(bkz: acta est fabula) duyduğum en etkili ve olabildiğince sade olan son söz. oyun bitti.
devamını gör...

"thalassa, thalassa, farma kemenikos"

halikarnas balıkçısı'nın bir hikayesinde kör rum bir balıkçıya söylettirdiği rivayet edilen söz, anlamı "deniz deniz zehirli ilaç"

galiba bana göre en doğrusu bu, maalesef ki denizin içinde yaşamaya müsait değil bedenim, öyle olsa hiç çıkmazdım sanırım.
şimdi millet edebiyat yapıyor filan diyecek ama desinler, gerçekten de kara yaşamı bana göre değil, sıkılıyorum..
denizin içinde ağırlık azalıyor, yön kavramı alt üst oluyor, bedeninin daha esnek olduğunu fark ediyor insan.. mis gibi!

ayrıca, balıklar var? yenebilir bir sürü canlı var, sabah kahvaltısında kum midyesi yemek var, hani babam çıksa yemem - çünkü öldü - ama geri kalan her türlü deniz canlısını yerim, en azından yemeyi denerim.

sonra sonra, dışındayken sefası var, delice, hemen hemen hepinizin "yaz olsa da yapsak" dediği bir çok aktivitenin sağında solunda nuhakkak deniz var, en azından bir akşam sofrası var, kumsal var, o havuçumsu güneş yağlarınızın kokusu var, var oğlu var..

bir de, özel inat ve zıtlaşma ve / veya "öldür lan hadi beni?" diye denize kılıç açma halim var. ister 2 metrelik sandal olsun isterse hava şartları muhalefeti nedeniyle az sonra iptal olacak gelibolu feribotunun içinde olayım hiç fark etmez, o deniz patladığında isterse beni an içinde öldürecek deniz ile inatlaşmaya aşığım ben, bildiğim ve taptığım en güzel tanrı ile sonu belli bir savaş gibi bir hal! altımdaki insan yapımı aracın dalgalar üzerindeyken kulağıma gelen çatırtıları beni mest eder.

karaya bağlı, karayı tercih eden insana da lafım yok, onun tercihi kara benimki mavi.

başladığım gibi bitireyim;

"thalassa, thalassa, farma kemenikos"
devamını gör...

aşkın üç rengi
bölüm 1

bir varmış bir yokmuş. zamanın birinde gökten üç elmanın düşmediği, muradına eremeyen sahte aşklarla dolu bir dünyada gerçek aşkı arayan, hikayemizin kahramanı olan, bir prens varmış. hadi, gelin bakalım neler gelmiş prensimizin başına.

bu dünya öyle bir dünyaymış ki, herkes güvensiz ve mutsuzmuş. maskeli yüzlerin istekleri bencil ve bireysel, sevinçleri ise sahteymiş. ama nefret, en keskin en yoğun haliyle var olmaya devam ediyormuş. prensimiz de sahte sevgi sözcükleri ile dolu bu dünyada gerçek aşkı yaşamak istiyormuş ve bu isteğinin verdiği şevkle arayışlarını sürdürüyormuş.

günlerden bir gün karşısına ona hissettiklerini yansıtabilecek ayna yürekli bir prenses çıkmış. birbirlerine baktıkları zaman sanki aynaya bakıyormuş gibi hissetmişler. öyle ki ikisi de cemal süreya'nın da dediği gibi: "elden düşme sevdalar değil benim istediğim. ya yüreğinin sahibi olmalıyım ya da hiçbir şeyin." diye düşünümüşler. ama birbirlerinin bu hislerinden ve düşüncelerinden habersizlermiş. yürekleri ne kadar uyumlu görünse de ağızdan, yürek kapısını çalan o sözler çıkmadıkça, o ilk adım atılmadıkça bu aşk dolu serüven başlayamıyormuş. nasıl tanıştıklarının bir önemi yokmuş. çünkü onlar için önemli olan yollarının kesişmiş olması, birbirlerini bulmuş olmalarıymış.

kısa sürede arkadaş olmuşlar. iyi anlaşıyorlarmış, şakalaşıyorlarmış, aralarında bir şeyler varmış ama onlar dostluk zannediyorlarmış. zaman geçtikçe daha da yakınlaşmışlar. birbirlerini koruyup kollamaya başlamışlar. içlerinde bir his varmış ama ikisi de susuyorlarmış. günden güne arkadaşlıkları farklı bir şekile bürünmeye başlamış. karşılıklı olarak hissettikleri duygular, diğer arkadaşlarına hissettiklerine benzemiyormuş. öyle ki bu duygular ağızlarını adeta mühürlüyormuş ve birbirlerine açılmalarına mani oluyormuş.

zaman iplikleri kader makarasına dolanmaya devam ediyorken ömürleri azalıyormuş fakat hissettikleri duygular çoğalıyormuş. buna rağmen kendilerinden bile saklıyorlarmış yüreklerinde yatan gizli gerçeği. onlar kirlenmiş dünyanın beyaz kalpli çocuklarıydı ve elbette onlara zarar vermek isteyenler çıkacaktı. bu iyi ve saf duyguları anlayamayan kıskanç ve yüzlerinde gülen maskeleri olan kötü insanlar, bu iki güzel yüreğe sahip sevdalıları ayırmaya çalışmışlar fakat onların kötülük akan kalplerinden gelen kıskançlık ile sarf ettikleri bu çabalar hep boşa çıkmış ve tüm bu olanlar birbirlerine açılamayan sevdalıların daha da kenetlenmesine neden olmuş.

kader makarasına sarılacak olan ipler azalırken, daha önce bu kadar yoğun bir duygu yaşamamış olduklarından olsa gerek bu hislerinin aşk olduğunu anlamaya başlamışlardı. sürekli arayışı içinde oldukları o duyguyu artık bulmuşlardı. buna rağmen korkuyorlardı, söyleyemiyorlardı.uzun süren bu sessizliğin ardından gecenin karanlık perdelerini yırtarak doğan güneş ile beraber prensimiz artık bu bilinmezliğe dayanamamış ve prensese gidip duygularını açmaya karar vermiş. güneş ışığını kendine yoldaş alarak prensesin kapısına gitmiş. kaybetme riskini göze alarak prenses için atan kalbi elinde, ya şimdi ya da hiçbir zaman diyerek, her şeyi anlatmış. prenses onun bu cesaretinden etkilenmiş olsa gerek o da duygularını açmış. bu konuşmadan ikisi de mutlu ayrılmışlar.

bu dostluğun aslında çoktan aşka evrilmiş olduğunu fark etmeleri uzun sürmemiş.

zaten onları her gören de çok yakıştıklarını söylemiyor muydu? hakları da vardı, çok yakışıyorlardı. fakat onlar birbirlerini bu kadar severken yazgılarına melekler bile üzülüyordu, kaderi değiştirmek istercesine tanrıya yalvarıyorlardı.

edit: merhaba artık bu başlık altında hikayeler yazmaya başlıyorum. bölümlere ayrılmış bu kısa hikayeleri her hafta paylaşmayı düşünüyorum. şimdilik ilk hikayenin ilk bölümü sizlerle umarım beğenmişsinizdir. bu arada bu hikaye @rurouni kenshin ile birlikte yazılmıştır. ikinci bölümde görüşmek üzere*.
devamını gör...

fenerbahçe'nin euroleague şampiyon olduğu maçtır.

bir galatasaraylı olarak büyük bir gururla ve destekle izlemiştim.
çok büyük çok özel bir başarıydı.
ayrıca o takımın ruhu oyunu bambaşka düzeydeydi.
devamını gör...

bireyin soy ağacını, geometrik şekil, çizgi ve kelimelerle tanımlayarak, görsel olarak temsil edilmesidir. en az üç kuşak ele alınarak çizilen genogramlar, aile üyeleri arasındaki ilişkileri içerir.

aile danışmanlığında; danışanlar ile ilgili bilgi toplamak, hipotez kurmak, geçmiş ve şimdiki olaylar arasındaki değişimi izleyebilmek amacıyla kullanılan yöntemlerden birisidir. örnekler şu şekildedir:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

the knick. pek bilinmeyen ama çok kaliteli olan tarihi medikal dizi. 1900lü yıllarda geçiyor o dönemin koşullarını falan çok iyi yansıtmış. tarihsel olaylara şahit oluyorsunuz izlerken. ameliyat sahneleri falan da çok güzel. başrolde de clive owen var zaten kendisi mükemmel oynamıştır oyunculuklar da çok iyidir. böylesine kaliteli dizilerin az bilinmesi çok üzüyor beni.
devamını gör...

makina değil makine. anlık sinirlendim. (bkz: kücük enişte gergin)
duzeltme:duzeltmisler.sinirim gecti.saygilar.
devamını gör...

bir peter esterhazy kitabıdır.

kendinizi en yalın, en savunmasız, en saf halinizle insanlara gösterebileceğiniz anlar en büyük acıları çekmekte olduğunuz anlardır. canınız ne kadar çok yanıyorsa o kadar şeffaflaşmaya başlarsınız.

hayatta bir insanın yaşayacağı en büyük acılardan biri de annesinin ölümüdür belki. kendinizi terk edilmiş hissettiğiniz, karşılıksız sevgi ihtimalini kaybettiğinize inandığınız bir acı nirvana’sı olabilir o an.

peter esterhanzy annesini kaybettikten beş ay sonra karşımıza böyle bir romanla çıkıyor ve bize kalbin işlemeye devam etmesi için yardımcı fiillere ihtiyaç duyduğunu anlatıyor kendi dilinin döndüğünce.

romanda, ölen bir annenin ardından yakılan salya sümük bir ağıt yok. ölen anne yazarın zihninden yeniden hayat bulur, ancak zaman zaman öldüğü yaşta arzı endam ederken, zaman zaman da genç bir kız olarak ortaya çıkar.

romanın en ilginç yanı anlatıcının, farklı yaşlarda ve hayatının farklı dönemlerinde ortaya çıkıp yaşadıklarını ve ölmeden önce çektiği acıları ve bu acılara neden olan hastalığını anlatan annenin olmasıdır.

her kalbin bir yardımcı fiile ihtiyacı vardır, zamana göre çekilebilmek için.
devamını gör...

bana göre en iyi elektronik müzik grubudur. sözsüz parçaları en iyi sözlerden daha çok şey anlatır insana. çok yetenekli iki kişiden oluşur grup. dediklerine göre insanlar içinde utandiklarindan kasklarini çıkarmazlar.
devamını gör...

genel olarak makyaj malzemeleri benim için. mağazada rengarenk, çeşit çeşit görünce insanın çok ihtiyacı varmış gibi alası geliyor. sonrası dolapta tozlanış. pandemi bir bu işe yaradı benim için, mağazaya gidip görmeyince almıyorum da.
devamını gör...

adını kendisine kendisi koymuş. wonko the sane'e selam olsun(muş). m'siz yazılımcı bireyle bir alakası olmadığı gibi adını kendisine kendisi koyan her birey gibi birinin bişeysi olarak anılmaktan hicap duyacak biriymiş.
rivayet edilir.
devamını gör...

mevlüt okutacak halleri yoktu heralde yani bir tekne zevkleri var ona da karışmayın!
devamını gör...

bendim eskiden, son 1 aydır küçümsenenler kısmında olduğum için "insanları küçümsemek yanlışmış!" pozlarına girdim. ama siz benim gibi yapmayın, küçümsemeye devam edin; hak ediyorlar, hak ediyoruz.
devamını gör...

şüphesiz ki biz her şeyi formata göre yarattık.
devamını gör...

daddy, sesini her duyduğumda günüm şenleniyor be adam! yayını anında hypelamıştır.
devamını gör...

bunda şaşılacak ne var anlamadım. türkiye'de seçmen kitlesinin %65'i sağ seçmendir. bilimsel araştırmalara göre biliyoruz ki seçmen kitleleri sağdan sola ya da soldan sağa kaymaz, ancak kendi içinde kayabilir. yani sıradan bir sağ seçmen oy verdiği partiden bıkınca oy verebileceği başka bir sağ parti arar, sola gitmez. tersi de aynen geçerlidir. sağ ve sol arasındaki geçişken oylar birkaç puandan ibarettir.

türkiye'nin önde gelen sağ partileri dp, ap ve anap'tı. bunlar aslında birbirinin ardılı olan partiler yani aynı parti. ülkeyi 77'deki kısa bir chp koalisyonu hariç hep bunlar yönetti. 2002'de hem akp hem de gp yüzünden diğer sağ partiler %10 barajını geçemedi ve 45 puanlık seçmen meclise bile giremedi. daha sonra çoğunluğu sağ olan bu seçmen akp çatısı altında konsolide oldu.

iyi parti kurulurken yaşananları iyi hatırlayın. bu yeni kurulan partinin bu kadar üzerine gidilmesinin sebebi sağdaki oyları bölme potansiyelinin olmasıydı, nitekim böldü de. türkiye'de demografik yapı değişmeden, şehirleşme ve eğitim seviyesi artmadan %65'lik sağ kitle küçülmez. 2023 seçimlerinde belki tablonun biraz değiştiğini göreceğiz zira 20 yıl kabaca bir nesil eder.
devamını gör...

birbirlerini sevip saymaktır.
devamını gör...

ikiz kuleler bombalandığı için
abd her akşam trabzon üzerinden geçen uçaklarla ırak'a bombalar yolluyor, seslerini duyuyorum, tam ben oğlumu yatırırken. ben oğlumu uykuya yatıyorum abd ırak'taki çocukları ölüme yolluyor.
dünya ne garip bir yer.
devamını gör...

şahane bir sohbetle devam eden, hatta gülmeyi unutmuşçasına güldüren programdır. aklıma gelen ilk şey nezaket oldu, gerçi bütün insan ilişkileri için geçerli bu. lakin diyelim ki o an bir şeye sinirlendik, üzüldük, bunun sebebi kendisine bir şeyler hissettiğimiz kişi olsa bile sakin olmaya çalışmak önemli. çok zor ama önemli. keza hepimizin türlü türlü halleri var, bu nedenle önemli bir şeyi değersizleştirmek ya da çok basit bir şeyle alay etmek karşımızdaki kişiyi çok incitebilir. kavga edip "ben ne dedim ki şimdi?" dediğimiz durumlar böyle şeylerden kaynaklanıyor olabilir. hayat hepimize zor, bu nedenle özür dilemeyi, gülümsemeyi, teşekkür etmeyi ihmal etmemek gerek.*
devamını gör...

ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim