sözlükte yazan kadınların birbirini çekememesi
burda denk gelmedim. buraya yazan kadınlar akıllı çünkü. kendi ışığına güvenen başkasının parlamasından korkmaz.
devamını gör...
devletin erasmus burslarını veremeyecek noktaya gelmesi
bugünün haberleri ile ortaya çıkan durum. almanya'da erasmus öğrencisiyim. bursu geçtim burs antlaşması dahi henüz yapılmadı. internette yayınlanan bu haberlerde ulusal ajansın ancak 2.5 aylık bir para verebileceği, bunu da 2022 şubat zamanında verebileceği ihtimali itü yönetimi tarafından dillendirilmiş. benim bağlı olduğum üniversite de tarih dahi açıklamayıp bu anlaşmanın ne zaman gerçekleşeceğine dair bir fikirlerinin olmadığını söyledi.
bir yıldır çalıştım para biriktirdim, burada 2 ay yetecek para ile geldim. bakalım gerisi nasıl olacak.. iş ilanlarına bakıyorum, ders programına uyan bulursam gireceğim.
bir yıldır çalıştım para biriktirdim, burada 2 ay yetecek para ile geldim. bakalım gerisi nasıl olacak.. iş ilanlarına bakıyorum, ders programına uyan bulursam gireceğim.
devamını gör...
param olsaydı böyle olmazdı
fakir hayıflanması. belki de paran olsaydı da böyle olurdu. ama tabii ki hem zengin olup hem durumun böyle olması bu durumu bir nebze hafifletebilir.
devamını gör...
ağırınıza giden sözler
burda çalışmak istiyorsan bu düzene (her şeye itaat) uyacaksın.
devamını gör...
kadınların dert anlatan erkeklerden hoşlanmaması
eksik tespit.
kadınlar dert anlatan erkekten değil, sürekli her şeyden şikayet eden erkeklerden hoşlanmazlar. çünkü sürekli şikayet eden erkeğin sorumluluk bilinci yoktur. kendine ait hiçbir güce sahip olmadığı mesajını verir karşı tarafa.
kadınlar dert anlatan erkekten değil, sürekli her şeyden şikayet eden erkeklerden hoşlanmazlar. çünkü sürekli şikayet eden erkeğin sorumluluk bilinci yoktur. kendine ait hiçbir güce sahip olmadığı mesajını verir karşı tarafa.
devamını gör...
kadınların kötü erkeklerle beraber olması
çünkü çocukluktan itibaren türk kültüründe "eşindir, annedir babadır, yaşlıdır" adı altında herşeyi ama herşeyi sorgusuz, sınırsız, bedelsiz vermek, yapmak öğretiliyor.. bu yüzden verdiğimiz sevginin saygının, "kendimizin" "hiçbirşeyimizin" değeri yok" zannediyoruz.. alıştığımız duygu bu olduğu için de, karşılık beklemiyoruzki karşılığını alamayınca farkedelim...
bu yüzden bize değer vermeyen bir erkeğe, hep vererek (sevgi, saygı, ilgi vs) "o istediği zaman" "istediği kadar" vermesini bekliyoruz paşaların...
bi dakka ya burda bi terslik var dediğiniz zaman çözüyorsunuz, annedir/babadır/eştir/sevgilidir demek zorunda değiliz.. saygı görmüyorsak, sevildiğimizi hissetmiyorsak hemde maddi manevi imkanları varken size hiçbirşey vermiyorsa, niye bekliyorsun? neyi bekliyorsun?
dikkat ettiyseniz özellikle dindar ailelerde hep çocukların anneye babaya, erkeğe, yaşlılara vermesi gerekenler anlatılır.. ne yaparsa yapsın ama hep hizmet ediceksin başının üstünde olucak filan.. o yapmasa bile.. hepde almaları gereken şeyleri anlatırlar.. arkadaş bu mübarek kitapta hiç çocukların bir değeri yokmu.. bekar bir kadın, çocuk doğurmamış bir kadın, bir kadını hamile bırakmamış bir erkek yokmu, bunlar olmadan insan değillermiydi, hiçbir şeye hakları yokmuydu, normal sadece insan olarak hiçmi vakit geçirmiyorlar...
bizim duyduğumuz yok, varsa da maşallah kimse öğrenmek istememiş, kuran da ne kadar sömürmeye yarayan şey varsa anlatıyorlar bize, hasbelkader bunlara sahip olanlar (proleterya) güya hep hizmet edicez hep hürmet (o etmese bile/hak etmese bile) edicez.. ne güzel iş yaa..
işte bu yüzden kendimizi de, yaptığımız işi de değersiz, emeğimiz sevgimiz karşılıksız "verilebilir" diye öğreniyoruz..
bunu bu şekilde öğrendiğimiz için de, nerde balık burcu yengeç burcu erkeği var, ne yazdığına cevap verir, ne söylediğini doğru anlar, hakkı yokken küser, seni üzer.. gidip bu romantik zannettiğimiz, nazlı erkeklerin peşinde ziyan oluyoruz..
saçma sapan alakasız insanların birbirine aşık olup pat diye evlenmelerinin sebebide bu.. herşeyin sebebi bu..
bunu farkedip bi dakka ya niye hep ben veriyorum, niye bunu ben hallediyorum diye düşünmeye başlarsanız çözersiniz.. çözdükten sonra ben varım diyosunuz.. benim bir değerim var.. herşeye de hakkım var, bunu dediğiniz zaman, size haketmediğiniz bir kelime söyleyen, bir karış yaklaşan insanı anında saniyesinde farkedip set çekiyosunuz, ve bunu gösterdiğiniz zaman karşıdaki insan anlıyor, kimseye içinizden kızıp evde üzülmeniz gerekmiyor, herkese herşeyi söyleme hakkımız var, biz bunu bilmiyoruz işte, ertesi gün cevap vermeye tenezzül eden adam o kadınla hiçbirşey yaşamayı haketmiyordur.. ama haketmediği şeyleri aldıkça şımarıyor bu adamlar, zaten çoğu bencil..
sorun kendini değersiz zannettirilerek büyütülen kadınlarda.. çünkü erkek çocuklara nispeten daha kıymet veriliyor, hiçbir işe yardım etmiyorlar, erkek çocuklarına ev alınıyor, araba alınıyor vs, onlar yine bir derece kıymet görüyor, tabi bunlar bir dönem için geçerli ben 1978 doğumluyum, bizim kuşakta pek ailesinden saygı görmüş yoktur, zengini fakiri bilinç olarak böyledir dindar olmasa bile böyle haksız bir sistem vardı bizim zamanımızda, cevap verilmez, yanında uzun oturulmaz vs.. hep bunlar öğretildi, neden? diyen asi oldu, biz konuşma hakkımızı bile cevap vermek olarak öğrendik, saygı bu değil arkadaşlar, bu bir insanın bulunduğu yeri konumu çıkarları için egosu için kullanmasıdır, sömürmesidir..
şu anda durum çok daha farklı, bu seferde çocuklara ilahi bir değer yükleyen, adeta kutsallaştıran anne babaları görüyorum, o çocukların ilişkileri nasıl olacak kimbilir..
bu yüzden bize değer vermeyen bir erkeğe, hep vererek (sevgi, saygı, ilgi vs) "o istediği zaman" "istediği kadar" vermesini bekliyoruz paşaların...
bi dakka ya burda bi terslik var dediğiniz zaman çözüyorsunuz, annedir/babadır/eştir/sevgilidir demek zorunda değiliz.. saygı görmüyorsak, sevildiğimizi hissetmiyorsak hemde maddi manevi imkanları varken size hiçbirşey vermiyorsa, niye bekliyorsun? neyi bekliyorsun?
dikkat ettiyseniz özellikle dindar ailelerde hep çocukların anneye babaya, erkeğe, yaşlılara vermesi gerekenler anlatılır.. ne yaparsa yapsın ama hep hizmet ediceksin başının üstünde olucak filan.. o yapmasa bile.. hepde almaları gereken şeyleri anlatırlar.. arkadaş bu mübarek kitapta hiç çocukların bir değeri yokmu.. bekar bir kadın, çocuk doğurmamış bir kadın, bir kadını hamile bırakmamış bir erkek yokmu, bunlar olmadan insan değillermiydi, hiçbir şeye hakları yokmuydu, normal sadece insan olarak hiçmi vakit geçirmiyorlar...
bizim duyduğumuz yok, varsa da maşallah kimse öğrenmek istememiş, kuran da ne kadar sömürmeye yarayan şey varsa anlatıyorlar bize, hasbelkader bunlara sahip olanlar (proleterya) güya hep hizmet edicez hep hürmet (o etmese bile/hak etmese bile) edicez.. ne güzel iş yaa..
işte bu yüzden kendimizi de, yaptığımız işi de değersiz, emeğimiz sevgimiz karşılıksız "verilebilir" diye öğreniyoruz..
bunu bu şekilde öğrendiğimiz için de, nerde balık burcu yengeç burcu erkeği var, ne yazdığına cevap verir, ne söylediğini doğru anlar, hakkı yokken küser, seni üzer.. gidip bu romantik zannettiğimiz, nazlı erkeklerin peşinde ziyan oluyoruz..
saçma sapan alakasız insanların birbirine aşık olup pat diye evlenmelerinin sebebide bu.. herşeyin sebebi bu..
bunu farkedip bi dakka ya niye hep ben veriyorum, niye bunu ben hallediyorum diye düşünmeye başlarsanız çözersiniz.. çözdükten sonra ben varım diyosunuz.. benim bir değerim var.. herşeye de hakkım var, bunu dediğiniz zaman, size haketmediğiniz bir kelime söyleyen, bir karış yaklaşan insanı anında saniyesinde farkedip set çekiyosunuz, ve bunu gösterdiğiniz zaman karşıdaki insan anlıyor, kimseye içinizden kızıp evde üzülmeniz gerekmiyor, herkese herşeyi söyleme hakkımız var, biz bunu bilmiyoruz işte, ertesi gün cevap vermeye tenezzül eden adam o kadınla hiçbirşey yaşamayı haketmiyordur.. ama haketmediği şeyleri aldıkça şımarıyor bu adamlar, zaten çoğu bencil..
sorun kendini değersiz zannettirilerek büyütülen kadınlarda.. çünkü erkek çocuklara nispeten daha kıymet veriliyor, hiçbir işe yardım etmiyorlar, erkek çocuklarına ev alınıyor, araba alınıyor vs, onlar yine bir derece kıymet görüyor, tabi bunlar bir dönem için geçerli ben 1978 doğumluyum, bizim kuşakta pek ailesinden saygı görmüş yoktur, zengini fakiri bilinç olarak böyledir dindar olmasa bile böyle haksız bir sistem vardı bizim zamanımızda, cevap verilmez, yanında uzun oturulmaz vs.. hep bunlar öğretildi, neden? diyen asi oldu, biz konuşma hakkımızı bile cevap vermek olarak öğrendik, saygı bu değil arkadaşlar, bu bir insanın bulunduğu yeri konumu çıkarları için egosu için kullanmasıdır, sömürmesidir..
şu anda durum çok daha farklı, bu seferde çocuklara ilahi bir değer yükleyen, adeta kutsallaştıran anne babaları görüyorum, o çocukların ilişkileri nasıl olacak kimbilir..
devamını gör...
düğünlerden nefret etme sebepleri
gelenek/görenek adı altında insanlara maddi zorbalıklar yapılması. kapı açılmadı para ver, pasta kesilecek ama bıçak kesmiyor para ver, kuaförden gelin çıkacak bahşiş olmadan çıkamaz para ver, gelin arabasının önünü kesenlere para ver.... bu nedir böyle kardeşim. bir de verilen parayı beğenmeyip daha fazla isteyenler var ki tam dayaklıklar.
devamını gör...
kafa sözlük yeni isim tahminleri
(bkz: adını feriha koydum)
devamını gör...
powwow
kökeni algonquin dilinden gelmektedir. bu sebeple sadece algonquin kabilesi için rüya öngörüsünde bulunan şamanı tanımlar. diğer kabileler için bu tarz bir anlam ihtiva etmemektedir. mesela lakotalar için bir nevi geçiş dansıdır. savaş öncesinde, eski savaşçıların ruhlarının kendilerine yardımcı olabilmesi ve onlarla savaş meydanında düşmana karşı savaşmaları için öte alemden çağrılmalarını amaçlanır. lakotalar açısından hayalet dansının bir başka versiyonu gibidir. çoğu kabile içinse kutsal yaşam çemberini tamamlamak adına yapılan bir ritüel olarak göze çarpar. bu ritüelin en önemli kavramlarından birisi ''kartalın nefesi'' tabiridir. pow-wow dansı yapan yerliler geçmişteki ruhların döngüyü tamamlamak adına kendileri ile dans ettiğine inanırlar. bu ruhları görebilmek ise öyle kolay değildir. kendileri ile dans eden ruhları görenlerin kartal nefesi sayesinde bu görüşe sahip olduğuna inanılır. tabi bunun içinde bir takım keyif verici maddeler alınır. * o esnada ruhları görenlerin kalbine ve kulağına bir ezgi fısıldandığına inanılır. bu ezgi herkes için farklılık arz eder. ömür boyu bu ezgiyi duyanın kalbinde ve kulağında kalacaktır. kimseye söylenmez ve kimseye öğretilmez. kişi bunu sadece kendisi için mırıldanır ve böylece yaratıcıya yeryüzündeki tüm nimetler için özel bir şekilde teşekkürünü sunma imkanına sahip olur.
tabi günümüzde artık pow-wow eski anlamından çok uzak bir ritüel. kültürel mirası yaşatmak adına yapılan festivaller haline bürünmüş durumda. farklı kabilelerden gelen insanların birbirleri ile temasını sağlayan aynı zamanda da ticari olarak gelir elde edilen ve yarışmaların düzenlendiği bir şölen.
davul en önemli enstrümanlardan birisidir. ve günümüzde dans harici davul yarışmaları da düzenlenir. davul grupları bu şölenlerin olmazsa olmaz unsurlarından birisidir.
tabi günümüzde artık pow-wow eski anlamından çok uzak bir ritüel. kültürel mirası yaşatmak adına yapılan festivaller haline bürünmüş durumda. farklı kabilelerden gelen insanların birbirleri ile temasını sağlayan aynı zamanda da ticari olarak gelir elde edilen ve yarışmaların düzenlendiği bir şölen.
davul en önemli enstrümanlardan birisidir. ve günümüzde dans harici davul yarışmaları da düzenlenir. davul grupları bu şölenlerin olmazsa olmaz unsurlarından birisidir.
devamını gör...
evrensel çekim yasası
isaac newton'un formüle ettiği yasa'dır.buna göre, doğadaki her madde bir diğerini ikisini birleştiren doğru yönünde ve kütleleri çarpımının aralarındaki uzaklığın karesine bölümünü şiddetinde bir kuvvetle çeker.
devamını gör...
24 mart 2021 akp ankara kongresi
il teşkilatlarının ankara'ya otobüslerle insan taşımasına sebep olan kongredir.
adamlar kefenimizi giydik geldik sözünü şimdi söyleseler tam yeridir.
neyse ramazan geliyor umarım iftar toplantıları yapmazlar. şaka şaka kesin yapacaklar o yüzden öyle iyi şeyler ummuyorum.
adamlar kefenimizi giydik geldik sözünü şimdi söyleseler tam yeridir.
neyse ramazan geliyor umarım iftar toplantıları yapmazlar. şaka şaka kesin yapacaklar o yüzden öyle iyi şeyler ummuyorum.
devamını gör...
tıp fakültesinde okumak
en büyük pişmanlığım bu hayatta. pandemi dönemimde daha da yoğun hissediyorum bunu.
hastanede hocaların ego tatmin aracıyız sadece stajyerler ve intörnler olarak, ne kadar çalışırsak çalışalım yeterli değil, sözlüde hoca ters tarafından kalkmışsa bütün emeğimizi yok sayarak herkese düşük verip bırakabilir, sadece var olduğun için sana sinirlenebilir, özel hayatın hakkında üzerine vazife olmayan yorumlar yapabilir, evde yaşadığı bir olay yüzünden suçsuzken insanların yanında seni rencide edebilir, hiçbir şey diyemezsin çünkü bu devran böyle gelmiş böyle gidecektir, kimseye şikayet edemezsin, hakkını arayamazsın. haksızlığa uğramayı kaldıramayan bünyelere çok ağır geliyor böyle şeyler. her bölümde vardır manyak hocalar, olmaması gereken olaylar ama tıp fakültesinde sistematikleşmiş bir mobbing var en tepeden aşağıya.
durmadan ders çalışıp bir yandan da mobbing ve sağlıkta şiddet olaylarını görerek meslek hayatı hakkında her geçen gün daha da umutsuzluğa kapılıyoruz, öğrenciliğimiz bitince rahat edicez diyemiyoruz. birkaç ay önce bir doktor intihar etti, intihar mektubunda hastanede uygulanan mobbingin kendisini ne kadar etkilediğinden bahsediyordu. ruh sağlığı bozulan, istifa eden bir sürü doktor var benzer şekilde.
şiddet haberleri asla bitmiyor zaten. daha yeni bir ortopedi asistanının parmakları kesildi hasta tarafından sahte rapor hazırlamadığı için, muhtemelen birkaç ay sonra benzer bir haberle karşılaşıcaz. hiçbir zaman yeterli önlem alınmıyor, şiddeti uygulayanlar kınanıyor sadece ama bu o doktorun ellerini kullanamayacağı için cerrahlık hayatının bitmesini düzeltmiyor. yarın şiddet uygulanan kişi biz de olabiliriz ve kimse bizi korumaz biliyoruz.
türkiye’de okunuyorsa bir haksızlıklar zincirine, her yerde müthiş bir hiyerarşiye, daha birinci sınıftayken hocaların “siz doktor olacaksınız sosyal hayatınız olamaz” gibi aptalca laflarına, sosyal hayatsızlığınızın sonunda da meslek hayatınızda ruh sağlığınızın ve canınızın iki kuruşluk değeri olmamasına hazır olunmalı.
birinci sınıfta doktor olacağı için heyecanlı olan insanların yıllar geçtikçe her şeyden ne kadar bıktıklarını görüyorum ve üzülüyorum. ama hangi noktada bu devran döner bilmiyorum.
hastanede hocaların ego tatmin aracıyız sadece stajyerler ve intörnler olarak, ne kadar çalışırsak çalışalım yeterli değil, sözlüde hoca ters tarafından kalkmışsa bütün emeğimizi yok sayarak herkese düşük verip bırakabilir, sadece var olduğun için sana sinirlenebilir, özel hayatın hakkında üzerine vazife olmayan yorumlar yapabilir, evde yaşadığı bir olay yüzünden suçsuzken insanların yanında seni rencide edebilir, hiçbir şey diyemezsin çünkü bu devran böyle gelmiş böyle gidecektir, kimseye şikayet edemezsin, hakkını arayamazsın. haksızlığa uğramayı kaldıramayan bünyelere çok ağır geliyor böyle şeyler. her bölümde vardır manyak hocalar, olmaması gereken olaylar ama tıp fakültesinde sistematikleşmiş bir mobbing var en tepeden aşağıya.
durmadan ders çalışıp bir yandan da mobbing ve sağlıkta şiddet olaylarını görerek meslek hayatı hakkında her geçen gün daha da umutsuzluğa kapılıyoruz, öğrenciliğimiz bitince rahat edicez diyemiyoruz. birkaç ay önce bir doktor intihar etti, intihar mektubunda hastanede uygulanan mobbingin kendisini ne kadar etkilediğinden bahsediyordu. ruh sağlığı bozulan, istifa eden bir sürü doktor var benzer şekilde.
şiddet haberleri asla bitmiyor zaten. daha yeni bir ortopedi asistanının parmakları kesildi hasta tarafından sahte rapor hazırlamadığı için, muhtemelen birkaç ay sonra benzer bir haberle karşılaşıcaz. hiçbir zaman yeterli önlem alınmıyor, şiddeti uygulayanlar kınanıyor sadece ama bu o doktorun ellerini kullanamayacağı için cerrahlık hayatının bitmesini düzeltmiyor. yarın şiddet uygulanan kişi biz de olabiliriz ve kimse bizi korumaz biliyoruz.
türkiye’de okunuyorsa bir haksızlıklar zincirine, her yerde müthiş bir hiyerarşiye, daha birinci sınıftayken hocaların “siz doktor olacaksınız sosyal hayatınız olamaz” gibi aptalca laflarına, sosyal hayatsızlığınızın sonunda da meslek hayatınızda ruh sağlığınızın ve canınızın iki kuruşluk değeri olmamasına hazır olunmalı.
birinci sınıfta doktor olacağı için heyecanlı olan insanların yıllar geçtikçe her şeyden ne kadar bıktıklarını görüyorum ve üzülüyorum. ama hangi noktada bu devran döner bilmiyorum.
devamını gör...
dede yadigarı olup hala saklanan şeyler
minik deri bir çantası var, içinde deri ajandası, tesbihi ve içinde metalimsi hoş antika bir çakmağı vardı.ayrica eski bozuk paralar, yillar önce dünyanın parasını verip aldığı kocaman bi radyosu ve gazete kuponlarını biriktirip aldığı ansiklopediler bulunmaktadır. bana göre en özel olan ise deri ajandası. ben doğduktan sonra ajandasının doğum tarihimin olduğu sayfaya çok güzel notlar düşmüş her bir sayfasına şiirler yazmış yetmemiş onunla beraber çekindiğimiz fotoğraflarla her sayfasını süslemiş. ajandanin tek bir sayfasını şans eseri mi boş birakti bilmiyorum, ya da farketmeyerek mi yapti bilmiyorum koca ajandanın sadece bir sayfasi boştur. o boş olan sayfa da 7 mart 2002 tarihi yazılı sayfadır. onun dışında tüm sayfalar doludur. zaten 1 sene sonra 7 mart 2003 tarihinde de dedemi kaybetmişimdir.
devamını gör...
saniyelik salaklıklar
telefonla konuşurken bir yandan telefonum nerde diye aramak
devamını gör...
ciddiye alınmaması gereken yazarlar
devamını gör...
normal sözlük’te yazma hevesinin kalmaması
yaşarkende insanın hevesi kaçıyor. bazen saatleri dolduruyoruz sadece bitse de gitsek modundayız. burada da geçerli bir durum normal.
devamını gör...
faust
bir doktorun mefisto ile yaşadığı olaylar. belki bir olay, belki bir hayal, belki de bir doktorun ruhi bunalımıdır.
devamını gör...
kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası (yazar)
sözlüğün en kafa yazarıdır.
devamını gör...
netflix
benim bu platform ile problemim eşcinselliğin kendisi ile alakalı değil. aksine son derece lgbt destekçisi bir adamım.
benim problemim olay örgüsüyle alakalı olsun ya da olmasın, mantıklı olsun ya da olmasın, karakterlerin o anki ruh hallerine, senaryonun gelişimine uygun olsun ya da olmasın bunun laaps diye bir anda kucağa bırakılmasıyla alakalı.
o yüzden çoğu sinema sever bir ajenda var diyor.
mesela örnek vereyim;
+kaptan robert, uzaylılar hyperspace'den çıktılar. hızla üzerimize geliyorlar. hızları 20000 km/s
-kahretsin. güç kalkanları full. photon torpidoları hazır olsun.
-derhal kaptan. tahmini varış süreleri 16 dakika 7 saniye.
+gemiyi 18 derece sancak tarafına çevirin. onları kafa kafaya karşılamak istiyorum.
-emredersiniz efendim.
(burada seyirci olarak heyecanlanmışız. olay örgüsünün gelişimi bakımından epik bir uzay savaşı bekliyoruz)
+ve james?
-evet kaptan?
+uzaylılar gelmeden son bi posta vuruşmaya ne dersin?
-hiç sormayacaksınız sandım kaptan=) (kontrol panelinin üzerine domalır)
(haydaaa)
yani bu ne olm? neden konu bütünlüğünü alakasız ve inanılması zor şeyler yaparak bozuyorsunuz? buradaki ilişki heteroseksüel de olsa aynısını düşünürdüm.
ve bunu her dizide yapmak?
bir kendinize gelin lan. *
benim problemim olay örgüsüyle alakalı olsun ya da olmasın, mantıklı olsun ya da olmasın, karakterlerin o anki ruh hallerine, senaryonun gelişimine uygun olsun ya da olmasın bunun laaps diye bir anda kucağa bırakılmasıyla alakalı.
o yüzden çoğu sinema sever bir ajenda var diyor.
mesela örnek vereyim;
+kaptan robert, uzaylılar hyperspace'den çıktılar. hızla üzerimize geliyorlar. hızları 20000 km/s
-kahretsin. güç kalkanları full. photon torpidoları hazır olsun.
-derhal kaptan. tahmini varış süreleri 16 dakika 7 saniye.
+gemiyi 18 derece sancak tarafına çevirin. onları kafa kafaya karşılamak istiyorum.
-emredersiniz efendim.
(burada seyirci olarak heyecanlanmışız. olay örgüsünün gelişimi bakımından epik bir uzay savaşı bekliyoruz)
+ve james?
-evet kaptan?
+uzaylılar gelmeden son bi posta vuruşmaya ne dersin?
-hiç sormayacaksınız sandım kaptan=) (kontrol panelinin üzerine domalır)
(haydaaa)
yani bu ne olm? neden konu bütünlüğünü alakasız ve inanılması zor şeyler yaparak bozuyorsunuz? buradaki ilişki heteroseksüel de olsa aynısını düşünürdüm.
ve bunu her dizide yapmak?
bir kendinize gelin lan. *
devamını gör...
