'15 dakika sonra konuşalım dediğim adamın 9 yıldır mezarına gidiyorum, ertelemeyin hayatı.' diye bir yazı okumuştum. boğazım düğüm düğüm oluyor her aklıma gelişinde. özür dilemeyi ertelediğiniz insanları bir daha görme şansınız olmayabilir. bunu hiç aklınızdan çıkarmayın nolur. hayat çok kısa, çok.
devamını gör...

balkona çıktım az önce, hava pek yağmurlu. üstüme gecelerimin yoldaşı olan battaniyemi aldım üşemeyim diye. sonra yurt günlerim geldi aklıma. soğukta sigara içerken alırdım ya üstüme battaniyeyi sonra seninle konuşurduk. saçma sapan aklı başında ne varsa anlatırdık ya birbirimize. en çok bu yüzden özlüyorum seni. biz konuşabilirdik, anlayabilirdik, anlatabilirdik. birinin telefondaki sesinden yüzünde oluşan mimiği bilecek kadar tanıyıp bu kadar uzak olması akıl alır şey değil.
devamını gör...

ahlâk bekçiliği yapanların en ahlâksız olması, türk halkının büyük bir çoğunluğunun acınası iki yüzlülüğüne örnektir. başkasında görüp yargıladıkları birçok şeyi kendileri de zamanında muhakkak yapmışlardır.
devamını gör...

ayakta beklerken elimi belime koyuyorum sonra fark edince yavaşça indiriyorum
devamını gör...
(tematik)

yalnız, sadece anlamlarında ingilizce kelime.
devamını gör...

alex venezia
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

uçtuğunu kanıtlayamazsın ama, köklerini kanıtlarsın.
devamını gör...

pişi yapıyorum, çay koyun biriniz hadi bakiim.
devamını gör...

yatmadan önce atılan odun ve onun sesi duvarda yansıması.
devamını gör...

deniz manzarası olan , çevresinde gereksiz kalabalık olmayacağını düşündüğüm , moralim bozulduğunda içim sıkıldığında çıkıp yürüyebileceğim ve kısa da olsa sohbet edebilceğim insanları barındıran yerlerde yaşamak.en huzurlu ve yaşanılası yer benim hayalimde böyle hep.
devamını gör...

beynimi hissetmiyorum. nayır nolamaz. tam bir saat önce maruz kaldığım insan. ben dinledikçe araya giremeyince direkt mayışıyorum. konuşmada iki tarafta aktif olmalı ki sohbet verimli geçsin. konuşmayan için eziyet. lütfen bunu buraya büyük harflerle yazmış gibi sayın. bir insan bir insanı konuşarak öldürebilir mi? elim ayağım kalkmıyor. bir sonraki karşılaşmada ben aslında yoğum diyebilir miyim? nefes almadan kaç saat konuşabilirsiniz? mavi dolunay çek git çok uzaklara nefes alamıyorum..
devamını gör...

ben takip edilen yazarların bildirimini kapatanlardanım. akışta görüp spontane beğenip oyluyorum. zaten takip edip yazılarını beğendiğime de bir şekilde denk gelip yine ara ara profilini ziyaret ediyorum. beğeni, nick altı olayı artık çok abartılmasa. anlıyorum bazen çok küçük farkedilmeler bile insanı mutlu ediyor ama sadece kendi istediğimiz gibi yazsak, çizsek, oylasak daha hoş olmaz mı? kanka diyebileceğiniz kişilerin bile yeri geliyor fikirlerini beğenmiyorsunuz ki bu böyle olmalı zaten. bir sene önce yazdığı yazı ile bile denkleşmiyor insan. bazen bir tanımıma denk gelip ben bu yazdığımı beğenmedim, şimdi fikrimi değiştirdim diyorum. kendimle bile kanka değilim sanırım. sözlükte veyahut yaşantımızda kanka diyebileceğim birinin de düşüncelerini kendi akıl ve beğeni süzgeçimden geçirmem gerekli. yoksa ben 'ben' olmaktan çıkarım. bana ait bir şeyler olmalı her yerde.

kankacılık nedir, o da ayrı bir başlık konusu olsun. o da değişik bir konu çünkü.
devamını gör...

cahit sıtkı tarancı'nın şiir yazdığı yaştayım. *
devamını gör...

enis kirazoğlu, level dergisi zamanında yetişmiş eski toprak bir oyun analizcisi gamer ve video üreticisidir. sanırım 90 doğumlu. kendisi yine oyun camiasının old schoollarinin oluşturduğu multiplayer da bir süre çalışmış sanırım hala çalışıyor bilmiyorum hali hazırda kendi kanalına içerik hazırlamaya daha ağırlık vermiş isimdir.
gamer olmayan onu bırak doğru düzgün sistemi dâhi olmayan, olsa dahi oyun oynamaya eskisi gibi şevki olmayan benim gibi birinin çok uzun zamandır takip ettiği tek insandır enis. oyunları oynamaktan çok oyunların arka planları, stüdyolar, yapımcı firmalar, entrikalar, şerefsizlikler bir oyunun geçirdiği merhaleler, vs hakkında fikir sahibi olmayı daha çok seviyorum. ve enis bugüne kadar bir meseleyi anlatırken bu denli dinlemeyi sevdiğim yine tek insandır. yemek yerken, iş yerinde boş olduğumda, antrenman yaparken, bazen uyumadan önce sırf asmr yerine videolarını izlerim. adamdaki bu yetenek ve sempatiklik tamamıyla allah vergisi. içerik üretimi ise tamamıyla araştırma sevdası yüzünden.
zaman zaman outro larinda kullandığı şu eserle yazıyı sonlandıralim:
devamını gör...

cumhuriyet dönemi türk edebiyatının önde gelen yazarlarından birisidir. öykü, tiyatro, kabare yazarıdır. ülkemizdeki ilk kabare tiyatro örneği vatan kurtaran şaban ve ilk epik tiyatro keşanlı ali destanı'nın da sahibidir.

haldun taner eserlerinde gözleme, yergiye ve mizaha (bilgece) önem verir hatta bunları çoğu zaman aynı anda kullanır. görgüsüzlüğü, bilgisizliği ve bunların doğurduğu düzensizliği yansıtır eserlerinde. örneğin gözlerimi kaparım vazifemi yaparım'da iki yüzlü, çıkarcı, sahtekar ve işi bilmeden o makama getirilen kişileri ve sistemi eleştirir. bu eleştirisini bilgece yapar ve kara mizaha çevirse de asla basit bir kara mizah değildir bu, fazla yormaz, basit ve nettir. ne anladıysan odur. vermek istediği mesajlar başarılıdır. çünkü tam bir ustadır, güldürmekte de, hicivde de, ''gözlerinizi açın'' demekte de.


''turizm bakanımız
turist olmamış ömründe
hariciyenin dümeni
emekli bir valinin elinde
devlet işinde ihtisas sonradan gelir şaban''



güldürmekte ustadır dedim ya, haldun taner bir röportajında, fransızların kendisine ''siz deli misiniz? bu memlekette çocuklar bile gülmüyor. çocukların gülmediği memlekette nasıl komedi yazarsınız?'' diye sorduklarından bahseder. ustanın cevabı elbette hazırdır. o gözlem yapmadan, halkın durumunu bilmeden adım dahi atmaz. kaldı ki komedi yazsın. cevabı şu olur: ''yüzleri gülmüyor ama içleri güler ve güldürüldüğü zaman çok iyi gülerler.... sizden daha iyi gülerler... ezikliklerinin acısını çıkartırcasına, öç alırcasına gülerler...''

kısaca, aynı çağda yaşamamış olmak ne büyük eksiklik dediğim kişidir. tiyatro açısından birçok yeniliğe öncülük eden değerli isimlerden ve türk edebiyatının yapı taşlarından biridir, okunmalıdır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

rayonizm, ışıncılık ya da rayizm 20. yüzyılın ilk yarısında, 1911-14 yılları arasında rusya'da gelişen bir sanat akımıydı. ışık ışınlarından türetilen doğrusal çizgiler ile yapılan bu soyut sanat mihayil larionov ve nataliya gonçarova tarafından, edebiyatta fütürizm'in kurucusu filippo tommaso marinetti'yi moskova'daki bir turnesinde dinledikten sonra geliştirilmişti.

gonçarova 1909 yılında rayonist denebilecek eserler yapmaya zaten başlamıştı fakat 1912'de gonçarova ve larionov rayonist manifesto'yu yazdı ve 1913'te yayımladılar. bu avangard (yenilikçi) sanat anlayışının ismi yansıtılan zıt renkli ışık ışınlarının dinamik kullanımından gelmektedir. bu, kesişen ve yansıyan ışınların tabloda yer aldığı akım kısa süreli olsa da rus soyut resminin gelişmesinde önemli bir adım olmuştur.

rayonizm, ışığın manzara veya şehir manzaraları üzerindeki etkisine dayanıyordu. 1954 yılında sanatçı michel larionov, kendi eseri olan noktyurn (nocturne) (tr: gece) hakkında ''bu resim odessa'daki alacakaranlıktan esinlenmiştir. evlerin merdivenleri, iç ve dış cephelerinin birleştirilmesi sorunudur ve koyu renklerin gövdesinin yarı açık tonlar üzerindeki baskısını temsil eder. bu resmin sorunu, bu tonları belirli bir düzende düzenlemektir. yarı ışık ışınlarının karanlık ışınlarla çatışmasıdır.'' yorumunda bulunmuştu.

çeşitli nesneler üzerinden yansıyan ışınların birbirleri ile çatıştığı bu sanat akımında nesneler sadece yansıyan ışınların başlangıç noktaları konumundaydı. değer yaratacak olan şey ışığın kendisiydi. 1895'te alman fizikçi wilhelm conrad röntgen bir maddeyi kartona koyduğunda bile parladığını gördü. ışığın katı maddenin içinden geçerek parlamaya devam etmesi bazı kimseler için ışığın, nesneden daha öncelikli olması fikrine ilham oldu. yani rayonistlerin fikirlerinde, gerçek dediğimiz şeyler ışığın ikincilleriydi. bu yüzden gerçek dediğimizi resmetmeyi değersiz gördüler.

bunu larionov'un "rayizm, nesnelerin dış hatlarıyla, hatta biçimsel renkleriyle bile değil, her şeyin birliğini oluşturan ışınların bitmek bilmeyen ve yoğun dramasıyla ortaya çıkan uzayın resmidir." sözü ile de anlayabiliyoruz. sadece geleceğe bakmayı değil, geçmişin yükünden kurtulmayı da kapsıyordu yazdıkları manifestonun konusu. sanatın zaman kavramı ile incelenemeyeceğini söylüyor, bireyselliği de reddediyorlardı. batı kültürüne net bir karşıtlık belirttikleri halde geliştirdikleri akımın kübizm, fütürizm ve orfizm gibi batı stillerinin bir sentezi olduğunu da kabul etmişlerdi.

kaynakça ve daha fazlası: tate.org.uk, theartstory.org, britannica.com, ideelart.com, vikipedi
devamını gör...

kimine teselli olandır, ölüme yaklaşana dek teselli, yaklaşınca kaygıya bırakır kendini.
devamını gör...

bir tartışma esnasında gecistirilmeyi ve bir süre yalnız bırakilmayi sevmiyorum*. o anki tartışma esnasında olayları çözelim ve kapatalım. yalnız kaldığım ve düşündüğüm süre zarfında sakinleşmek yerine daha cok sinirleniyorum. onun yerine problemleri ne olursa olsun konuşmak ve çözmeye çalışmak daha iyi geliyor bana.
devamını gör...

nazan öncel'in 1996 yılında çıkarttığı, (bkz: sokak kızı) albümünden, geri vokalinde sezen aksu'nun olduğu, şahsen en sevdiğim şarkısıdır.
amme hizmeti
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim