sedat peker
allahın elçisi olduğunu ve allah'ın kendisini tuttuğunu iddia ediyor.
okumalarıma göre bir kaç güne kendisini peygamber ilan edecektir.
allahın desteğini almış bir bireyin, kendisi için gönderilmiş görevlilerden müsade istemesi ya da biraz zaman istemesi çok komik.
siyasetten ve söylemlerden din çekildiği gün rahata ereceğiz.
ekleme: thodex faruk ve içşşşleri bakanının ilişkini yeni bir bilgi değil, yine ıskaladın sedat.
kitap tavsiyeleri ile aydınlanmış bir kesim varmış, aydınlanmayın arkadaşım. bu adam okumuş, okumuş da öne sürdüğü fikir modern turancılık.*
sen strateji kitapları oku ve sonra görevlendirilmiş memurlardan zaman iste, tamam kardeş, olduğun ülkede kur modern turancılığını, isteyen gitsin oraya. yallah turan'a.....
okumalarıma göre bir kaç güne kendisini peygamber ilan edecektir.
allahın desteğini almış bir bireyin, kendisi için gönderilmiş görevlilerden müsade istemesi ya da biraz zaman istemesi çok komik.
siyasetten ve söylemlerden din çekildiği gün rahata ereceğiz.
ekleme: thodex faruk ve içşşşleri bakanının ilişkini yeni bir bilgi değil, yine ıskaladın sedat.
kitap tavsiyeleri ile aydınlanmış bir kesim varmış, aydınlanmayın arkadaşım. bu adam okumuş, okumuş da öne sürdüğü fikir modern turancılık.*
sen strateji kitapları oku ve sonra görevlendirilmiş memurlardan zaman iste, tamam kardeş, olduğun ülkede kur modern turancılığını, isteyen gitsin oraya. yallah turan'a.....
devamını gör...
yazarlar şu an ışınlanacak olsa ışınlanacakları yer
öyle bir an olurdu ki ışınlandığım, etrafta başka bir kara parçasını göremediğim bir tepedeyken ben, güneş çoktan batmış ama ufukta hafif bir kızıllık var olurdu. gökte yıldırlar belirse de denizin maviliği hala seçilebiliyorken, ağaçların ferah kokusu ve akşam serinliği içimdeki olanca gamı kederi temizleyip çok uzaklara götürmüş olurdu. üzerimde etekleri uçuşan basit bir elbise, öylece manzarayı izlerdim önce dakikalarca. ufukta gördüğüm o kızıllık yerini koyu bir maviliğe bıraktığında, uzaklardan bir yerden canlı bir müzik sesi duyardım. akordeon, gitar, ara ara da kıvrak bir keman sesi bana "haydi gel, kuruldu masalar" derdi. kolumdaki şalı omzuma atıp toprak yolda müziğin ahenginde yürürdüm masaların üzerine asılı renkli lambaları görene dek. sonra da kalabalık bir masanın ucuna, sanki kırk yıldır tanıdığım insanlar oturuyormuş gibi ilişir eğlenmeye başlardım gecenin behrine dek.
devamını gör...
oh burama da zam oh orama da zam
üst üste gelen zamlar neticesinde, artık hoşlanma durumunu gösteren zevk cümlesi.
evet evet şurama da zam, oh evet buramada zam, devam et evet orama da zam...
evet evet şurama da zam, oh evet buramada zam, devam et evet orama da zam...
devamını gör...
mağara bir buçuk aydır kapandığım odamdır
format=üstünden geçtiğin şey.
devamını gör...
giritliyim deyince otobur muamelesi görmek
sanıyorum ki giritliler üzerine oluşan bu ön yargısal değerlendirmelerin kaynağı yine bir giritli olan knossoslu epimenides.
niye? huzurlarınızda epimenides paradoksu a.k.a girit paradoksu: "tüm giritliler yalancıdır ve ben bir giritliyim."
giritlilere ilk yaftayı yine memleketlileri vurmuş. yazıklar olsun.
t: tüm giritlilerin bir yerde toplanıp non-ot yiyecekleri de tüketebildiklerini gösterdikleri takdirde ortadan kalkacak olan muamele.
böylelikle, tekrar yukarıdaki gibi yaftacı bir giritli ortaya çıkana kadar bu muameleden kurtulunabilir.
niye? huzurlarınızda epimenides paradoksu a.k.a girit paradoksu: "tüm giritliler yalancıdır ve ben bir giritliyim."
giritlilere ilk yaftayı yine memleketlileri vurmuş. yazıklar olsun.
t: tüm giritlilerin bir yerde toplanıp non-ot yiyecekleri de tüketebildiklerini gösterdikleri takdirde ortadan kalkacak olan muamele.
böylelikle, tekrar yukarıdaki gibi yaftacı bir giritli ortaya çıkana kadar bu muameleden kurtulunabilir.
devamını gör...
her şeyi kafaya takma sorunu
ya psikopatlığa bağlarsınız ya mide hastası olursunuz.
devamını gör...
300 spartalı
tarihi bağlamından koparılarak şaşalı bir hollywood şovuna dönüştürülen filmdir. filmde persler abartılı bir doğu despotizminin temsilcileri olarak tanımlanırken, spartalılar (evet hem de spartalılar) demokrasi ve özgürlük havarisi, fakir ama gururlu gençler olarak gösterilir. rahatsız edici bir filmdir. asıl dertlerinin tarihi bir olayı anlatmak değil, propaganda yapmak olduğu görülür. güncel politik gelişmelerle geçmişteki bir olay, tarafları üzerinden eşleştirilir ve al sana bol bol bilgisayar efekti sosuna bulanmış yarı cahil hollywood filmi daha. ne spartalılar ne persler doğru yansıtılır. hem dönemin yunan kültürü hem de pers kültürü kendi içinde özeldir. birbirlerini etkilemişlerdir. dönemin yunan kent devletlerinin ortaya koyduğu demokrasi tecrübesi başlı başına önemli ve nadidedir. yunan kültürü daha sonra büyük iskenderle birlikte bütün akdeniz coğrafyasındaki hakim kültür konumuna gelecektir ve bu çok uzun bir süre de böyle devam edecektir. hatta daha sonra kurulacak roma'nın da temeli esasında bu kültüre dayanır. persler de kurdukları ilk dünya imparatorluğu ile barış ve hoşgörü içinde yaşattıkları onlarca halkla, yol, posta, bürokrasi, vergilendirme sistemleriyle oldukça güzide örnekler ortaya koymuşlardır.
devamını gör...
ya annen ya ben diyen eş
bunu diyen bir eş varsa orada yanlış giden bir şeyler var demektir. söyleyen erkek veya kadın farketmez. bunu söyleyenden çok söyletende hata var bence. çünkü hiçbir kimse annesi ve eşini doğrudan karşı karşıya getirmemeli.
öyle ustalıkla ve etkili hareket etmeli ki böyle bir seçenekle muhatap olmasın. evlilikte denge çok önemli. senin ailen, benim ailem tartışması başladımı maazallah konu tmk 166 ya kadar uzayabilir.
(bkz: şiddetli geçimsizlik)
öyle ustalıkla ve etkili hareket etmeli ki böyle bir seçenekle muhatap olmasın. evlilikte denge çok önemli. senin ailen, benim ailem tartışması başladımı maazallah konu tmk 166 ya kadar uzayabilir.
(bkz: şiddetli geçimsizlik)
devamını gör...
başarısız yemek yapma anısı
başarılı bir yemek yapma anım yok bu kadar söyleyeyim...
devamını gör...
uzaktan arkadaş edinmek
mükemmel bi şeydir. uzakta mis gibi. zırt, pırt aniden habersizce gelme imkanı yok. muazzam bi olay. zaten uzun sürebilirse arkadaşımla buluşmam max iki uçağa bakar. düşüncelerimin uyuştuğu insanlar genelde iki bin km öteden çıkıyor. neden?
çünkü sevmediğin ot burnunun dibinde biter.
çünkü sevmediğin ot burnunun dibinde biter.
devamını gör...
normal sözlük vs ekşi sözlük
yıllarını ekşi sözlüğe vermiş birisi olarak katılmak istediğim versus.
ekşi sözlük hacim olarak şu an bırakın kafa sözlüğü herhangi bir internet sitesiyle dahi kabul edilemeyecek kadar büyük boyutlarda.
arama motorlarından aldıkları pay çok büyük.
ancak içerik bakımından tamamen bitmiş durumdalar.
para ve büyüme hırsı sözlüğü mahvetti.
artık buradan geriye dönüş olacağını da sanmıyorum.
her şey onlar için daha da kötü olacak.
ekşi sözlük hacim olarak şu an bırakın kafa sözlüğü herhangi bir internet sitesiyle dahi kabul edilemeyecek kadar büyük boyutlarda.
arama motorlarından aldıkları pay çok büyük.
ancak içerik bakımından tamamen bitmiş durumdalar.
para ve büyüme hırsı sözlüğü mahvetti.
artık buradan geriye dönüş olacağını da sanmıyorum.
her şey onlar için daha da kötü olacak.
devamını gör...
kaç yaşıma gelirsem geleyim
sihirli annem izleyeceğim.
devamını gör...
edip cansever
hakkımda soruşturma açılmasına neden olan büyük şairdir.
çalıştığım okulda bir şiir dinletisi yapılmaya karar verir idare ve edebiyat öğretmeni arkadaşıma bu görev verilir, o da güzel bir şiir seçkisi yapar, öğrencileri seçer ve çalışmaya başlar ama dinletiye 15 gün kala tayin olup gider. okulda başka edebiyat öğretmeni de olmadığı için dinletiyi çıkarmak bana düşer.
hikaye burda başlar zaten. bir kız öğrenci “ yerçekimli karanfil”i okur ve güzel de okur. ben de beğendiğim için dinletide bu şiirle başlamaya karar veririm. iki gün sonra ise hayatımda duyduğum en saçma soruşturma için milli eğitimden aranırım.
meğer bir veli beni şikayet etmiştir, güzel şiir okuyan kızın velisi ve şikayet konusu şudur:
“ şiirde rakı içiliyor.”
edip cansever ile şiirde içtiğimiz rakıdan sarhoş olan velilerimizin şikayeti ile açılan soruşturmadan elbette bir şey çıkmadı ama edip abiye ayıp oldu. işte sarhoş eden şiir:
yerçekimli karanfil
biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
oysaki seninle güzel olmak var
örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
o başkası yok mu bir yanındakine veriyor
derken karanfil elden ele.
görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
birleşiyoruz sessizce.
çalıştığım okulda bir şiir dinletisi yapılmaya karar verir idare ve edebiyat öğretmeni arkadaşıma bu görev verilir, o da güzel bir şiir seçkisi yapar, öğrencileri seçer ve çalışmaya başlar ama dinletiye 15 gün kala tayin olup gider. okulda başka edebiyat öğretmeni de olmadığı için dinletiyi çıkarmak bana düşer.
hikaye burda başlar zaten. bir kız öğrenci “ yerçekimli karanfil”i okur ve güzel de okur. ben de beğendiğim için dinletide bu şiirle başlamaya karar veririm. iki gün sonra ise hayatımda duyduğum en saçma soruşturma için milli eğitimden aranırım.
meğer bir veli beni şikayet etmiştir, güzel şiir okuyan kızın velisi ve şikayet konusu şudur:
“ şiirde rakı içiliyor.”
edip cansever ile şiirde içtiğimiz rakıdan sarhoş olan velilerimizin şikayeti ile açılan soruşturmadan elbette bir şey çıkmadı ama edip abiye ayıp oldu. işte sarhoş eden şiir:
yerçekimli karanfil
biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
oysaki seninle güzel olmak var
örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
o başkası yok mu bir yanındakine veriyor
derken karanfil elden ele.
görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
birleşiyoruz sessizce.
devamını gör...
the message
hamza karakteri ile baş rolünü (bkz: anthony quinn)’in yönetmeniliğini suriye asıllı amerikalı yönetmen (bkz: mustafa akkad)’ın üstlendiği 1976 yapımı, islamın doğuşunu anlatan güzel bir filmdir. aynı senaryonun farklı ekiple çekilmiş ancak aynı tadı vermeyen başka bir film de vardır.(bkz: islamiyetin doğuşu)
filmde dikkatinizi çekti mi bilmem ancak ebu süfyan bir sahnede der ki;
kabe’de bizim putlarımız var. o putları görmek için çevre kabilelerden her sene mekkeye ziyaretler yapılıyor ve bu bizim ticaretimizin büyük kısmını oluşturuyor. biz muhammed’in allahını kabul edersek bu ziyaretler olmayacak.
hikmetini benim gibi kavramayan insanlar da hak verecektir, islamda yer alan hac ibadetine güzel bir göndermedir.
ancak başka bir detayda ise kuran’ın mucizevi yönünü ortaya koyar. şöyle ki; her peygamberin bir mucizesi olduğuna inanılır ve muhammed’in mucizesi olarak kuran gösterilir. bu mucizelerde döneminde insanları, toplumu en çok etkileyen şeylerdir. örneğin musa’nın sihirdir, o dönem toplum sihre meraklıdır sihirden etkilenmektedir. isa’nın mucizesi şifadır. o dönem toplum şifacılardan etkilenmektedir. muhammed’in mucizesi ise kuran. peki kuranda insanları etkileyecek ne var? edebiyat var. o dönem de insanlar edebiyattan etkilenmektedir.
çağrı filminin başına gidelim şimdi.
kabe’nin önünde bir şair etrafına insanları toplamış şiir okumakta ve insanlar da o şairi dikkatle ve hayranlıkla dinlemektedir. o sırada ebu süfyan oradan geçerken şair hemen ebu süfyan’a doğaçlama olarak bir 4’lük söyle ve ebu süfyan da şaire bir kese altın verir.
bu edebiyata ne kadar değer verildiğini gözler önüne seren bir detaydır. filmin devamında ise;
muhammed aldığı vahiyleri iletmeye ve taraftar toplamaya başlar. bunun üzerine ebu süfyan’ın eşi olan hin der ki; “okuma yazma bilmeyen muhammed dağa çıkıyor ve dünyanın en güzel şiirleri ile dönüyor.”
ancak kuran şiir kitabı değil, tarih ve toplumsal kural kitabıdır. ancak düz yazı da değildir şiirseldir. bunun örneğini yazabilmiş, benzerini bir edebiyatçı henüz görülmemiştir. deneyenler olmuş ancak ulaşabildikleri seviye maksimum (bkz: homeros)’un (bkz: ilyada) ve (bkz: odessa) destanının seviyesi olmuştur.
kafam çok karışık sözlük, çok. filmden nerelere geldik bak gene derin sorgulamalara daldım.
filmde dikkatinizi çekti mi bilmem ancak ebu süfyan bir sahnede der ki;
kabe’de bizim putlarımız var. o putları görmek için çevre kabilelerden her sene mekkeye ziyaretler yapılıyor ve bu bizim ticaretimizin büyük kısmını oluşturuyor. biz muhammed’in allahını kabul edersek bu ziyaretler olmayacak.
hikmetini benim gibi kavramayan insanlar da hak verecektir, islamda yer alan hac ibadetine güzel bir göndermedir.
ancak başka bir detayda ise kuran’ın mucizevi yönünü ortaya koyar. şöyle ki; her peygamberin bir mucizesi olduğuna inanılır ve muhammed’in mucizesi olarak kuran gösterilir. bu mucizelerde döneminde insanları, toplumu en çok etkileyen şeylerdir. örneğin musa’nın sihirdir, o dönem toplum sihre meraklıdır sihirden etkilenmektedir. isa’nın mucizesi şifadır. o dönem toplum şifacılardan etkilenmektedir. muhammed’in mucizesi ise kuran. peki kuranda insanları etkileyecek ne var? edebiyat var. o dönem de insanlar edebiyattan etkilenmektedir.
çağrı filminin başına gidelim şimdi.
kabe’nin önünde bir şair etrafına insanları toplamış şiir okumakta ve insanlar da o şairi dikkatle ve hayranlıkla dinlemektedir. o sırada ebu süfyan oradan geçerken şair hemen ebu süfyan’a doğaçlama olarak bir 4’lük söyle ve ebu süfyan da şaire bir kese altın verir.
bu edebiyata ne kadar değer verildiğini gözler önüne seren bir detaydır. filmin devamında ise;
muhammed aldığı vahiyleri iletmeye ve taraftar toplamaya başlar. bunun üzerine ebu süfyan’ın eşi olan hin der ki; “okuma yazma bilmeyen muhammed dağa çıkıyor ve dünyanın en güzel şiirleri ile dönüyor.”
ancak kuran şiir kitabı değil, tarih ve toplumsal kural kitabıdır. ancak düz yazı da değildir şiirseldir. bunun örneğini yazabilmiş, benzerini bir edebiyatçı henüz görülmemiştir. deneyenler olmuş ancak ulaşabildikleri seviye maksimum (bkz: homeros)’un (bkz: ilyada) ve (bkz: odessa) destanının seviyesi olmuştur.
kafam çok karışık sözlük, çok. filmden nerelere geldik bak gene derin sorgulamalara daldım.
devamını gör...
cuma gecelerini sap gibi oturarak geçirmek
sanki diğer geceler başka bir şey yaparmış gibi, dediğim başlıktır.
şahsım her gece aynı şeyi yapmaktadır, oturmaktadır, sap gibi.
şahsım her gece aynı şeyi yapmaktadır, oturmaktadır, sap gibi.
devamını gör...
dünyadaki tek gerçek
bir zamanlar hayatta olduğumuz.
ölsek bile. mezarımızın yeri kaybolsa bile, bir zamanlar hayattaydık.
güzel bir şeyler umduk saygıdeğer yaşamdan.
ve vakti gelen herkes gibi öldük.
ölsek bile. mezarımızın yeri kaybolsa bile, bir zamanlar hayattaydık.
güzel bir şeyler umduk saygıdeğer yaşamdan.
ve vakti gelen herkes gibi öldük.
devamını gör...
türkiye'de bulunan en yaygın ağaç türleri
türkiye'deki ormanlarda en fazla meşe ağacı bulunuyor. ikinci sırada ise kızılçam ağacı var.
meşe ağaçları genellikle karadeniz, marmara, ege ve doğu anadolu bölgelerinde yoğunlaşmaktadır.
akdeniz ikliminin tipik bitkilerinden olan kızılçam ağaçları ise akdeniz, ege ve marmara bölgelerinde yayılış göstermektedir.
meşe ağaçları genellikle karadeniz, marmara, ege ve doğu anadolu bölgelerinde yoğunlaşmaktadır.
akdeniz ikliminin tipik bitkilerinden olan kızılçam ağaçları ise akdeniz, ege ve marmara bölgelerinde yayılış göstermektedir.
devamını gör...
vikipedi'den kopyala yapıştır başlık açmak
bildiğim kadarıyla copy-paste içerik format kurallarına da aykırıdır. ekstradan böyle başlık açmaktansa durumu şikayet etseniz çok daha kolay çözülebilir sanki. en az copy-paste içerik kadar gereksiz başlık olmuş.
devamını gör...
dünyanın en iyi film serisi
(bkz: harry potter). bir oturmaya tüm seriyi izliyorum.
devamını gör...
umut sarıkaya tipi mutsuzluk tanımları
(bkz: montla sıç)
devamını gör...