tek yazamayan ben miyim acaba? diye düşünüp bu başlığı açtım. millet çatır çatır yazıyor bilgisine, kitabına, filmine, felsefesine kadar. bir biz mi kaldık böyle cahil? en uzun tanımım kaç kelimedir onu da geçtim uzun bir tanımım var mı? onu da hatırlamıyorum. neyse sözlüğü güzel bir yere taşıyacak entryler giren yazarları buradan tebrik etmiş olayım.
devamını gör...

(bkz: enerjinizi tüketen alışkanlıklar)
devamını gör...

küllükte unutulmuş bir sigara gibi
yanıyor , kül oluyor sessizce zaman
öyle samimi ki akreple yelkovanın dansı
unut diyorlar, unutuldun diyorlar
bak saniyelik bile müptezel oldu aramızda
sen de bu tuvalde , yalanlar tablosunda
eski türküler gibi yaşlanıyorsun..
devamını gör...

iyiyim.
devamını gör...

police academy film serisinin zed mcglunk ile birlikte en sevdiğim karakteridir, hatta gerçeği söylemek gerekirse zed’den bir adım öndedir. kendimize filmlerden ve çizgi dizilerden karakterler seçtiğimiz dönemde ben mutlaka memur jones olurdum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
memur jones polis akademisi serisi boyunca müthiş yeteneğini çok farklı amaçlarla kullanmıştır. bu yetenek onun en kıymetli hazinesidir. müthiş bir ses taklitçisidir kendisi. hemen hemen her sesi taklit edebilir.

memur jones bu yeteneğini hem iyi hem de çok komik şekilde kullanır. memur jones ile bir vakaya müdahale etmeye gidildiğinde takviye kuvvete ihtiyaç yoktur zira memur jones helikopter sesi, makineli tüfek sesi ile kendi takviye kuvvetini kendisi yaratabilir.

ayrıca bu ses taklit yeteneği ile insanlarla dalga geçer ve çok yaratıcı şakalar yapabilir. bu şakalar kimi zaman aşırıya kaçsa da her zaman çok eğlencelidir.

memur jones sadece iyi bir taklitçi değildir elbette. dövüş sanatlarında da ustadır ve bruce lee sesleri eşliğinde kötü adamların ağzını kırabilir. memur jones bu serinin olmazsa olmazıdır.
devamını gör...

eski dönemlerde üzerinde gelin ve damat çizimlerinin olduğu insanları düğünlerine davet etme aracıyken günümüzde bir gösteriş örneği olma yolunda giden kağıt parçası.

en güzel benim, bakın en iyisi bende, paramız var bizim demek için çöpe atılacak kağıda verilen inanılmaz paralar, bu uğurda ziyan edilen ağaçlar da cabası.
devamını gör...

iskoçya'nın güneyinde 1576-1626 yılları arasında barok tarzda yapılan ve hatta bir rivayete göre walt disney’e cindirella’nın kalesi için ilham verdiği söylenen kale.
aslında bu yapı bir kale değil insanların yaşadığı bir konutmuş, elden ele geçerek sonrasında kale olmuş. artık içinde yaşayan kişilere ait eşyalar ve sanat eserleri sergileniyormuş.
peki bu kaleyi güzel kılan ne?
bunun en önemli nedenlerinden biri toz pembe olması ve barok tarzdaki detaylarıyla yukarıda da belirttiğim gibi masalsı evlere ilham vermesi.
bir diğer özelliği ise kalenin son sahibinin yapıda ışıklandırma istemediğini vasiyet etmesi, binanın halen sadece mumlarla aydınlatılmasıdır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu gazla gizliden ülkeyi ele geçirecek gibi duruyor sözlük.
devamını gör...

her sabah gibi.
ben sabahlardan memnunum valla.
onlarda benden memnun.
radyoda barış manç'da çıkmış.
mis valla
devamını gör...

anavatanı amerika kıtası olan yuka bitkisi ülkemizde avize ve hançer bitkisi olarak da tanınmaktadır. dik formlu yaprakları ve dayanıklılığı ile ofis  ve özellikle evlerimizde salonlarımızın vazgeçilmez bitkilerindendir.yuka bitkisi güneşe ve sıcaklara dayanıklı bir bitki olup, susuzluğu da tolere edebilir. avize (yucca) bitkisine mümkünse içme suyu verilmeli klorlu sudan bitki korunmalıdır. sulama yapılırken asla bitki kökünü çürütecek şekilde aşırı su verilmemelidir.tercihen aydınlık yerlerde konumlandırılmalı ama asla güneşin yapraklarını yakmasına izin verilmemelidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


 
devamını gör...

"bu türkü, anadolu'nun pahalıya mal olmuş türkülerindendir.
tunçbilek kömür madenlerinde çalışmaya zorunlu kılınmış ve hayatını orada kaybetmiş bir garibin öyküsünü anlatır. 2000 yılında tavşanlı'da mustafa kocagöz'den öğrenip not etmiş ve 2002 yılında kaydetmiştim.
8. yıl dönümünde soma'da yitirdiğimiz maden işçilerinin ruhlarına hediyemiz olsun."
nida ateş


mükellef ilan oldu gelin dediler, cehennem deliğine girin dediler
devamını gör...

insanın içinde eski bir şeyleri uyandıran film. film hakkında genel kanı rahatsız edici olduğu yönünde fakat ben farklı bir açıdan yaklaşmayı tercih ediyorum. psikolojik ve fiziksel şiddet içerikli sahneleri izlerken bir çoğunuz gözlerinizi kapatmış ya da huzursuz hissetmişsinizdir muhakkak. geriye dönüp baktığınızda yalnızca bu huzursuzluk hissini hatırlamak normal ama filmin başka bir etkisi daha var; insanın zevkten kaslarını uyuşturacak kadar keyif vermesi. bunu şiddetten zevk almak üzerinden değerlendirmiyorum aksine bu vahşetten rahatsızlık duymak anlaşılabilir, benim sözünü ettiğim zevk duyma hâli tamamen gerçeğe yönelik bir açlığın tatmin edilmesi üzerine.

sahneler akıp giderken kapattığınız gözlerinizi açmanızın tek sebebi merak olamaz, bu sahneler; bütün şartlar gerçekleştiğinde insanın (evet biz dahil) ne kadar canileşebileceğinin bir portresi. bu gerçekliğin farkına varmak, insanın içinde gerçeğe aç olan o yanı tatmin ediyor. biz huzursuzca tırnaklarımızı avuçlarımıza geçirirken, kafamızın içinde başka bir şey keyifle zihnimizin duvarlarını eşeliyor. bütün gerekli şartlar sağlandığında sen, ben ya da hiç ummadığın biri bundan daha canice şeyleri yapabilir, bu senin, benim ve insan doğasının gerçeğidir. bu tarz filmleri rahatsız edici yapan da keyif verici hâle getiren de bu durumdur oysa film bittiğinde yalnızca rahatsız edici kısmını hatırlar ve gerçeğe duyduğumuz açlığı temsil eden yanımızı görmezden geliriz.
devamını gör...

sözlüğün ilk değil ikinci başlığı olan deneme başlığıdır. o zamanlar biz yoktuk tabi.
devamını gör...

şimdi başıma üşüşenler olacaktır "cinsiyetçi başlık açıyor." diye ama gerçekten böyle bir şey var.

benimki yakınma falan değil, sadece bir tespitten ibaret sinyoritalar. kadınlarımız, normalde giyse bile günlük hayatta eteği daha az tercih etmeye başladı. etek, daha önceleri kadınların günlük hayatının bir parçasıyken, içinde bulunduğumuz zaman için özel günlerde ya da ciddi ortamlarda giyilen bir kıyafete büründü. bunun sebebinin kot pantolon gibi daha az bakım isteyen ama tarz olan kıyafetlere artan talepten kaynaklı olduğunu düşünüyorum. zira bir erkek olarak, kumaş veya keten pantolon üstüne gömlek giymekten büyük keyif alsam da, allah'ın günü ütü yapmak bir yerden sonra can sıkıcı oluyor. bu konuda elbette ki kadın yazarlar daha makul bir açıklamada bulunabilir. *

edit: bir kız arkadaşımla bir keresinde sohbet ederken kot pantolon vb. kıyafetlerle kadınların toplum içinde daha az dikkat çektiğini söylemişti. bir de kadın yazarlardan dinlemek adına bu hikayeyi eklememiştim ama sağ olun, ne cinsi sapıklığım kaldı ne röntgenciliğim.

gel gelelim başlıkta mini etek giyen kadın, dizüstü etek giyen kadın gibi bir ayrım yapmıyorum. maksadım bir moda devrimi mi oluyor yoksa bunun altında toplumsal bir neden mi yatıyoru tartışmak iken gene birkaç klavye efendisi beni olmayacak şeylerle itham ediyor. bir erkek hakkını, kadınlar olarak hakkınızı savunmaya çalışsın, ama sen çıkıp "kadınları dikizliyorsun" gibi bir söylemde bulun. gerçekten akla mantığa yatıyor mu bu söylediklerin? ne kadar kolay bir erkeği röntgencilikle itham etmek. tabii, erkektir nihayetinde yapar böyle şeyler!

siz kadınlar olarak bunları hak etmediniz ama biz de erkekler olarak bunları hak etmedik. önünüze gelen her erkeği vajina sevdalısı a*salak zannetmemeniz dileğiyle...
devamını gör...

bizim kendimize hayrımız yok ki size yardım edelim.

en fazla, 15 temmuz sonrası olduğu gibi camilerde sela okuruz. en büyük gücümüz imamlar, müezzinler.
devamını gör...

napıyorum lan ben? dediğim bir evredeyim. bir takım tabularımı tıngır mıngır yıkıyorum. suyla sabunla değil. (rahat uyuyabilmek adına oyalanırsın ya öyleli boşuna yazılan bir şeyi okuyorsun. atla bu entry’yi.)

spiritüel bir yolculuğa çıktım galiba, tam emin değilim. yola şöyle göz ucuyla bakıp hmlamışda olabilirim. yetişemediğim yirmidört saatlik zaman diliminde bazı mühim aktivitelerimi öteleyip tarot videolarına sardım. oradan spiritüelliğe atladım, kesmedi, detaylı çizilen bir pentagram ile çağırdığım cine ne emirler verilir, neler sorulur, neyi asla unutmamalısın gibim vıttırı vızzık şeyler okudum. hayır bu bilgileri kullanmayacağım. neden okuyorum? işte, bok yemek.

bir süre sırf parkeye çizmek zevkli olur diye harbiden o bulduğum sembolü kullanmak istedim. karşıma çıkacak olan çirkin, suratsız, bağırıp çağıran şeytanı ve sonrasında ondan nasıl kurtulurum’u değil de, tebeşir temizliğini düşünüp vaz geçtim bu fikrimden. sıyırmışımdır belki…

izlediğim spiri… yazmaya bile yoruluyorum artık o kadar tekrar tekrar çıkıyor ki karşıma kelime, uyuz oluyorum artık. neyse bir videoda aklımda kalan bir şey vardı. kulağım çınladı ve o esnada tonuna konsantre olup, ruhani meleğimin adını sordum. söyledi galiba çünkü çınlama iki kere daha küçük küçük tekrarlandı ama ben malım, anlamadım. anlasaydım şayet, temizlemem gereken şey tebeşir tozu olmazdı. lafın tamamı aptala söylenir. anlamışsındır diye devam ediyorum.

tarot kelimesini duyduğumda bile korkan ben, gırla video izledim ve tatlı su yalanlarına, enteresan yazılmış senaryolara denk geldim. iş hayatında başarılı olacaksam bunu ben yapıyorum, kartlar değil! neyse ortamlarını sevdiğim için bir kaç kişiyi hala izliyorum. bugün gittim iki destede ben aldım. illede olası geleceği soracağım. o kartlar bende olsa sürekli geleceği sorarım diye heveslenmiştim ve durdurulamazdım.

işleyiş videodaki gibi akmadı tabi. bir soru sordum, bir kart çektim, kartın anlamı iki sayfa anasını satıyım.

oku, oku, oku…
sor, kart çek, oku…
oku, oku, resimlere bak, kart, sor, anlam oku, ne sormuştum en başında ya? neyse, oku. anlam yükle.

akıl tabi bu sırada ruhani meleğime kayıyor, bana şuan işaret gönderirsen seni pataklarım, hologram şeklinden tutup tokatlarım vesaire diye görmediğim meleği tehdit ediyorum. eski sevgiliyi düşünüyorum, iş hayatımı, tekrar meleği derken kartları okuduğum o sırada başımın tam ortasında diken batar gibi bir sancı, ışıklarda fıkırdama, tüylerin ürpertisi, aniden gelen twitter bildirimi ve olay yeri mutfak olduğu için aniden gelen buzdolabı tıkırtısına ayar oldum. hepsini psikolojim düzenliyor bunların, sakin olmalıyım diyorum, bacağıma kramp giriyor. ışık yeniden gel-git yapıyor. elmalı çayımı bitirip kartları kartonlarına koyup, salona taşınıyorum… salon karanlık, kitabı göremiyorum diye lambayı açıyorum. normalde hiç elektrik sıkıntısı yok evimde. koltuğa yerleşip netflixten dizi açıyorum arkaplana ve araştırma safhasına devam ediyorum. yine başıma diken batıyor. uyarı yapıyor ruhani meleğim, dur sudoku, yanlış yoldasın! diyor. asıl sen dur, okumanın nesi zararlı, sanki üç rahibeyi yanıma çağırıp büyü yapıyorum?

lambayıda söndürdüm, kartları da topladım, bu işsizliğe bir son vereceğim ama ne zaman bilmiyorum. o zamana kadar kafayı kırmazsam deneyimlerimi paylaşırım.

tebeşirli çağrışımlı olay hariç, bak yazamıyorum bile. ondan tırstım ciddi manada.
devamını gör...

yorumları ve tanımları başarılı bir arkadaş, son videolarında her ne kadar sponsor reklamlarını videonun tam ortasına uzun uzadıya yerleştirmesi rahatsız edici olsa da o reklama girişleri videoya iyi yediriyor
devamını gör...

olmayan vicdandır.
devamını gör...

tam da bu nedenle hafızam silinsin istiyorum yoksa unutmak namümkün.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim