
tanım: yaşadığımız çağdır. insan artık sevilen bir canlı değildir. görülen kötülükler bütün insanlıktan uzak nesnelere veya diğer canlılara duyulan bir sevgiyi ortaya çıkarmıştır.
“bazılarımız şiirlere, şarkılara, filmlere, kitaplara tutunuyor. sanırım artık insan, tutunamıyor insana”
tanım: yaşadığımız çağdır. insan artık sevilen bir canlı değildir. görülen kötülükler bütün insanlıktan uzak nesnelere veya diğer canlılara duyulan bir sevgiyi ortaya çıkarmıştır.
devamını gör...
müfettiş gadget
sakar, dalgın, dikkatsiz, çevresinden bihaber olan bir müfettişin maceralarının anlatıldığı saban entertainment yapımı çizgi dizi.
gadget bir insan olmasına karşın vücudunun çeşitli yerlerinden çıkan yararlı cihazlar suçluları yakalamasını kolaylaştırmaktadır.
görevlerde her zaman şef kuinbi'den aldığı kağıdı okur ve şef kuinbi'ye atar ve kâğıt kendini imha eder.
suçu hep dr. pençe işler ve onun bir kedisi vardır.
dr. pençe'nin yüzü bir kez olsun görülmemiştir. pençe'nin çılgın (mad) adında ajanları vardır ve ne zaman müfettiş gadget'a saldıracak olsalar yeğeni peny onu kurtarır.
gadget çizgi filmin sonunda ise çocukları bilinçlendirecek örnek kurallarla ilgili konular söyler.
devamını gör...
loituma
birkaç sene önce, ievan polkka adlı şarkısını bir iddia sonucunda ezberlediğim ve hâlâ eşlik etmekten keyif aldığımdan, kendilerine bu şarkı için müteşekkir olduğum grup.
yalnız bu fince cidden ilginç bir dil. arapçaya benzeyen sessiz harf çılgınlığına örnek;
siellä oli lystiä soiton jäläkeen
sain minä kerran sytkyyttee
kottiin ko mäntii ni ämmä se riitelj
ja ıeva jo alako nyyhkyytteek
minä sanon ıevalle mitäpä se haittaa
laskemma vielähi laiasta laitaa
salivili hipput tupput täppyt
äppyt tipput hilijalleen
yalnız bu fince cidden ilginç bir dil. arapçaya benzeyen sessiz harf çılgınlığına örnek;
siellä oli lystiä soiton jäläkeen
sain minä kerran sytkyyttee
kottiin ko mäntii ni ämmä se riitelj
ja ıeva jo alako nyyhkyytteek
minä sanon ıevalle mitäpä se haittaa
laskemma vielähi laiasta laitaa
salivili hipput tupput täppyt
äppyt tipput hilijalleen
devamını gör...
deli dana hastalığı
deli dana, hayvanlarda ortaya çıkan ve hayvanlardan insanlara bulaşan bir beyin iltihabı hastalığıdır. bu hastalık, o zamana kadar besinlerini güvenle satın alıp tüketen tüketicinin gıdanın güvenliğine dair şüpheye düşmesi noktasında da önemli bir olaydır.
hastalık 1980'lerde büyük britanya'da sığır yemleri için mevcut yasaların esnetilmesiyle ortaya çıktı. yani hastalık doğal bir sürecin sonucu değil. oluşum nedeni açısından önemli çünkü devlet bireysel tüketicilerin değil endüstriyel üretimin çıkarları için üretim standartlarının düşürülmesine izin verdi. yasaların gevşetilmesiyle birlikte hayvanlar kendi türlerinin vücut parçalarını yem olarak tükettiler. biraz daha detaylandırırsak, et üretiminde kullanılan sığırların kemik, et kalıntıları diğer sığırların yemlerine karıştırılıp yediriliyordu oysa bu hayvanlar otçuldu. et endüstrisi otçul canlıya kendisini yediriyordu ve bu canlılardan yine et endüstrisinde faydalanılıyordu. üreticiler ilk etapta şartların gerektirdiği gibi davrandıklarına inanıyordu. devlet de bu gevşetmelerin ürün çeşitliliğini artıracağını düşünüyordu. güvene dayalı besin alışverişi söz konusu olduğu için tüketici bu durumdan şüphelenmeden ürünleri satın almaya devam etti. oysa özellikle en ucuz ürünler hayvanlardaki bu beslenme şekli nedeniyle riskliydi ve yoksul tüketici de gıda güvenliğinin korunduğunu zannederek bu ürünleri tercih ediyordu. ve deli dana hastalığı bulaşmış hayvanları tüketen insanlarda da hastalığın insanlardaki ismiyle "cjd: creutzfeld-jakop disease/hastalığı" ortaya çıktı.
tam olarak nedir bu hastalık? cjd'de belirtilerin görülmesi 10-20 yıl arasında değişirken bu süre 40 yıla kadar çıkabilir. hastalık bir virüs ya da bakteriyle değil vücudumuzda bulunan "prion" proteinin mutasyona uğramasıyla ortaya çıkar. zamanla beyinde boşluklar oluşmasına ve beyinde süngerleşme durumuna neden olur. hastalığın belirti göstermesi yıllar alabilir. tanı koyulması bile çok güç olan bu hastalığın gelişmiş bir tedavisi yoktur. hastalığın görülme sıklığı milyonda bir olarak belirtilmiştir. ilk belirtileri depresyon, hafıza kaybı, uyku bozukluğu gibi etkilerdir. daha sonra bu belirtiler aniden katlanarak etki alanını genişletir ve hastanın bütün fonsiyonlarını etkiler.
hastalık 1980'lerde büyük britanya'da sığır yemleri için mevcut yasaların esnetilmesiyle ortaya çıktı. yani hastalık doğal bir sürecin sonucu değil. oluşum nedeni açısından önemli çünkü devlet bireysel tüketicilerin değil endüstriyel üretimin çıkarları için üretim standartlarının düşürülmesine izin verdi. yasaların gevşetilmesiyle birlikte hayvanlar kendi türlerinin vücut parçalarını yem olarak tükettiler. biraz daha detaylandırırsak, et üretiminde kullanılan sığırların kemik, et kalıntıları diğer sığırların yemlerine karıştırılıp yediriliyordu oysa bu hayvanlar otçuldu. et endüstrisi otçul canlıya kendisini yediriyordu ve bu canlılardan yine et endüstrisinde faydalanılıyordu. üreticiler ilk etapta şartların gerektirdiği gibi davrandıklarına inanıyordu. devlet de bu gevşetmelerin ürün çeşitliliğini artıracağını düşünüyordu. güvene dayalı besin alışverişi söz konusu olduğu için tüketici bu durumdan şüphelenmeden ürünleri satın almaya devam etti. oysa özellikle en ucuz ürünler hayvanlardaki bu beslenme şekli nedeniyle riskliydi ve yoksul tüketici de gıda güvenliğinin korunduğunu zannederek bu ürünleri tercih ediyordu. ve deli dana hastalığı bulaşmış hayvanları tüketen insanlarda da hastalığın insanlardaki ismiyle "cjd: creutzfeld-jakop disease/hastalığı" ortaya çıktı.
tam olarak nedir bu hastalık? cjd'de belirtilerin görülmesi 10-20 yıl arasında değişirken bu süre 40 yıla kadar çıkabilir. hastalık bir virüs ya da bakteriyle değil vücudumuzda bulunan "prion" proteinin mutasyona uğramasıyla ortaya çıkar. zamanla beyinde boşluklar oluşmasına ve beyinde süngerleşme durumuna neden olur. hastalığın belirti göstermesi yıllar alabilir. tanı koyulması bile çok güç olan bu hastalığın gelişmiş bir tedavisi yoktur. hastalığın görülme sıklığı milyonda bir olarak belirtilmiştir. ilk belirtileri depresyon, hafıza kaybı, uyku bozukluğu gibi etkilerdir. daha sonra bu belirtiler aniden katlanarak etki alanını genişletir ve hastanın bütün fonsiyonlarını etkiler.
devamını gör...
en uzun entry
50000 sınırı garip geldi. en nihayetinde burası bir websitesi ve bir veritabanı var dolayısıyla maksimum karakter sayısının 2'nin üssü olması lazım. veritabanında varchar ya da text olarak alıyor olsalar 65535 karaktere kadar yazabiliyor olmamız gerekir. ne bu 50 bin? doğru mu yanlış mı? doğruysa niye doğru? test eder miyim? meh.
abi gerçek bir sosyal deney unsurusunuz ya. 41 kişi hiç okumadan beğenip portakallara soktunuz bu manasız tanımı tebrik ederim.
abi gerçek bir sosyal deney unsurusunuz ya. 41 kişi hiç okumadan beğenip portakallara soktunuz bu manasız tanımı tebrik ederim.
devamını gör...
kim var imiş biz burada yoğ iken
cemal kafadar'ın metis yayınları'ndan çıkan harikulade mikro tarih çalışması. alt başlığı konusunu da nispeten anlatıyor zaten: "dört osmanlı: yeniçeri, tüccar, derviş ve hatun". adını karacaoğlan'ın şu dörtlüğünden alır:
"karac'oğlan der ki bakın olana
ömrümün yarısı gitti talana
sual eylen bizden evvel gelene
kim var imiş biz burada yoğ iken"
kitap esasında kafadar'ın daha önce yazdığı dört makalenin bir derlemesidir. her bir makale zamanında yaşamış ve arşivin tozlu sayfalarında saklanmış olan kanlı canlı insanların hayatlarının tahayyülü, analizi ve yorumlanmasıdır.
özellikle "hatun" başlığına denk düşen, üsküplü asiye hatun'un anlatıldığı son bölüm, osmanlı öteki tarihi üzerine çok güzel bir denemedir. bu bölümde, "mütereddit bir mutasavvıf" anlatılır. asiye hatun'un şeyhine gönderdiği rüya mektuplarından yararlanılarak* yazılmıştır. kendisi bu mektuplarda şeyhinden rüyalarını yorumlamasını ister. buna göre asiye hatun; rüyalarında kendini peygamberin zevcesi olarak gören, allah aşkından sapıp küfre düşeceğinden korkan, ve daha da ilgi çekicisi, gerçekte şeyhinden romantik anlamda düpedüz etkilenen ve tereddüt içinde de olsa bunu açıkça belli eden bir kadındır. ilgili bölüm de böylece kitap için harika bir nokta niteliğindedir.
neticede, herhalde tarihe ilgi duyan herkes tarafından okunması gereken bir kitaptır. hele ki tarihçilik hevesinde olan her öğrencinin kütüphanesinde bulunması elzemdir. zira sadece kafadar'ın yazmış olduğu muhteşem mukaddimesi bile; tarihin amacı, metodu ve ne olduğuyla ilgili şahane tespitler barındırır. o girişten zamanında okurken altını çizmiş olduğum satırları da şöyle bırakayım:
"tarih, yok olanla değil bir zamanlar var olanla ilgilidir."
"... yoksa, tarihli toplumlar ütopyadan çok distopyaya meyleder."
"... sonuç olarak tarih, toplum ve insan bilimleri arasında kendine salıncak kurmayı yeğledi, hatta bilimsellikle hikâye etme arasında tercih yapmanın da şart olmadığına kanaat getirdi."
"insanların ve toplumların geçmişini anlama derdi taşıyan tarihçinin en önemli melekeleri arasında empati vardır, yani kendini başkalarının yerine koyma, başka hayatları, başka tecrübeleri adeta kendi bedeninde duyma yetisi. bu açıdan tarihçi, bir romancı veya bir tiyatro-sinema oyuncusu gibidir."
"... tarihsel olanın doğallaştırılmasına ("büyük balık küçük balığı yutar, dünyanın kanunu bu") izin vermemek, bunların başında gelir. bazı söylemlerde doğallaştırmanın yerini kutsallaştırma alır, ya da bu iki tavır birbiriyle harmanlanır: "kadınla erkek eşit olur mu? tanrı böyle yaratmış." oysa tarih, bir şey gösterirse eğer, her düzenin, her sömürü biçiminin, her kurumun, her kavramın, her hiyerarşinin, her karşı çıkış imkânının ve söyleminin, insanlar eliyle başka başka biçimlerde inşa edildiğini, usul usul da olsa tekrar tekrar dönüştürüldüğünü, yapılıp bozulduğunu gösterir."
"karac'oğlan der ki bakın olana
ömrümün yarısı gitti talana
sual eylen bizden evvel gelene
kim var imiş biz burada yoğ iken"
kitap esasında kafadar'ın daha önce yazdığı dört makalenin bir derlemesidir. her bir makale zamanında yaşamış ve arşivin tozlu sayfalarında saklanmış olan kanlı canlı insanların hayatlarının tahayyülü, analizi ve yorumlanmasıdır.
özellikle "hatun" başlığına denk düşen, üsküplü asiye hatun'un anlatıldığı son bölüm, osmanlı öteki tarihi üzerine çok güzel bir denemedir. bu bölümde, "mütereddit bir mutasavvıf" anlatılır. asiye hatun'un şeyhine gönderdiği rüya mektuplarından yararlanılarak* yazılmıştır. kendisi bu mektuplarda şeyhinden rüyalarını yorumlamasını ister. buna göre asiye hatun; rüyalarında kendini peygamberin zevcesi olarak gören, allah aşkından sapıp küfre düşeceğinden korkan, ve daha da ilgi çekicisi, gerçekte şeyhinden romantik anlamda düpedüz etkilenen ve tereddüt içinde de olsa bunu açıkça belli eden bir kadındır. ilgili bölüm de böylece kitap için harika bir nokta niteliğindedir.
neticede, herhalde tarihe ilgi duyan herkes tarafından okunması gereken bir kitaptır. hele ki tarihçilik hevesinde olan her öğrencinin kütüphanesinde bulunması elzemdir. zira sadece kafadar'ın yazmış olduğu muhteşem mukaddimesi bile; tarihin amacı, metodu ve ne olduğuyla ilgili şahane tespitler barındırır. o girişten zamanında okurken altını çizmiş olduğum satırları da şöyle bırakayım:
"tarih, yok olanla değil bir zamanlar var olanla ilgilidir."
"... yoksa, tarihli toplumlar ütopyadan çok distopyaya meyleder."
"... sonuç olarak tarih, toplum ve insan bilimleri arasında kendine salıncak kurmayı yeğledi, hatta bilimsellikle hikâye etme arasında tercih yapmanın da şart olmadığına kanaat getirdi."
"insanların ve toplumların geçmişini anlama derdi taşıyan tarihçinin en önemli melekeleri arasında empati vardır, yani kendini başkalarının yerine koyma, başka hayatları, başka tecrübeleri adeta kendi bedeninde duyma yetisi. bu açıdan tarihçi, bir romancı veya bir tiyatro-sinema oyuncusu gibidir."
"... tarihsel olanın doğallaştırılmasına ("büyük balık küçük balığı yutar, dünyanın kanunu bu") izin vermemek, bunların başında gelir. bazı söylemlerde doğallaştırmanın yerini kutsallaştırma alır, ya da bu iki tavır birbiriyle harmanlanır: "kadınla erkek eşit olur mu? tanrı böyle yaratmış." oysa tarih, bir şey gösterirse eğer, her düzenin, her sömürü biçiminin, her kurumun, her kavramın, her hiyerarşinin, her karşı çıkış imkânının ve söyleminin, insanlar eliyle başka başka biçimlerde inşa edildiğini, usul usul da olsa tekrar tekrar dönüştürüldüğünü, yapılıp bozulduğunu gösterir."
devamını gör...
utandıran evlilik teklifleri
herkesin içinde yapılan bütün evlilik teklifleri
devamını gör...