öksüren insanın sırtına vurmak
türk insanının çalışmayan bir şeyi vurarak çalıştıracağına olan inancının insan vücuduna yansımış halidir.
devamını gör...
seni seviyorum cümlesine verilen en acı cevaplar
en baştan yanlış olan şey, cevap beklemek değil mi zaten? o da sevsin diye sevmeyin kimseyi. cevap verme zorunluluğu hissettirmeden söyleyin sevdiğinizi.
devamını gör...
türk mitolojisi
yerden göğe yükselmiş bir mitolojidir. yerle gök arasındaki formların bugün animizm'e dahil edilen etkileri de söz konusudur. şu bilinmelidir kültlerin yerden göğe çıkması çok yönlü bir olaydır. detaylandırmak gerekir, ilk türkler ki bunlardan bahsederken güney sibiryada ormanlarda yaşayan türklerden bahsedilir. ormanda topayıcılık ile geçinen bir kavimden oluşuyorlardı, toplulukta kadının otaritesi daha büyüktü bu yüzden anaerkil bir yapı teşkil etmekteydi. böyle bir oluşumda yere ve ormana büyük bir önem atfedildi. güçlü ana simgesi doğa ve toprak ile nehir ile dağ ile birleşti. ve ilk mitolojisini yarattı "yer" . beş kuruşumuzun ön yüzündeki sonsuzluk ağacı türk'ün ilk kadim inanışının bir simgesidir. türkler için yüzyıllar az çok böyle geçti. sonra çok oldular, savaştılar. bu yurttan çıkıp orta asyaya yayıldılar, daha sonra kavimler göçü ile üç kıtaya. artık ormandaki dostane paylaşım yerini orta asya bozkırının kıskançlığına bırakmıştı. paylaşılacak ağaç, avlık hayvan yerine uğruna savaşılacak sulaklar vardır. işte bu noktada savaşçılığından bir şey kaybetmeyen türk kadını, görklü beğine, alp oğluna ön saldı. cenk meydanı erk meydanı oldu kanla taştı orta asya çanağı, içenler bir daha doyamadı. işte böyle bir coğrafyada ağaç da pek seyrektir. geceleri yalnız yıldızlı gök uzar gider kızıl bozkırda. gündüz ise sonsuz mavilik. ağaçtan göğe yükselen filiz misali türkler artık coğrafyanın da etkisiyle yaratıcıyı gökte aradılar ve anlamlandırdılar. kayın ağacının yerini göktanrı aldı. onun da tanrısı oldu. tanrı bir oldu. türklerin mitolojisi yerin altından başlar, göğün kaç kat üstüne çıkar. aslında mitoloji sadece mitoloji değil ait olduğu toplumun kimliğini gösteren en önemli ananelerdendir. türklerin hayatında mitolojilerinin ve eski inançlarının etkisi büyüktür.
devamını gör...
ateist kaplumbağa
şimdi benim kafam karıştı. kaplumbağalarda din var mı ki ateist kaplumbağa olsun?
şakası bir yana mizah anlayışı ile beni koltuktan düşüren yazar. sen beni güldürdün allah ta se... bi saniye ateisttin dimi hmm ee karma seni güldürsün?
şakası bir yana mizah anlayışı ile beni koltuktan düşüren yazar. sen beni güldürdün allah ta se... bi saniye ateisttin dimi hmm ee karma seni güldürsün?
devamını gör...
unutkanlık
zaman zaman b12 vitamini eksikliğinde yaşanabilecek durum. dahiliye'ye gidip detaylı bir kan tahlili yaptırmak sorunun önüne geçebilmek açısından önemlidir.
devamını gör...
sevilen dune sözleri
dune romanlarında geçmiş efsane sözlerdir.
''bazıları benim vicdanımın olmadığını söylüyor. ama onlar hem başkalarını hem de kendilerini kandırıyorlar. şu an kadar var olmuş tek vicdan benim. nasıl ki şarap, fıçısında kokusunu bırakırsa; ben de en kadim yaratılış günlerimin özüne sahibim, ki bu benim vicdanımın tohumunu oluşturur. beni kutsal yapan şey de bu. ben tanrıyım, çünkü ben kalıtımını gerçekten bilen tek kişiyim.''
''bazıları benim vicdanımın olmadığını söylüyor. ama onlar hem başkalarını hem de kendilerini kandırıyorlar. şu an kadar var olmuş tek vicdan benim. nasıl ki şarap, fıçısında kokusunu bırakırsa; ben de en kadim yaratılış günlerimin özüne sahibim, ki bu benim vicdanımın tohumunu oluşturur. beni kutsal yapan şey de bu. ben tanrıyım, çünkü ben kalıtımını gerçekten bilen tek kişiyim.''
devamını gör...
hayatını bir şarkı ile anlat
"kimseler üzülmesin, diye düşünen o adam,
ruhunun orta yerinde ölü bulunmuş."
edit: harf ekleme.
devamını gör...
en sevilen dizi çifti
b99 jake ve amy.
devamını gör...
dağın öte yüzü
serinin ilk kitabı orta direk de hikâyenin ana karakterlerinden ziyade benim aklımda kalan karakter taşbaşoğlu mehmet karakteridir. bu hikâyede yaşar kemal'in vermek istediği tüm mesajlar onun üzerinden verilir. taşbaşoğlu sömürü çarkının karşısındaki adamdır. doğru, dürüst ve mert bir adamdır. muhtar'dan ve ağalardan çekinmez. köylünün hakkını çatır çatır savunur. ama her zamanki hikâye tekrarlanır. halk kendini düşüneni değil, kendisini sömüreni dinler. kendisi için kellesini tehlikeye atanı değil, onun üzerinden geçineni adam beller. böylece gerçekte olan şey yaşar kemal'in hikâyesinde de vuku bulur. anadolu insanı kendisini düşünenin değil, korktuğu, çekindiği zevatın peşinden gider. ona yaltaklanır. bu yüzden de ne yazık ki, burnu boktan çıkmaz. çünkü kılavuzu kargadır. kâh karga akıllı ve duygusal hayvan lakin ata sözü kalıplarına da, atalara saygı babında riayet etmekte fayda var. böyle insanların değeri hep sonradan anlaşılır. iş işten geçer. ahlar vahlar eşliğinde sonrasında arkasından güzellemeler düzülür. işin komik tarafı da bu yapılırken bile işin içine kutsiyet atfedilmeye çalışılmasıdır ki, taşbaşoğlu'nun başına da bu gelmiştir. evliya ilan edilmesine ramak kalmıştır * ortamız yok ki bizim. ya gömeriz, ya uçururuz.
işte efsanenin doğuşu da bu uçurma ritüeli ile başlar. yer demir gök bakır bu noktaya temas eder. taşbaşoğlu köylüye postayı koymuştur. yeniden köye döndüğünde köylü onun için artık yok hükmündedir. öfkelidir köylüye lakin yine de vicdanı onların yediği herzelerin sebebini bilmesi sebebiyle bir yandan hep kendisini dürter. köylüye söylenir durur. onlara yaptıklarının yanlış olduğunu en yüksek perdeden ve anlayacakları dilden yani kabaca dile getirir. bu sertlik enteresan şekilde köylüde biraz olsun reaksiyon yaratır. zaten bizde efendi insan, hak hukuk gözeten insan pek itibar görmez. vuracaksın masaya ki, değerin olsun. yazık ki böyle işte. taşbaşoğlu içinde de süreçler bu şekilde ilerliyor. korku ile karışık bir saygı yaratıyor köylünün üzerinde. insani yönüyle doğuramadığı etkiyi, yaptıkları şeyden ötürü her fırsatta köylüyü aşağılayarak, onlara kızarak doğuruyor. çok fazla ipucu olmaması açısından olay örgüsüne pek değinmeyeceğim ama sonrası tam bir şeyh uçmaz mürit uçurur hikâyesi. ama taşbaşoğlu karakterini ve onun üzerinden yaşar kemal üstadın verdiği mesaj ve kullandığı simgeleri takip ederseniz türk ve anadolu mitolojisinin enteresan dehlizlerinde kaybolma garantisini kapmışsınız demektir. taşbaşoğlu bir yığın efsanenin ortasında yer alan karmaşık bir karakter. ve yine söylüyorum bu hikâyeler bütünündeki en sağlam karakter.
ölmez otu içinse şunu söyleyebilirim. taşbaşoğlular ölmez. ama muhtarlar ölür! bu coğrafyanın genetiğinde bu vardır. her ne kadar egemenin borazanı devrinde daim olsa da, gün gelir yitip giderler! tıpkı muhtar gibi. adları bile anılmaz olur. ama taşbaşoğlu bir şekilde bu coğrafya da hep anlatılagelir, söylenegelir. tıpkı bedreddinler, pir sultanlar, dadaloğlular ve niceleri gibi. o yüzden kapanış muazzamdır. bu coğrafyanın genetiğinde ölmez otu vardır. onu öldürmek isteyenlere inat! binlerce kez deneseler de, ölmez otunun kökünü söküp atamadılar bu coğrafyadan. daha ne olsun!
işte efsanenin doğuşu da bu uçurma ritüeli ile başlar. yer demir gök bakır bu noktaya temas eder. taşbaşoğlu köylüye postayı koymuştur. yeniden köye döndüğünde köylü onun için artık yok hükmündedir. öfkelidir köylüye lakin yine de vicdanı onların yediği herzelerin sebebini bilmesi sebebiyle bir yandan hep kendisini dürter. köylüye söylenir durur. onlara yaptıklarının yanlış olduğunu en yüksek perdeden ve anlayacakları dilden yani kabaca dile getirir. bu sertlik enteresan şekilde köylüde biraz olsun reaksiyon yaratır. zaten bizde efendi insan, hak hukuk gözeten insan pek itibar görmez. vuracaksın masaya ki, değerin olsun. yazık ki böyle işte. taşbaşoğlu içinde de süreçler bu şekilde ilerliyor. korku ile karışık bir saygı yaratıyor köylünün üzerinde. insani yönüyle doğuramadığı etkiyi, yaptıkları şeyden ötürü her fırsatta köylüyü aşağılayarak, onlara kızarak doğuruyor. çok fazla ipucu olmaması açısından olay örgüsüne pek değinmeyeceğim ama sonrası tam bir şeyh uçmaz mürit uçurur hikâyesi. ama taşbaşoğlu karakterini ve onun üzerinden yaşar kemal üstadın verdiği mesaj ve kullandığı simgeleri takip ederseniz türk ve anadolu mitolojisinin enteresan dehlizlerinde kaybolma garantisini kapmışsınız demektir. taşbaşoğlu bir yığın efsanenin ortasında yer alan karmaşık bir karakter. ve yine söylüyorum bu hikâyeler bütünündeki en sağlam karakter.
ölmez otu içinse şunu söyleyebilirim. taşbaşoğlular ölmez. ama muhtarlar ölür! bu coğrafyanın genetiğinde bu vardır. her ne kadar egemenin borazanı devrinde daim olsa da, gün gelir yitip giderler! tıpkı muhtar gibi. adları bile anılmaz olur. ama taşbaşoğlu bir şekilde bu coğrafya da hep anlatılagelir, söylenegelir. tıpkı bedreddinler, pir sultanlar, dadaloğlular ve niceleri gibi. o yüzden kapanış muazzamdır. bu coğrafyanın genetiğinde ölmez otu vardır. onu öldürmek isteyenlere inat! binlerce kez deneseler de, ölmez otunun kökünü söküp atamadılar bu coğrafyadan. daha ne olsun!
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ilk bisikletleri
"hayat bisiklete binmek gibidir. dengede kalmak için, hareket etmeye devam etmen gerekir." demiştir einstein. bisiklet, hepimizin hayatında büyük önem arz etmekle birlikte çok farklı duygular oluşturmuştur. özellikle çocukken sahip olduğumuz ilk bisiklet, ilk pedallar, ilk yokuş, ilk fren, annenin-babanın bisikletinden elini çektiği ve özgürce sürdüğün ilk an... tarifi imkansız duygular uyandırıyor hala. bu başlığı açma nedenim de yazarların ilk bisikletlerine dair duygu ve düşüncelerini merak etmekle birlikte, ilk bisikletlerini hatırlıyorlar mı? nasıl bir şeydi? merak ediyorum.
benim ilk bisikletim bianchi markaydı, arkasında 2 tane destek tekeri olmakla birlikte, halk arasında "4 tekerli" diye adlandırılan modeldi. babam o dönem kız kardeşime altın almıştı, bana da bu bisikleti getirmişti. ikisinin fiyatı o dönem eş değerdi. hiç unutmam, babam omzunda o bisikletle kapıda göründüğü an, o bisikletin benim olduğunu bilmiş ve heyecandan ne yapacağımı bilmemiştim. e sonuçta ben de büyüyor, bisiklet sahibi oluyordum. belki de babam ve annem bir gün bisikletimden ellerini çekerdi ve ben de özgürce sürebilirdim...
benim ilk bisikletim bianchi markaydı, arkasında 2 tane destek tekeri olmakla birlikte, halk arasında "4 tekerli" diye adlandırılan modeldi. babam o dönem kız kardeşime altın almıştı, bana da bu bisikleti getirmişti. ikisinin fiyatı o dönem eş değerdi. hiç unutmam, babam omzunda o bisikletle kapıda göründüğü an, o bisikletin benim olduğunu bilmiş ve heyecandan ne yapacağımı bilmemiştim. e sonuçta ben de büyüyor, bisiklet sahibi oluyordum. belki de babam ve annem bir gün bisikletimden ellerini çekerdi ve ben de özgürce sürebilirdim...
devamını gör...
hoşlanılan yazarın profil fotoğrafını mouse ile okşamak
akabinde ekrana öpücük atılır.
devamını gör...
annelerin çöp diye attığı muhteşem şeyler
ilkokul 3. sınıfa giderken efsanevi orantılarla karakalem portre çizmiştim. baya baya profesyonel çizimden farksızdı.
çizdiğim günün ertesi sabahında ya da. öğle saatlerinde atmıştı.
bir daha çizermişim. zaten hep çiziyormuşum.
"masadaki toz zerresi bile birkaç gün bekliyor temizlenip atılmak için, vicdansız! " diyemedim.
çizdiğim günün ertesi sabahında ya da. öğle saatlerinde atmıştı.
bir daha çizermişim. zaten hep çiziyormuşum.
"masadaki toz zerresi bile birkaç gün bekliyor temizlenip atılmak için, vicdansız! " diyemedim.
devamını gör...
4 nisan 2021 104 emekli amiralin bildirisi
çok geç kaldılar, çoook... bu olayların buraya geleceği yıllar öncesinden belliydi, keşke görevlerinin başında iken sesleri çıkabilseydi, şimdilerde bu açıklamalar ancak 2-3 ay "bözö dörbö yöpmök östöyörlör" diyen at ağızlılara malzeme çıkartır o kadar.
devamını gör...
öyle her 13 kişi öldüğünde ulusal yas ilan edilmez
biz senden bıktık sen konuşmaktan bıkmadın perinçek.
devamını gör...
mutlu bir evlilik için ilk şart
evlendikten sonra hayatın 180 derece değişmemesi.
arkadaşlar, yalnız geçen vakit, aile ile geçen vakit, ve en önemlisi çocuk öncesi ve sonrası kişinin kendisine ayırabildiği vakit.
her payda birbirine eşit olmalı, herkes bireysel vakit de geçirebilmeli. kusura bakmayın, el ele diz dize geçen zaman çabuk tatsızlaşıyor.
ne olursa olsun çiftler birbirini hayatının merkezine koymamalı. yoksa saygı da yok oluyor.
arkadaşlar, yalnız geçen vakit, aile ile geçen vakit, ve en önemlisi çocuk öncesi ve sonrası kişinin kendisine ayırabildiği vakit.
her payda birbirine eşit olmalı, herkes bireysel vakit de geçirebilmeli. kusura bakmayın, el ele diz dize geçen zaman çabuk tatsızlaşıyor.
ne olursa olsun çiftler birbirini hayatının merkezine koymamalı. yoksa saygı da yok oluyor.
devamını gör...




