özel hayattan insan silmek
az önce yaptım bakalım.
uzun zamandır düşündüğüm bir şeydi.
çok zararı oldu ama insan kıyamıyor işte.
ben üzüleyim ama o üzülmesin.
kırıla kırıla kırmaya başlıyormuş ya insan.
o da kötü be.
kim ister ki hikaye kötü bitsin?
vurdumduymaz ise o daha da kötü.
peşinden gelse o da kötü.
başlık bu muydu acaba?
umarım uygun yazıyorumdur.
neyse mutlu olduğum günün de içine ettiler şükür!
ah bu şarkıların gözü kör olsun!
uzun zamandır düşündüğüm bir şeydi.
çok zararı oldu ama insan kıyamıyor işte.
ben üzüleyim ama o üzülmesin.
kırıla kırıla kırmaya başlıyormuş ya insan.
o da kötü be.
kim ister ki hikaye kötü bitsin?
vurdumduymaz ise o daha da kötü.
peşinden gelse o da kötü.
başlık bu muydu acaba?
umarım uygun yazıyorumdur.
neyse mutlu olduğum günün de içine ettiler şükür!
ah bu şarkıların gözü kör olsun!
devamını gör...
polis kılığına girerek yurttaşlarını soyan ugandalı
kör ile yatan şaşı kalkar..
devamını gör...
herkesin sevdiği sizin sevmediğiniz şey
2012'den beri yerli dizi, yarışma vs.izlemiyorum... 2,5 saatimi: aldatma, taciz, şiddet, bol kavgalı ve üstüne bunlarla lüks yaşayan şımarık tipleri takip etmektense, müzik eşliğinde bol bol kitap, araştırma, f1, futbol, belgesel vb.izliyorum...
devamını gör...
sağlık çalışanlarına 2 bin 500 ile 5 bin tl arası zam yapılması
anladığım kadarıyla zam sağlık çalışanlarına değil doktorlara olmuş. doktor hak eder tamam güzel ama diğer sağlık çalışanlarınında maaşı hakkında düşünülmesi gerekiyor
devamını gör...
duyulunca mutlu eden sözler
seni merak ettim.
devamını gör...
profiterol
teyzemin pırofetör diye telaffuz ettiği "ekler" ile birlikte en sevdiğim tatlıdır.
devamını gör...
didem madak
"ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi
tırnaklarıyla düzeltemiyor insan."
ah'lar ağacı gibi bir şiirin şairidir.
tırnaklarıyla düzeltemiyor insan."
ah'lar ağacı gibi bir şiirin şairidir.
devamını gör...
prora oteli

hitler tarafından, nazilerin tatil yapması için inşa ettirilmiş ama hiç kullanılmamış bir oteldir. 10 bin odalı bu otel, 20 bin kişiliktir. otel rügen adası'nın sahilinde 4,5 kilometre boyunca uzanıyor.

hitler'in propaganda amacıyla inşa ettirdiği bu otelde 3 yıl boyunca 9000 kişi çalıştı. ıı. dünya savaşı başladığında hala bitmemiş olan otelin inşası da bu sırada durdu. savaştan sonra askeri amaçlarla kullanılmış olsa da otel nazilere hizmet vermemiştir.
konu ile ilgili bir videoyu da izlemek isteyenler için paylaşmak isterim:
devamını gör...
kafa podcast
sesine, teknolojisine güvenen 2 veya 3 arkadaş bu işe el atsa ya?
haftalık en çok beğenilen girdi'leri değerlendirirler, magazinsel bir yayın olur.
başka bir ekip film incelemesi yapar. haftalık spor gündemide olabilir.
maksat kafa ekibinin spotify playlistlerinde de yer alması. nacizene bir öneri korsan abinizden.
şayet gönül vererek girişen arkadaşlara denk gelirsem, bende kılıcımı kuşanıp dahil olabilirim podcastlere.
edit: nasıl yaparız? katılabilir miyim? diyenler olmuş. ilgi için çok teşekkür ederim. sözlük podcast'i olacağı için duruma sözlük sahipleri el atmalı ve ekibe dair gerekli bilgileri vermelidir. aksi takdirde podcast yapıp kafa sözlük'te paylaşan bir ekip olunur.
ben fikri ortaya attım, düzenleme işi yöneticilerin. sözlüğün hazırda youtube hesabı olduğundan pek o toplara girmemek daha doğru. spotify bu iş için çok daha uygun
not: skype üzerinden görüşme kaydedilip bilgisayara indirilebiliyor.
-grafik tasarımcı arkadaşlar podcast cover'ını tasarlar
-basit bir ses programı ile 10 saniyelik giriş müziği kesilip eklenebilir.
-sözlükte düblaj sesi olan yazarlar varsa, podcast ismini kaydederek intro açıklama ekleyebilir.
-ses kayıt ve düzenlemeden anlayan yazarlar podcast'de ki ''ıaaagghh, şeyy aaaa''' gibi gereksiz cümleleri kesebilir.
-diğer bir arkadaşda bu işleri spotify'da yayınlama işini üstlenir.
bunca işi tek bir telegram grubu altında toplanabilir ve zengin içerikler çıkacağını düşünüyorum.
haftalık en çok beğenilen girdi'leri değerlendirirler, magazinsel bir yayın olur.
başka bir ekip film incelemesi yapar. haftalık spor gündemide olabilir.
maksat kafa ekibinin spotify playlistlerinde de yer alması. nacizene bir öneri korsan abinizden.
şayet gönül vererek girişen arkadaşlara denk gelirsem, bende kılıcımı kuşanıp dahil olabilirim podcastlere.
edit: nasıl yaparız? katılabilir miyim? diyenler olmuş. ilgi için çok teşekkür ederim. sözlük podcast'i olacağı için duruma sözlük sahipleri el atmalı ve ekibe dair gerekli bilgileri vermelidir. aksi takdirde podcast yapıp kafa sözlük'te paylaşan bir ekip olunur.
ben fikri ortaya attım, düzenleme işi yöneticilerin. sözlüğün hazırda youtube hesabı olduğundan pek o toplara girmemek daha doğru. spotify bu iş için çok daha uygun
not: skype üzerinden görüşme kaydedilip bilgisayara indirilebiliyor.
-grafik tasarımcı arkadaşlar podcast cover'ını tasarlar
-basit bir ses programı ile 10 saniyelik giriş müziği kesilip eklenebilir.
-sözlükte düblaj sesi olan yazarlar varsa, podcast ismini kaydederek intro açıklama ekleyebilir.
-ses kayıt ve düzenlemeden anlayan yazarlar podcast'de ki ''ıaaagghh, şeyy aaaa''' gibi gereksiz cümleleri kesebilir.
-diğer bir arkadaşda bu işleri spotify'da yayınlama işini üstlenir.
bunca işi tek bir telegram grubu altında toplanabilir ve zengin içerikler çıkacağını düşünüyorum.
devamını gör...
zihinsel yorgunluk belirtileri
uyuyamama ve aşırı uyumak da iki önemli belirtidir. yorgun olan beyin ya tüm işlevleri açık tutma ya da tamamen kapatma eğilimine girer..
devamını gör...
en sevdiğiniz muhteşem yüzyıl sahneleri
devamını gör...
saniyelik salaklıklar
az önce yaptığım ve kendi kendime oğlum harbi salaksın dediğim birkaç saniyelik olaydır. evin içinde kapısı kısmen açık olan odaya geçeceğim. kapıyı itekliyorum sanki arkadan da biri kapıyı bana itekliyor. eee evde yalnızım. ensemden soğuk bir ter boşaldı. titrek bir ses tonu ile, -hoop kimsin!! ses yok. itekliyorum kapı bana doğru arkadan ittiriliyor. yumruğu sıktım kapıyı hızlıca geriye çarptıracağım ve üzerine abanacağım sonra yer misin yemez misin? fırsat vermek yok. çünkü fırsat verirsem o beni haklayacak. çünkü bize böyle öğrettiler askerde. ölmek yok. neyse derin bir nefes aldım gücümü topladım. sol elimle kapıyı itekledim, yine bir kuvvet arkadan bana doğru ittiriyor kapıyı. sağ elimi ve sağ omzumu o aralıktan arkaya çıkarttım ve var gücümle -ulaann!! diye abanmaya yeltenecekken bir baktım kimse yok. yere eğilmemle hass.tir demem bir oldu. koltuğun puf yastığı. sert sünger olunca kapıyı yumuşak bir biçimde bana ittiriyor. neyse ömrümden ömür gitti.
devamını gör...
geceye bir türkü sözü bırak
pervaneler gibi aşk ateşinde,
kerem yanar, aslı küle çevrilir..
aşık esrari
kerem yanar, aslı küle çevrilir..
aşık esrari
devamını gör...
dead poets society
kitap 1989 yılında sinemaya da uyarlanmıştır. filmin yönetmeni peter weir, başrolü john keating rolü ile robin williams'tır. aynı zamanda kendisini before sunrise, before sunset ve before midnight serisinden tanımış olabileceğimiz ethan hawke, çekingen bir öğrenci olan todd anderson'ı oynuyor. filmi yıllar önce izlemiştim. bugün sözlüğün edebiyat ve okuma kulübü aracılığıyla yeniden izledim ve tekrar izlediğim için mutluyum.
sanıyorum ölü ozanlar derneği pek çok insana öğretmen olma heyecanını, isteğini kazandırmıştır. çünkü keating karakteri esasici eğitim tarzını benimseyen öğretmenlerin aksine -disipline etmek yerine- öğrencilerin hissettikleriyle ilgilenir. eleştirel düşünme becerisi kazandırmayı amaçlar. ancak düşündüren, eleştiri için cesaretlendiren, bakış açısı geliştiren bir öğretmen olabilmenin çok da kolay olmadığını düşünüyorum. hayatına almadığın, sindiremediğin bir davranış biçimini kazandıramazsın. yeterince cesur değilsen eleştiremezsin ve eleştirel düşünme becerisi, eleştirinin önemi anlatılarak kazandırılmaz. fikrini söylediğinde cezalandırıldığın herhangi bir yerde, örneğin bir sınıfta*, cesur davranmayı öğrenemezsin.
filmin son sahnesinde, güzel bir sahne ama spoiler olabilecek bir sahne değil, çocuklardan biri haksızlığa tek başına tepki gösteriyor. müdürün kendisine bağırması üzerine oturuyor. dayanamayıp tekrar ayağa kalkıyor ve yine tepki gösteriyor. bu kez arkadaşları da ona katılıyor. müdür yine bağırıyor ve çocuktan yerine oturmasını istiyor ancak bu kez sınıfın neredeyse yarısı ilk tepkiyi gösteren çocukla aynı hareketi ortaya koyuyor. müdür çok tepkili, çok da yetkili ama yalnız. açıkçası öğretmenlere bu filmi niye önerdiklerini aklım almıyor*.
filmde en sevdiğim bölüm sanırım keating'in çocukları yürüttüğü bölümdü. üç öğrenci yürümeye başladı bir süre sonra üçü de aynı adımları atıyordu. "başkalarının karşısında inançlarınızı korumanın ne kadar zor olduğunu göstermek istedim. hepimizin kabul edilmeye ihtiyacı var ancak şimdi kendi yürüyüşünüzü kendi adım atışınızı bulmanızı istiyorum."
sanıyorum ölü ozanlar derneği pek çok insana öğretmen olma heyecanını, isteğini kazandırmıştır. çünkü keating karakteri esasici eğitim tarzını benimseyen öğretmenlerin aksine -disipline etmek yerine- öğrencilerin hissettikleriyle ilgilenir. eleştirel düşünme becerisi kazandırmayı amaçlar. ancak düşündüren, eleştiri için cesaretlendiren, bakış açısı geliştiren bir öğretmen olabilmenin çok da kolay olmadığını düşünüyorum. hayatına almadığın, sindiremediğin bir davranış biçimini kazandıramazsın. yeterince cesur değilsen eleştiremezsin ve eleştirel düşünme becerisi, eleştirinin önemi anlatılarak kazandırılmaz. fikrini söylediğinde cezalandırıldığın herhangi bir yerde, örneğin bir sınıfta*, cesur davranmayı öğrenemezsin.
filmin son sahnesinde, güzel bir sahne ama spoiler olabilecek bir sahne değil, çocuklardan biri haksızlığa tek başına tepki gösteriyor. müdürün kendisine bağırması üzerine oturuyor. dayanamayıp tekrar ayağa kalkıyor ve yine tepki gösteriyor. bu kez arkadaşları da ona katılıyor. müdür yine bağırıyor ve çocuktan yerine oturmasını istiyor ancak bu kez sınıfın neredeyse yarısı ilk tepkiyi gösteren çocukla aynı hareketi ortaya koyuyor. müdür çok tepkili, çok da yetkili ama yalnız. açıkçası öğretmenlere bu filmi niye önerdiklerini aklım almıyor*.
filmde en sevdiğim bölüm sanırım keating'in çocukları yürüttüğü bölümdü. üç öğrenci yürümeye başladı bir süre sonra üçü de aynı adımları atıyordu. "başkalarının karşısında inançlarınızı korumanın ne kadar zor olduğunu göstermek istedim. hepimizin kabul edilmeye ihtiyacı var ancak şimdi kendi yürüyüşünüzü kendi adım atışınızı bulmanızı istiyorum."
devamını gör...
yazarların en sevmediği şey
elleri ıslak olan birinin bana dokunması.
devamını gör...
türkiye'nin kaybedip ukrayna'nın kazandığı diş hekiminin ahvali
aynen bro tr de bir bölümü tutturamayıp yıllık 2000 doları basarak gittiğin 3.dünya ülkesine çok şey katarsın.
devamını gör...
porsuk ağacı
türkiye de nesli tükenmekte olan bir ağaçtır. meyvesi hariç, meyve çekirdeği dahil bütün kısımları zehirlidir. tohumunun zehirli olmasından dolayı tohumdan yetiştirilmesi imkansız denecek kadar zor olan bir ağaçtır. kuşlar tarafından yenen meyvenin dışkıyla birlikte dışarı atılması sonucu tohumda ki çimlenme engeli ortadan kalkmış olur. oldukça dayanıklı ve esnek bir ağaç olmasından dolayı savaşlarda kullanılan geleneksen yaylar bu ağaçtan yapılmıştır. ülkemizde en yaşlı porsuk ağacı zonguldak'tadır. 4112 yaşındadır.
devamını gör...
kendini pazarlama
istisnasız herkesin yaptığı şey.
nasıl istisnasız? şöyle;
yeri gelir sosyal medyada beğenilmek için birileri yapar bunu. yeri gelir bir işe kabul edilmek için -mecburen- yaparsınız. yeri gelir bir ilişkiye başlayabilmek için yaparsınız. bazıları da "benim işim olmaz, ben yapmam" diyerek yapmış olur aslında. onların pazarlama yöntemi de budur: "bakın, ben kendimi pazarlamakla uğraşmıyorum. neysem oyum." bir çeşit "barış için kaos" ya da "bir yalana inadırmak için kırk doğru söylemek" yöntemi gibi...
burada karıştırılan şey neysen o olmakla, neysen onu ön plana çıkarmanın aslında benzer şeyler olması. pazarlayacağım derken rol yapıyorsan esas sıkıntı odur. o da zaten kısa sürede ortaya çıkar.
nasıl istisnasız? şöyle;
yeri gelir sosyal medyada beğenilmek için birileri yapar bunu. yeri gelir bir işe kabul edilmek için -mecburen- yaparsınız. yeri gelir bir ilişkiye başlayabilmek için yaparsınız. bazıları da "benim işim olmaz, ben yapmam" diyerek yapmış olur aslında. onların pazarlama yöntemi de budur: "bakın, ben kendimi pazarlamakla uğraşmıyorum. neysem oyum." bir çeşit "barış için kaos" ya da "bir yalana inadırmak için kırk doğru söylemek" yöntemi gibi...
burada karıştırılan şey neysen o olmakla, neysen onu ön plana çıkarmanın aslında benzer şeyler olması. pazarlayacağım derken rol yapıyorsan esas sıkıntı odur. o da zaten kısa sürede ortaya çıkar.
devamını gör...

