bu saate en yakın arkadaşıma doğum günü hediyesini vermeye gittim. peki hediye ne? tabii ki mektup. benden başka ne beklenir ki? ıyi ki doğdun anası kılıklı, seni seviyorum...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sevmenin dışavurumu da zamanla değişiyor, yapacak bir şey yok. tanzimat dönemi eserleri okuyorum da, bir kadın/erkeği 30 saniye kesip ardından aşık oluyorlar, masumane hayaller kurup evlenmek falan istiyorlar. günümüzde de birinin instagram profiline giriyorsun, aaa çok güzelmiş/yakışıklıymış diyorsun, hayaller kuruyorsun, dm atıyorsun falan fişman. hangisi daha güzel sevmek bilemedim açıkçası. hala masumane seven insanlar var, eskiden de fantezi dünyasında yaşayan insanlar da varmış. sanırım herkes istediği gibi birini bulabilir bu durumda. ya da ben saçmalıyorum şuanda, bilemedim.
devamını gör...

hayır hayır hayır gözyaşlarım değil onlar, yokluğunda hayallerim yüzmeyi öğreniyorlar.

gripin - gözyaşlarım değil onlar

edit: yazım hatası.
devamını gör...

orada yazar değildim çaylaktım. ben de geldim
devamını gör...

üniversite yıllarımın kimi zaman çilesi, kimi zaman dinlencesi olan, insanı bazen illallah ettiren, bazen durduk yerde bir gece çiğköfteye aşermiş gibi canının çektiği bir seyahat biçimi.

üniversite istanbulda. aile bir ilçesinde taşrada bir şehrin. iki şehrin ortasında bir ilçe, en yakın hava alanı üç saat falan. baktım dört beş aktarmayla 8-9 saatte gidiyorum uçakla, tek atar temiz atar 15 saat bi şekil akar, diyerek bir kez yolculuk yaptıktan sonra bir daha da uçağa binmedim zaten. sonrası sana dair uzayıp giden bir sürü düşünce.*

ilk sigaramı ödüllü* bir dinlenme tesisinde içtim, bana şimdilerde gülünç gelen bir sebepten. öyle işte, bağrımıza bir hançeri batırır gibi olan ve bitimsizcesine sancıdıkça sancıyan melaneti nasıl da yıllar sonra buruk bir gülümseme ile hatırlayıveriyoruz?

başlarda telefonun ekranına asla bakamazdım. hemen başım ağrıyıverirdi. benim için hayatın en derin sorgulamaları anlamına gelirdi bu. yalan yok iyi de uyurdum. uyumadığım vakitler hayatım film şeridi gibi geçerdi gözlerimin önünden. ilk aşk, ilk kavga, ölümün sıcaklığı karşısındaki ilk sessizlik, ilk intikam ve dahası. nedense her şeyin ilkini hatırlamaya çalışır, bir çoğunu bulandığı griden çıkarır, tozunu alır parlatırdım. hangi his, hangi tepki, hangi insani durum idiyse, üzerinden kaç yıl geçmiş olursa olsun artık benimleydi o ilk.
dahası onca yaşanmışı farklı alternatifleriyle yeniden yeniden yaşardım. bilgi yarışmalarında son soruyu doğru yapar kendimi kürsüde bulurdum birinci olarak. futbol turnuvasında o son penaltıyı gole çevirmiş olurdum ve ellerimin arasında havalanan kupaya gururla bakardım. uzaktan izlemezdim o selvi boylu güzeli, ellerini ellerimin arasına...*

sonra üniversite üçüncü sınıfta kurtlar vadisini izleyeyim dedim öyle birden. yani o kadar birden oldu ki fena sardı, çok fena. işte o zaman ilk defa otobüs yolculuğunda doğru düzgün elime telefonu alıp o yolculuk boyunca dört bölüm izledim. hatta dinlenme tesisinde mercimek çorbasına racon kesen bir polat alemdar olmuştum, öyle keskin bakmaya başlamıştım falan. tabi bu dört bölümü izlemek, artık otobüs yolculuğunda telefon ekranına bakabileceğim anlamına da geliyordu. öyle ki dönüş yolculuğunda en çok sevdiğim şiirimi yazdım. o kadar ki o şiirden önceki tüm şiirlerimi de yırttım attım. o şiir halen canım ciğerim. bana gaza gelip de şair diyenlere; bir gün sahiden o şiirden daha iyisini yazdığımı hissedersem bu meseleyi yeniden konuşuruz dediğim canım şiir*.

ve daha neler. doğrudur, otobüs yolculuğunun çirkinlikleri de çoktur. güzellikleri hatırlayıp, güzellikleri perçinleyip, güzellikleri büyütmeli. bizi başka ne paklar bunca çirkinlikten?*
devamını gör...

aşkımız allah'a emanet dualarım yoluna
ayrı günler biter elbet durmasın dünya.
devamını gör...

tarihin gelmiş geçmiş en kötü filmleri arasında yerini alabilir. o kadar kötü bir filmdir ki, üzerinden 10 sene geçtiği için bildiğin çöp tenekesi hale gelen film. filmdeki temel mantık hatası, aslında filmde mantık ile ilgili en ufak bir bölüm bile yok, bu filmi sevenler neresini sevdi?

filmde yer alan hasan kaçan'a dolaylı yoldan verdirdiğin (darbe) mesajı seni silmemize yol açtı. darbeler kimseyi geriye götürmez, bundan sıkıntı çeken hasan kaçan gibiler değil, bildiğin bu ülkenin yurtsever gençleridir. hasan kaçan yurtsever değildir, bildiğin tersidir. ayrıca bütün film boyunca medeniyet vurgusu yapmışsın, orada yapmak istediğin saçmalığın adı uygarlıktır, medeniyet bir yaşam biçimidir aslında. senin anladığın gibi sakal traşı olmak gibi 'gerginlikleri' içerir. bir de üzeri kapalı evrim tartışması yapmaya çalışmışsın ama hasan kaçan'ın ve özkan uğurlu'nun ne işi var. film bilimsel bir bakış aslında (yapmak istediğin) ama yöntemi (methodu) bilimsel değil. bunu da diğer postlarımda yazdım. tarihe dışarıdan böyle müdahale edip değil ilerletmek, yerinden oynatamazsın bile. tarihin kendi dinamikleri değil , doğal bir gelişimi vardır. söz konusu ateşin icat edilmesinin mümkün olmadığı bir döneme gelmişsen karşılaşacağın tek şey kafana büyücü baltası yemektir. sevgiler.
devamını gör...

spotless. 2015 ingiliz yapımı dizi.sezonda açık kapı bırakmışlardı netflix'te görünce heyecanlanmadım değil.halen yeni sezönu bekliyorum,çok akıcı bir dizi değerlendirdiğinize pişman olmazsınız.bir diğer dizi önerimde banshee.15 yıl hapiste kaldıktan sonra çıkınca eski sevgilisinin olduğu kasabaya hesap sormaya gelen bir adamın hikayesi.barda otururken kasabaya henüz atanmış olan şerif,çıkan kavgada gangsterler tarafından öldürülünce,kahramanımız diğer adamı haklayıp şerifin yerine geçiyor ve olaylar gelişiyor.başrolde oynayan abimiz antony starr,izlerseniz kesinlikle pişman olmazsınız..
devamını gör...

bir recep tayyip erdoğan esprisidir.

cumhurbaşkanım bu nasıl makara yahu yarıldım yemin ederim.
devamını gör...

kötü bir haber almamaktır.
devamını gör...

"köpekler rehabilite merkezine götürüldü."

insanların aklıyla alay edilen bir başka olayı konu alan başlık.

bu canavarları "rehabilite" falan edemezsiniz kardeşim. pitbull denen bu labaratuvar ucubelerinin doğasında var bu saldırganlık. bu cinse mensup bütün köpeklerin toplanıp itlaf edilmesi gerekiyor; hem de acilen. üretimleri ve beslenmeleri de bir an önce yasaklanıp ısrarla insan hayatını hiçe sayarak bu yasağı delenlere ağır cezai yaptırımlar uygulanmalı. cinayet amacıyla silah bulundurmaktan farkı yok çünkü bu şeyleri beslemenin.

ülkedeki iki ayaklı psikopat popülasyonu yetmiyormuş gibi bir de yine bu türden insanların beslediği bu yaratıklar ile uğraşıyoruz.

vice city'de yaşasam, can güvenliğimden daha emin olurdum herhalde. hatta orada bile başıboş köpek yok ya neyse.

"rehabilite" edilmesi gereken ise, bu ölüm makinelerini besleyen ruh hastalarıdır.

edit: ulan hâlâ şuraya gelip "diğiyi kirlitiyirsiniz, yişim ilinlirini yik idiyirsiniz." diye öten bir güruh var... neresi lan pitbull'un "doğal yaşam alanı"? söyleyin biz de bilelim. canavarımsı yapsı için kasten ve doğal olmayan yollarla üretilmiş bir canlıdan bahsediyoruz. bilmiyorsanız gidin araştırın ormana bırakılan o köpeklerin ekosistem için nasıl zararlar doğurduğunu.
bir de bu, sözde hayvan haklarını savunan tipler çıkıp diğer insanları aşağılıyor ya, ölüyorum cidden.

ayrıca, gerçek anlamda "gelişmiş" ve insan hayatına değer veren ülkelerde, başıboş ve tehlikeli köpekler için ne tür önlemlerin alındığı da artık herkesin bildiği bir şey.
sadece köpek dediğime de bakmayın, genel olarak sokakta başıboş hayvan göremezsiniz bu ülkelerde.

sonuç olarak bir pitbull bile ne dereceye kadar eğitilebilir bilmiyorum ama şundan eminim ki akıl tutulması yaşayan bu insan topluluğunu eğitmek kesinlikle mümkün değil.

olan da yine, köpek saldırısına uğrayan ve hiçbir suçu olmayan masum insanlara oluyor.
devamını gör...

kırmızı.
beyaz.
çok yakışıyorlar.
hele ulusal müsabakalarda.
devamını gör...

isviçreli psikiyatrist elisabeth kübler-ross tarafından 1969 yılında yayımlanan ‘ölüm ve ölmek üzere’ adlı kitabında öne sürdüğü, sonradan ‘yasın 5 evresi’ olarak adlandırılacak teoridir. kübler bu kitabında ölmek üzere olan hastalarla çalışmış ve yasın evrelerini sıralamıştır. aslında yasın aşamaları 13’e kadar çıkmaklabirlikte(umut,şok vb) sonradan 5’e indirgenmiştir. bu teori yalnız travma geçiren veya ölmek üzere olan hastalar haricinde, büyük değişim geçirecek olan büyük şirketlerce de(ibm gibi) uygulanmıştır.
peki yasın bu 5 aşaması nedir?
1- inkar: şok yaşadığımız,hayatı anlamsız bulma aşamasıdır. inkar,keder duygularımızın hafiflemesine yardımcı olur. inkar ile olayın ilk şokundaki acı biraz hafiflese de çok geçmeden tüm acı verici olaylar gün yüzüne çıkar. bu da 2.aşamayı getirir.
2-öfke: bu öfke, sevgilinize,eşinize,ailenize,kendinize ve hatta tanrıya bile yönelebilir. neden ben? sorusu bu evrede ortaya çıkar.
3-pazarlık: hastalığım iyileşsin daha iyi bir insan olacağım;tanrım ona bir daha hiç kızmayacağım,onun yaşamasına izin verirsen. pazarlık işe yaramadığı zaman 4.aşama devreye girer.
4- depresyon: aslında bu aşama acının kabullenme aşamasının başıdır. olayın varlığını ve değiştiremeyeceğimizi anlarız ve bu acıyla ruhsal bir çöküntü yaşarız. bu normal bir durumdur.
5- kabul: son aşama olan kabul, iyileşmenin başlangıcıdır. artık tüm olanları olduğu gibi kabul ederiz. öleceğinizi,yakınınızın öleceğini, sevgilinizin geri dönmeyeceğini gibi. bu aşama acının ilk acısının geçmeye ve iyileşmeye başlamanızın aşamasıdır.
sonrasında kübler, david kessler ile ortak olarak ‘kederin altı aşaması’adlı kitabı çıkarmışlardır. kitapta ortaya atılan altıncı madde çok ilginçtir.
david kessler,genç yaşta annesini kaybetmiştir. hayatının sonraki evresinde doktorlara,hemşirelere,polislere,sağlık çalışanlarına travma ve keder hakkında bilgi vermiştir. ama tüm bu bilgisine rağmen, 21 yaşındaki oğlunun ölümüyle hayatı alt-üst olmuştur. bu yıkıcı olaydan sonra yasın 5 aşamasına bir de ‘anlam’ ı eklemiştir. tüm bu olumsuzlukların içinde ışığı bulmak olarak tanımlamıştır. bu olay yaşandı ama hala yaşıyorum; yaşama sebeplerim var gibi.
bu 5 aşama(sonradan eklenen 6.aşamayı da eklersek 6), her insanda aynı sıra ile olmayabilir ama yaşadığım olayları da göz önüne aldığımda ,bende sıralama tam ve tam sırasıyla gerçekleşti. zaman her şeyin ilacı.
devamını gör...

kime yağ çeksem acaba, diye düşündüren başlık...
devamını gör...

şaşırtmayan bir durumdur. sek sek oynuyor artık fakülte ve üniversitelerde rektörler.
devamını gör...

bayramda köprü ve otoyolları ücretsiz kullanabilirsiniz ama o yolları kullanmak için dışarı çıkarsanız 3150 lira ceza ödersiniz.

tam bir olacak o kadar skeci.

buradan buyrun ücretsiz
devamını gör...

eskiden kartvizite yazılırdı. bu da torpil için işe yarardı. bir işe girebilmek için de adamını bulmak lazımdı.
ehliyeti, liyakatı, dürüstlüğü hiçe sayıp, bu özelliklere bakmadan birisine kefil olmak sakınca doğurur.
devamını gör...

küçük, ince cam parçası.
mikroskoplarda inceleme yapılırken incelenen madde bu camın üzerine konularak incelenir.

bulmaca çözenlerin aşina olduğu bir kelimedir.
devamını gör...

sözlükte yeniyim, bu süre zarfı içinde oluşan bazı problemlerin herkes gibi ben de farkındayım ama farkettiğim başka durumlar da var. burada gerçekten emek verip bilgi paylaşan, açtığı ya da açılan başlıklara değerli yorumlarını katan birçok yazar arkadaş da var. bazen gülmek bazen bilgi paylaşmak bazen bildiğiniz şeyleri bile başkasının kaleminden okumak isterseniz kaliteli insan sayısının problemlilerden daha çok olduğunu düşünüyorum. doğal olarak sözlük bu tarz yazarlar olduğu sürece bitmez.

bitmesin ya hu! daha yeni geldik.
devamını gör...

konyalı bir öğretmen olarak başlık sahibini sinifimda misafir edip eğitmeyi çok isterdim. tanıştığım konyalilarla benim de aram pek iyi değil ama bu tüm konyalilara genellenemez.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim