futbol sahasında görev yaptığınız bölge ve nitelikleriniz
reyizz sedat, düzeni bozacaksa yeniden modern bir ülke olacaksak;
tabi ki sahada ponpon kız olarak, devre aralarında yer alacağım.
üç yaşımdan beri jimnastik eğitimi alıyorum, sonunda bir işe yarayacak olması mutluluk sebebi....
haaa olur da düzen değişmez yeni türkiye kodları ile devam edersek mecburen peçe ve muhafazakar anlayışa uygun dansöz kıyafetimle yine ve yeniden devre aralarında boy göstermeyi düşünüyorum. bülent serttaşın bakmamak için çaba harcadığı, oryantal didem'in ibo show'da giyindiği kıyafet gibi olur sanırsam......
yeni sezonda, yalnızca bacak kasları aşırı güzel olan futbolcuları izlemeyeceğiz, yeni sezonda kadının adı olacak.....
gayretullah'a açılan savaşının güzel sonuçlarını beklemedeyiz.....
tabi ki sahada ponpon kız olarak, devre aralarında yer alacağım.
üç yaşımdan beri jimnastik eğitimi alıyorum, sonunda bir işe yarayacak olması mutluluk sebebi....
haaa olur da düzen değişmez yeni türkiye kodları ile devam edersek mecburen peçe ve muhafazakar anlayışa uygun dansöz kıyafetimle yine ve yeniden devre aralarında boy göstermeyi düşünüyorum. bülent serttaşın bakmamak için çaba harcadığı, oryantal didem'in ibo show'da giyindiği kıyafet gibi olur sanırsam......
yeni sezonda, yalnızca bacak kasları aşırı güzel olan futbolcuları izlemeyeceğiz, yeni sezonda kadının adı olacak.....
gayretullah'a açılan savaşının güzel sonuçlarını beklemedeyiz.....
devamını gör...
ziyan
hakan günday’ın bana göre bir romanda okuduğum, okuyabileceğim, insana-insanoğluna dair en kısa, en net, en özet ve en derin tespiti 2 cümle ile yaptığı kitabıdır ziyan…
‘’insanın hayvandan farkı alet kullanabilmesiydi. insanın kullandığı ilk alet de başka bir insandı…’’
kitap, hayatı boyunca defalarca suikast girişimine uğramış mustafa kemal atatürk’ün, izmir suikasti teşebbüsünden başarısızlıkla çıkan, ama idam edilmekten kurtulamayan ziya hurşit ve onun birkaç kuşak sonraki torunu olan bir jandarma erinin etrafında şekillenen olayları anlatmaktadır.
bana göre hakan günday’ın en güzel kitabıdır. ama öyle kurgu falan filan teknik şeylerden ötürü demiyorum bunu. her şeyi ile, kapak tasarımından tutun kitaba verilen ismin seçilmesine kadar her şeyiyle ama her şeyiyle beni memnun eden bir kitaptı. ya o kadar seviyorum ki bu kitabı, şu an alıp kitabı önüme açıp, satır satır tanım olarak girebilirim.
neresine baksam, hangi sayfasını açsam bir sürü alıntı, aforizma çıkartasım geliyor. hangisini alıntı yapsam diye şu an karar vermekte zorlanıyorum. mesela bir devlet tanımı var ki, evlere şenlik… oturduğum yerde kalkıp önümü ilikleyesim geldi okurken:
‘’devlet öyle bir binadır ki; çöktüğü zaman altında sadece halk kalır. yıkıntılarının arasından çıkan tek ceset, halka ait olandır. devleti yönetenlerse hayatta kalmak için, pazarlık yapar. buna can pazarlığı denir. mide bulandıran bir alışveriştir…’’
ya müthiş eleştiriler barındırıyor mesela kitap kendi içerisinde. sorgulamadan karşı çıktığımız bir çok şeyi sorgulatıyor:
‘’ kürtçe-türkçe sözlük var mı?” diye sorduğumdaysa, “otuz yıldır bu dükkânı işletiyorum. ilk defa biri bunu soruyor” yanıtını alıyordum. oysa önünde, istanbul life’ın eski sayıları ve kapaklarında, onlara bakanlardan bambaşka yüzlerin sıralandığı bir tezgahı bile vardı. ama sözlük yoktu. demek ki, anlaşmamak için anlaşmıştık. sorun yok. nasıl olsa, midyatlı doğu beyazıtlıyı, harranlı da cizreliyi anlamıyordu. sorun yok.
hiçbir sorun yok. nasıl olsa geberip gideceğiz. sözlüğe ne gerek var?’’
mesela şu kısmı okuyup da içi köpürmeyen, gözleri dolmayan, lanet olsun diye çığlık atmayan var mıdır merak ediyorum gerçekten:
‘’ o**spu televizyonun çocuğu haberler! kar seviyesi mi? kayak için uygun! peki, yolları kara batmış köylerin, bir yaşındaki çocukları böcek gibi ölürken dili kıpırdamayan leşlerinin, yüz bir yaşındaki dedelerini yaşatmak için fatiha dağını kızakla aşıp van yoluna çıkmaları için de uygun mu?kar seviyesi! ‘’
gerçekten okuyun. çünkü yazdıklarım sahiden yetersiz bu kitap için. anlamanız için kitabı paylaşmam lazım.
ki, bu suçu işlemeye değecek bir kitap benim için…
ayrıca; her ne kadar konu ile ilgili hakan günday'ın ağzından bir açıklama olmadıysa da bugüne kadar ( varsa da ben bilmiyorum) ziya hurşit bir rivayete göre hakan günday'ın dedesinin kardeşi imiş...
‘’insanın hayvandan farkı alet kullanabilmesiydi. insanın kullandığı ilk alet de başka bir insandı…’’
kitap, hayatı boyunca defalarca suikast girişimine uğramış mustafa kemal atatürk’ün, izmir suikasti teşebbüsünden başarısızlıkla çıkan, ama idam edilmekten kurtulamayan ziya hurşit ve onun birkaç kuşak sonraki torunu olan bir jandarma erinin etrafında şekillenen olayları anlatmaktadır.
bana göre hakan günday’ın en güzel kitabıdır. ama öyle kurgu falan filan teknik şeylerden ötürü demiyorum bunu. her şeyi ile, kapak tasarımından tutun kitaba verilen ismin seçilmesine kadar her şeyiyle ama her şeyiyle beni memnun eden bir kitaptı. ya o kadar seviyorum ki bu kitabı, şu an alıp kitabı önüme açıp, satır satır tanım olarak girebilirim.
neresine baksam, hangi sayfasını açsam bir sürü alıntı, aforizma çıkartasım geliyor. hangisini alıntı yapsam diye şu an karar vermekte zorlanıyorum. mesela bir devlet tanımı var ki, evlere şenlik… oturduğum yerde kalkıp önümü ilikleyesim geldi okurken:
‘’devlet öyle bir binadır ki; çöktüğü zaman altında sadece halk kalır. yıkıntılarının arasından çıkan tek ceset, halka ait olandır. devleti yönetenlerse hayatta kalmak için, pazarlık yapar. buna can pazarlığı denir. mide bulandıran bir alışveriştir…’’
ya müthiş eleştiriler barındırıyor mesela kitap kendi içerisinde. sorgulamadan karşı çıktığımız bir çok şeyi sorgulatıyor:
‘’ kürtçe-türkçe sözlük var mı?” diye sorduğumdaysa, “otuz yıldır bu dükkânı işletiyorum. ilk defa biri bunu soruyor” yanıtını alıyordum. oysa önünde, istanbul life’ın eski sayıları ve kapaklarında, onlara bakanlardan bambaşka yüzlerin sıralandığı bir tezgahı bile vardı. ama sözlük yoktu. demek ki, anlaşmamak için anlaşmıştık. sorun yok. nasıl olsa, midyatlı doğu beyazıtlıyı, harranlı da cizreliyi anlamıyordu. sorun yok.
hiçbir sorun yok. nasıl olsa geberip gideceğiz. sözlüğe ne gerek var?’’
mesela şu kısmı okuyup da içi köpürmeyen, gözleri dolmayan, lanet olsun diye çığlık atmayan var mıdır merak ediyorum gerçekten:
‘’ o**spu televizyonun çocuğu haberler! kar seviyesi mi? kayak için uygun! peki, yolları kara batmış köylerin, bir yaşındaki çocukları böcek gibi ölürken dili kıpırdamayan leşlerinin, yüz bir yaşındaki dedelerini yaşatmak için fatiha dağını kızakla aşıp van yoluna çıkmaları için de uygun mu?kar seviyesi! ‘’
gerçekten okuyun. çünkü yazdıklarım sahiden yetersiz bu kitap için. anlamanız için kitabı paylaşmam lazım.
ki, bu suçu işlemeye değecek bir kitap benim için…
ayrıca; her ne kadar konu ile ilgili hakan günday'ın ağzından bir açıklama olmadıysa da bugüne kadar ( varsa da ben bilmiyorum) ziya hurşit bir rivayete göre hakan günday'ın dedesinin kardeşi imiş...
devamını gör...
ilk öpüşme
ilk defa bisiklete binmek gibidir,aa sürebiliyorum galiba! diyerek gaza gelince ellerini bırakarak sürmeye çalışıp toslarsın.
devamını gör...
normal sözlük'teki gruplaşmanın hissedilmeye başlanması
hiç kimse yokmuş , kendi kendime beyanat veriyormuş gibi tanım yapıyorum. beğeni gelince oskar almış leonardo di caprio gibi seviniyorum. grupları takip edecek kadar zeki de değilim galiba. daha prusyadaki kral ile ivanmiliskinin hangisi troll onu bile aklımda tutamıyorum. yalnız kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası görünmüyor bu aralar.
devamını gör...
kütle vs ağırlık
fizikte, biri madde miktarı, diğeri kuvvet ölçüsü olan 2 kavram arasındaki farklılık. bir benzeri için (bkz: hız ve sürat farkı)
kütle, belirli bir maddenin miktarıdır. fizikte genellikle m harfi ile gösterilir. "50 kiloyum" gibi bir cümle kurduğunuzda bahsettiğiniz şey, sizin kütlenizdir. yani kilogram, gram gibi birimlerle ifade edilir kütle. eşit kollu terazi ile ölçülür.
ağırlık ise belirli bir kütledeki madde üzerine, üzerinde bulunulan gezegen tarafından uygulanan kuvvettir. dinamometre ile ölçülür.
***
newton'un meşhur 2. yasasındaki f = m.a formülü ile bu iki kavram arasındaki ilişkiyi daha iyi anlayabilirsiniz.
az önceki 50 kg örneğinden gidelim. formülde a dediğimiz değer, yer çekimi ivmesidir. bu değer yaklaşık olarak 9.8 m/s^2 olarak ölçülür.
formülde kütlenizi ve a değerini yerine koyduğunuzda, üzerinize etkiyen kuvvet 490 newton olur. işte bu da dünya üzerindeki ağırlığınızdır.
***
"hangi gezegende kaç kilo gelirsiniz" temalı caps'ler, yukarıda yazdığım sebepten hatalıdır. nereye giderseniz gidin, sizi oluşturan maddenin miktarı, yani kütleniz değişmez. değişen şey, gittiğiniz gezegenin size uygulayacağı kuvvet, dolayısıyla ağırlığınızdır. bu nedenle soruyu "hangi gezegende ne kadar ağırsınız" şeklinde sormak ve sayıları kg ile değil newton ile ifade etmek gerekir.
kütle, belirli bir maddenin miktarıdır. fizikte genellikle m harfi ile gösterilir. "50 kiloyum" gibi bir cümle kurduğunuzda bahsettiğiniz şey, sizin kütlenizdir. yani kilogram, gram gibi birimlerle ifade edilir kütle. eşit kollu terazi ile ölçülür.
ağırlık ise belirli bir kütledeki madde üzerine, üzerinde bulunulan gezegen tarafından uygulanan kuvvettir. dinamometre ile ölçülür.
***
newton'un meşhur 2. yasasındaki f = m.a formülü ile bu iki kavram arasındaki ilişkiyi daha iyi anlayabilirsiniz.
az önceki 50 kg örneğinden gidelim. formülde a dediğimiz değer, yer çekimi ivmesidir. bu değer yaklaşık olarak 9.8 m/s^2 olarak ölçülür.
formülde kütlenizi ve a değerini yerine koyduğunuzda, üzerinize etkiyen kuvvet 490 newton olur. işte bu da dünya üzerindeki ağırlığınızdır.
***
"hangi gezegende kaç kilo gelirsiniz" temalı caps'ler, yukarıda yazdığım sebepten hatalıdır. nereye giderseniz gidin, sizi oluşturan maddenin miktarı, yani kütleniz değişmez. değişen şey, gittiğiniz gezegenin size uygulayacağı kuvvet, dolayısıyla ağırlığınızdır. bu nedenle soruyu "hangi gezegende ne kadar ağırsınız" şeklinde sormak ve sayıları kg ile değil newton ile ifade etmek gerekir.
devamını gör...
zülfü livaneli
entelektüel bir insan.
tanım yapması zor birisi çünkü 5 parmağında 5 marifet.
severiz kendisini.
tanım yapması zor birisi çünkü 5 parmağında 5 marifet.
severiz kendisini.
devamını gör...
güne bir film repliği bırak
"uzunca süre maske takarsan, altındaki kişiliği de unutursun."
v for vendetta (2006).
v for vendetta (2006).
devamını gör...
limon tuzu
şerbetli tatlılarda limon yerine kullanılabilen kurtarıcı.
bir seferinde ettiğim tecrübe sonrası, miktara dikkat edilmesinin elzem olduğuna kanaat ettim. az ve öz kullanılmalı.
bir seferinde ettiğim tecrübe sonrası, miktara dikkat edilmesinin elzem olduğuna kanaat ettim. az ve öz kullanılmalı.
devamını gör...
benzetildiğiniz hayvanlar
bir hayvana benzetilmediğimiz kalmıştı zaten alüminyum dediğim başlık.
devamını gör...
tanımını beğendiğin yazarın beğenileriyle geri dönmesi
tanımımı beğenen yazarların profiline girer, güzelce okur, bana hitap edenleri bilhassa bilgi içerikli olan entrylerini beğenir ve favlarım.
nezaket göstergesi gibi bir şey zannımca.
tek sıkıntı şurada, daha fazla tanımını beğenmeme izin vermiyor sözlük.
nezaket göstergesi gibi bir şey zannımca.
tek sıkıntı şurada, daha fazla tanımını beğenmeme izin vermiyor sözlük.
devamını gör...
doğukan xd
ip banlamanın gerekliliğini gösteren hesaplar dizisinden biridir. birini yolluyoruz diğeri geliyor.
devamını gör...
koltuk altını tıraş eden erkek
gunun sacmaligidir.les gibi kıllı gezmenin nasıl bir açıklaması var anlayamıyorum.
devamını gör...
ünlü keller
vin diesel, sinan engin gibi kişilerin örnek verilebileceği başlıktır.
bir kişi daha var ama onu kim yazacak çok merak ediyorum*.
bir kişi daha var ama onu kim yazacak çok merak ediyorum*.
devamını gör...
güzel kadın
güzel kadın tanımını yapmak çok zordur. neye göre, kime göre? mesela bir feri cansel, mualla omay güzel bir kadından ziyade çekici, seksi bir kadındır. ama güzel değildir. örneğin audrey hepburn da öyle. sempatiktir ama güzel değildir. marilyn monroe de hem çekici hem de güzeldir. fakat yerli marilyn monroe'miz, güzel sesli sabite tur gulerman ise güzel bir kadındır. yüz güzelliği ve vücut güzelliği diye bir şey de var tabii. mesela bir kadının yüzü çok güzelse, buna karşılık vücudu da çok güzelse sırıtır. yani ya demi rose olmalıdır ya da angelina jolie. birinin vücudu süper yüzü sıradan, birinin ki de tam tersi. vücudu güzel kadının yüzü çok güzel olmamalı. aynı şekilde yüzü çok güzel kadının da vücudu çok güzel olmamalı. bir afrodit olmak için yarışmayın lütfen.
devamını gör...
uyurken boşluğa düşme hissi
fantastik bir boşluk ben seviyorum o durumu.arada güzel şeyler de yaşatıyor. geçen gün kalktığımda sanki biri ölmüş hissini yaşattı bana ertesi gün bilmediğim dağlık tepelik bir yerde özgürlüğün tadını..
devamını gör...
türk öğün çalış güven
işin aslında "öğün" kısmı da pek rağbet görmüyor. zira öğün kelimesi, övün kelimesi ile karıştırılsa da, aslında bambaşka bir kelime.
mustafa kemal burada esasen "aklını kullan" diyor. öğ kök olarak akıl/us anlamına geliyor. 'ün eki ile de akıllan, aklını hakim kıl, onu kullan gibi bir anlam sağlıyor.
özetle söz anlam olarak esasen şöyle; "türk aklını kullan, güven, çalış." herşeyin temeline aklını koy demeye getiriyor mustafa kemal.
genel olarak bu üçlü sac ayağı günümüz türkiyesinde tamamen çökmüş durumda.
mustafa kemal burada esasen "aklını kullan" diyor. öğ kök olarak akıl/us anlamına geliyor. 'ün eki ile de akıllan, aklını hakim kıl, onu kullan gibi bir anlam sağlıyor.
özetle söz anlam olarak esasen şöyle; "türk aklını kullan, güven, çalış." herşeyin temeline aklını koy demeye getiriyor mustafa kemal.
genel olarak bu üçlü sac ayağı günümüz türkiyesinde tamamen çökmüş durumda.
devamını gör...
uşak
memleketim.
battaniyesi, tarhanası, eşme kilimi, sivaslı çileği ile meşhurdur.
ulubey kanyonu dünyanın 2. büyük kanyonudur.
tanım: ege bölgesi şehri
battaniyesi, tarhanası, eşme kilimi, sivaslı çileği ile meşhurdur.
ulubey kanyonu dünyanın 2. büyük kanyonudur.
tanım: ege bölgesi şehri
devamını gör...
her sene ramazan ayında oruçsuz olduğu için dayak yiyen ilk kişinin konya'dan çıkması
bu konuda erzurum, trabzon ve konya birbirleri ile yarışıyor diyebilirim. ama konya liderliği kimseye kaptırmıyor vesselam.
artık bu yıldan itibaren diğer şehirlerimizinde bu döngüye girmesini istiyoruz. eyyy yozgat, eyyy çorum duy sesimizi.
artık bu yıldan itibaren diğer şehirlerimizinde bu döngüye girmesini istiyoruz. eyyy yozgat, eyyy çorum duy sesimizi.
devamını gör...
eğitim hayatında alınmış en düşük sınav notu
üniversitede 18 almıştım, benim en düşük notum sınıfın en yüksek notuydu. pek üzülmedim o yüzden.
devamını gör...
efe aydal'ın fikirlerinin hiçbir vasfının olmadığı gerçeği
engelle
başlıklarını engelle
1.#99532
başlıklarını engelle
1.#99532
devamını gör...