kardeşim sil bu başlığı.
devamını gör...

arada geçmişteki anılar zihnime doluşuyor, kalbim küt küt atmaya başlıyor, içimden bağırmak geliyor ama "dur kızım, şuanda bir tehlike yok, bu yanlış alarm" diyerek kendi kendimi sakinleştiriyorum.
devamını gör...

yapmak zorunda olduğum eylem, güvenemiyorum maskelere. her yerde, herkes tarafından satılıyor çünkü.
devamını gör...

hayatında hiç i phone * kullanmamış bir kadın olarak aşağıdaki ifadeyi bırakmayı kendimde hak gördüğüm başlıktır.
(bkz: ne salak salak başlıklar bunlar ya)
devamını gör...

sabah uyandım, tek gözüm açık, elimde telefon. önce interneti açtığım anda yağan bildirimlere şöyle bi göz attım, sonra kafa’ya girip takip butonuna bastım, var mı bişiler? okuyam da okurken ayılam, yok. beni aniden ayıltacak bir şey yok, okurken hafif hafif dikkatimi uyarıp da zihnimi uyandıracak bir şey de yok. çıktım, instagram’da kedi köpek fotoğrafı baktım. tamam tamam, keşfetime güzel güzel kızlar da düşüyor, onlara da baktım. neyse. twitter? meh. sabah sabah algılayamayacağım kadar çok meme var. organ olan değil fesatî, anadolu ellerinde caps diye bilinen şey işte. yok, kalkayım en iyisi.

tuvalete gittim. yüzümü yıkarken güneş aklıma geldi. allah allah ne kadar da beklenmedik bir enişte öpüşü bu, güneş ne alaka? tamam sık sık okuyorum hatta vaktim olduğunda gerilere gerilere gidip önceleri yazdıklarını da ama, ben daha yeni uyanıyorum. ayılmaya çalışan zihnimde güneş ne arıyor? geri sar, şu filmi makinist geri sar…

yeşilevham… nickaltı girmiş güneş’e, okumuşum gözucuyla. herkes gibi onun da, herkes gibi benim de ilk zamanlarda düştüğümüz hatayı birilerinin tekrarlamasından dem vurmuş. zihnim oradan çekmiş güneş'i meğerse. uyanmaya çalışırken oyun hamuru gibi oluyor beyin, yakalayamıyosun bi türlü.

neyse. güneş, naber? ben pek nickaltı girmem, bu da böyle bir yanımdır ama bi yandan da bu da böyle bir anımdır. sabah sabah zihnimde ne işin var? neyse, uyandım. şaka elbet, zihnimde sana ve yazdıklarına yer açmaktan keyif duyuyorum, bundandır ki zaten okuyorum.

- hitabı özneden al, kitleye geri ver.

“ben cesur değilim onun kadar” demişti nickaltımda kendileri bir gün, yazdıklarıma gönderme yaparak. düşüncelerimizin hızına yetişememe konusunda ne kadar haklıysa, bu çıkarımında da bi o kadar yanılıyordu. kendisinin yalın, olduğu gibi, doğal ve içten, samimi üslubunun yanında benim üstü bol bol kapalı, çokça göndermeli ve çokça katmanlı yazım tarzıma dair nasıl böyle bir yorumda bulundu o zaman da anlam verememiştim, şimdi de veremiyorum. aslında ben bu ortama, onun kadar net ve açık şekilde yazmaya gelmiştim ama başaramadım. sonuç, yazdıklarımın yüzde yüzünü benim, yüzde doksan beşini tek bir kişinin anlayabildiği, kalanınınsa yüzde ellilerde dans ettiği bir konuma getirdi beni. olsun varsın. yani güneş, senin yazma konusundaki açıklığın beni döver, böyle de devam et lütfen.

2000 karakter nickaltı mı olur? oldu valla ve yine valla, kısa kestim. sörry.
devamını gör...

mektuplaşma uygulamasıdır. eskiden olduğu gibi mektubunu yazarsın ve gitmesini beklersin. sosyal medyadaki gibi profil fotoğrafı yoktur. birini görmeden tanımaya çalışırsın. bu sayede konuşmalar daha anlamlı olur.
devamını gör...

bizde karalıyoruz bişeyler

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ölürüm sana ile ölümüne kapışan tarkan şarkısı. hangisi daha güzel seçemiyorum.
devamını gör...

sürekli millet hüzünlü ve mutsuz olduğumu anlamasın diye yaptığım eylem. bir nevi (bkz: poker face)
devamını gör...

zaman zaman red kitten daha zeki olduğunu düşündüğüm dahi at.
devamını gör...

oturulacak evde kesinlikle olması gereken bir özellik. komşuların hayatına ortak olmak istemiyorsanız bu konuyu kesinlikle ev sahibine sormalısınız.
devamını gör...

"aa aynen, neydi o karakterin adı ya? uçakla şeye gidiyorlardı değil mi? şeye."

merhaba, derdinize deva olmaya geldim. çevremdekiler tarafından sık sık "nasıl okuduğun kitapları hatırlıyorsun?" sorularına maruz kaldım. şimdi kullandığım yöntemleri size de açıklayacağım. hafızanızın çok üstün olmasına falan gerek yok, olay sadece tekrarlardan ibaret. en azından bende ve çevremdeki arkadaşlarımda işe yarıyor:

hafıza aslında bilinenin aksine bir depodan ziyade, fonksiyonlu bir işlemler zinciri. tüm parçalar birbirleriyle bağlantılı. misal kahve içtiğimiz porselen fincanı düşündüğümüzde, zihnimiz bu nesnenin adını, biçimini, işlevini, tadını, o fincan ile tanıştığımız anı ve bizim için ne ifade ettiğini hatırlar. o fincanın özel bir anısı varsa, o anı tekrar yaşatabilir. (inşallah 'o özel anı' fincanın kafanızda kırılması falan değildir, tekrar yaşamayın mazallah)

1) elinize bir kalem tutuşturmadan, kitap okumaya başlamayacaksınız. o kalem elinizde duracak.
kitapta hoşunuza giden kısımları, ileride o cümleyi okuduğunuzda, ilgili bölümü çağrıştıracak cümlelerin altını çiziyorsunuz. üşenmeyin, çizin. üşenecekseniz burayı okumayın zaten, çünkü bunları da tek tek (bkz: onenote) ve benzeri not tutma uygulamalarına geçireceğiz.

günlük okuma hedefinizi tamamladıktan sonra ya da kitabı bitirdikten sonra müsait olduğunuz bir vakitte kitabınızla beraber dijital dünyaya giriş yapıyorsunuz. benim tavsiyem, günlük okuma hedefinizi gerçekleştirdikten sonra hemen dijitale dökün. çünkü birikince çok zor oluyor.

onenote benim favori not tutma uygulamam, ama siz keepnote falan da kullanabilirsiniz. altını çizdiğiniz cümleleri vs. kitap ismi ile yeni bir sayfa açıp oraya yazıyorsunuz. göze hitap eden bir sayfa olursa, daha muazzam olur.

kitap komple bittiğinde ise, kendi cümlelerinizle kitabın özetini notlarınızı eklediğiniz sayfanın altına, köşesine, yanına, bir yere yazın.

ben daha önceden belirlediğim bir günde ben kitap okumak yerine yine daha önce belirlediğim birkaç kitabımın notlarımı okurum. hem tekrar yapıyorum, hem beyin altı çizili sözlerle çağrışım yaptığı için kitabın olay örgüsünü de hatırlıyorum.

zihin çağrışım yaptıkça olay örgüsü birbirini bağlayacak, söz veriyorum artık hatırlayacaksınız. bir ortamda masaya elinizi koyup şakır şakır anlatacaksınız, ortamdakiler size hayran kalacak.

ek: ara sıra dijital kitap okuyorum. ama yine de aldığım notları onenote defterime ekliyorum. dijital okuyorsanız, orada not alıp bırakmayın öylece.
devamını gör...

dininden ve görüntüsünden ötürü yaşadığı sıkıntıları armağan çağlayan'a anlatan yetenekli bulduğum sanatçı.
hep aynıyız sananlar yüzünden bu ülkede farklı olmak çok zor.
devamını gör...

bazı zamanlarda boş vermenin ve kabul etmenin zor ama gerekli olduğunu düşünüyorum. bunu yapmakta zorlanıyorum. ama boş verdiğim zaman daha mutlu oluyorum.
devamını gör...

türk kahvesi serpilmiş yeşil elma..
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
gemlik/bursa
devamını gör...

1971 çıkışlı the who parçası. huzur verir dinlerken. e sözleri de güzel falan. daha sonraları limp bizkit de seslendiriyor bu şarkıyı. o versiyonu da dinlenilesidir.

çok sonralar ise sene 2017’de dark tower filmi için tekrar coverlanmıştır soundtrack olarak. bence en iyi cover’ı bu olabilir. orijinaline denk güzelliktedir hatta.

no one knows what it’s like
to be the bad man
to be the sad man

behind blue eyes…

devamını gör...

uzaklardan usul usul izlediğim, 'bende inanılmaz bir potansiyel var' diye haykıran yazar.
devamını gör...

ayçicek tarlası bulmalıyım.. neden benim böyle bir fotoğrafım yok diye hayıflandım şimdi..
bu başlık şu soruyu sordutturdu bana; insanların keşfettiği şeyi ben ilk defa keşfediyorsam nasıl bir tavır almalıyım? ben keşfedene kadar her şey klişe mi olacak? evdeki çekirdek paketiyle bir deneme çekimim olacak beğenmezsem yine yol görünüyor ayçiçek tarlasına yoksa keşfedilmemiş tarlalar mı bulmalıyım?
devamını gör...

kaybolmak.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim