pi sayısı
herhangi bir şeyi herhangi bir şeye bölerek tam olarak pi sayısını elde edemezsiniz çünkü pi sayısının rasyonel sayılarla tam olarak ifade edilebilen bir değeri yoktur. kendisi irrasyonel bir sayıdır, değeri de pi'dir.
devamını gör...
marlo morgan
aborjinler çölde giderken aniden dururlar. morgan da onlara "mola zamanı değil, neden durduk?" diye sorar. yerli reis der ki; "çok hızlı ilerledik, ruhlarımız geride kaldı, ruhlarımızı bekliyoruz."
böyle yazar bir çift yürek romanında marlo morgan.
ruhların geride kalması meselesi ve ruh bütünlüğü ile ilgili teorilerini, söz konusu romanına yansıtan yazar, bu konuyla ilgili ciddi baskılara maruz kalmış ve romanda anlattıklarının, ne dereceye kadar doğru olduğunu açıklamaya ve kanıtlamaya zorlanmıştır. en sonunda da kitaplarında yer alan hikayelerin doğru olmadığını açıklayarak bu baskıları bertaraf etmiştir.
1937, amerika doğumlu kadın yazar şu an 83 yaşındadır. lowa'da dünyaya gözlerini açmış ve eğitim hayatına, önce düz okullarda devam etmiş, lise döneminde önce normal, mahalli bir liseye gitmiş, ardından da kolej eğitimi alan yazar, kolej eğitiminin ardından missouri üniversitesi'nde biyokimya alanında eğitim almış, daha sonra bu alanlarda ve ek olarak alternatif tıp ilaçları hususunda doktora eğitimini tamamlamıştır.
amerika'nın kansas eyaletinde evlenip iki çocuk sahibi olmasının akabinde yani 25 yılı devirdikten sonra, sağlık alanındaki görevini bırakarak yazın hayatına giriş yapmıştır.
işte bu zamanda ilk kitabı olan bir çift yürek'i yazmış ve yayınlamıştır.
yazdığı birçok kitabında aborjinlerin yaşamına değinen morgan, aborjinli protestocuların tepki ve engellemelerine maruz kalmış, kitapları, film senaryoları hatta hale hazırdaki film çekimleri engellenmeye çalışılmış ve başarılı da olmuşlardır. yine de aborjinlerle tabışmasından memnun olan morgan, yukarıda da belirttiğim gibi baskı ve engellemelere daha fazla dayanamayarak kitaplarında anlattıklarının, kendisi tarafından uydurulmuş olduğunu itiraf etmiştir. son olarak aborjinlerle ilgili seminer ve konferans etkinliklerine düzenlemeye ve bu konuda bilgi vermeye devam etmiştir.
yazarın diğer kitapları ise; sonsuzluğun mesajı, traumfaenger, traumfänger: die reise einer frau in die welt der aborigines, walkabout woman: messenger for a vanishing tribe, det ægte folk : budskabet til mutanterne, to mēnyma, anazētōntas tis rizes, making the message mine'dır.
kitapları birçok dile çevrilen ve dünya üzerinde oldukça yankı uyandıran morgan'ın eserlerinden, henüz sadece iki tanesi dilimize çevrilmiştir. *
devamını gör...
babanın evde olmasının verdiği huzursuzluk
kesinlikle böyle bir gerçek vardır. babanızın karakterine göre değişecek eylemdir. babanız olduğunda evde hiçbir şekilde huzur kalmıyor ise evde olmamasinda ki o huzuru anlayamazsiniz. bazen evde olmaması dünyada ki en güzel şey bile olabilir. dünya o dakikalar arasında guzellesir.
anladığım kadarıyla çok az insan empati yeteneğine sahip, çünkü yok babandir, yok şudur, yok budur laflarını ederler ve babacilik overler. ancak bu dünyada her baba sizlerin babası kadar mükemmel, iyi ya da merhametli bir kalbe sahip olmadığı gerçeğini bilmelisiniz fikrimce.
ve sonuç olarak bu huzuru yalnızca babanizin, tum ailenize zarar verdiğinizde anlayabilir, icsellestirebilirsiniz sayın okurlar.
anladığım kadarıyla çok az insan empati yeteneğine sahip, çünkü yok babandir, yok şudur, yok budur laflarını ederler ve babacilik overler. ancak bu dünyada her baba sizlerin babası kadar mükemmel, iyi ya da merhametli bir kalbe sahip olmadığı gerçeğini bilmelisiniz fikrimce.
ve sonuç olarak bu huzuru yalnızca babanizin, tum ailenize zarar verdiğinizde anlayabilir, icsellestirebilirsiniz sayın okurlar.
devamını gör...
yıl olmuş 2021 insanlar hala
... dünyanın gidişatını göre göre çocuk yapıyorlar.
... müge anlı'nın programındaki hayatları yaşıyorlar.
... hayatlarını dedikodu, yeni gelin sunumları ve iftiralarla falan geçirip mutlu olabiliyorlar.
... "kadınların şusu busu" konuları üzerinden trollük yapıyorlar.
türünden daha tonla şey yazılabilecek başlık.
... müge anlı'nın programındaki hayatları yaşıyorlar.
... hayatlarını dedikodu, yeni gelin sunumları ve iftiralarla falan geçirip mutlu olabiliyorlar.
... "kadınların şusu busu" konuları üzerinden trollük yapıyorlar.
türünden daha tonla şey yazılabilecek başlık.
devamını gör...
stendhal sendromu
bir sanat eseri karşısında yaşam damarlarından birinin kopmasına benzer bir hal içine girerek geçici bir bitkisel hayat durumuna girmektir.
parma manastırı ve kırmızı ile siyah kitaplarının büyük yazarı stendhal santa croce bazilikasını gezerken gördükleri karşısında nutku tutulu, kalp atışı müthiş hızlanır; insanın aşık olduğunu anladığı o ilk anki duyguların kelebeklerden azade bir halini yaşar.

bu durum bana türkiye’nin seri katilleri kolici ve çivici’nin aynı hücreye konacakları sırada kolici’nin korkup “ beni bu adamla aynı yere koymayın, o bir katil” diyerek ağlamasını hatırlattı. hazret öldürdüğü insanları kolilere koyup çöpe attığı için hapisteyken insanları çivi ile öldüren seri katilden sanki kendisi hayali koli ihracatından yakalanmış gibi korkması akıllara zarardı. stendhal de kendi yarattığı muhteşemlikler bir yanda dururken başka sanat eserlerinden böylesine etkilenerek beni çok şaşırtmıştır.

bu sendromla ilgili başka bir konu ise chuck palahnuik’un bu sendromdan hareketle yazdığı “ günce” isimli romandır. chuck project mayhem isimli öyküyü bir araba tamircisi ilken yazan daha sonra ise dövüş kulübü isimli efsane romana çeviren, kapitalizme savaş açmış yazar arkadaşımızdır.

girdiği bu savaşı kapitalizm saflarına geçerek kaybeden chuck stendhal sendromunun bir suç aracı olarak kullanılabileceğini gösterdiği romanı günce ile suç alemine girmek isteyen gençler için bir yöntemler rehberi kurmuş, ayrıca kapitalizm saflarında yerini aldığını bize kanıtlamıştır zira roman filme çekilmek için yazıldığını bar bar bağırmaktadır.

eğer böyle bir sendroma yakalanırsanız ve hareket edemeyecek hale gelirseniz türkiye’de yaşadığınız hatırlamanız sizi hayatta tutacaktır.
parma manastırı ve kırmızı ile siyah kitaplarının büyük yazarı stendhal santa croce bazilikasını gezerken gördükleri karşısında nutku tutulu, kalp atışı müthiş hızlanır; insanın aşık olduğunu anladığı o ilk anki duyguların kelebeklerden azade bir halini yaşar.

bu durum bana türkiye’nin seri katilleri kolici ve çivici’nin aynı hücreye konacakları sırada kolici’nin korkup “ beni bu adamla aynı yere koymayın, o bir katil” diyerek ağlamasını hatırlattı. hazret öldürdüğü insanları kolilere koyup çöpe attığı için hapisteyken insanları çivi ile öldüren seri katilden sanki kendisi hayali koli ihracatından yakalanmış gibi korkması akıllara zarardı. stendhal de kendi yarattığı muhteşemlikler bir yanda dururken başka sanat eserlerinden böylesine etkilenerek beni çok şaşırtmıştır.

bu sendromla ilgili başka bir konu ise chuck palahnuik’un bu sendromdan hareketle yazdığı “ günce” isimli romandır. chuck project mayhem isimli öyküyü bir araba tamircisi ilken yazan daha sonra ise dövüş kulübü isimli efsane romana çeviren, kapitalizme savaş açmış yazar arkadaşımızdır.

girdiği bu savaşı kapitalizm saflarına geçerek kaybeden chuck stendhal sendromunun bir suç aracı olarak kullanılabileceğini gösterdiği romanı günce ile suç alemine girmek isteyen gençler için bir yöntemler rehberi kurmuş, ayrıca kapitalizm saflarında yerini aldığını bize kanıtlamıştır zira roman filme çekilmek için yazıldığını bar bar bağırmaktadır.

eğer böyle bir sendroma yakalanırsanız ve hareket edemeyecek hale gelirseniz türkiye’de yaşadığınız hatırlamanız sizi hayatta tutacaktır.
devamını gör...
yatak yanındaki priz
(bkz: business class)
devamını gör...
el fatiha
kuran'ın ilk suresi.
meal;
bismillahirrahmânirrahîm ﴾1﴿
hamd, âlemlerin rabbi, rahmân, rahîm, hesap ve din gününün maliki allah'a mahsustur. ﴾2-4﴿
yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. ﴾5﴿
bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.﴾6-7﴿
meal;
bismillahirrahmânirrahîm ﴾1﴿
hamd, âlemlerin rabbi, rahmân, rahîm, hesap ve din gününün maliki allah'a mahsustur. ﴾2-4﴿
yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. ﴾5﴿
bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.﴾6-7﴿
devamını gör...
yazarların engellediği ilk yazar
lucifer ilk engellediğim yazar. merak dahi etmiyorum ne yazıyor ne çiziyor. öylece boşluğa gidiyor benim için yazdığı herşey. belki düzeldi, artık bilgi verici entry ler giriyordur ama inanın gerek görmüyorum ondan gelecek bilgiyi.
bakınca baya nefret söylemi gibi oldu ama durum bu.
bakınca baya nefret söylemi gibi oldu ama durum bu.
devamını gör...
kadınları çalıştırma cemiyeti
1. dünya savaşı'nda erkekler savaşa gidince bu cemiyet enver paşa tarafından 1916 yılında kurulmuştur ve böylelikle kadınlar üretime geçmiştir. cemiyetin kurulmasında enver paşa'nın eşi naciye sultan'ın da büyük payı vardır.
bu sayede kadın sosyolojik açıdan birçok değişim yaşamış, işgücüne katılmış ve kadının toplum içerisindeki rolünü ve gerekliliğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
bu sayede kadın sosyolojik açıdan birçok değişim yaşamış, işgücüne katılmış ve kadının toplum içerisindeki rolünü ve gerekliliğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
devamını gör...
yazarların bugüne kadar hissettiği en büyük fiziksel acı
ilk defa iki tekerlekli bisiklet sürmeyi öğreniyordum. dengemi kaybedip dikenli çalıların üstüne düşmüştüm ve her tarafım kanamıştı. bunu gördüğümde aklıma o an geldi. yaşadığım en büyük fiziksel acı bu olabilir.
edit: 10-11 yaşlarındayken yaz tatilinde kuran kursuna gidiyordum. ayağımda pembe üstünde beyaz bir çiçek olan plastik terliklerim vardı. şadırvanda abdest alan arkadaşımı beklerken ıslak bir yere bastım ve ayağım kaydı. yaklaşık 5 basamak merdivenden popo üstü düştüm. sırtımı da basamaklara çarpmıştım ve uzun süre ciddi anlamda nefesimin kesildiğini hissettim. düştükten sonra sırtım ezilmişti ve bir süre ne düzgün oturabildim ne de eğilebildim. yaşadığım en büyük fiziksel acı bu nefesimin kesildiği andı. öleceğimi sanmıştım.
edit: 10-11 yaşlarındayken yaz tatilinde kuran kursuna gidiyordum. ayağımda pembe üstünde beyaz bir çiçek olan plastik terliklerim vardı. şadırvanda abdest alan arkadaşımı beklerken ıslak bir yere bastım ve ayağım kaydı. yaklaşık 5 basamak merdivenden popo üstü düştüm. sırtımı da basamaklara çarpmıştım ve uzun süre ciddi anlamda nefesimin kesildiğini hissettim. düştükten sonra sırtım ezilmişti ve bir süre ne düzgün oturabildim ne de eğilebildim. yaşadığım en büyük fiziksel acı bu nefesimin kesildiği andı. öleceğimi sanmıştım.
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
“çok da şey yapmamak lazım.”
devamını gör...
adobe photoshop
dünyanın gelmiş geçmiş en çok kullanılan grafik tasarım programıdır. yapabileceklerinizin sınırı hayal gücünüze ve biraz da bilgisayar donanımınıza bağlıdır. basılı veya basılı olmayan her türlü (resim formatlı) reklamlar, çizimleriniz, internet gönderileri, e-mail tasarımı, web tasarımı, üç boyutlu görünen iki boyutlu görseller, fotoğraf manipülasyonu, rötuş ve daha sayamayacağım seçenek için kullanılabilir.
adobe firması tarafından geliştirilmiştir.
adobe firması tarafından geliştirilmiştir.
devamını gör...
yalnızlık
8 milyarlık dünyada tek hissettirir insana kendini. özellikle zor durumlarda daha da iyi anlar insan.
devamını gör...
yazarların kişisel çöküşünün başladığı yıl
1994 yılıydı. bilen bilir 28 yaşındayım..
güzel bir bebekmişim. iddialara göre ne kadar güzel olduğumu duyan beni görmek için eve geliyormuş, teyzeler hamile gelinlerini getiriyormuş ki bana baksın, iç geçirsin çocuğun ağzı gözü bana benzesin. haliyle bunun getirdiği bir ilgi var. bilirsiniz bir çocuğu sevmek için güzellik ve uslu olması aranır bizim toplumda. bunun yanında müthiş çapkın bir çocuğum. en sevdiğin şey ne sorusuna bakkal, erkek ve para diye yanıt veriyormuşum. 2 yaşında bile böyle net bir insan olmuşum. mahallenin bir ucundan diğer ucuna yürürken tam 6 belki 11 abiye aşığım. hepsine aynı şekilde ilgi gösterebiliyorum. çohalata alıyorlar bana, yanağımı sıkıyorlar, gülüyorlar. aşırı mutluyum. mahallenin en güzel kızı kim sorusuna benim yanıtı veriyorum, öyle bir şımartılmışlık. öylesine kendine güven.
derken kardeşim doğdu. tam 1994 yılı. sarı saçlı, yeşil gözlü, kocaman yanakları var ve hiçbir şekilde ses çıkarmıyor. biblo gibi. koyuyorsun bir köşeye, orada sessizce geleni geçeni izliyor. bir anda tüm ilgi ona kayıyor. ben çünkü o kadar uslu değilim. müthiş meraklı, dediğim dedik, inatçı ve istediği olmadığı an ortalığı yıkan bir şeyim. bana yapılan her şeyin bedeli var. tokat atarsan halına işerim mesela. tam bir conoyum.
tüm ilgi üzerimden kayıyor, herkes onu seviyor, öyle mal gibi kalıyorum ortada. mahallenin en güzel kızı kim sorusuna büyük bir kabullenmişlik ile kardeşim diyorum. hayır sen daha güzelsin diyor mesela aşık olup evlenmek istediğim zaten evli olan abi, yok diyorum kaydeşim daha güzel, ben çiykinim.
sonra bir kabullenmişlik oluştu işte. hayatım boyunca hiç başka insanlar ile rekabet etmedim. kendimi kimseye zorla sevdiremeyeceğimi anladım. birinin benden daha güzel olması onun daha kolay sevilmesini tek başına sağlayabiliyor bunu anladım. bir zaman sonra ben daha güzel olsam bile karşı tarafın uslu ve söz dinleyen biri olması onun daha kolay kabul edilebilir insan haline getiriyormuş. birini çok sevmek ve çok benimsemek o kişinin seni sevmesini sağlamazmış.
biraz daha kafası çalışır bir tip olduğum için bunları kardeşin doğumu sonrası hızlı anladım. keşke mal olsaydım da edinilmiş 39 tecrübe sonrası 40 yaşlarının sonunda anlasaydım bunları. resmen 94 yılında hayatım kaydı. çabasız bir insan haline geldim. sahiden yasık bana. çok üzülüyorum.
güzel bir bebekmişim. iddialara göre ne kadar güzel olduğumu duyan beni görmek için eve geliyormuş, teyzeler hamile gelinlerini getiriyormuş ki bana baksın, iç geçirsin çocuğun ağzı gözü bana benzesin. haliyle bunun getirdiği bir ilgi var. bilirsiniz bir çocuğu sevmek için güzellik ve uslu olması aranır bizim toplumda. bunun yanında müthiş çapkın bir çocuğum. en sevdiğin şey ne sorusuna bakkal, erkek ve para diye yanıt veriyormuşum. 2 yaşında bile böyle net bir insan olmuşum. mahallenin bir ucundan diğer ucuna yürürken tam 6 belki 11 abiye aşığım. hepsine aynı şekilde ilgi gösterebiliyorum. çohalata alıyorlar bana, yanağımı sıkıyorlar, gülüyorlar. aşırı mutluyum. mahallenin en güzel kızı kim sorusuna benim yanıtı veriyorum, öyle bir şımartılmışlık. öylesine kendine güven.
derken kardeşim doğdu. tam 1994 yılı. sarı saçlı, yeşil gözlü, kocaman yanakları var ve hiçbir şekilde ses çıkarmıyor. biblo gibi. koyuyorsun bir köşeye, orada sessizce geleni geçeni izliyor. bir anda tüm ilgi ona kayıyor. ben çünkü o kadar uslu değilim. müthiş meraklı, dediğim dedik, inatçı ve istediği olmadığı an ortalığı yıkan bir şeyim. bana yapılan her şeyin bedeli var. tokat atarsan halına işerim mesela. tam bir conoyum.
tüm ilgi üzerimden kayıyor, herkes onu seviyor, öyle mal gibi kalıyorum ortada. mahallenin en güzel kızı kim sorusuna büyük bir kabullenmişlik ile kardeşim diyorum. hayır sen daha güzelsin diyor mesela aşık olup evlenmek istediğim zaten evli olan abi, yok diyorum kaydeşim daha güzel, ben çiykinim.
sonra bir kabullenmişlik oluştu işte. hayatım boyunca hiç başka insanlar ile rekabet etmedim. kendimi kimseye zorla sevdiremeyeceğimi anladım. birinin benden daha güzel olması onun daha kolay sevilmesini tek başına sağlayabiliyor bunu anladım. bir zaman sonra ben daha güzel olsam bile karşı tarafın uslu ve söz dinleyen biri olması onun daha kolay kabul edilebilir insan haline getiriyormuş. birini çok sevmek ve çok benimsemek o kişinin seni sevmesini sağlamazmış.
biraz daha kafası çalışır bir tip olduğum için bunları kardeşin doğumu sonrası hızlı anladım. keşke mal olsaydım da edinilmiş 39 tecrübe sonrası 40 yaşlarının sonunda anlasaydım bunları. resmen 94 yılında hayatım kaydı. çabasız bir insan haline geldim. sahiden yasık bana. çok üzülüyorum.
devamını gör...
3000 lira maaşı küçümseyen insan
o küçümsemese zaten 3000 lira dile gelip "ya ben ne halta yarıyorum ki?" diyecek. akıl ve ruh sağlığını korumak adına en doğrusunu yapmış kişidir. onca dert arasında bir derde daha ne yer var ne de lüzum.
devamını gör...
netflix
başlarda insanı güzel bir konfor alanının içine yerleştirdiğinden güzel gelmişti.
şuan ise neredeyse tiksinti duyacak şekilde nefret ediyorum.
neden?
genel perspektiften bakalım; sizi platformun içine hapsediyor ve dışındaki herhangi bir yapımı izlemeniz için bahis reklamlarıyla boğuşacağınızdan özel bir dizi film değil ise netflixi terk etmiyorsunuz. buraya kadar tiksinecek bir şey yok platform yeni ve rakipsiz olduğu için normal denilebilir,
ama içerik kalitesi normal bir amerikan kanalından daha kötü ve izlenme sayısını arttırmak için kasıntı 2 haneli ıq sahibi insanlara hitab eden, oned*o'nun cinsellik ve eşcinsellik başlıklarıyla yaptığı gibi clickbait diziler yapıp bununla izlenme kasması insana oned*o'da gezindiği hissiyatını veriyor.
resmen artık yapımlarını netflix olup olmadığını, tek kareden olmadı 2-3 kareden anlayabiliyorum. adamlar o derece kendini tekrar etti. mesela silah oyununda bir karakter var oyunu ilk defa açtığımdan adını bilmiyordum karakterden bahsetmek için karaktere netflix dedim herkes anladı. belirli bir fikirlerini empoze içinmi böyle içerikleri çıkartıyorlar yoksa en kolay yoldan fazla izlenecek içerik içinmi bilemem ama iki türlüde ben bu platformdan tiksindim.
umarım önümüzdeki yıllarda rekabet oluşur ve toplum bu platformun tekelinden çıkar. fert olarak platformdan çıktım ve zikuvikuzi kullandığımdan tüm dizi ve filmlere ücretsiz ve reklamsız erişimim var. ama netflixin insanlara kattığı fikirlerle toplumda uğraşmak dahi insanı yoruyor.
bir hesap yapacağım bunu görünce sizde anlarsınız topluma etkisinin kaçınılmaz olacağını
2019 yılında netflixde geçirilen toplam süre 364 999 766 400 saat. (2019 yılında izlenme saati %200'e yakın artmış bunun 2020 yılında da bu tarz bir artış muhtemel) kaynak
70 yıllık bir insan ömrü uykuları ile beraber 600 000 saat
364 999 766 400/600 000 = 608 332
bir yılda netflix izlenirken 600 bin insan hayatı süresince zaman harcanmış.
insan ne ile uğraşırsa ona dönüşür sözüne binaen netflix fabrikasından her yıl 600 bin insan doğuyor ve yaşamaya başlıyor ve siz bu insanlarla fikir tartışıp görüşüyorsunuz bir şey anlatmaya çalışıyorsunuz.
nereden baksanız acı.
şuan ise neredeyse tiksinti duyacak şekilde nefret ediyorum.
neden?
genel perspektiften bakalım; sizi platformun içine hapsediyor ve dışındaki herhangi bir yapımı izlemeniz için bahis reklamlarıyla boğuşacağınızdan özel bir dizi film değil ise netflixi terk etmiyorsunuz. buraya kadar tiksinecek bir şey yok platform yeni ve rakipsiz olduğu için normal denilebilir,
ama içerik kalitesi normal bir amerikan kanalından daha kötü ve izlenme sayısını arttırmak için kasıntı 2 haneli ıq sahibi insanlara hitab eden, oned*o'nun cinsellik ve eşcinsellik başlıklarıyla yaptığı gibi clickbait diziler yapıp bununla izlenme kasması insana oned*o'da gezindiği hissiyatını veriyor.
resmen artık yapımlarını netflix olup olmadığını, tek kareden olmadı 2-3 kareden anlayabiliyorum. adamlar o derece kendini tekrar etti. mesela silah oyununda bir karakter var oyunu ilk defa açtığımdan adını bilmiyordum karakterden bahsetmek için karaktere netflix dedim herkes anladı. belirli bir fikirlerini empoze içinmi böyle içerikleri çıkartıyorlar yoksa en kolay yoldan fazla izlenecek içerik içinmi bilemem ama iki türlüde ben bu platformdan tiksindim.
umarım önümüzdeki yıllarda rekabet oluşur ve toplum bu platformun tekelinden çıkar. fert olarak platformdan çıktım ve zikuvikuzi kullandığımdan tüm dizi ve filmlere ücretsiz ve reklamsız erişimim var. ama netflixin insanlara kattığı fikirlerle toplumda uğraşmak dahi insanı yoruyor.
bir hesap yapacağım bunu görünce sizde anlarsınız topluma etkisinin kaçınılmaz olacağını
2019 yılında netflixde geçirilen toplam süre 364 999 766 400 saat. (2019 yılında izlenme saati %200'e yakın artmış bunun 2020 yılında da bu tarz bir artış muhtemel) kaynak
70 yıllık bir insan ömrü uykuları ile beraber 600 000 saat
364 999 766 400/600 000 = 608 332
bir yılda netflix izlenirken 600 bin insan hayatı süresince zaman harcanmış.
insan ne ile uğraşırsa ona dönüşür sözüne binaen netflix fabrikasından her yıl 600 bin insan doğuyor ve yaşamaya başlıyor ve siz bu insanlarla fikir tartışıp görüşüyorsunuz bir şey anlatmaya çalışıyorsunuz.
nereden baksanız acı.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
yorgunnnnlukkk.
off oldum, erkenden yatasım var.
off oldum, erkenden yatasım var.
devamını gör...
aseksüel
cinsel eğilimi olmayan insanlara denir.
psikolojik veya genetik faktörlerden kaynaklı olduğu konusunda gidip gelinse de tam bir kanı yok ve bu iki konu hakkında birçok tartışmalar devam ediyor.
aseksüel bireyler aşık olabilir, sevgilerini devam ettirebilir ama konu cinselliğe geldiklerinde bunu reddederler. evli olan aseksüeller evliliğinin devamı için cinsel ilişkiye girebilirler (araştırma yaptığımda böyle insanlar bir hayli fazla olduğunu görmek şaşırtıcı.).
yaşamlarında cinselliğe yer vermeyen aseksüeller genellikle meşgul oldukları hedefe/işe odaklı yaşarlar (yanlış hatırlamıyorsam nikola tesla’da bu kümeye dahildir.).
cinsellik içeren konuların, muhabbetlerin döndüğü ortamlardan uzak ve arkadaşları/tanıdıkları tarafından cinsel ilişkiye girme konusunda zorlamaya, baskılara gelemezler.
dünyada sayıları çok az olan ve toplum nezdinde çok bilinmeyen bu cinsel kimliğe sahip kişiler kendilerinden pek fazla söz etmezler.
aseksüellerin arasında aseksüelizm muhafazakarlıği gibi cinsellik düşmanlığı güden kişiler vardır(antiseksüel özellik/cinsel ilişki karşıtlığı); bu kişiler genellikle mensubu olduğu dinin kurallarına uygun olarak yaşamaktan, bir travmadan veya başka sebeplerden dolayı diğer normal aseküellere göre daha katıdırlar.
kısacası aseksüeller birini sevebilir, öpebilir ama cinsel ilişkiye giremez ve bu hormonal bir eksiklikten kaynaklı değildir tercihen ilişkiye girmezler. hormonal bir sebeplerden çok psikolojik ve nörolojik faktörlerden kaynaklandığını düşünüyorum.
psikolojik veya genetik faktörlerden kaynaklı olduğu konusunda gidip gelinse de tam bir kanı yok ve bu iki konu hakkında birçok tartışmalar devam ediyor.
aseksüel bireyler aşık olabilir, sevgilerini devam ettirebilir ama konu cinselliğe geldiklerinde bunu reddederler. evli olan aseksüeller evliliğinin devamı için cinsel ilişkiye girebilirler (araştırma yaptığımda böyle insanlar bir hayli fazla olduğunu görmek şaşırtıcı.).
yaşamlarında cinselliğe yer vermeyen aseksüeller genellikle meşgul oldukları hedefe/işe odaklı yaşarlar (yanlış hatırlamıyorsam nikola tesla’da bu kümeye dahildir.).
cinsellik içeren konuların, muhabbetlerin döndüğü ortamlardan uzak ve arkadaşları/tanıdıkları tarafından cinsel ilişkiye girme konusunda zorlamaya, baskılara gelemezler.
dünyada sayıları çok az olan ve toplum nezdinde çok bilinmeyen bu cinsel kimliğe sahip kişiler kendilerinden pek fazla söz etmezler.
aseksüellerin arasında aseksüelizm muhafazakarlıği gibi cinsellik düşmanlığı güden kişiler vardır(antiseksüel özellik/cinsel ilişki karşıtlığı); bu kişiler genellikle mensubu olduğu dinin kurallarına uygun olarak yaşamaktan, bir travmadan veya başka sebeplerden dolayı diğer normal aseküellere göre daha katıdırlar.
kısacası aseksüeller birini sevebilir, öpebilir ama cinsel ilişkiye giremez ve bu hormonal bir eksiklikten kaynaklı değildir tercihen ilişkiye girmezler. hormonal bir sebeplerden çok psikolojik ve nörolojik faktörlerden kaynaklandığını düşünüyorum.
devamını gör...
