öz farkındalık
bireyin kendi yapısı, davranışları ve kendisini diğer insanlardan ayıran özelliklerine dair gözlemler yaparak bunları olabildiğince objektif bir şekilde analiz etmesiyle ortaya çıkan benlik algısıdır.
devamını gör...
sen bir aysın
#115221
tıpkı sayın yazar gibi, benim de "sen bir ayısın" şeklinde okuyarak biri bana şarkı mı yazdı lan diyerekten gelip hüsrana uğrayarak terk-i diyar eylediğim başlık.
(bkz: hoçça ğalın ğidiyom ben)
tıpkı sayın yazar gibi, benim de "sen bir ayısın" şeklinde okuyarak biri bana şarkı mı yazdı lan diyerekten gelip hüsrana uğrayarak terk-i diyar eylediğim başlık.
(bkz: hoçça ğalın ğidiyom ben)
devamını gör...
mizantropi
ilaçlarımı almayı unuttuğumda büründüğüm ruh hali.
devamını gör...
milli saraylar resim müzesi
istanbul beşiktaş'ta, dolmabahçe sarayı'nın veliahd dairesi'nde bulunan müze.
bu sene başında restorasyonu tamamlanıp tekrar ziyarete açılan müzenin koleksiyonu çok geniş. osmanlı himayesinde çalışmış saray ressamlarının tabloları, padişah portreleri, savaş tabloları, oryantalist tablolar gibi 11 farklı bölümde bir çok eser sergileniyor.
osman hamdi bey, fausto zonaro, stanisław chlebowski, ibrahim çallı, şeker ahmet paşa, pierre-désiré guillemet gibi bir çok türk ve yabancı ressamın eserleri bulunuyor. abdülmecid efendi'nin de eserleriyle beraber resim malzemelerini görebilir, resim yaptığı odayı ziyaret edebilirsiniz.
ayrıca müzenin ivan ayvazovski'ye ayırdığı kocaman bir salon var. her eseri ayrı ayrı incelenmeli.
ayvazovski salonu
fotoğrafta gördüğümüz üzere müze karanlık bir atmosfere sahip, aydınlatma sadece eserler üzerine yapılmış. ayrıca tavan süslemelerinin bazılarında da aydınlatma kullanıldığını görüyoruz. aslında ilk başta bundan hoşlanmadım ama ziyaretçilerin esere odaklanması için yapılmış, bu yüzden başarılı.
eserlerde kullanılan sensör sistemi sayesinde eserlere hiç bir şekilde dokunma imkanınız yok, elinizi uzatmanız halinde uzun bir bip sesiyle irkiliyorsunuz. görevliler hem bilgi verme konusunda hevesli hem de dikkatliler. içeride fotoğraf ve video çekmek de yasak bu arada.

her eserin uzun uzun incelenmeye değer olduğu bir müze. saydığım ve saymadığım bir çok değerli ressamın eseri sergileniyor, kesinlikle gidilip görülmeli. müzekart ya da dolmabahçe sarayı'nda aldığınız bilet de burada geçiyor, yoksa giriş 30 lira. öğrenciye de 10 liraymış.
kaynak görselleri buradan aldım.
bu sene başında restorasyonu tamamlanıp tekrar ziyarete açılan müzenin koleksiyonu çok geniş. osmanlı himayesinde çalışmış saray ressamlarının tabloları, padişah portreleri, savaş tabloları, oryantalist tablolar gibi 11 farklı bölümde bir çok eser sergileniyor.
osman hamdi bey, fausto zonaro, stanisław chlebowski, ibrahim çallı, şeker ahmet paşa, pierre-désiré guillemet gibi bir çok türk ve yabancı ressamın eserleri bulunuyor. abdülmecid efendi'nin de eserleriyle beraber resim malzemelerini görebilir, resim yaptığı odayı ziyaret edebilirsiniz.
ayrıca müzenin ivan ayvazovski'ye ayırdığı kocaman bir salon var. her eseri ayrı ayrı incelenmeli.
ayvazovski salonufotoğrafta gördüğümüz üzere müze karanlık bir atmosfere sahip, aydınlatma sadece eserler üzerine yapılmış. ayrıca tavan süslemelerinin bazılarında da aydınlatma kullanıldığını görüyoruz. aslında ilk başta bundan hoşlanmadım ama ziyaretçilerin esere odaklanması için yapılmış, bu yüzden başarılı.
eserlerde kullanılan sensör sistemi sayesinde eserlere hiç bir şekilde dokunma imkanınız yok, elinizi uzatmanız halinde uzun bir bip sesiyle irkiliyorsunuz. görevliler hem bilgi verme konusunda hevesli hem de dikkatliler. içeride fotoğraf ve video çekmek de yasak bu arada.

her eserin uzun uzun incelenmeye değer olduğu bir müze. saydığım ve saymadığım bir çok değerli ressamın eseri sergileniyor, kesinlikle gidilip görülmeli. müzekart ya da dolmabahçe sarayı'nda aldığınız bilet de burada geçiyor, yoksa giriş 30 lira. öğrenciye de 10 liraymış.
kaynak görselleri buradan aldım.
devamını gör...
galatasaray'da olup fenerbahçe'de olmayan şeyler
muslera demek istiyorum. futbol bilgim de bununla sınırlı.
devamını gör...
ferdi tayfur
okşayıp saçını seni sevmeden
bir gün olsun mutluluğa ermeden
göçersem dünyadan son bir defa görmeden
dua etme başucumda dur yeter
çiçek atma mezarıma gel yeter, gel yeter
bu da bana yeter, yeter...
bir gün olsun mutluluğa ermeden
göçersem dünyadan son bir defa görmeden
dua etme başucumda dur yeter
çiçek atma mezarıma gel yeter, gel yeter
bu da bana yeter, yeter...
devamını gör...
kainatın aynasıyım
asıl adı ismail aydın olan, 1932 doğumlu ve 1983 yılında yaşamanı yitiren büyük usta halk ozanı aşık daimi'ye ait eser. 2015 yılında çıkan "aleviler'e kalan 2" albümünde yer alan sevgili erdal erzincan yorumunu şuracığa bırakalım..
devamını gör...
sen çok biliyorsun
genellikle küçümseme için kullanılan sözdür.
gözler kısılır, ses incelir, karşı tarafın yüzüne imalı imalı bakılır ve 'hıığ bak sen şuna... sen çok biliyorsun." denir.
zaman zaman duyduğum sözdür.
gözler kısılır, ses incelir, karşı tarafın yüzüne imalı imalı bakılır ve 'hıığ bak sen şuna... sen çok biliyorsun." denir.
zaman zaman duyduğum sözdür.
devamını gör...
normal sözlük'e girişte ilk mesaj atan moderatör
sempati uyandıran eylem.
cicim ay'larından sonra'da devam etmesi temennisi ile....
cicim ay'larından sonra'da devam etmesi temennisi ile....
devamını gör...
16 mayıs 2021 kademeli normalleşme genelgesi
virüsün sadece hafta sonu dışarıda dolaştığını ortaya koyan genelgedir.
devamını gör...
ssuuddee
herşeyi geçtim, başlığın devamlı yukarda olmasını geçtim, kardeşim nerde lan bu kızıl nelson? şimdiye gelip mikserleme görevini ifa etmeliydi arkadaş. kendisini gören bilen varsa en yakın adli merciiye ihbar etsin.
devamını gör...
lullaby of woe
the witcher 3 wild hunt adlı bilgisayar oyununda cadıların çocuklarını uyutmak için söylediği “kederin ninnisi”dir.
witcher canavarları, cadıları ortadan kaldıran bir oyun karakteridir.
videoda kayık içinde temsili bir cadı vardır. ormanın içindeki witcher ise onu aramaktadır.
anadolu’da uyumayan çocuklara “uyumazsan canavar gelir, seni ham yapar” derler ya.
cadıcık da ormanın içindeki çocuğu uyusun da ses etmesin diye bu ninniyi söyler.
videonun devamında witcher, cadının hayatına son verir ama cadının söylediği ninni ile uyuyan çocuğu kurtulur. anne yüreği işte.
çevirisi…
kederin ninnisi
kurtlar uykuda ağaçların arasında
yarasalar sallanır rüzgarda
ama birisi var, uyanık, endişeli
korkutur tüm hayaletleri, cadıları cinleri
yavrucağım uykun kaçtığında
sakın korkmayasın yalnız başına
çünkü insafsız, kalpsiz witcher,
almıştır ücretini altın ile,
geçer, gider, bir şey bırakmaz arkasında
yalnız keder ve kalp ağrısı dışında
derin, derin bir keder...
kuşlar susmuş gecenin karanlığında
inekler yatmış gün ışığı kaybolunca
ama birisi var, uyanık, endişeli
korkutur tüm hayaletleri, cadıları cinleri
yavrucağım gözlerini kapa
sessiz ol, ağlama, kıpırdama!
cesur ve gözüpek witcher burada!
almıştır ücretini altın ile
o doğrayıp dilimleyecek
kesiverir, doğrar seni
büsbütün yer seni!
bir lokmada yutar seni.
witcher canavarları, cadıları ortadan kaldıran bir oyun karakteridir.
videoda kayık içinde temsili bir cadı vardır. ormanın içindeki witcher ise onu aramaktadır.
anadolu’da uyumayan çocuklara “uyumazsan canavar gelir, seni ham yapar” derler ya.
cadıcık da ormanın içindeki çocuğu uyusun da ses etmesin diye bu ninniyi söyler.
videonun devamında witcher, cadının hayatına son verir ama cadının söylediği ninni ile uyuyan çocuğu kurtulur. anne yüreği işte.
çevirisi…
kederin ninnisi
kurtlar uykuda ağaçların arasında
yarasalar sallanır rüzgarda
ama birisi var, uyanık, endişeli
korkutur tüm hayaletleri, cadıları cinleri
yavrucağım uykun kaçtığında
sakın korkmayasın yalnız başına
çünkü insafsız, kalpsiz witcher,
almıştır ücretini altın ile,
geçer, gider, bir şey bırakmaz arkasında
yalnız keder ve kalp ağrısı dışında
derin, derin bir keder...
kuşlar susmuş gecenin karanlığında
inekler yatmış gün ışığı kaybolunca
ama birisi var, uyanık, endişeli
korkutur tüm hayaletleri, cadıları cinleri
yavrucağım gözlerini kapa
sessiz ol, ağlama, kıpırdama!
cesur ve gözüpek witcher burada!
almıştır ücretini altın ile
o doğrayıp dilimleyecek
kesiverir, doğrar seni
büsbütün yer seni!
bir lokmada yutar seni.
devamını gör...
iyi ki yapmışım
metin akpınar'ın hayatını konu alan belgeseldir. bir netflix içeriğidir. belgesel dediğimi zaman netflix çok başarılı işler yapıyor. her belgesel tanımımda bunu mutlaka belirtirim. netflix bu belgesel işini harika yapıyor.
belgeseli izlemeden önce metin akpınar'ı tanıyordum. son tutuklanma olayında ise acayip üzülmüştüm. saygısızlıktı yapılan ve bunu kaldıramamıştım baya sosyal medyada hakaret seviyesinde şeyler yazmıştım. büyük bir ustanın öyle muamele görmesi herkesi üzmüştü.
belgeseli izledim ve sevdiğim bir insanı daha fazla sevdim. mükemmel bir insan harika bir beyefendi. sadece oyunculuğu değil her alanda harika bir insan olduğu gösterilmiş.
2 saate yakın bir belgeselde dönemin tiyatro anlayışı, siyaseti, kişilikleri, insanları ve tiyatroya verilen önem anlatılmaya çalışılmış. ortam şampiyonlar ligi gibi. metin akpınar konuşuyor. demet akbağ geliyor. oradan ferhan şensoy çıkıyor. nevra serezli çok nazik çok güçlü bir kadın olarak olaylar anlatıyor. izlemek çok keyifli hale geliyor.
metin akpınar belgeseli olunca tabii zeki alasya'dan bahsetmemek olmaz demişler ve ikilinin uyumunu aktarmışlar. çok duygulandım. çok şaşırdım. o aralarındaki uyum, sevgi, saygı çok güzel ve çok değerli.
bütün bunlar olurken arkada dolaşan müziğe hayran kaldım hatta bayıldım. belgeseli ayrı bir seviyeye çıkarmış. 2 saate yakın bir belgeseli soluksuz ve ilgiyle takip ettim. seyirciyi bu kadar ilgili ve keyifli şekilde bir belgeselin karşısında oturtmak bence zor bir şeydir ve bunu başarmışlar.
belgeseli izlerken dönemin siyasilerini ve tiyatroya bakış açısını görmek hoşuma gitti. metin akpınar izlemeye gelen siyasilere tatlı tatlı dokundurmalar yapıyor ve onlar tebessümle karşılıyor. bugün baktığımızda ne kadar ileri değil geri gittiğimizi görüyoruz.
belgesel son sahnede o vahim olaya değinmiş. metin akpınar gurur duyduğunu ve o 60 yılı boşa yaşamadığını hissettiğini söylüyor. çok büyük bir sanat adamı çok büyük bir sanatçı. tabii ki asla yalnız hissettirmeyeceğiz. bir sanatçı kolay yetişmiyor bunun farkına herkes varacak. öyle bir tost bir ayranla karakol köşelerinde bekletmenin ne kadar yanlış bir kafa olduğunu öğrenecekler.
tavsiye ederim. keyifli vakit geçirdiğim keyifli bir iş yapmışlar. emeği geçenler sağ olsun.
ha unutmadan tilbe saran ve sesi çok güzeldi. belgesele renk katmış belgeseli çok daha güzel bir hale getirmiş.
belgeseli izlemeden önce metin akpınar'ı tanıyordum. son tutuklanma olayında ise acayip üzülmüştüm. saygısızlıktı yapılan ve bunu kaldıramamıştım baya sosyal medyada hakaret seviyesinde şeyler yazmıştım. büyük bir ustanın öyle muamele görmesi herkesi üzmüştü.
belgeseli izledim ve sevdiğim bir insanı daha fazla sevdim. mükemmel bir insan harika bir beyefendi. sadece oyunculuğu değil her alanda harika bir insan olduğu gösterilmiş.
2 saate yakın bir belgeselde dönemin tiyatro anlayışı, siyaseti, kişilikleri, insanları ve tiyatroya verilen önem anlatılmaya çalışılmış. ortam şampiyonlar ligi gibi. metin akpınar konuşuyor. demet akbağ geliyor. oradan ferhan şensoy çıkıyor. nevra serezli çok nazik çok güçlü bir kadın olarak olaylar anlatıyor. izlemek çok keyifli hale geliyor.
metin akpınar belgeseli olunca tabii zeki alasya'dan bahsetmemek olmaz demişler ve ikilinin uyumunu aktarmışlar. çok duygulandım. çok şaşırdım. o aralarındaki uyum, sevgi, saygı çok güzel ve çok değerli.
bütün bunlar olurken arkada dolaşan müziğe hayran kaldım hatta bayıldım. belgeseli ayrı bir seviyeye çıkarmış. 2 saate yakın bir belgeseli soluksuz ve ilgiyle takip ettim. seyirciyi bu kadar ilgili ve keyifli şekilde bir belgeselin karşısında oturtmak bence zor bir şeydir ve bunu başarmışlar.
belgeseli izlerken dönemin siyasilerini ve tiyatroya bakış açısını görmek hoşuma gitti. metin akpınar izlemeye gelen siyasilere tatlı tatlı dokundurmalar yapıyor ve onlar tebessümle karşılıyor. bugün baktığımızda ne kadar ileri değil geri gittiğimizi görüyoruz.
belgesel son sahnede o vahim olaya değinmiş. metin akpınar gurur duyduğunu ve o 60 yılı boşa yaşamadığını hissettiğini söylüyor. çok büyük bir sanat adamı çok büyük bir sanatçı. tabii ki asla yalnız hissettirmeyeceğiz. bir sanatçı kolay yetişmiyor bunun farkına herkes varacak. öyle bir tost bir ayranla karakol köşelerinde bekletmenin ne kadar yanlış bir kafa olduğunu öğrenecekler.
tavsiye ederim. keyifli vakit geçirdiğim keyifli bir iş yapmışlar. emeği geçenler sağ olsun.
ha unutmadan tilbe saran ve sesi çok güzeldi. belgesele renk katmış belgeseli çok daha güzel bir hale getirmiş.
devamını gör...
ahval teorisi
birtakım kelâm bilginlerinin ortaya attığı teori. sıfatullah, kelâm ilminin temel konularından olup allah'ın sıfatları demektir. ki teori de, bu konuyu, meseleyi çözme maksadıyla ortaya atılmıştır. teoriyi ortaya atan ve kullanan ilk kişi mu'tezile kelâmcısı olan ebu haşim el-cübbâî(v.933)'dir. kısaca özetlersek bu teori, allah'ın sıfatlarının o'nun zâtıyla olan ilişkisini, küllî(bu felsefî ve mantıkî bir terimdir)'lerin varlıklarla olan ilişkisini açıklamaya dair tartışmaların sonunda ortaya çıkmıştır.
o dönem iki teori bulunuyordu.
birinci teori şu şekildedir: sıfatlar hem zihin haricinde ve hem de zihinde hem kişisel(zât) olarak hem de nitelik(mahiyet) olarak gerçek bir varlığa sahiptir. bu görüşü savunan sünnilere, sıfâtiyye denmektedir.
ikinci teori şu şekildedir: sıfatlara da gerçek bir varlıktır dersek, o zaman allah'ın sıfatlarının da ezelî olması gerekir, o zaman demek ki birçok ezelî varlık vardır, ama bu hatalıdır. demek ki ilâhî sıfatlar, varlık kavramına dahil değildirler. (mu'tezile'nin çoğunluğu bu görüşü benimser). böyle düşünenlere muattıla denmektedir.
işte bu teori de bu tip sorunları ortadan kaldırmak için vardır, ki, fakat teorinin hakikî yapısı ve sorunu, islam kelâmı öğrencileri için bir problem olarak kalmıştır.
peki ahval teorisi ne der? ahval teorisi der ki, hayır, birinci teori aslında temelde kur'an'a uygundur. ama, akla aykırıdır. ve ahval teorisi der ki, ikinci teoriye gelince, evet der, bu teori tevhid ilkesine uygundur, dolayısıyla aklî bakımdan da doğrudur. fakat bu teori, sıfatları tamamıyla inkâr etmeye götürdüğünden kur'an'ın anlatımlarına aykırıdır.
ahval teorisine göre, cevher(bir terim) ile araz(cevher ve zâtın zıttı), varlık(vücud) ile yokluk(adem) arasında üçüncü bir kavram da yer alır. bu kavram, cevhere çok yakındır, ondan ayrı kalamaz, kendi başına yoktur ve cevherin var oluş şeklidir. işte bu kavram, ahvaldir. evet, haller, arazları cevhere bağlar. haller, cevherle araz arasındaki araçlardır.
haller, var denemez, ama yok da denemez. ezelî denemez, ama sonradan olmuştur da denemez. yani hallerin bağımsız bir varlıkları bulunmaz, bu yüzden gerçek anlamda bunlar varlıktır denemez. eğer bağımsız bir varlığa sahip olsalardı hallere şey* derdik, ama değiller, bundan dolayı haller, şey değildir.
fakat haller göz ardı edilemez. yani vardırlar diyemediğimiz gibi yoktur da diyemeyiz. bu da olmaz. çünkü haller, varlığın zatıyla ilişkilidir, bir varlığı sadece hallerle tanırız. dolayısıyla bunlara şey diyemediğimiz gibi, lâ şey' de diyemeyiz.
hasılı teori der ki, haller, varlığı tanıtır, onu başka varlıklardan ayırt eder. bu sebepten haller, farazî ve zihnî durumlar ve özelliklerdir.
işte ahval teorisinin buraya kadar olan kısmı, allah'ın sıfatlarına da uygulanır. yani tek başına var olamayan haller, allah'ın zâtına eklenen sıfatlar sayılamaz, dolayısıyla tevhid ilkesine bir zarar da vermez, dolayısıyla zâta bağlı bir şekilde düşünülebilen ilâhî sıfatlar da reddedilmemiş olacak.
şehristânî, o zaman ahval, zihnî mevcuddur der. yani teori ahval mevcud değil, zihindedir diyor ya, şehristânî de o zaman zihinde vardır, yani mevcuddur ama zihinde mevcuddur der.
o dönem iki teori bulunuyordu.
birinci teori şu şekildedir: sıfatlar hem zihin haricinde ve hem de zihinde hem kişisel(zât) olarak hem de nitelik(mahiyet) olarak gerçek bir varlığa sahiptir. bu görüşü savunan sünnilere, sıfâtiyye denmektedir.
ikinci teori şu şekildedir: sıfatlara da gerçek bir varlıktır dersek, o zaman allah'ın sıfatlarının da ezelî olması gerekir, o zaman demek ki birçok ezelî varlık vardır, ama bu hatalıdır. demek ki ilâhî sıfatlar, varlık kavramına dahil değildirler. (mu'tezile'nin çoğunluğu bu görüşü benimser). böyle düşünenlere muattıla denmektedir.
işte bu teori de bu tip sorunları ortadan kaldırmak için vardır, ki, fakat teorinin hakikî yapısı ve sorunu, islam kelâmı öğrencileri için bir problem olarak kalmıştır.
peki ahval teorisi ne der? ahval teorisi der ki, hayır, birinci teori aslında temelde kur'an'a uygundur. ama, akla aykırıdır. ve ahval teorisi der ki, ikinci teoriye gelince, evet der, bu teori tevhid ilkesine uygundur, dolayısıyla aklî bakımdan da doğrudur. fakat bu teori, sıfatları tamamıyla inkâr etmeye götürdüğünden kur'an'ın anlatımlarına aykırıdır.
ahval teorisine göre, cevher(bir terim) ile araz(cevher ve zâtın zıttı), varlık(vücud) ile yokluk(adem) arasında üçüncü bir kavram da yer alır. bu kavram, cevhere çok yakındır, ondan ayrı kalamaz, kendi başına yoktur ve cevherin var oluş şeklidir. işte bu kavram, ahvaldir. evet, haller, arazları cevhere bağlar. haller, cevherle araz arasındaki araçlardır.
haller, var denemez, ama yok da denemez. ezelî denemez, ama sonradan olmuştur da denemez. yani hallerin bağımsız bir varlıkları bulunmaz, bu yüzden gerçek anlamda bunlar varlıktır denemez. eğer bağımsız bir varlığa sahip olsalardı hallere şey* derdik, ama değiller, bundan dolayı haller, şey değildir.
fakat haller göz ardı edilemez. yani vardırlar diyemediğimiz gibi yoktur da diyemeyiz. bu da olmaz. çünkü haller, varlığın zatıyla ilişkilidir, bir varlığı sadece hallerle tanırız. dolayısıyla bunlara şey diyemediğimiz gibi, lâ şey' de diyemeyiz.
hasılı teori der ki, haller, varlığı tanıtır, onu başka varlıklardan ayırt eder. bu sebepten haller, farazî ve zihnî durumlar ve özelliklerdir.
işte ahval teorisinin buraya kadar olan kısmı, allah'ın sıfatlarına da uygulanır. yani tek başına var olamayan haller, allah'ın zâtına eklenen sıfatlar sayılamaz, dolayısıyla tevhid ilkesine bir zarar da vermez, dolayısıyla zâta bağlı bir şekilde düşünülebilen ilâhî sıfatlar da reddedilmemiş olacak.
şehristânî, o zaman ahval, zihnî mevcuddur der. yani teori ahval mevcud değil, zihindedir diyor ya, şehristânî de o zaman zihinde vardır, yani mevcuddur ama zihinde mevcuddur der.
devamını gör...
yaşlı insanlar gibi yaşayan gençler
içi geçmiştir.
devamını gör...
hristiyanismail
büyük ihtimalle soluk almaya diye gittin.
ama 72 saat sonra burada soluk alacaksın,almalısın,yani öyle olmalı.
uzaktan takip ediyor da olabilirsin.
belki de artık sanatçı olduğun için albüm hazırlıyorsun.
ya da ilham perisi avına çıktın.
herrrneyyyseeeee
sonuçta dükkan burada,
gelirsen ne âlâ..
ama 72 saat sonra burada soluk alacaksın,almalısın,yani öyle olmalı.
uzaktan takip ediyor da olabilirsin.
belki de artık sanatçı olduğun için albüm hazırlıyorsun.
ya da ilham perisi avına çıktın.
herrrneyyyseeeee
sonuçta dükkan burada,
gelirsen ne âlâ..
devamını gör...
13 reasons why
son iki sezonunu sırf nasıl biteceğini görmek için izlemiştim. dizinin ilk sezonu, hannah baker adındaki liseli bir kızın intihar etmeden önce ölümüne neden olan olayları kasetlere kaydedip, bu kasetleri de ölümünden sonra ölümünden sorumlu tuttuğu kişilere bir arkadaşı vasıtasıyla ulaştırmasını; ikinci sezonu ise hannah' ın ölümünün ardından ailesinin ve arkadaşlarının onun hakkını arama çabasını konu edinmiş. hannah baker' ın başına gelenler üzerine kurulu olan dizide, üçüncü ve dördüncü sezonlarda hannah' ın esamesi okunmadı dersek yanlış olmaz. dizinin devamı çoğu kişiyi bu yüzden sarmadı muhtemelen.
izlerken şuna dikkat ettim: bir sezonda bir karakter izleyiciye nasıl aktarılmışsa, diğer sezonlarda onunla ilgili izlenimleri değiştirmeye yönelik bir çaba sarf edilmiş. bu durum üzerinde durmayacağım şeyler üzerinde durmama, beni arada bırakan birtakım ahlaki muhakemeler yapmama neden oldu. ilk sezonu izlerken hannah' a üzüldükten ve başta bryce olmak üzere ölümüne neden olan herkese sinirlendikten sonra, ilerleyen zamanlarda bazı şeylerin tam olarak hannah' ın anlattığı gibi olmadığını görüyorsunuz. üçüncü sezonu izlerken, ilk iki sezonda nefret ettiğiniz bryce' ın ölümü içinizde ufak bir burukluk oluşmasına neden olabiliyor. çünkü tam da değişmek ve yaptıklarını telafi etmek için çaba göstermeye başlamışken öldürülüyor. herkesin nefretle hatırlayacağı biri olarak kalıyor. tyler' a yaptığı korkunç şeylere rağmen işlemediği bir suç yüzünden hapse giren ve orada öldürülen montgomery hakkında "hak ettiği tam olarak bu muydu?" diye düşünebiliyorsunuz. sadece gerçeği öğrenmek isteyen ve kötü bir niyeti olmayan winston' ın ve ani' nin olanı biteni tam anlamıyla bilmeden, doğru düzgün tanımadıkları kişiler için başka insanların üzerine gitmesini sinir bozucu bulabiliyorsunuz. bu süreçte karakterlerin ve karakterler arasındaki ilişkilerin değişimine de tanıklık ediyorsunuz. kendi halinde bir çocuk olan clay' in herkes için endişe etmekten ve her şeyi kendi içinde çözmeye çalışmaktan dolayı sakinliğini yitirip kontrolünü kaybetme noktasına gelmesine, alex' in jessica' yı sevdiğini düşünürken biseksüel olduğunun farkına varmasına, jessica' nın yaşadığı şeyin farkına varıp kabullenmesine ve sesini çıkarmak konusunda daha cesur davranmasına, bryce' ın yarıda kalan değişme çabasına, ilk sezonda birbirlerinden nefret eden justin ve clay' in dostluklarının gelişmesine, tyler' ı ve alex' i başlarının derde girmemesi için hep birlikte kollamalarına... ilginçti diyebilirim, ama izlemeseydim de bir şey kaybetmezdim.
izlerken şuna dikkat ettim: bir sezonda bir karakter izleyiciye nasıl aktarılmışsa, diğer sezonlarda onunla ilgili izlenimleri değiştirmeye yönelik bir çaba sarf edilmiş. bu durum üzerinde durmayacağım şeyler üzerinde durmama, beni arada bırakan birtakım ahlaki muhakemeler yapmama neden oldu. ilk sezonu izlerken hannah' a üzüldükten ve başta bryce olmak üzere ölümüne neden olan herkese sinirlendikten sonra, ilerleyen zamanlarda bazı şeylerin tam olarak hannah' ın anlattığı gibi olmadığını görüyorsunuz. üçüncü sezonu izlerken, ilk iki sezonda nefret ettiğiniz bryce' ın ölümü içinizde ufak bir burukluk oluşmasına neden olabiliyor. çünkü tam da değişmek ve yaptıklarını telafi etmek için çaba göstermeye başlamışken öldürülüyor. herkesin nefretle hatırlayacağı biri olarak kalıyor. tyler' a yaptığı korkunç şeylere rağmen işlemediği bir suç yüzünden hapse giren ve orada öldürülen montgomery hakkında "hak ettiği tam olarak bu muydu?" diye düşünebiliyorsunuz. sadece gerçeği öğrenmek isteyen ve kötü bir niyeti olmayan winston' ın ve ani' nin olanı biteni tam anlamıyla bilmeden, doğru düzgün tanımadıkları kişiler için başka insanların üzerine gitmesini sinir bozucu bulabiliyorsunuz. bu süreçte karakterlerin ve karakterler arasındaki ilişkilerin değişimine de tanıklık ediyorsunuz. kendi halinde bir çocuk olan clay' in herkes için endişe etmekten ve her şeyi kendi içinde çözmeye çalışmaktan dolayı sakinliğini yitirip kontrolünü kaybetme noktasına gelmesine, alex' in jessica' yı sevdiğini düşünürken biseksüel olduğunun farkına varmasına, jessica' nın yaşadığı şeyin farkına varıp kabullenmesine ve sesini çıkarmak konusunda daha cesur davranmasına, bryce' ın yarıda kalan değişme çabasına, ilk sezonda birbirlerinden nefret eden justin ve clay' in dostluklarının gelişmesine, tyler' ı ve alex' i başlarının derde girmemesi için hep birlikte kollamalarına...
devamını gör...
sözlük yazarlarının favori normal sözlük yazarları
her yazar değerlidir elbet. her yazar bir şekilde keyif almak için burada. hiçbirini kınamamak lazım. hepsi de elinden geldiğince hislerini paylaşıyor, değer veriyor. herkesin yüreğine sağlık.
favori olayına gelince takip ettiklerim için elimden geldiğince etkileşimde olmaya çalışıyorum. diğer arkadaşlara yetişemediğim için kusuruma bakmayınız lütfen. herkes değerli bu sözlükte bence. mutlulukla kalınız.
favori olayına gelince takip ettiklerim için elimden geldiğince etkileşimde olmaya çalışıyorum. diğer arkadaşlara yetişemediğim için kusuruma bakmayınız lütfen. herkes değerli bu sözlükte bence. mutlulukla kalınız.
devamını gör...
kol düğmeleri
yanılmıyorsam barış manço birisiyle "her konuda şarkı yapılmaz" diye tartışması üzerine "bana herhangi bir şey söyle onunla şarkı yapıp sana her konuda şarkı yapılabileceğini ispatlayacağım" demiş ve söz konusu kişi kolundaki düğmelere bakarak "kol düğmesi" yanıtını vermiş. barış manço da böylelikle hepimizin bildiği şarkıyı yazmıştır.
devamını gör...
