laptop recai
(bkz: vj bülent)
devamını gör...
filler sultanı ile kırmızı sakallı topal karınca
bir yaşar kemal kitabıdır. işin aslına bakarsanız biraz kıyıda köşede kalmıştır. elbette çokça okuyanı vardır lakin ustanın onca kitabı arasında kaybolmuş ve hak ettiği değeri görememiştir. şimdi bakınız, kuvvetle muhtemel bundan bir kaç başlık ötede siz zalımlar le petit prince'e övgüler düzüyorsunuzdur. veyahut george orwell'in ''animal farm'' başlığında napolyon'du, snowball'du, moses'tı, bay pilkington'dı dibine kadar karakter analizleri yapıp, beyin fırtınları estiriyorsunuzdur. bunlara elbette sözümüz yok. gerek antoine de saint-exupery'e gerekse orwell'a saygımız sonsuz. ama mevzu bu değil!
mevzu; yaşar kemal gibi bu coğrafyanın bağrından kopmuş, tabiri caizse türk dilinin endazesini elinde tutup, gelenin geçenin boyunun ölçüsünü almış bir yazarın, bu eserlerden hiçte aşağı kalır yanı olmayan bu muazzam hikayesinin kıyıda köşede kalmış olması... neyse 6796. geleneksel gömüş şenliklerini yaptığıma göre sadede gelmekte fayda var.
yaşar kemal bu kitabı 1977 yılında çocuklar için yazıyor. iyi ki de yazıyor. ama kitaba çocuk kitabı olarak bakmayın zira henüz fikirsel bazda büyümemiş(!) ezen/ezilen çelişkisini çözememiş, dünyadaki hakim sistemin sırrına mazhar olamamış ufaklıkların da, eğer isterlerse bu kitaptan çıkarabilecekleri yığınla ders var. geriye kalan kitle içinse kitap keyifli bir okuma eylemi ve çocuklarına bu çarpık sistemi masalsı bir dilde anlatabilecekleri bir rehber olarak tavsiye edilebilir.
hikâye hüdhüdlerin lideri ve filler sultanı'nın maşası olan ulukepez'in karıncaların yanında yedi ay kalması ve sonrasında sultana karıncalarla ilgili bilgi vermesiyle başlıyor;
''al gözüm sultanım, seyreyle sen, şimdi karıncıların hünerlerini,'' diye şakıdı. başladı anlatmaya. o anlattıkça filler sultanı kendinden geçiyordu. kendinden geçiyor, durmadan ulukepeze soru üstüne soru soruyordu.
''bir kentler kurmuşlar, hiç sorma sultanım, yerin altına... görkemli uygar kentler. ambarları yıl on iki ay yiyecek, bal
çiçek özü, tahıl, böcek ölüsü dolu, dopdolu. başkentlerini geniş ovaların tam ortalarında, özünde kurmuşlar. bu ovalar nil kıyılarından da, çukurovadan da daha bereketli. hele bir ova, bir ülke var, fil eksen biter, öyle bereketli. kuzey yanını bu ülkenin ulu ormanlar kaplamış. kaplan girse sökemez bir orman, güneyi de yıl on iki ay yemyeşil. bütün ova yıl on iki ay ağzına kadar çiçekle dolu, alabildiğine bir düzlük... doğrusu tarlalar, batısı tarlalar, can eksen biter, kuş eksen, karınca eksen, arı eksen biter.''
işte böylece filler sultanının aklına giriyordu ulukepez... karıncıların hünerlerinden faydalanmanın bin bir türlü yolunu da sultana anlatıyor ve ne yapması gerektiği noktasında öğütler veriyordu. böylece filler ellerinde bulundurdukları gücün de etkisi ile ilk olarak sultanlarına bir saray yapılmasını talep ettiler karıncalardan. gerekli güç gösterisi yapılmış, karıncaların ruhuna korku salınmıştı. sömürü çarkları ışıl ışıl, pırıl pırıl kullanılmaya hazır hale gelmişti...
sonrasında karınca toplumu için böl/parçala/yönet stratejisi devreye giriyordu. karınca aleminin en vasıfsız, en tembel, üretemeyen grubu sarıcalar filler için biçilmiş kaftandı. üretmedikleri için fillerin yardımlarına muhtaçtılrlar. filler sarıcaların karınlarını tok, sırtlarını pek tutup, onları her işlerinde kullandılar. muhbirlikte buna dahil. bunu takiben karıncalara benlikleri unutturulur. her karınca bir fildir! ancak unutulmaması gereken nokta şudur ki; karıncalar fildir ama ancak karınca kadar fildir!
ve sonrasında koca yürekli bir karınca çıkar ortaya,kırmızı sakallı topal karınca bu sömürü düzenine karşı isyan başlatır. ''dünyanın bütün karıncaları birleşirse...'' sorusu ortaya atılır, ve olaylar gelişir gider...
yaşar kemal'in bu hikâye ile ilgili hayıflandığı tek bir nokta olmuş; ''neye üzülüyorum biliyor musunuz, bu kitabı okuyanlar özellikle de çocuklar filleri belki hiç sevmeyecekler, bu bana çok dokunuyor. ne yapabilirim ki? ''
kitabın arka kapağında da şu sözlerine yer vermiştir;
''eğer insan soyunun bu en zaliminin simgesini, benzerini hayvanlar arasında arayacak olsaydım, belki timsahları bulurdum, boa yılanlarını bulurdum. yok yok, sanmıyorum ki yeryüzünde bu zalimleri simgeleyecek korkunçlukta bir hayvan türü bulabilelim...''
hadi bakalım, karıncalar uyandı. darısı insanların (!) başına diyelim. bu kadar horultunun arasında uyumakta maharet işi olsa gerek...
mevzu; yaşar kemal gibi bu coğrafyanın bağrından kopmuş, tabiri caizse türk dilinin endazesini elinde tutup, gelenin geçenin boyunun ölçüsünü almış bir yazarın, bu eserlerden hiçte aşağı kalır yanı olmayan bu muazzam hikayesinin kıyıda köşede kalmış olması... neyse 6796. geleneksel gömüş şenliklerini yaptığıma göre sadede gelmekte fayda var.
yaşar kemal bu kitabı 1977 yılında çocuklar için yazıyor. iyi ki de yazıyor. ama kitaba çocuk kitabı olarak bakmayın zira henüz fikirsel bazda büyümemiş(!) ezen/ezilen çelişkisini çözememiş, dünyadaki hakim sistemin sırrına mazhar olamamış ufaklıkların da, eğer isterlerse bu kitaptan çıkarabilecekleri yığınla ders var. geriye kalan kitle içinse kitap keyifli bir okuma eylemi ve çocuklarına bu çarpık sistemi masalsı bir dilde anlatabilecekleri bir rehber olarak tavsiye edilebilir.
hikâye hüdhüdlerin lideri ve filler sultanı'nın maşası olan ulukepez'in karıncaların yanında yedi ay kalması ve sonrasında sultana karıncalarla ilgili bilgi vermesiyle başlıyor;
''al gözüm sultanım, seyreyle sen, şimdi karıncıların hünerlerini,'' diye şakıdı. başladı anlatmaya. o anlattıkça filler sultanı kendinden geçiyordu. kendinden geçiyor, durmadan ulukepeze soru üstüne soru soruyordu.
''bir kentler kurmuşlar, hiç sorma sultanım, yerin altına... görkemli uygar kentler. ambarları yıl on iki ay yiyecek, bal
çiçek özü, tahıl, böcek ölüsü dolu, dopdolu. başkentlerini geniş ovaların tam ortalarında, özünde kurmuşlar. bu ovalar nil kıyılarından da, çukurovadan da daha bereketli. hele bir ova, bir ülke var, fil eksen biter, öyle bereketli. kuzey yanını bu ülkenin ulu ormanlar kaplamış. kaplan girse sökemez bir orman, güneyi de yıl on iki ay yemyeşil. bütün ova yıl on iki ay ağzına kadar çiçekle dolu, alabildiğine bir düzlük... doğrusu tarlalar, batısı tarlalar, can eksen biter, kuş eksen, karınca eksen, arı eksen biter.''
işte böylece filler sultanının aklına giriyordu ulukepez... karıncıların hünerlerinden faydalanmanın bin bir türlü yolunu da sultana anlatıyor ve ne yapması gerektiği noktasında öğütler veriyordu. böylece filler ellerinde bulundurdukları gücün de etkisi ile ilk olarak sultanlarına bir saray yapılmasını talep ettiler karıncalardan. gerekli güç gösterisi yapılmış, karıncaların ruhuna korku salınmıştı. sömürü çarkları ışıl ışıl, pırıl pırıl kullanılmaya hazır hale gelmişti...
sonrasında karınca toplumu için böl/parçala/yönet stratejisi devreye giriyordu. karınca aleminin en vasıfsız, en tembel, üretemeyen grubu sarıcalar filler için biçilmiş kaftandı. üretmedikleri için fillerin yardımlarına muhtaçtılrlar. filler sarıcaların karınlarını tok, sırtlarını pek tutup, onları her işlerinde kullandılar. muhbirlikte buna dahil. bunu takiben karıncalara benlikleri unutturulur. her karınca bir fildir! ancak unutulmaması gereken nokta şudur ki; karıncalar fildir ama ancak karınca kadar fildir!
ve sonrasında koca yürekli bir karınca çıkar ortaya,kırmızı sakallı topal karınca bu sömürü düzenine karşı isyan başlatır. ''dünyanın bütün karıncaları birleşirse...'' sorusu ortaya atılır, ve olaylar gelişir gider...
yaşar kemal'in bu hikâye ile ilgili hayıflandığı tek bir nokta olmuş; ''neye üzülüyorum biliyor musunuz, bu kitabı okuyanlar özellikle de çocuklar filleri belki hiç sevmeyecekler, bu bana çok dokunuyor. ne yapabilirim ki? ''
kitabın arka kapağında da şu sözlerine yer vermiştir;
''eğer insan soyunun bu en zaliminin simgesini, benzerini hayvanlar arasında arayacak olsaydım, belki timsahları bulurdum, boa yılanlarını bulurdum. yok yok, sanmıyorum ki yeryüzünde bu zalimleri simgeleyecek korkunçlukta bir hayvan türü bulabilelim...''
hadi bakalım, karıncalar uyandı. darısı insanların (!) başına diyelim. bu kadar horultunun arasında uyumakta maharet işi olsa gerek...
devamını gör...
covid yalanına inanmıyorum
berbat espiriler kasılan haklı beyan. "yalan" kısmına şerh düşüyorum. böyle bir hastalık var. lakin bürokrasi ve şirketle dünya konseptinin naamına öyle bir koydu ki, bunu covid bile edemezdi.
tanıdığım her genç depresyonda. her yaşlı kemik ağrıları çekiyor hareketsizlikten. maske ve dezenfektanlar çevre kirliliğinde tavan yaptırmış durumda. kanser pandemisi kapıda. açlık ve işsizlikten nice intiharlar oluyor.
hepsi de yakalananların sadece yüzde ikisini öldürecek bir hastalık yüzünden. o yüzde iki de 70 üstü. 70 üstü insanlar zaten hep bir nedenden ölür. internet devleri, medikal sömürücüler şişecek diye bizi böyle sevmeye ne gerek vardı?
tanıdığım her genç depresyonda. her yaşlı kemik ağrıları çekiyor hareketsizlikten. maske ve dezenfektanlar çevre kirliliğinde tavan yaptırmış durumda. kanser pandemisi kapıda. açlık ve işsizlikten nice intiharlar oluyor.
hepsi de yakalananların sadece yüzde ikisini öldürecek bir hastalık yüzünden. o yüzde iki de 70 üstü. 70 üstü insanlar zaten hep bir nedenden ölür. internet devleri, medikal sömürücüler şişecek diye bizi böyle sevmeye ne gerek vardı?
devamını gör...
karşı cinste aranan özellikler
gözlerinin güzel olması. yalnız bundan kastım mavi, yeşil, turkuvazla karışık fosforlu pembe gibi renkli göz diye tabir edilen gözler değil.
gözlerinin parlaması, mutluluk içinde fırıl fırıl dönmesi. gerektiğinde de mahsun mahsun bakması.
gözlerinin parlaması, mutluluk içinde fırıl fırıl dönmesi. gerektiğinde de mahsun mahsun bakması.
devamını gör...
bir gönülden engellenmek
rahatsız ukdesi
insanı kahır derelerinden azap denizlerine çalan bir durumdur.kişi tamamen sildiyse ve de ketum biriyse geçmiş olsun,hiç bir şansınız yoktur.
insanı kahır derelerinden azap denizlerine çalan bir durumdur.kişi tamamen sildiyse ve de ketum biriyse geçmiş olsun,hiç bir şansınız yoktur.
devamını gör...
literatura de cordel
brezilya’ya özgü bir edebiyat türüdür.

batının sözlü edebiyat örneğinden yola çıkılarak üretildiği düşünülen edebiyatın ismi de portekizcedir. cordel, ip anlamına gelen portekizce corda sözünden gelmektedir.
bu ismi almasının nedeni ise kitapların okuyucuya sergilenmek üzere mandallarla iplere asılmış olmalarıdır.
brezilya’da hala devam etmekte olan bu edebiyat türü brezilya kültürü ile özdeşleşmiştir. ve hala bazı yazarlar bu edebi türde eserler vererek bu geleneği devam ettirmeye çalışmaktadır.
içerik olarak ciddi bir alanı kapsayan bir edebiyat türüdür. kahramanlık hikayelerinden güncel politikaya kadar birçok alanda eserler bulunabilecek olan cordel edebiyatında önemli bir halk kültürü birikimi de sağlanmıştır.
hatta bu geleneksel edebi türü korumak ve devam ettirmek için brezilya’da, brezilya cordel edebiyatı akademisi de kurulmuştur. ki bence bu birçok geleneksel tür için yapılması gereken bir girişimdir.
bu türdeki eserlerin dilleri genellikle çok edebi değildir. halkın anlayacağı türde yazılmış kitaplardır. seçkinci bir de yerine halkın kendi arasında kullandığı dil tercih edildiği için halk arasında da çok popüler bir edebiyattır.
en kısa zamanda kütüphaneme cordel edebiyatına ait kitaplar ekleme hedefi koyarak yeni yıla giriyorum.

batının sözlü edebiyat örneğinden yola çıkılarak üretildiği düşünülen edebiyatın ismi de portekizcedir. cordel, ip anlamına gelen portekizce corda sözünden gelmektedir.
bu ismi almasının nedeni ise kitapların okuyucuya sergilenmek üzere mandallarla iplere asılmış olmalarıdır.
brezilya’da hala devam etmekte olan bu edebiyat türü brezilya kültürü ile özdeşleşmiştir. ve hala bazı yazarlar bu edebi türde eserler vererek bu geleneği devam ettirmeye çalışmaktadır.
içerik olarak ciddi bir alanı kapsayan bir edebiyat türüdür. kahramanlık hikayelerinden güncel politikaya kadar birçok alanda eserler bulunabilecek olan cordel edebiyatında önemli bir halk kültürü birikimi de sağlanmıştır.
hatta bu geleneksel edebi türü korumak ve devam ettirmek için brezilya’da, brezilya cordel edebiyatı akademisi de kurulmuştur. ki bence bu birçok geleneksel tür için yapılması gereken bir girişimdir.
bu türdeki eserlerin dilleri genellikle çok edebi değildir. halkın anlayacağı türde yazılmış kitaplardır. seçkinci bir de yerine halkın kendi arasında kullandığı dil tercih edildiği için halk arasında da çok popüler bir edebiyattır.
en kısa zamanda kütüphaneme cordel edebiyatına ait kitaplar ekleme hedefi koyarak yeni yıla giriyorum.
devamını gör...
sivas katliamı
devamını gör...
zanaat
“zanaat” terimi, el becerisi ve deneyim isteyen kuyumculuk, terzilik, marangozluk gibi meslekler için kullanılır.
devamını gör...
otomatik portakal
anthony burgess'a beyin tümörü teşhisi konulup, 1 yıl ömür biçildikten sonra bir yıl içinde yazdığı 12 kitaptan biridir. yazarken amacı eşine bir miktar para bırakabilmekmiş ancak sonraları büyük ses getiren; özgür iradenin önemine değinen suç tarzındaki kült roman haline gelmiş. daha sonradan filme de uyarlanmıştır.
bana soracak olursanız, alex karakteriyle konuşma yapan rahibin sözleri kitabın en can alıcı kısmıdır:
“iyi bir insan olmak çok da hoş olmayabilir küçük 6655321. iyi bir insan olmak korkunç olabilir. bunu sana söylerken, kulağa ne kadar çelişkili geldiğini biliyorum. (..) tanrı ne ister? tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma seçeneğini mi? kötülüğü seçen bir insan, kendisine iyilik dayatılmış bir insandan bazı açılardan daha üstün olabilir mi? bunlar derin ve zor sorular, küçük 6655321.”
edit: uyarılar üzerine eşine değil, kendine tümör teşhisi konduğu hadisesinde yeniden düzenledim.
bana soracak olursanız, alex karakteriyle konuşma yapan rahibin sözleri kitabın en can alıcı kısmıdır:
“iyi bir insan olmak çok da hoş olmayabilir küçük 6655321. iyi bir insan olmak korkunç olabilir. bunu sana söylerken, kulağa ne kadar çelişkili geldiğini biliyorum. (..) tanrı ne ister? tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma seçeneğini mi? kötülüğü seçen bir insan, kendisine iyilik dayatılmış bir insandan bazı açılardan daha üstün olabilir mi? bunlar derin ve zor sorular, küçük 6655321.”
edit: uyarılar üzerine eşine değil, kendine tümör teşhisi konduğu hadisesinde yeniden düzenledim.
devamını gör...
murat övüç
küfür ederek para kazanan, bir sanat icra ettiğini iddia eden kişi..
en son yeşim salkım'a salladı, ağzının payını çok sağlam aldı.
hakikaten türkiye de bir vasfa falan ihtiyaç yok ünlü olmak için bu adamı görünce bunu net anlıyorum.
en son yeşim salkım'a salladı, ağzının payını çok sağlam aldı.
hakikaten türkiye de bir vasfa falan ihtiyaç yok ünlü olmak için bu adamı görünce bunu net anlıyorum.
devamını gör...
hakim ziyech
1993 doğumlu futbolcudur. kendisi an itibarıyla chelsea takımında forma giymektedir. az önce chelsea villarreal maçında takımını öne geçiren golü attıktan sonra sakatlanıp oyundan çıkmıştır.
kendisi hollanda doğumlu, faslı milli futbolcudur.
kariyerinde heerenven, twente ve ajaxta forma giymiştir ve sonrasında chelseaye transfer olmuştur.
milli takım kariyerine hollanda’da başlayıp 2015 de fas milli takımına geçmiştir.
kendisi bence çok yetenekli bir oyuncu. zamanında fenerbahçe almaya çalışmıştı alamamıştı.
chelsea kariyeri şu an için pek iyi gitmiyor ama sebebi yaşadığı talihsiz sakatlıklar. bu sene chelsea kadrosunda yer bulacaktır. zaten maç böyle biterse attığı gol sayesinde takımına kupayı kazandırmış olacak. tuchel hoca onu biraz daha özgür bir pozisyonda oynatıyor. bileklerine çok hakim çok yetenekli bir futbolcu. özgürlük alanını bulduğu anda çok etkili oluyor. topla kat ettiği pozisyonlar çizgide attığı çalımlar rakiplerini çok zorluyor. bu sene premier lig takımlarının başına bol bol bela olacak.
kendisini seyretmeyi seviyorum. futbolseverler zaten böyle oyuncuları seyretmekten keyif alırlar. takım oyununa tam adapte olamazlar ama bireysel olarak acayip fark yaratırlar. umarım tuchel kendisini oyun planına bol bol dahil eder. bizde kendisini sürekli izleme şansı buluruz.
oyuncuyu ajax kariyerinden beri takip ediyorum.
hep bir sıçrama yapmasını bekliyordum. zaten öyle de oldu. chelsea onun için iyi bir takım. chelsea takımında göstereceği performansla üst düzey bir futbolcu olabilir. tabii kendisinin faslı olduğunu unutmamak lazım. böyle oyuncular bazen sahadan çok kopuk olabiliyorlar. ya üst düzey bir futbolcu olacak ya da çok yetenekliydi ama tutunamadı diyeceğimiz bir futbolcu olacak. göreceğiz.
kendisi henüz 28 yaşında önünde uzun seneler var. bakalım neler yapacak.
kendisi hollanda doğumlu, faslı milli futbolcudur.
kariyerinde heerenven, twente ve ajaxta forma giymiştir ve sonrasında chelseaye transfer olmuştur.
milli takım kariyerine hollanda’da başlayıp 2015 de fas milli takımına geçmiştir.
kendisi bence çok yetenekli bir oyuncu. zamanında fenerbahçe almaya çalışmıştı alamamıştı.
chelsea kariyeri şu an için pek iyi gitmiyor ama sebebi yaşadığı talihsiz sakatlıklar. bu sene chelsea kadrosunda yer bulacaktır. zaten maç böyle biterse attığı gol sayesinde takımına kupayı kazandırmış olacak. tuchel hoca onu biraz daha özgür bir pozisyonda oynatıyor. bileklerine çok hakim çok yetenekli bir futbolcu. özgürlük alanını bulduğu anda çok etkili oluyor. topla kat ettiği pozisyonlar çizgide attığı çalımlar rakiplerini çok zorluyor. bu sene premier lig takımlarının başına bol bol bela olacak.
kendisini seyretmeyi seviyorum. futbolseverler zaten böyle oyuncuları seyretmekten keyif alırlar. takım oyununa tam adapte olamazlar ama bireysel olarak acayip fark yaratırlar. umarım tuchel kendisini oyun planına bol bol dahil eder. bizde kendisini sürekli izleme şansı buluruz.
oyuncuyu ajax kariyerinden beri takip ediyorum.
hep bir sıçrama yapmasını bekliyordum. zaten öyle de oldu. chelsea onun için iyi bir takım. chelsea takımında göstereceği performansla üst düzey bir futbolcu olabilir. tabii kendisinin faslı olduğunu unutmamak lazım. böyle oyuncular bazen sahadan çok kopuk olabiliyorlar. ya üst düzey bir futbolcu olacak ya da çok yetenekliydi ama tutunamadı diyeceğimiz bir futbolcu olacak. göreceğiz.
kendisi henüz 28 yaşında önünde uzun seneler var. bakalım neler yapacak.
devamını gör...
normal sözlük sakatat sevenler derneği
başkanı olduğum dernektir. efenim ciğer, böbrek, kokoreç, uykuluk, beyin bunlar favorileridir derneğimizin. her sakatat seven gelmeli, dernek kartlarımız basılıyor. kokoreççiye mi gittin göster kartı çaaat %20! o kadarr! ha yıllık aidat 2 bın tılı gençler.
efenim üyelerimiz hemen adaylığa göz dikmiş, ben başgan olarak katı gıda ürünlerimizi belirttim lütfen! yoksa derneğimizin lokalinde maliyetine kelle paça, tuzlama, ayak paça, işkembe her zaman bulunmaktadır.
en büyük başgan bizim başgan sloganlarını duyar gibiyim haa? elma mısın kurt musun sen kimsin ya huıuuuu!(bkz: lol)
efenim üyelerimiz hemen adaylığa göz dikmiş, ben başgan olarak katı gıda ürünlerimizi belirttim lütfen! yoksa derneğimizin lokalinde maliyetine kelle paça, tuzlama, ayak paça, işkembe her zaman bulunmaktadır.
en büyük başgan bizim başgan sloganlarını duyar gibiyim haa? elma mısın kurt musun sen kimsin ya huıuuuu!(bkz: lol)
devamını gör...
kürk mantolu madonna
ince ve bir solukta okunabiliyor. gayet akıcı, anlaşılır bir anlatımı var. içindeki osmanlıca ifadelerin anlamları sayfa sonlarında belirtilmiş.
büyük ölçüde aile yetiştirmesinden dolayı içe kapanık, çekingen ve kendini dünyada gereksiz biri olarak hisseden raif efendi'nin bu kişilik özelliğinden dolayı ilişkinin pasif tarafında kalarak yaşayacağı aşkı gayet güzel anlatmış. ve tabiidir ki hayatın anlamını ansızın rastladığı "o kadın" da bulmuş, tüm mutluluğunu onun üzerine kurmuş, biraz 1920'lerin haberleşme olanaklarının kısıtlı ama çokça da kendisi yeterince atak davranamadığından dolayı, sevgilisi ile aniden kesilen haberleşme nedenini araştıramamış. olayı kovalayamamış, bu cesareti bulamayıp, yıllarca kendisini aniden terk ettiği sevgilisine olayı aslını astarını bilmeksizin içerleyip durmuş. sonrasında kimselere güvenemeyip hayatını kendi tutumu ile mahvetmiş.
raif efendi, insanlar arası ilişkilerin fazla sıkı fıkı olmadığı, üstelik kadın cinsinin günümüze göre çok daha "ulaşılmaz" gösterildiği o dönemde böyle saplantı derecesine varacak tutkuda bir aşk yaşamış. peki günümüzde kimse yaşamıyor mu? pekala yaşanıyor ve en mantıklı, en "cool" görünenlerimizin arasında bile hiç olmazsa hayatının kısa bir dönemi bu tip bir ilişkiyle geçebiliyor.
büyük ölçüde aile yetiştirmesinden dolayı içe kapanık, çekingen ve kendini dünyada gereksiz biri olarak hisseden raif efendi'nin bu kişilik özelliğinden dolayı ilişkinin pasif tarafında kalarak yaşayacağı aşkı gayet güzel anlatmış. ve tabiidir ki hayatın anlamını ansızın rastladığı "o kadın" da bulmuş, tüm mutluluğunu onun üzerine kurmuş, biraz 1920'lerin haberleşme olanaklarının kısıtlı ama çokça da kendisi yeterince atak davranamadığından dolayı, sevgilisi ile aniden kesilen haberleşme nedenini araştıramamış. olayı kovalayamamış, bu cesareti bulamayıp, yıllarca kendisini aniden terk ettiği sevgilisine olayı aslını astarını bilmeksizin içerleyip durmuş. sonrasında kimselere güvenemeyip hayatını kendi tutumu ile mahvetmiş.
raif efendi, insanlar arası ilişkilerin fazla sıkı fıkı olmadığı, üstelik kadın cinsinin günümüze göre çok daha "ulaşılmaz" gösterildiği o dönemde böyle saplantı derecesine varacak tutkuda bir aşk yaşamış. peki günümüzde kimse yaşamıyor mu? pekala yaşanıyor ve en mantıklı, en "cool" görünenlerimizin arasında bile hiç olmazsa hayatının kısa bir dönemi bu tip bir ilişkiyle geçebiliyor.
devamını gör...
hayko cepkin'in en iyi şarkısı
sanırım son gittiğim konserlerden biriyidi. tunalı’nın kasvet kokan bir mekanında “6:45”
konserine paraşütle inen bir delidir. zaten normal insan bize göre değildir. kendisini bir başka severiz ki, bunu söylemenin tam yeridir.
fazla bilgi vermeye gerek yok. ancak en sevdiğim şarkısını, aslında türküyü ve dahi yani cover’ı ekleyeyim buraya.
aşık mahzuni şerif’in 1986 yılında bestelediği “sarhoşum dünyada”
sen bizim hayko, al türküyü öyle bir hale getir ki, türkü başkalaşım yaşasın.
cover; mahzuni’ye saygılar albümünde yer alır. benim sevdiğim iki güzel insanı bir araya getirmiştir.
“sarhoşum dünyada sevdiğim,
meyhoş geziyorum yâr.
kadehimi doldur da bari,
eller bizi duymasın yâr.”
sarhoşluğagider
konserine paraşütle inen bir delidir. zaten normal insan bize göre değildir. kendisini bir başka severiz ki, bunu söylemenin tam yeridir.
fazla bilgi vermeye gerek yok. ancak en sevdiğim şarkısını, aslında türküyü ve dahi yani cover’ı ekleyeyim buraya.
aşık mahzuni şerif’in 1986 yılında bestelediği “sarhoşum dünyada”
sen bizim hayko, al türküyü öyle bir hale getir ki, türkü başkalaşım yaşasın.
cover; mahzuni’ye saygılar albümünde yer alır. benim sevdiğim iki güzel insanı bir araya getirmiştir.
“sarhoşum dünyada sevdiğim,
meyhoş geziyorum yâr.
kadehimi doldur da bari,
eller bizi duymasın yâr.”
sarhoşluğagider
devamını gör...
yazarların en son güldüğü şey
kiz kardesimin 9 yillik sevgilisini dinledim ve epey güldüm. kendisinin 9 yaşında olmasi dışında komik bir durum yok.
devamını gör...
monica seles
kanımca tenis kortlarının en şanssız raketidir bu kadın. 90 lı yıllarda ben daha çocukken izlerdim bu bağyanı. sonra steffi graf'la yaptığı bir maç esnasında korta inen bir manyak tarafından bıçaklanmış ve asla eskisi gibi olamamıştır.
devamını gör...
gereksiz abartılan şeyler
başarısızlıklar. yapamadığımız her şeyi o kadar abartıyoruz ki yapabildiklerimiz, başarılarımız kim vurduya gidiyor.
devamını gör...



