nokia 3310. ilk gördüğümde antensiz telefon yapmışlar oha demiştim.
devamını gör...

2 su bardağı kaynamaya yakın su
1 su bardağı granül halde kahve
4 su bardağı şeker
1 şişe votka (70 cl)
3 paket vanilya

kahve ve 4 bardak şekeri derin bir tencerede harmanlayın. üzerine 2 su bardağı kaynamaya yakın su ekleyerek (kaynar su eklemeyiniz çünkü kahvede ani lezzet değişimine sebep oluyor) karıştırın ve soğumaya bırakın. soğuduktan sonra üzerine 3 paket vanilin ve bir şişe votka dökerek tahta bir kaşıkla karıştırın. aslında kullanmanız gereken etil alkoldur ancak bulması ve seyreltimesi ev ortamında zor olduğu için, yerine zaten seyreltilmiş olan votka, kanyak ya da brendi kullanabilirsiniz. hazırladığınız karışımı tülbentle süzerek büyükçe bir şişeye doldurun ve gölge bir yerde bir ay kadar dinlenmeye bırakın. kahve likörü aslında 3 hafta içerisinde içilebilir duruma geliyor ancak lezzetin iyice çıkabilmesi için 4 hafta beklemeyi tercih edebilirsiniz. kahve likörünü likör bardağında ve buz parçaları ile servis edin.

afiyet olsun…
devamını gör...

sevdiceğim <3
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gerçekten gidenler genelde sessiz sedasız gidiyorlar.

100 madalya hedefini tutturmuş bir tatlış yazarın vedasına şahit olduk..
sen geldiğinde de biz olmayabiliriz canım yazar.. severdik seni. allah'a emanet ol.
devamını gör...

neyi kaybetmekten korkarsan, neyi kendinden çok seversen, neyi gözünden çok sakınırsan ilk onu kaybedersin.
devamını gör...

bugün, hemen her kitapçının raflarında görebileceğiniz kitap. türkçe karşılığı küçük prens. yazarı, 1944 yılında çıktığı keşif uçuşundan dönemeyen fransız antoine de saint exupery olan ve ilk baskısı 1943 yılında yapılmış olan ünlü eser. 1943 yılında yayınlandıktan çok kısa süre sonra dünya çapında en çok okunan kitaplar arasına girmiştir.

fabl ve fantastik içerikli kurgusu olan 96 sayfalık bir kitaptır. 12 kere sinemaya uyarlanmış. fransızca ve ingilizce'den başlayarak yavaş yavaş bütün dillerde yayınlanmıştır. şimdiye dek toplam 450 dil ve lehçeye çevrilmiştir. çocukluktan beri ismini duyduğumuz ve içeriği de en çok merak edilen kitap. çocuk kitabı gibi görünse de büyüklere hitap eden bir eser. küçük prens kitabında , kendi galaksisinde tek bir gül ile yaşayan küçük prensin, başka galaksilerde gezebilmek için tek gülünü yalnız bırakıp tek başına gezmesini konu ediniyor.

yazarın ölümünün üzerinden 70 yıl geçmesi ile telif hakkı gibi bir meselenin bitmesi ve eserlerinin kamuya mal olması ile bizde popüler oldu. kitabı artık her yayınevi, canı istediği kadar basıp çıkarabiliyor.
devamını gör...

chocolatewithmilk koşarak geliyor şu an başlığa *

t : geceleri makarna yapma isteğine peri denmesi durumu.
devamını gör...

arthur c. clarke'ın 1953 basımı kitabı. çocukluğun sonu ismiyle türkçe'ye çevrilmiştir.

uzun zamandır ara vermiştim bilim kurgu okumaya, şahane bir başlangıç oldu benim için bu kitap.

yazar, kimi yerde verdiği inanılmaz detaylarla büyüledi beni kimi yerde ise sabit fikirleriyle şaşırttı. böyle ilerici bir kitapta ne sabit fikrinden bahsediyorsun derseniz bilimin yalnız(!) batıdan doğduğu iddia ediliyor kitapta.



“insanın bir eksiği yoksa, hırsızlık yapmak anlamsızdı. (...) psikolojik sorunlarının çoğu çözüldüğü için insanlar çok daha sağlıklı ve aklı başında davranıyordu. (...) her türden çatışma ve anlaşmazlıkların sona ermesi, yaratıcı sanatın da bitmesine yol açtı. hem amatör, hem profesyonel sayısız icracı bulunsa da, bir nesil boyunca edebiyat, müzik, resim ya da heykeltıraşlık alanında gerçek manada başarılı hiçbir eser çıkmadı.”

devamını gör...

cözülemeyen sudoku 'nun tavsiyesi üzerine az önce izleyip bitirdiğim belgeseldir.

bundan sonrasını spoi takıntısı olanlar okumasın.


ilk olarak 24 mart'ta yayınlanan belgeselin, filmin yapımcılığını kip andersen , yönetmenliğini ali tabriz'i yapıyor.
neredeyse belgeselle ilgili her şey ali tabriz'in elinden geçmiş gibi, buna belgeselde gösterilen ''ana karakterin'' kendisi olması da dahil. ki; bu kişi okyanuslara çocukluğundan beri hayran ve onları kurtarmaya çalışan bir ''kahraman''!
kıyıya vuran balina ölümleri ile başlayan belgesel, çevre felaketleri, denizdeki çöpler, mikroplastiklerle bizi can evimizden vurup kendine çekiyor.
ancak ben vejeteryan değilim, doğal olarak ''balık yemeyin'' mesajından hoşlanmadım.
kendisinin paranın izini sürdüğü gibi bende ali tabriz'inin izini sürdüm. 2018 'vegan'' isimli bir film çektiğini öğrendim.
belgesel ''sürdürülebilirlik'', ''yenilebilirlik'' kavramlarını reddediyor. ancak ingiliz yenilenebilir enerji girişimcisi dale vince tarafından yapım desteği ve finansmanını almış gibi görünüyor.
saygı duyuyorum.

bu dünyayı ayakta tutan şey, ''denge'' dir. ve dengesiz olarak üreyen tek canlı , ''insan''dır.

bu anlamda matrix filminde; mr. smith'in, morpeus'u yakaladığı ve şu sözleri söylediği kelimeler benim için, daha etkili bir mesaj içeriyor:

''sizinle, bir süredir kafamı meşgul eden bir düşüncemi paylaşmak istiyorum. bu düşünce aklıma sizin türünüzü sınıflandırmaya çalışırken geldi ve anladım ki sizler aslında memeliler sınıfına dahil değilsiniz. bu gezegendeki tüm memeliler, yaşadıkları çevre ile içgüdüsel olarak bir denge kuruyorlar. ama siz insanlar öyle değilsiniz. bir bölgeye yerleşiyorsunuz ve çoğalıyorsunuz, tüm doğal kaynakları tüketene kadar çoğalıyorsunuz. canlı kalabilmenizin tek yolu başka bir bölgeye yayılmak. bu gezegende bu şekilde yaşamını sürdüren bir organizma daha var. ne olduğunu biliyor musunuz? virüsler. insanlar hastalıktır. bu gezegenin kanserleri. sizler vebasınız. ve bizler de bunların ilacıyız.''

bence mevzu tam olarak bu, sadece bizim değil; bize bağlı olarak ''tüketim'' temeline kurulmuş kapitalizminde büyümesi...

sorun ''endüstriyel balıkçılık'' ...

bu balıkçılık, trol tekneleriyle, tüm teknolojik silahları kuşanmış, üstümüze üstümüze geliyor.
kanolarıyla ekstansif balıkçılık yapmaya çalışan, somaliler'in kökünü kazımayı şiar edinmiş ''daha fazlasını isteyen'', bu ticari kurumlar,
bizim vergilerimizle destekleniyor.
üstelik desteklendiği rakamlar, dünyada açlığı bitirebilecek miktarlar. bunun hepsi bir sistem üzerine kurulu. bu sistemin adı '' kapitalizm''
bir şeyin altını tekrar ve tekrar çizmek istiyorum.
dünyada, ''temiz enerji'' diye bir şey yoktur. tıpkı ''temiz tüketim'' olmadığı gibi. ulan biz uzayı bile kirleten mahluklarız. (bkz: uzay kirliliği)
var olduğumuz, mr smith'in de dediği gibi aşırı ürediğimiz zaman ''beslenme'' her zaman en büyük problemlerimizden biri olacak.

belgeselle ilgili bir dip not paylaşmak istiyorum.
adamın verdiği sayısal verilerin ve yüzdelerin doğru olmadığı konusunda internet aleminde tartışmalar var.
bu anlamda araştırmacı gazeteciliği şu anda tartışılan bir belgesel bu
. www.thehindu.com/entertainm...

''
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel''
devamını gör...

türk insanının en çok yaptığı yazım yanlışları iki ana başlıkta toplanabilir:

1 - boşluk bırakmaya yeterince dikkat etmemek
dahi anlamındaki "-de"nin ayrı yazıldığını cümle alem biliyor. gel gelelim, türkçede boşluk bırakılması gereken tek yer ekler değildir. türk insanı, birazdan belirteceğim fiilleri yazmakta tam manasıyla facia denilebilecek seviyede. "farketmek, haketmek, defolmak" gibi yazılışlar bize doğal gelse de birleşik fiillerde ses düşmesi/türemesi gibi bir durum yaşanmıyorsa boşluk bırakılması gerekir. yani üstte verdiğim örneklerin doğrusu "fark etmek, hak etmek, def olmak"tır. bu tarz, iki kelimenin birleşiminden oluşan fiiller, istisnalar haricinde ayrı yazılır. bu kuralın istisnalarından en çok kullanılan iki fiil ise "affetmek ve varsaymak"tır.

2 - konuşma türkçesinin etkisinde kalmak hemen her kesimde bu yanlışa düşen insanlara rastlanır. "eyer, felan, yanlız, dinazor, ejderya" gibi kullanımlara ısrarla başvururlar ve hatalı olduklarını kabullenmezler. elbette hiç kimseden dört dörtlük türkçe kullanması beklenmez. sonuçta hiçbirimiz dil bilimci değiliz. lakin bu tarz yazım yanlışlarını, lise sınavına hazırlanan on üçlük bebeler bile öğrenmiş durumda.

elbette bu yanlışlar çoğaltılabilir ancak az önce de belirttiğim gibi, kimseden dört dörtlük türkçe okuyup yazmasını bekleyemezsiniz. genel profilde şimdilik bu hataların düzeltilmesi yeterlidir. ben bile bu tanımı yazarken belli başlı hatalar yapmış olabilirim, türkçem çok iyiymiş gibi ahkam kesiyorum zannetmeyin.

ayrıca başlıkta şöyle küçük bir hata var: * insanı, yapılan yazım yanlışı delirtmez; yazım yanlışı yaptığını kabul etmeyen mahlukat delirtir.
devamını gör...

cağ kebapçı olurdum
devamını gör...

köpeklere kafa tutmayı bırakmayı acilen bırakmalılar. bir gün bir köpeği katil edecekler.
devamını gör...

ırkçılık diye bakan terörist seviciler defolsunlar başlıktan.
3 mayıs türkçülük günümüz kutlu olsun.
devamını gör...

t:birim yüzeye etki eden bileşke dik kuvvetin büyüklüğüdür.
-birimi pascal(pa) dır.
-'p' ile gösterilir.
-skaler bir büyüklüktür.
formülü:
basınç =kuvvet/yüzey alan
p=f/s
devamını gör...

insanın kendi kendini takdir etme isteği.

bazen profilime girip yazdıklarımı okuyunca '' ulan ne güzel yazmışım be! bir beğeni de benden bana.''
demek istediğim tanımlar çıkıyor karşıma.

maalesef sözlükte böyle bir özellik olmadığı için ayağa kalkıp kendimi alkışlıyorum.
devamını gör...

bu tramvayın vatmanı nerede kardeşim diye sorulması gerekir öncelikle.
devamını gör...

günaydın sözlük.
mis gibi bir gün olsun mu?
sözlüğü büyükşehir yapayım mı?
tansu çiller bacınız gibi yazdım mı?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

o vakit gerilin ve uyanın bakim,
çok eğlenceceğuk çok.
devamını gör...

yönetmenliğini melih gülgen'in yaptığı , senaryosunu erdoğan tünaş'ın yazdığı müziklerini cahit berkay'ın yaptığı 1975 yılına ait bir türk filmi. filmin başrollerini cüneyt arkın, deniz erkanat, cemil şahbaz, turgut özatay ve bilal inci paylaşırlar.

filmin konusuna gelirsek:

bir fabrika işçisinin mafya patronluğuna geçişini anlatan efsane repliklere sahip bir filmdir. cüneyt arkın bir fabrika işçisidir fabrika sahipleri işçi maaşlarına zam yapacakları sözünü tutmayınca cüneyt abi ve iki arkadaşı (nizam ergüden ve kazım kartal) önderliğindeki işçiler grev yapar. fabrika sahipleri abilerimiz cüneyt arkın abimizle anlaşmak isterler fakat kabul görmez. fabrikanın büyük ortağı olan nubar terziyan amcamız ise işçi isteklerini kabul etme tarafındadır fakat diğer 3 ortak abimiz karşı çıkarlar (turgut özatay, bilal inci, ihsan gedik). bir gece nubar amcamız fabrikada ölü bulunur. arkadaşlarının da patronlar tarafından satın alınıp yalancı şahitlik yapması ile suç cüneyt abimze kalır ve hapse girer. hapiste itilir kalkılır dayak yer millete çay demler temizliklerini yapar ta ki karısı kendisini ziyarete gelene kadar. cüneyt abimiz anlamıştır karısı kötü yola düşmüş. koğuş ağası (tarık şimşek) dalga geçince isyan bayrağını açar ve şu sözleri söyleyerek ' sana hırladım , hepinize hırladım, bütün dünyaya hırladım, artık dişerimi göstereceğim bu zamana kadar hep beni ısırdı insanlar bundan böyle ben onları ısıracağım' der ve bir güzel döver. hapise ilk girdiğinde dayak yediğinde kendisi ile ranzadan düştü demişlerdi bu sefer koğuş ağası için ranzadan düştü derler. cüneyt abimiz ise bir çay koyun diyerek postasını koyar. içeride çok güçlenmiştir dışarıda da ünü artmaktadır . af ilan edilir dışarıya çıkar dışarıda ilk toplatısında polis basar basan komiser ise kendi oğludur. o hapise girince oğlunu bir cami hocası (hüseyin peyda) alıp büyütmüş ve komiser yapmıştır. cüneyt abimiz annesine gider para vermek ister annesi istemez bu para kirli diye daha sonrasında cüneyt abimizin intikamları başlar kendisini hapise attıranlardan.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yaşadığı korkunç ve saplantılı aşkla tarihe geçmiş, count carl von cosel olarak da bilinen alman radyoloji teknisyeni.

hassas kişilerin okumamasını tavsiye edeceğim şeyler yazacağım konu hakkında.

***

tanzler 1. dünya savaşı esnasında birkaç yere seyahat ettikten sonra almanya'ya geri döner. evlenir, çocukları olur. amerika'ya göç edip bir hastanede işe başlar. normal bir insan görüntüsü verse de, kendisinin doğmasından 100 yıl kadar önce ölmüş bir kontesi sürekli rüyalarında gördüğünü anlatmasıyla, aslında saplantılı bir tip olabileceğinin sinyalini vermiş bana kalırsa.

işe başladıktan 3 sene sonra hastaneye genç bir kadın gelir. elena adlı bu kadın, zamanın illeti olan verem hastalığına tutulmuştur. tanzler, rüyalarında gördüğü kadının o olduğunu iddia etmeye başlar.

elena, evliliği kağıt üzerinde süren, kocasından ayrı bir kadındır. tanzler onu kafaya takar ve tedavi etmek amacıyla ona yanaşmaya başlar. fakat genç kadının bu ilgiye hiçbir zaman karşılık vermediği herkes tarafından bilinmektedir.

***

tanzler, elena'yı lanet hastalığın elinden kurtaramaz. tüm cenaze masraflarını karşılar ve ailesinin izniyle elena'ya bir anıt mezar yaptırır. 2 sene boyunca hemen hemen her gece mezarı ziyaret eder. fakat bir gece, "bunu elena'nın istediği" iddiasıyla, mezardan cesedi alarak kendi evine götürür.

***

cesedin dağılmaya başlayan kemiklerini, piyano telleri yardımıyla birbirine bağlar. göz yuvalarına cam küreler koyar, dökülen saçlarının yerine peruk takar. kokmaması için onu sürekli parfümlere boğar. bu rezil durum 7 sene sürer.

7 sene sonra bir şekilde olay hakkında dedikodular yayılmaya başlar. büyük ihtimalle cesedin kokmasını önleyemedi ve fısıltı gazetesi iş başı yaparak dedikoduyu yaydı diye düşünüyorum. her neyse... elena'nın kardeşi dedikoduları duyar ve tanzler'i ablasının cesediyle dans eder vaziyette yakalar. durumu yetkililere bildirir. tanzler tutuklanır. akıl sağlığı yerindedir ve yargılanmasına hükmedilir. ancak davanın zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle serbest bırakılır.

***

cesetten geriye kalanlar, gizli bir yere gömülür ancak o esnada yapılan incelemeler gösterir ki, tanzler cesedin bacak arasına yapay bir vajina yerleştirmiştir. bu nekrofili iddiaları otopsiden 30 sene sonra açıklanır. ancak bunu inandırıcı bulmayanlar var. bence gayet olası...

***

tanzler serbest kaldıktan bir süre sonra elena'nın gerçek boyutlarda bir kuklasını yapıp bu kez onunla yaşamaya başlamış. öldüğünde yanı başındaymış sevgili elena'sının taklidi. bu olayın ardından pek çok söylenti çıkmış: kuklanın aslında elena'nın ta kendisi olduğuna dair. bu söylentiye bakılırsa, tanzler onu yeniden mezarından çalmış çünkü.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sünnet ile alakası olmayan durumdur.
"andrologia dergisinde henüz yayınlanan bir meta-analiz bu konudaki belirsizliği ortadan kaldırmak maksadıyla, sünnet ve erken boşalma konusunda yapılan 12 çalışmanın sonuçlarını incelemiştir. toplamda 10.019 sünnetli ve 11.570 sünnetsiz erkeğin cinsel fonksiyonlarını analiz eden araştırmacılar, sünnet işleminin erken boşalmaya neden olmadığını göstermiştir. bununla birlikte sünnetli erkeklerde boşalma süresi daha uzun, sertleşme bozukluğu ve cinsel ilişki sırasında ağrı sıklığının daha az olduğu tespit edilmiştir."
andrologia. 2017 jun 27. doi: 10.1111/and.12851.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim