normal sözlük'teki gruplaşmanın hissedilmeye başlanması
insanın olduğu her yerde olduğu gibi sözlükte de olması gayet doğal durum. gruplaşmak isteyen gruplaşsın çok kafaya takmayın. eğlenmenize bakın.
devamını gör...
sevgisiz büyümüş insan
hayatı boyunca sevgiyi arayan insana dönüşecek insandır. her tanıdığından en saf haliyle sevgi bekler ama her seferinde de yıkımla biten ilişkiler içinde bulur kendisini.
devamını gör...
hi my i run
devamını gör...
danzig koridoru
ikinci dünya savaşının başlamasına sebep olan almanya ile doğu prusya arasında kalan bölgedir.
almanya doğu prusya ile kara bağlantısı sağlamak için barışçıl yollarla polonya ile görüşse de sonuç alamamış nihayetinde bölgeye saldırmıştır.
hitler, avusturya ve çekoslovakyanın işgaline karşı gelen cılız tepkilerin de etkisiyle burası için savaş başlayacağına inanmamış. komutanların ısrarına rağmen saldırı emrini vermiştir. danzig'e atılan bomba ikinci dünya savaşının başlangıcı olmuştur.
almanya doğu prusya ile kara bağlantısı sağlamak için barışçıl yollarla polonya ile görüşse de sonuç alamamış nihayetinde bölgeye saldırmıştır.
hitler, avusturya ve çekoslovakyanın işgaline karşı gelen cılız tepkilerin de etkisiyle burası için savaş başlayacağına inanmamış. komutanların ısrarına rağmen saldırı emrini vermiştir. danzig'e atılan bomba ikinci dünya savaşının başlangıcı olmuştur.
devamını gör...
pablo picasso
1881-1973 yılları arasında yaşamış, kübizm akımının öncüsü sanatçı. ilk eserini 9 yaşındayken yapmış.
bir kaç eserini hemen iliştireyim:
crying woman (1937)
guernica (1937)
girl before a mirror (1932)
the dream (1932)
bir kaç eserini hemen iliştireyim:
crying woman (1937)
guernica (1937)
girl before a mirror (1932)
the dream (1932)
devamını gör...
zıvanadan çıkmak
zıvana, eskiden sigaranın ağza gelen kısmına konulan kağıttan yapılmış bir borudur. ayrıca çok parçalı eşyalarda, parçaların birbirine geçmesini sağlayan girinti ve çıkıntılara da zıvana denir.
zıvanaların olması gerektiği yerden ayrılması tabi ki de, beklenen amaca hizmet etmeyecektir. işte bu yüzden eskiden olaylar karşısında "çok öfkelenmek, delirmek" manasında "zıvanadan çıkmak" tabiri kullanılmıştır.
zıvanaların olması gerektiği yerden ayrılması tabi ki de, beklenen amaca hizmet etmeyecektir. işte bu yüzden eskiden olaylar karşısında "çok öfkelenmek, delirmek" manasında "zıvanadan çıkmak" tabiri kullanılmıştır.
devamını gör...
atatürk'ün en sevilen sözü
ben, manevi miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. benim manevi mirasım, bilim ve akıldır. benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevî mirasçılarım olurlar.
devamını gör...
kimi insanların az konuşma nedeni
"aman, söylesem ne değişecek." diye diye konuşmayı unuttuk be hüseyin..
devamını gör...
en kaliteli gofret
kesinlikle ve kesinlikle tadelle'nin sütlü ve bitterli gofretleridir.
beyaz çikolatalısı para etmez.
tanım : en kaliteli gofretin hangisi olduğunu paylaştığımız başlıktır.
beyaz çikolatalısı para etmez.
tanım : en kaliteli gofretin hangisi olduğunu paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...
roaccutane
stresli bir dönemde cildimde çıkan tonlarca sivilcenin tedavisi için kullandığım ilaç. yalnız bende inanılmaz bir depresifliğe yol açtı. normalde dünyanın en enerjik, en mutlu insanı olabilen beni adeta bir hasta ruhlu sosyopata çevirdi. ha cildim tekrar miss gibi oldu. değdi mi değdi.
öyle aman aman korkmayın ama yine de. bol su için. yağlı yemeyin. egzersiz yapın. 1 ya da 2 ayda bir karaciğer enzimlerinize baktırmak için kan tahlili yaptırın. karaciğere iyi gelecek besinler tüketin. roaccutane, bir a vitamini deposu olduğu için ekstra a vitamini içeren besinler yemeyin.*
muadili için (bkz: zoretanin)
öyle aman aman korkmayın ama yine de. bol su için. yağlı yemeyin. egzersiz yapın. 1 ya da 2 ayda bir karaciğer enzimlerinize baktırmak için kan tahlili yaptırın. karaciğere iyi gelecek besinler tüketin. roaccutane, bir a vitamini deposu olduğu için ekstra a vitamini içeren besinler yemeyin.*
muadili için (bkz: zoretanin)
devamını gör...
omaha
bugün a.b.d'nin nebraska ve iowa eyaletlerinde yaşayan, siouan dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
eskiden ohio vadisinde yaşarken iroquoi'ler tarafından kovulan kabilelerden biridir. bugünkü iowa'nın güneyi, missouri'nin kuzeyi ve nebraska'nın doğusuna yerleştiler.
fransız ve ispanyol'larla ticaret yaptılar. 1800'lerin başlarında beyazlardan kaptıkları salgın hastalık sonucu sayıları düştü. a.b.d hükümeti toprak satılmasını istediğinde iowa'daki topraklarının çoğunu satarak nebraska bölgesindeki yerlerine gittiler.
sioux lakota saldırılarına karşı pawnee'lerle ittifak oldular. sonradan hükümet nebraska'daki toprakları isteyince o topraklarında çoğunu satarak rezervasyonda yaşamayı kabul ettiler.
omaha kabilesinin ismi nebraska eyaletinin en büyük şehrine verilmiştir. malcolm x bu şehirde doğmuştur.
eskiden ohio vadisinde yaşarken iroquoi'ler tarafından kovulan kabilelerden biridir. bugünkü iowa'nın güneyi, missouri'nin kuzeyi ve nebraska'nın doğusuna yerleştiler.
fransız ve ispanyol'larla ticaret yaptılar. 1800'lerin başlarında beyazlardan kaptıkları salgın hastalık sonucu sayıları düştü. a.b.d hükümeti toprak satılmasını istediğinde iowa'daki topraklarının çoğunu satarak nebraska bölgesindeki yerlerine gittiler.
sioux lakota saldırılarına karşı pawnee'lerle ittifak oldular. sonradan hükümet nebraska'daki toprakları isteyince o topraklarında çoğunu satarak rezervasyonda yaşamayı kabul ettiler.
omaha kabilesinin ismi nebraska eyaletinin en büyük şehrine verilmiştir. malcolm x bu şehirde doğmuştur.
devamını gör...
guantanamera
küba bağımsızlık mücadelesinin öncülerinden şair ve yazar, siyasetςi, devrimci, gazeteci, edebiyat profesörü jose martiye ait şiir.
candan bir insanım ben
palmiyelerin yetiştiği diyardan
ölmeden önce paylaşmak isterim
ruhumdan akıp gelen bu şiirleri
şiirlerim parlak yeşildir
ama kızıl alevler gibidir
şiirlerim yaralı bir ceylana benzer
dağda kurtarılmayı bekleyen
dikiyorum bir beyaz gül fidanı
temmuzda ve ocaktaki gibi
çünkü o samimi dost
güvenilir elini vermişti bana
ve zalimin biri parçaladığı için
beni canlı kılan yüreğimi
dikmem ne bir ayrıkotu ne de devedikeni
dikerim bir beyaz gül fidanı
dünyanın yoksul insanlarıyla
kaderimi paylaşmak isterim
dağların dereleri
denizlerden daha mutlu eder beni
candan bir insanım ben
palmiyelerin yetiştiği diyardan
ölmeden önce paylaşmak isterim
ruhumdan akıp gelen bu şiirleri
şiirlerim parlak yeşildir
ama kızıl alevler gibidir
şiirlerim yaralı bir ceylana benzer
dağda kurtarılmayı bekleyen
dikiyorum bir beyaz gül fidanı
temmuzda ve ocaktaki gibi
çünkü o samimi dost
güvenilir elini vermişti bana
ve zalimin biri parçaladığı için
beni canlı kılan yüreğimi
dikmem ne bir ayrıkotu ne de devedikeni
dikerim bir beyaz gül fidanı
dünyanın yoksul insanlarıyla
kaderimi paylaşmak isterim
dağların dereleri
denizlerden daha mutlu eder beni
devamını gör...
rms titanik
daha ilk sefferinde buz dağına çarpan ve atlantik sularına gömülen, dünyanın en büyük yolcu gemisiydi. 1514 kişinin ölümü ile sonuçlanmıştır. 1985 yılında geminin enkazını robert ballard bulmuştur.
devamını gör...
şu an hissettiğiniz burukluğun sebebi
öğle molasındayım,
herkes birileriyle deli gibi konuşuyor, mesajlaşıyor.
ben sadece izliyorum..
hemde her gün
söyleyeceklerim bu kadar.
herkes birileriyle deli gibi konuşuyor, mesajlaşıyor.
ben sadece izliyorum..
hemde her gün
söyleyeceklerim bu kadar.
devamını gör...
hall etkisi
iki boyutlu bir yüzey oluşturan bir iletkenden elektrik akımı geçmekteyken. bu iletkenin bir manyetik alan ile etkileşimi sonucunda, elektrik akımı yönüne dik yönde, elektriksel potansiyel fark oluşması durumu olarak açıklanabilir.

bu potansiyel farkın büyüklüğünü yorumlayarak manyetik alanın yönü ve şiddetini ölçen elektronik sensörler, günümüzde birçok alanda kullanılmaktadır.
bu potansiyel farkın büyüklüğünü yorumlayarak manyetik alanın yönü ve şiddetini ölçen elektronik sensörler, günümüzde birçok alanda kullanılmaktadır.
devamını gör...
gereksiz abartılan şeyler
cevabı ölüm ve ölüm korkusu olan başlık.
"ölümden korkmak anlamsızdır, çünkü yaşadığımız sürece ölüm yoktur, ölüm geldiğinde ise artık biz yokuz." -epikür
not: bu sözü aslında sofist prodikos'un da söylediğine dair iddialar var. nitekim kendisi bir agnostik sayılabilirdi. insanın tanrılaştırma oyununu çok sevdiğini söylerdi. kendisi de boş inançlardan insanları korumaya çalışıyordu.
"ölümden korkmak anlamsızdır, çünkü yaşadığımız sürece ölüm yoktur, ölüm geldiğinde ise artık biz yokuz." -epikür
not: bu sözü aslında sofist prodikos'un da söylediğine dair iddialar var. nitekim kendisi bir agnostik sayılabilirdi. insanın tanrılaştırma oyununu çok sevdiğini söylerdi. kendisi de boş inançlardan insanları korumaya çalışıyordu.
devamını gör...
27 yaş
24 gün önce girdiğim yaş. yirmi yedi yaşın muhasebesini yaptığım zaman, korkunç bir reçeteyle karşılaşıyorum. 20'lerin başlarındaki kayıtsızlığın olmadığı ama artık yaşlanıp da umutlarınızın bitmediği bir yaştır 27 yaş. biraz da yaşamdan bahsedelim.
içinde bulunduğumuz ülkenin ekonomik şartları bize uymuyor, çoğumuz bu konulardan rahatsızız ve bunu mızmız çocuklar gibi her yerde dile getiriyoruz. lakin yaşamı büsbütün bir sürgün haline getiren, içinde bulunduğumuz şartlar değil. hiçbir dönemde de olmadı. bir yaşamı mahveden şey, insanın var olan potansiyelini öyle ya da böyle harcamasıdır. zamanı yönetemedik, günceli yakalamakta çok zorlandık, riske girmekten korktuk. takım elbiselilere kaderimizi teslim etmekte müthiş bir arzu duyuyoruz ve bu birçoklarının yaşamını cehenneme çeviriyor. sözlerimizde bir devrimci havası varken, elitlere el açıp medet umacak kadar da yolumuzu kaybetmiş durumdayız.
ben, arturo bandini, yirmi yedi senede şunu öğrendim: yaşamak çok zor. ben bu hayatı beceremedim. hastalıklar yaşadım, en sevdiğim insanı, babamı kaybettim. aile düzenim bozuldu, abimle küstüm, evimi terk ettim ve evsiz kaldım. küsüratları da var bu işin ama işin çerçevesi bu. hayat bana zor geldi biraz. çok erken anladım yanık türkülerin hangi hislerle yazıldığını. şımarmanın ne olduğunu unuttum. çünkü bana göre gençlik demek kayıtsızlık demekti, vurdumduymazlık demekti, hata yapma lüksüydü; utanacak işler yapacağımız zamanlardı gençlik, birilerinin arkasını toplayacağımız değil, birilerinin arkamızı toplayacağı zamanlardı. ben böyle tahmin etmiştim çünkü çevremde böyle gördüm ve hala böyle görüyorum.
20'ler demek "ben bir şey yaptım arkadaşlar" deyip, saçma sapan bir şeyden övgü beklemekti. bu arzu, bu beklentiydi. kız arkadaşınla öpüşmekti, onunla gezip tozmaktı. kafaları çekip sabahlara kadar eğlenmekti. gençlik buydu. gençlik, bir elimizi pantolonumuzun cebine sokup sigara içerek kasvetli sokaklarda yürümek değildi. renkliydi be kardeşim. yaşam, bize hiçbir standartın olmadığını, işin içindeysen her türlü boku sana yedirebileceğini, her çeşit senaryoyu sana dayatabileceğini açıkça gösterdi. geri dönüşü olmayan izler bıraktı bizde. yirmi yedi yaşın defterini zorluklarla doldurdu.
artık zorlanıyorum. aşti otogarındayım ve istanbul'a kalkacak otobüsü bekliyorum. bir meçhule doğru yol alacağım. ne getirir, ne götürür bilinmez ama hayatın adamakıllı üstüne bindiği insanlar iyi bilirler ki: artık iyi bir şeyin olmasını istemekten, umut etmekten ziyade daha kötü şeylerin olmaması için temkinli olursunuz. temkinliyim artık, daha ne kadar üzerimize geleceğini bilmediğimiz bir yaşamın tehditi altındayım. 27 yaşındayım ve ben bu hayatı sevenlerden olamadım.
içinde bulunduğumuz ülkenin ekonomik şartları bize uymuyor, çoğumuz bu konulardan rahatsızız ve bunu mızmız çocuklar gibi her yerde dile getiriyoruz. lakin yaşamı büsbütün bir sürgün haline getiren, içinde bulunduğumuz şartlar değil. hiçbir dönemde de olmadı. bir yaşamı mahveden şey, insanın var olan potansiyelini öyle ya da böyle harcamasıdır. zamanı yönetemedik, günceli yakalamakta çok zorlandık, riske girmekten korktuk. takım elbiselilere kaderimizi teslim etmekte müthiş bir arzu duyuyoruz ve bu birçoklarının yaşamını cehenneme çeviriyor. sözlerimizde bir devrimci havası varken, elitlere el açıp medet umacak kadar da yolumuzu kaybetmiş durumdayız.
ben, arturo bandini, yirmi yedi senede şunu öğrendim: yaşamak çok zor. ben bu hayatı beceremedim. hastalıklar yaşadım, en sevdiğim insanı, babamı kaybettim. aile düzenim bozuldu, abimle küstüm, evimi terk ettim ve evsiz kaldım. küsüratları da var bu işin ama işin çerçevesi bu. hayat bana zor geldi biraz. çok erken anladım yanık türkülerin hangi hislerle yazıldığını. şımarmanın ne olduğunu unuttum. çünkü bana göre gençlik demek kayıtsızlık demekti, vurdumduymazlık demekti, hata yapma lüksüydü; utanacak işler yapacağımız zamanlardı gençlik, birilerinin arkasını toplayacağımız değil, birilerinin arkamızı toplayacağı zamanlardı. ben böyle tahmin etmiştim çünkü çevremde böyle gördüm ve hala böyle görüyorum.
20'ler demek "ben bir şey yaptım arkadaşlar" deyip, saçma sapan bir şeyden övgü beklemekti. bu arzu, bu beklentiydi. kız arkadaşınla öpüşmekti, onunla gezip tozmaktı. kafaları çekip sabahlara kadar eğlenmekti. gençlik buydu. gençlik, bir elimizi pantolonumuzun cebine sokup sigara içerek kasvetli sokaklarda yürümek değildi. renkliydi be kardeşim. yaşam, bize hiçbir standartın olmadığını, işin içindeysen her türlü boku sana yedirebileceğini, her çeşit senaryoyu sana dayatabileceğini açıkça gösterdi. geri dönüşü olmayan izler bıraktı bizde. yirmi yedi yaşın defterini zorluklarla doldurdu.
artık zorlanıyorum. aşti otogarındayım ve istanbul'a kalkacak otobüsü bekliyorum. bir meçhule doğru yol alacağım. ne getirir, ne götürür bilinmez ama hayatın adamakıllı üstüne bindiği insanlar iyi bilirler ki: artık iyi bir şeyin olmasını istemekten, umut etmekten ziyade daha kötü şeylerin olmaması için temkinli olursunuz. temkinliyim artık, daha ne kadar üzerimize geleceğini bilmediğimiz bir yaşamın tehditi altındayım. 27 yaşındayım ve ben bu hayatı sevenlerden olamadım.
devamını gör...
boğazlı kazak
sakallı olmamdan dolayı boğaz yakası sakallarıma batıp ciltte kızarıklık yapınca, giymeye son verdiğim kış güzeli.
devamını gör...

