wes craven
kendi filmlerinde kendi filmlerine sallamayı seven amerikalı yönetmen, senarist ve yapımcı. onu sadece bir yönetmen olarak anmak büyük haksızlık elbette, 1939 doğumlu craven psikoloji alanında master sahibi olmakla kalmayıp sosyal bilimler profesörü olmuştur. bugün teen slasher filmlerinin konusu her açıldığında sayılan ilk üç filmden ikisi craven tarafından çekildi. a nightmare on elm street ve scream gibi efsane teen slasher serilerinin fikir babası, yönetmeni ve senaristidir aynı zamanda.
--! spoiler !--
elm street 7: new nightmare filminde, freddy kruger karakterini beyaz perdeden bu dünyaya aktararak epik bir finalle kapatmıştır seriyi. ( sonra çekilen filmler wes craven imzalı değildir.)
korku filmleri ile açıkça dalga geçtiği elm street serisiyle de scream filminde dalga geçerek beni dumura uğratmıştır aynı zamanda.(bkz: swh)
--! spoiler !--
the fireworks woman
deadly blessing
the last house on the left
--- alıntı ---
one, two, freddy's coming for you
three, four, better lock your door
five, six, grab your crucifix
seven, eight, gonna stay up late
nine, ten, never sleep again
--- alıntı ---
--! spoiler !--
elm street 7: new nightmare filminde, freddy kruger karakterini beyaz perdeden bu dünyaya aktararak epik bir finalle kapatmıştır seriyi. ( sonra çekilen filmler wes craven imzalı değildir.)
korku filmleri ile açıkça dalga geçtiği elm street serisiyle de scream filminde dalga geçerek beni dumura uğratmıştır aynı zamanda.(bkz: swh)
--! spoiler !--
the fireworks woman
deadly blessing
the last house on the left
--- alıntı ---
one, two, freddy's coming for you
three, four, better lock your door
five, six, grab your crucifix
seven, eight, gonna stay up late
nine, ten, never sleep again
--- alıntı ---
devamını gör...
hayattaki küçük mutluluklar
acıklı miyavlayan kedi radarıyımdır, nerde zor durumda kedi var bulurum hemen.
bir gün sokakta yürürken yine acıklı bi miyavlama duydum, etrafa bakınınca ağaçtan inemeyen bir yavru kedi olduğunu gördüm.
indirmeye boyum da yetmiyor çıkmış ta tepeye, yanda duvar var oraya mı çıksam diye bakarken karşıdan cips yiye yiye gelen bi oğlan çocuğu gördüm. bi bakıştık ilk önce sonra ablam gel hadi şunu kurtaralım dedim.
cipsini koydu kenara, başladık operasyona. ben çocuğun duvara çıkmasına yardım ettim bi yandan düşmesin diye ona bakıyorum bir yandan da kediyi almaya çalışıyorum.
kedicik de inat çıktı baya bi uğraştık ama en sonunda indirdik.
çocukla vedalaştık, sonra cipsini aldı yine eline o evine ben evime. ikimiz de mutluyduk, pardon kediciği unuttum, üçümüz de.
bir gün sokakta yürürken yine acıklı bi miyavlama duydum, etrafa bakınınca ağaçtan inemeyen bir yavru kedi olduğunu gördüm.
indirmeye boyum da yetmiyor çıkmış ta tepeye, yanda duvar var oraya mı çıksam diye bakarken karşıdan cips yiye yiye gelen bi oğlan çocuğu gördüm. bi bakıştık ilk önce sonra ablam gel hadi şunu kurtaralım dedim.
cipsini koydu kenara, başladık operasyona. ben çocuğun duvara çıkmasına yardım ettim bi yandan düşmesin diye ona bakıyorum bir yandan da kediyi almaya çalışıyorum.
kedicik de inat çıktı baya bi uğraştık ama en sonunda indirdik.
çocukla vedalaştık, sonra cipsini aldı yine eline o evine ben evime. ikimiz de mutluyduk, pardon kediciği unuttum, üçümüz de.
devamını gör...
pasif direniş
şiddete başvurmadan, fazla gürültü yapmadan, hatta hiçbir eylemde bulunmadan gerçekleştirilen başkaldırı eylemidir. henry david thoreau’nun sivil itaatsizlik isimli kitabında müthiş bir şekilde anlatılmış bir eylem türüdür bu.
satyagraha eylemleri esnasında haksız bir şekilde uygulanan ve halkı baskı altında tutmaya yönelik yasalara karşı pasif direniş yöntemini kullanarak sosyal adaleti sağlamak ve özgürlükleri teminat altına almak için gandhi bu yöntemi kullanmıştır. şiddet içermeyen bu eylem çok başarılı olmuştur.
edebiyat aleminde ise herman melville üstadın yazdığı katip bartleby kitabında görürüz pasif direniş eyleminin ne kadar etkili olabileceğini. çünkü bartleby her zaman sakin, her zaman soğukkanlı bir şekilde kendine söylenenleri yapmamayı tercih eder ve sonunda da kendi inadını diğerlerine kabul ettirir. katip efendi asla sinirlenmez, asla sesini yükseltmez ve asla şiddete başvurmaz, o sadece yapmamayı tercih eder.
gezi parkı direnişi esnasında gördüğümüz duran adam eylemi de çok etkili bir pasif direniş örneğidir. duran adam tepkisini ve isteklerini dile getirmek için sadece ayakta durur ve vermek istediği mesajı de layıkıyla verir.
pasif direniş çok güçlü bir silahtır ama pasif olacağım diye de direnmekten vazgeçmek anlamına gelmemelidir.
satyagraha eylemleri esnasında haksız bir şekilde uygulanan ve halkı baskı altında tutmaya yönelik yasalara karşı pasif direniş yöntemini kullanarak sosyal adaleti sağlamak ve özgürlükleri teminat altına almak için gandhi bu yöntemi kullanmıştır. şiddet içermeyen bu eylem çok başarılı olmuştur.
edebiyat aleminde ise herman melville üstadın yazdığı katip bartleby kitabında görürüz pasif direniş eyleminin ne kadar etkili olabileceğini. çünkü bartleby her zaman sakin, her zaman soğukkanlı bir şekilde kendine söylenenleri yapmamayı tercih eder ve sonunda da kendi inadını diğerlerine kabul ettirir. katip efendi asla sinirlenmez, asla sesini yükseltmez ve asla şiddete başvurmaz, o sadece yapmamayı tercih eder.
gezi parkı direnişi esnasında gördüğümüz duran adam eylemi de çok etkili bir pasif direniş örneğidir. duran adam tepkisini ve isteklerini dile getirmek için sadece ayakta durur ve vermek istediği mesajı de layıkıyla verir.
pasif direniş çok güçlü bir silahtır ama pasif olacağım diye de direnmekten vazgeçmek anlamına gelmemelidir.
devamını gör...
iş dünyasındaki kişilerin diğer kişilerle iletişim kurmasını ve bilgi alışverişi yapmasını amaçlayan profesyonel sosyal iş ağı ve sosyal paylaşım platformudur. sunnyvale, kaliforniya merkezlidir. aralık 2002'de kurulan linkedin'in web sayfası 5 mayıs 2003'te kullanıma açıldı. esas olarak iş ilan eden işverenler ve cv'lerini gönderen iş arayanlar dahil olmak üzere profesyonel ağ oluşturma için kullanılır. 2015 itibarıyla, şirketin gelirinin çoğu, üyeleri hakkındaki bilgileri, işe alım görevlilerine ve satış uzmanlarına satmaktan geldi. aralık 2016'dan bu yana tamamen microsoft'a ait bir yan kuruluş olmuştur. linkedin'in en popüler olduğu ülke olan amerika birleşik devletleri'nde kullanıcı sayısı 160 milyon, ikinci sıradaki hindistan'da ise 62 milyon kişidir. en çok linkedin kullanıcısına sahip 15. ülke türkiye'de ise toplam kullanıcı sayısı 2020 itibarıyla 8,4 milyona ulaşmıştır. mayıs 2020 itibarıyla linkedin'in 150 ülkede 706 milyon kayıtlı üyesi vardı. bright.com, slideshare, linkedin pulse, linkedin learning (lynda.com) ve connectifier yan kuruluşları var.
linkedin, üyelerin (hem çalışanların hem de işverenlerin) çevrimiçi bir sosyal ağda profiller ve birbirleriyle "bağlantılar" oluşturmasına olanak tanır. bu, gerçek dünyadaki iş ilişkilerini temsil edebilir. üyeler, herkesi (mevcut üye olsun veya olmasın) "bağlantı" olmaya davet edebilir.
2006 yılında 20 milyon kez görüntülenen linkedin, haziran 2013'te ise 200 farklı ülkeden 200 milyonun üzerinde kayıtlı kullanıcıya ulaştı. linkedin sitesi, aralarında türkçenin de bulunduğu 20 dilde hizmet vermektedir.
13 haziran 2016 tarihinde 26,2 milyar dolara microsoft tarafından satın alındığı açıklandı.
son yıllarda iş verenler de iş ilanları için kariyer siteleri yerine sıklıkla bu platformu tercih etmeye başlamışlardır.
devamını gör...
elfida
omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın, elfida, hep aklımda kalacaksın dizeleriyle özdeşleşen haluk levent şarkısıdır.
devamını gör...
en sevilmeyen insan tipi
konuşmadan anlaşmayı bekleyen insan*.
yahu müneccim miyim ben? nereden bilicem ne düşündüğünü, ne hissettiğini.
ayıp, günah, diye diye hayatı dar edenlerden de hoşlanmam.
ha bir de kin tutan ve eski meseleleri ısıtıp ısıtıp servis edenler var...
anlaşılacağı üzere listem uzun. daha fazla uzatmadan tanımı yazıp gideyim.
t: yazarların en sevmediği insan tipini yazdığı başlık. ben hızımı alamadım o ayrı...
yahu müneccim miyim ben? nereden bilicem ne düşündüğünü, ne hissettiğini.
ayıp, günah, diye diye hayatı dar edenlerden de hoşlanmam.
ha bir de kin tutan ve eski meseleleri ısıtıp ısıtıp servis edenler var...
anlaşılacağı üzere listem uzun. daha fazla uzatmadan tanımı yazıp gideyim.
t: yazarların en sevmediği insan tipini yazdığı başlık. ben hızımı alamadım o ayrı...
devamını gör...
romanya yetimhaneleri
“doğan her çocuk halkın malıdır”- çavuşesku
amerikalı bir çift, dört yaş civarında olan üç çocuğu evlat edinir. taksiyle yolda giderken çocukların dillerini bilmedikleri için şoföre onların ne konuştuğunu sorarlar.
aldıkları yanıt tuhaftır: konuştukları dil romence değildir, hatta anlaşılır, dünya üzerinde konuşulan herhangi bir dil bile değildir.*
romanya’yı 25 yıl boyunca yöneten nikolay çavuşesku ( 1989 yılında eşi ile beraber kurşuna dizilişi tv’ lerden yayınlanmıştı) 1966 yılında nüfus politikasını açıklamıştı: doğum kontrolü ve kürtaj yasaktı, beşten az çocuğu olanlar vergi ödeyecekti.
bunun sonucu olarak görevlendirdiği jinekologlar devreye girdi: kadınlar düzenli olarak muayene ediliyor, böylece doğurganlıkları da güvence altına alınıyordu, hedef otuz milyonluk bir ülkeydi. rusya boyunduruğundan çıkması için avrupa ülkelerince de ciddi bir ekonomik destek almıştı, bu destek geçen yıllar içinde heba olup gitse de.
romanya’da yoksulluk zaten çok acı boyutlardaydı, bir de buna ,bakamayacak kadar çok çocuk sahibi olan aileler eklenince yetimhaneler doldu taştı.

yıllar geçtikçe toplamda yüz yetmiş bin çocuk öylesine bırakılıverdi bu ‘kurum’ ların kapısına.
yetimhanelerde bakıcıların sayısı ise hiç de fazla değildi: her on beş çocuğa bir tek bakıcı!
evet, karınları tok sırtları pekti yavruların ama gelgelelim ne onlarla bir kelime konuşan vardı, ne de başlarını okşayan.
alışırlar, diye kesin emriyle yasaktı yine, sevmek bu bebekleri. bir sıra oturakta oturtulup ihtiyaçlarını görüyorlar, yemek yiyor ve uyuyorlardı. yemekleri çoğu kez karyoladan biberonla uzatılan sıvı gıdalardı: süt ve yulaf .

başlarda avazı çıktığı kadar yüksek sesli ağlamalar yerini hıçkırıklara ve en son da kayıtsız bir sessizliğe bırakıyordu: alışıyorlardı.

1999 yılında bu yetimhaneyi ziyaret eden amerikalı pediatrik sinirbilimci dr nelson ve ekibi, çocukların ekiptekilere dokunmaya çalıştıklarını, onlara sarıldıklarını ve kucaklarına oturduklarını gözlemlediler. bu davranışlar tipik ‘ayrımsız yakınlık’ tı. yani yakınlık gösterilecek kişi çocuklar tarafından hiçbir şekilde seçilmiyordu.
doğduğu andan itibaren yetimhanede bulunan , 6 ay ile 2.5 yaş arasındaki 136 çocuk bir dizi incelemeye alındı.
dr nelson ve yetimhaneden bir bebek

sonuçlar şaşırtmıyordu, çocukların iq seviyeleri 60-70 arası seyrediyordu, nöral etkinlik ve dil yeteneğinde yaşıtlarından çok çok gerideydiler.
bükreş projesi kapsamında 68 çocuk yurtta aynı şekilde yaşamaya devam ederken diğer 68 çocuk da koruyucu ailelerin yanına yerleştirildi.
koruyucu ailelerin yanında bulunan çocuklar gördükleri ilgiye kayıtsız kalmıyorlardı, beyin gelişimleri de hızlanıyordu:
en sonunda aldığı sonuçlar sevgi dolu ve korumacı bir ortamın gelişmekte olan bir çocuğun beyni için oynadığı önemli rolü vurgular. bu durum ise kimliğimizin biçimlenmesinde bulunduğumuz ortamın derin etkisini gözler önüne serer. çevremizden inanılmaz ölçüde etkilenebilen canlılarız. insan beyninin benimsediği doğaçlama stratejisine bağlı olarak kim olduğumuz büyük ölçüde nerelerden geçtiğimize bağlıdır.
beyin-david eagleman
yetimhanede kalanlar için hayat hala acımasızdı
ek :kontrolden çıkmış çocuklara sterilize edilmemiş iğnelerle yetişkin sakinleştiricileri verilirken, hastalananların çoğuna taranmamış kan nakli yapıldı. hepatit b ve hıv/aıds romanya'daki yetimhaneleri harap etti.
kaynaklar :
david eagleman -beyin
yetimhaneden birisi, izidor
pelin batu
kim bu çavuşesku?
amerikalı bir çift, dört yaş civarında olan üç çocuğu evlat edinir. taksiyle yolda giderken çocukların dillerini bilmedikleri için şoföre onların ne konuştuğunu sorarlar.
aldıkları yanıt tuhaftır: konuştukları dil romence değildir, hatta anlaşılır, dünya üzerinde konuşulan herhangi bir dil bile değildir.*
romanya’yı 25 yıl boyunca yöneten nikolay çavuşesku ( 1989 yılında eşi ile beraber kurşuna dizilişi tv’ lerden yayınlanmıştı) 1966 yılında nüfus politikasını açıklamıştı: doğum kontrolü ve kürtaj yasaktı, beşten az çocuğu olanlar vergi ödeyecekti.
bunun sonucu olarak görevlendirdiği jinekologlar devreye girdi: kadınlar düzenli olarak muayene ediliyor, böylece doğurganlıkları da güvence altına alınıyordu, hedef otuz milyonluk bir ülkeydi. rusya boyunduruğundan çıkması için avrupa ülkelerince de ciddi bir ekonomik destek almıştı, bu destek geçen yıllar içinde heba olup gitse de.
romanya’da yoksulluk zaten çok acı boyutlardaydı, bir de buna ,bakamayacak kadar çok çocuk sahibi olan aileler eklenince yetimhaneler doldu taştı.

yıllar geçtikçe toplamda yüz yetmiş bin çocuk öylesine bırakılıverdi bu ‘kurum’ ların kapısına.
yetimhanelerde bakıcıların sayısı ise hiç de fazla değildi: her on beş çocuğa bir tek bakıcı!
evet, karınları tok sırtları pekti yavruların ama gelgelelim ne onlarla bir kelime konuşan vardı, ne de başlarını okşayan.
alışırlar, diye kesin emriyle yasaktı yine, sevmek bu bebekleri. bir sıra oturakta oturtulup ihtiyaçlarını görüyorlar, yemek yiyor ve uyuyorlardı. yemekleri çoğu kez karyoladan biberonla uzatılan sıvı gıdalardı: süt ve yulaf .

başlarda avazı çıktığı kadar yüksek sesli ağlamalar yerini hıçkırıklara ve en son da kayıtsız bir sessizliğe bırakıyordu: alışıyorlardı.

1999 yılında bu yetimhaneyi ziyaret eden amerikalı pediatrik sinirbilimci dr nelson ve ekibi, çocukların ekiptekilere dokunmaya çalıştıklarını, onlara sarıldıklarını ve kucaklarına oturduklarını gözlemlediler. bu davranışlar tipik ‘ayrımsız yakınlık’ tı. yani yakınlık gösterilecek kişi çocuklar tarafından hiçbir şekilde seçilmiyordu.
doğduğu andan itibaren yetimhanede bulunan , 6 ay ile 2.5 yaş arasındaki 136 çocuk bir dizi incelemeye alındı.
dr nelson ve yetimhaneden bir bebek

sonuçlar şaşırtmıyordu, çocukların iq seviyeleri 60-70 arası seyrediyordu, nöral etkinlik ve dil yeteneğinde yaşıtlarından çok çok gerideydiler.
bükreş projesi kapsamında 68 çocuk yurtta aynı şekilde yaşamaya devam ederken diğer 68 çocuk da koruyucu ailelerin yanına yerleştirildi.
koruyucu ailelerin yanında bulunan çocuklar gördükleri ilgiye kayıtsız kalmıyorlardı, beyin gelişimleri de hızlanıyordu:
en sonunda aldığı sonuçlar sevgi dolu ve korumacı bir ortamın gelişmekte olan bir çocuğun beyni için oynadığı önemli rolü vurgular. bu durum ise kimliğimizin biçimlenmesinde bulunduğumuz ortamın derin etkisini gözler önüne serer. çevremizden inanılmaz ölçüde etkilenebilen canlılarız. insan beyninin benimsediği doğaçlama stratejisine bağlı olarak kim olduğumuz büyük ölçüde nerelerden geçtiğimize bağlıdır.
beyin-david eagleman
yetimhanede kalanlar için hayat hala acımasızdı
ek :kontrolden çıkmış çocuklara sterilize edilmemiş iğnelerle yetişkin sakinleştiricileri verilirken, hastalananların çoğuna taranmamış kan nakli yapıldı. hepatit b ve hıv/aıds romanya'daki yetimhaneleri harap etti.
kaynaklar :
david eagleman -beyin
yetimhaneden birisi, izidor
pelin batu
kim bu çavuşesku?
devamını gör...
rüyada eski sevgiliyi görmek
aman! durduk yere tatsızlık çıkmasın.
düşünsenize hanımın yanında başka bir kızın adını sayıklıyorum. son uykum olur, uyanamam herhalde.
düşünsenize hanımın yanında başka bir kızın adını sayıklıyorum. son uykum olur, uyanamam herhalde.
devamını gör...
okunması gereken kitaplar
allice miller yetenekli çocuğun dramı
öz şefkatli farkındalık christopher k. germer
beden kayıt tutar bessel a.van der kolk
seninle başlamadı mark wolynn
pembe fili düşünme zeynep selvili çarmıklı
öz şefkatli farkındalık christopher k. germer
beden kayıt tutar bessel a.van der kolk
seninle başlamadı mark wolynn
pembe fili düşünme zeynep selvili çarmıklı
devamını gör...
yüksek lisans
akademik kariyerin başlangıcıdır.
devamını gör...
6 haziran 2021 sedat peker'in 9. videosu
bodrum eski belediye başkanı mustafa kocadon'u rüşvet yediği iddiasıyla görevden alan akepe susuyor.
mustafa kocadon'un yediği iddia edilen rüşvet de şu: bir otel sahibi kendisini otele çağırıyor, görüşüyorlar, görüşmede yemek yiyorlar ve kocadon'un bu yemeğin parasını ödememesi rüşvet sayılıyor ve tutuklanıyor.
adam bodrumun en büyük ailelerinden birisinin ferdi. ulan yemek bu.
kamu görevlileri, basın mensupları aranan bir adamın otelini mesken tutmuşlar, içişleri bakanı iddiaya göre aranan adamı çağırıp kaç diyor, rüşvet alıyor.
ülkede tık yok.
adalet muhalefete mi çalışıyor. siz her türlü suç isnadından münezzeh misiniz?
seçilmiş elitler adaletten münezzeh midir?
kamu memurlar, basın mensupları için adalet çalışmaz mı?
öğrenci evi basıp, terörist muamelesi yaptığınız öğrencilerden de utanmaz mısınız?
sedat peker'in bir tek iddiasını boşa düşürün... biz de diyet olarak elini isteyelim kendisinden.
aksi halde bu devlet çökecektir.
mustafa kocadon'un yediği iddia edilen rüşvet de şu: bir otel sahibi kendisini otele çağırıyor, görüşüyorlar, görüşmede yemek yiyorlar ve kocadon'un bu yemeğin parasını ödememesi rüşvet sayılıyor ve tutuklanıyor.
adam bodrumun en büyük ailelerinden birisinin ferdi. ulan yemek bu.
kamu görevlileri, basın mensupları aranan bir adamın otelini mesken tutmuşlar, içişleri bakanı iddiaya göre aranan adamı çağırıp kaç diyor, rüşvet alıyor.
ülkede tık yok.
adalet muhalefete mi çalışıyor. siz her türlü suç isnadından münezzeh misiniz?
seçilmiş elitler adaletten münezzeh midir?
kamu memurlar, basın mensupları için adalet çalışmaz mı?
öğrenci evi basıp, terörist muamelesi yaptığınız öğrencilerden de utanmaz mısınız?
sedat peker'in bir tek iddiasını boşa düşürün... biz de diyet olarak elini isteyelim kendisinden.
aksi halde bu devlet çökecektir.
devamını gör...
hayatın gerçekleri
aynı anda birileri doğuyor, birileri ölüyor, kimisi mutlu kimisi de asla mutlu olmayacağını düşünüp hayatın kendisine ayrılan sürenin sonuna gelmesini bekliyor.
devamını gör...
masal
gilbert keith chesterton yazdığı masalların okutulmasını yasakladıklarında, bir yazısında şöyle söyler:
"peri masalları çocuklara ejderhaların var olduğunu söylemez, çocuklar zaten ejderhaların var olduğunu bilirler. peri masalları çocuklara ejderhaların öldürülebileceğini söyler."
günümüzde masallara baktığımız zaman pek çoğunun oldukça çarpık bir ahlak anlayışına sahip olduğunu görürüz ama her ne kadar yazarlığını ve kişiliğini sevmesem bile chesterton oldukça önemli bir noktaya parmak basar bu sözleri ile. çocuklar ebeveynleri tarafından çoğu zaman ya kötülükten uzak tutularak yetiştirilir ya da onların dünya gerçeğinin farkına varamayacak kadar küçük ve aptal oldukları yanılgısına düşerler ama tüm o sevimlilik basit birer aldatmacadır özünde. çocuklar kötülüğün bilincindedir pek çok zaman, onlar peri masallarındaki ejderhaların, gerçek dünyada bir yansıması olduğunu rahatlıkla kavrayabilirler ve gariptir ki masallar sahiden kötülüğün bir şekilde yenilebileceği inancını aşılar. ejderhalar öldürülebilir, kötü cadılar ortadan kaldırılıp, kötü yöneten krallar ve kraliçeler bir şekilde cezalandırılır. bizim gibi oldukça yorgun bir neslin içinde bir zamanlar bulunan mücadele duygusuna belki çok büyük bir etkisi olmasa bile ufak da olsa etki bırakabildiği aşikar. yine de gerçek dünya öyle değildir ne yazık ki çünkü iyi ve kötü terimleri kolayca saptırabilir hatta çoğu zaman taraflara göre değişkenlik gösterir. masallardaki siyah-beyaz ayrımı gerçek dünyanın griliği karşısında işlevsiz bir aldatmacaya dönüşüverir. hem özünde pek çoğumuz kendi hikayemizin kahramanı iken başka hikayelerin canavarlarına dönüşebilme potansiyelini taşırız. yine de chesterton'ın üzerinde durduğu gibi bu belirsiz dünyada bile biraz mücade hissi gereklidir, bu yüzden masallar en azından çocuklara en büyük kötülüklerin bile belki bazen durdurulabileceğini gösterir.
t: siyah ve beyaz kadar net ayrımları olan bir dünyada basit orta çağ şiddetini ne kadar kolay meşrulaştırabileceğimizin kanıtı olan hede.
"peri masalları çocuklara ejderhaların var olduğunu söylemez, çocuklar zaten ejderhaların var olduğunu bilirler. peri masalları çocuklara ejderhaların öldürülebileceğini söyler."
t: siyah ve beyaz kadar net ayrımları olan bir dünyada basit orta çağ şiddetini ne kadar kolay meşrulaştırabileceğimizin kanıtı olan hede.
devamını gör...
tanımları gezerken yanlışlıkla artı oy vermek
instagram tipi tanım beğenme özelliğinden mutevellit, çok sık başıma gelen olay. muhakkak geri dönüp bakıyorum, hangi tanıma gitmiş oy diye. eğer onayladığım bir tanımsa ne ala ama onaylamadığım bir tanımsa geri çekiyorum beğeniyi. ben sıfırcı hocadan hallice bir tip olduğum için, aman neyse diyip, bırakamıyorum öyle. kusura bakmasın kimse artık. helal edin, yanlış bildirimleri.
devamını gör...
yavru köpekleri annelerinden ayıran belediye görevlilerinin genç kıza tepki göstermesi
yine kelimelerin tükendiği ve insanın içinin hırs ve öfke ile dolduğu bir an amca dediği yaşamsal formda vicdan olmadığı gibi kıza da saldırması cabası. bu tür yaşamsal formlar heryerdeler ve oksijenimizden çalıyorlar, insan diyemiyorum biz insanlara hakaret olacaği için.
devamını gör...
döviz kuruyla ürün fiyatları arasındaki ters orantı
döviz kurunun yanında yaş da yanıyor dediğimiz saçma sapan durumdur.
devamını gör...
unutulmayan aşk-ı memnu replikleri
sanki her işi eksiksiz yapıyorsunuz da kahvem saatli geliyo'.
devamını gör...
kış gelince evde yaşamaya başlayan sinek
varlığı bu sene de havaların soğumasıyla tarafımdan tescillenmiş sinek.
geçen sene havalar soğuyunca bir sinek evde bizimle yaşamaya başlamıştı resmen. öldürmüyorum zaten ama kovalıyorum camdan balkondan, bir bakıyorum yine içeride. bir de arsız, kovalıyorsun korkmuyor. neyse biz ona, o bize alıştı. hatta baya evin evcil hayvanı statüsünde varlığına devam etti. mahmut. canım mahmut, aylar sonra bir gün ortalardan kayboldu. ciddi ciddi evin içinde aradım, bulamadım. birkaç gün evde yokluğu fark edilir cinstendi.
bu sene de havaların soğumasıyla bir sinek yine bizim evi mesken tuttu. kovuyorsun gitmiyor. ama buna alışamadım. mahmut'tan sonra buna bir isim verip, sahiplenmek içimden gelmiyor. anladım ki hiç bir sinek mahmut'un yerini tutamayacak.
geçen sene havalar soğuyunca bir sinek evde bizimle yaşamaya başlamıştı resmen. öldürmüyorum zaten ama kovalıyorum camdan balkondan, bir bakıyorum yine içeride. bir de arsız, kovalıyorsun korkmuyor. neyse biz ona, o bize alıştı. hatta baya evin evcil hayvanı statüsünde varlığına devam etti. mahmut. canım mahmut, aylar sonra bir gün ortalardan kayboldu. ciddi ciddi evin içinde aradım, bulamadım. birkaç gün evde yokluğu fark edilir cinstendi.
bu sene de havaların soğumasıyla bir sinek yine bizim evi mesken tuttu. kovuyorsun gitmiyor. ama buna alışamadım. mahmut'tan sonra buna bir isim verip, sahiplenmek içimden gelmiyor. anladım ki hiç bir sinek mahmut'un yerini tutamayacak.
devamını gör...
uyanışlar
özgün adı awakenings olan başrollerini robert de niro robin williams gibi usta oyuncuların paylaştığı 1990 yapımı dram filmdir. yönetmen koltuğunda penny marshall oturuyor.
film bitkisel hayatta yaşayan hastaların bulunduğu bir hastaneye çalışmaya gelen bir doktoru anlatır. onlarla dostluk kurup onları hayata döndürmeye çalışır.
kesinlikle izlenmesi gereken yeni izlediğim için çok üzüldüğüm harika bir filmdir.
izleyip ders çıkarmamız gereken bir klasikti mutlaka izlenmesi gerekir.
--! spoiler !--
hayatta bazı şeyler vardır ve o şeylerin kıymetini bilemeyiz farkında olmayız en basit olarak kitap okumak diş fırçalamak gibi olayların bile kıymetini bilmemiz gerektiğini anlatan müthiş bir eserdi çok etkilendim.
leonard (robert de niro) kitap okuyamıyorum diye ağladığında. 30 yıl sonra uyandığında yeni hayata adapte olmaya çalıştığında çok üzüldüm.
merdivenden inmeye çalışırken küçük bir kız çocuğunun merdivenden yukarı çıkmaya çalışma detayı gerçekten hayran bıraktı beni.
hayat dostluk aşk şefkat gibi kavramları çok güzel ifade eden başarılı bir film alın ailenizi izleyin.
ve bazı hastalıkların tek çözümü insan ruhunu beslemektir bunu bana öğreten bir eserdi. şefkat aşk iş sevgi gibi kavramlara ihtiyacı olan binlerce milyonlarca uyanık hasta var.
insan ruhu ne kadar hassas ve ne kadar kırılgan insanın yüzüne tokat gibi çarpıyor.
--! spoiler !--
ayrıca robert de nironun çok filmini izledim ama burada gerçekten aşmış bir oyunculuk sergilemiş kafayı yemiş çılgınlar gibi oynamış saygı saygı saygı!
bu kadar gerçek bu kadar ustaca kurgulanmış bu filmi izlemeyen yazar arkadaşlar mutlaka izlemelidir.
resimag.com/p1/12d597840f7a.jpeg
film bitkisel hayatta yaşayan hastaların bulunduğu bir hastaneye çalışmaya gelen bir doktoru anlatır. onlarla dostluk kurup onları hayata döndürmeye çalışır.
kesinlikle izlenmesi gereken yeni izlediğim için çok üzüldüğüm harika bir filmdir.
izleyip ders çıkarmamız gereken bir klasikti mutlaka izlenmesi gerekir.
--! spoiler !--
hayatta bazı şeyler vardır ve o şeylerin kıymetini bilemeyiz farkında olmayız en basit olarak kitap okumak diş fırçalamak gibi olayların bile kıymetini bilmemiz gerektiğini anlatan müthiş bir eserdi çok etkilendim.
leonard (robert de niro) kitap okuyamıyorum diye ağladığında. 30 yıl sonra uyandığında yeni hayata adapte olmaya çalıştığında çok üzüldüm.
merdivenden inmeye çalışırken küçük bir kız çocuğunun merdivenden yukarı çıkmaya çalışma detayı gerçekten hayran bıraktı beni.
hayat dostluk aşk şefkat gibi kavramları çok güzel ifade eden başarılı bir film alın ailenizi izleyin.
ve bazı hastalıkların tek çözümü insan ruhunu beslemektir bunu bana öğreten bir eserdi. şefkat aşk iş sevgi gibi kavramlara ihtiyacı olan binlerce milyonlarca uyanık hasta var.
insan ruhu ne kadar hassas ve ne kadar kırılgan insanın yüzüne tokat gibi çarpıyor.
--! spoiler !--
ayrıca robert de nironun çok filmini izledim ama burada gerçekten aşmış bir oyunculuk sergilemiş kafayı yemiş çılgınlar gibi oynamış saygı saygı saygı!
bu kadar gerçek bu kadar ustaca kurgulanmış bu filmi izlemeyen yazar arkadaşlar mutlaka izlemelidir.
resimag.com/p1/12d597840f7a.jpeg
devamını gör...
hayatın dolu dolu yaşanması gereken bir macera olması
bakış açısına göre değişir. ücra bir köyde, muhtar dolu dolu bir hayat yaşıyordur ahaliye göre. her hafta 2 kez kasabaya iniyor, şehire bile gittiği oluyordur hatta.
discovery chanel'da, "bu bataklıkta dünyanın en zehirli yılan türlerinden 6'sı popülasyonunu sürdürüyor" diyerek dağda bayırda şortla gezen manyağa göre, hobi olarak trakcking yapan tipler çok sıkıcıdır. belli bir kıstası olmamalı bu işin. öldükten sonra geride bıraktığın eserlerle doğru orantılı olması da klişeden ibaret. kime göre neye göre. einstein tırnaklarını kesmeye üşenirdi geyiği malum. gününü evinde, inandığı ve zevk aldığı şeyleri deneyerek tamamlardı. sayesinde dünya eskisi gibi değil.
ekstrem işlerle uğraşmak veya seyyahlık bu işin kriteri değil demek ki. senden sonraki kuşaklara bilim, sanat adına güzel eserler bırakmakta değil. bunların adı, güzel bir hayat yaşamak, başarılı bir hayat geçirmek, doğru bir hayat yaşamak olabilir ama dolu dolu yaşamak deyince sanki biraz haksızlık ediyormuşum gibi geliyor diğerlerine. sokaktaki tinerci de kendi çapında dolu dolu yaşıyordur. o gün 4 cüzdan yürütmüştür. sanatçının biri onun başını okşayıp 100 tl vermiştir. teoman habire sallanarak bardan çıktığı için teoman olabilir bak o.
"sabah 8 akşam 5, 2 çocuk, çocukları da evlendirdik, bir de ayvalıkta yazlık."
bu hayata da boş diyemez kimse.
başarısız olmuş, başarısızlığını kendi yaratmış insanların hayatına da boş veya dolu diyemem. acayip derecede bakış açısıyla alakalı bu. karışık işler velhasıl.
discovery chanel'da, "bu bataklıkta dünyanın en zehirli yılan türlerinden 6'sı popülasyonunu sürdürüyor" diyerek dağda bayırda şortla gezen manyağa göre, hobi olarak trakcking yapan tipler çok sıkıcıdır. belli bir kıstası olmamalı bu işin. öldükten sonra geride bıraktığın eserlerle doğru orantılı olması da klişeden ibaret. kime göre neye göre. einstein tırnaklarını kesmeye üşenirdi geyiği malum. gününü evinde, inandığı ve zevk aldığı şeyleri deneyerek tamamlardı. sayesinde dünya eskisi gibi değil.
ekstrem işlerle uğraşmak veya seyyahlık bu işin kriteri değil demek ki. senden sonraki kuşaklara bilim, sanat adına güzel eserler bırakmakta değil. bunların adı, güzel bir hayat yaşamak, başarılı bir hayat geçirmek, doğru bir hayat yaşamak olabilir ama dolu dolu yaşamak deyince sanki biraz haksızlık ediyormuşum gibi geliyor diğerlerine. sokaktaki tinerci de kendi çapında dolu dolu yaşıyordur. o gün 4 cüzdan yürütmüştür. sanatçının biri onun başını okşayıp 100 tl vermiştir. teoman habire sallanarak bardan çıktığı için teoman olabilir bak o.
"sabah 8 akşam 5, 2 çocuk, çocukları da evlendirdik, bir de ayvalıkta yazlık."
bu hayata da boş diyemez kimse.
başarısız olmuş, başarısızlığını kendi yaratmış insanların hayatına da boş veya dolu diyemem. acayip derecede bakış açısıyla alakalı bu. karışık işler velhasıl.
devamını gör...