siz ne yiyip içiyorsunuz sayın arkadaşlar? dilimlemek, doğramak falan tamam ama parçalamak nasıl bir tabir ya hu? *

tanım: benim cevabım ananas. fruit ninjada parçalayınca epey yüksek puan veriyordu.*
devamını gör...

grubun cambaz şarkısının doğrudan medyayı hedef alan satirik bir parça olduğunu ve "ne habersin, ne türksün" derken direkt olarak habertürk'ü kastettiğini biliyor muydunuz?
devamını gör...

nasıl anlatılır ki bu boşluk? bir yoksunluğa inat başlayan, günbegün hayatıma dolan, kırılma noktasında kırılmayan, aksine daha da güçlenen, ömrüme kök salan, uzun bir aşk hikayesi bu. sonu baştan belli olan. ama başlamanın bir anlamı varsa o da bitişi göze almak değil miydi zaten?

kimim ben? senin için kim olabilirim? sevmekten başka verebileceğim bir şey yok. onu da tükettin sanırım. haklısın da. çünkü bir hayatın olmalı. ben bu hayatın neresinde duracağımı bilemem.

senin için ne olduğumu düşündüğüm çok zaman var. hayatının önünde bir engel, ayak bağı.

daha önce de içine düştüğüm bir kaygı bu. yiyip bitiren. etrafına zarar veren. ancak hiçbir zaman sebepsiz olmadı. küçük ipuçları beni bir şekilde buraya getirdi. hiç de yanıltmadı. ama bu sebep mi sonuç muydu? sanırım hiç öğrenemeyeceğim.

içimi kemiren o yoğun duygular başladığında elimden bir şey gelmiyor. yanımdayken yolladığın sevgi mesajları geliyor gözümün önüne. üçüncü tekil şahıs olduğundan habersiz çocuk. bu hale düşmek istemiyorum. bunu bana yapma. yalan söylemek mesela. tereddütsüz söyleyebildiğin. yalan söylenen biri yapma beni. bunu hak etmedim.

"ayrılık ne biliyor musun? ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar...ne yapacağımı sanıyorsun bundan sonra. tenin tenime bu kadar sinmişken, ömrüm azala azala önümde akarken, gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..."

ne zaman başladı biliyorum senin uzaklığını hissetmem. o gün gitmeliydim evden. dönmemecesine. kırılmış bir cam gibi. eski haline dönmesi mümkün olmayan. aslında kırmamak için uğraştığını gördüm gözlerinde. ama kırıktı işte. merhamet miydi? sevgi belki. sözlere inanmayı seçtim. başkasına baktığın fotoğrafları gördüm. artık bana bakmayan. içinde ben olmayan. korkularımı sana anlattığımda ben hep seni seveceğimden, yanında olacağıma dönüşen sözler. dayanırım sandım. olmadı.

yağmur yağıyor şimdi. gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına.

insan nereye giderse gitsin düşüncelerini de yanında götürüyor. o içindeki ince sızı hiç geçmiyor. nasıl anlatılır ki bu boşluk?

bir gün senin adını bana sorduklarında. dostum diyebileceğim sadece. sonbaharı hatırlatacak, gözlerimdeki hüznü kimse görmeyecek. dostum diyebileceğim sadece. bütün bu anlar yitip gidecek, tıpkı yağmurdaki gözyaşları gibi.
devamını gör...

bazen huzur, bazen de biri tarafından sevilme özleminin hissini doğurur.
devamını gör...

yurtta kalmaya hiç niyeti olmayan biri olarak bu okuduklarımdan sonra yanından geçmem artık.
bu ne böyle.
devamını gör...

kare kesilip sunumu yapılmasından mütevellit aslında gerçek adının küt böreği olduğu söylenen, bol tereyağlı, üstüne de pudra şeker gezdirilen hamur işidir. bu sebepten başlığı açan yazar arkadaşımı şoke etmeyi bir borç bilirim.

edit: böyle bir başlığa niye böyle bir tanım girdiğimi ben de anlamadım ama bebek yağı da bebeklerden yapılmıyor, bilesiniz.
devamını gör...

şimdi çığlığı basıcam! ne uyuyorum ne uyanığım. neyse kalkayım soru notu çıkarayım en azından masanın başında falan ağlamaktan uyurum belki gı, sözlük?
devamını gör...

gü nay dın.

bazı kokular çok çirkin. mesela; sigara kokusu. en güzel kokularımı sürünmüş, minibüs bekliyorum. adamın biri pöfür pöfür sigara içiyor. içsin tabii, kendini zehirlenmesine sözüm yok da beni dumanıyla zehirlemesi biraz canımı sıktı. onu bunu geçtim, üstüme sinmiş bile olabilir. üzerime sinen kötü kokuları sevmiyorum. şu an başım ağrıyor.

gü nay dın.

güne dinlenememiş başladım. günü sorguladım. salı. salı sallanır. pazartesinin rehaveti üzerinde. semt pazarı var. kalabalık. bugün pazara girebilirim. akşam pazarı. tezgahta kalan son ürünler. bitse de gitsek diyen pazarcılar. bağıranlar çağıranlar. şehrin keşmekeşi. her şey kaostan ibaret.

gü nay dın.
bugün güzel bir şey olacak gibi. kendimi mutlu hissetmek istiyorum. güzel haberler alsam, alsak. hadi bakalım.

son olarak tekrar gü nayyyyyy dınnnnnnnn*
devamını gör...

telefon rehberinden arayacak insan seçemediğin an
devamını gör...

ulkedeki asci kontenjanini dolduran, piyasaya surekli asci pompalayan sehir.

ayrica sehirler arasi otobuslerin mola duraklarindan biridir, sogugu keser. (bkz: dinlenme tesisi soğuğu)
devamını gör...

ekşi sözlükte yazar ya da üye değildim, sadece günlük gündeme bakıyordum. yalnız özellikle son zamanlarda saçmasapan bir hale girdi ekşi. aynı konuya zibilyon farklı isimde başlık açmak gibi. mesela x.x.x tarihli a-b maçı diye o gün oynanan bir maç için başlık açılıyor ama bu yetmiyor, x.x.x tarihli a-b maçında verilmeyen penaltı diye bir başlık daha açılıyor sonra bunun verilen penaltı versyonu, verilen-verilmeyen kırmızı kart versyonu diye sonsuz bir döngüyle gidiyor. bu başlıklar altında komik olmayan ergenvari espriler ve gerçekdışı abartı yorumlar da cabası.
kafa sözlüğü orda gördüm, yeni bir yapılanma belki daha doğru düzgün bir yerdir diye bakayım dedim. yeni sözlük, ilk kez sözlük kullanan ben. el ele yükseliriz umarım..
devamını gör...

eski günlerde kötüydü, şimdide kötü. bizim millet kendisi gibi olmayana illa zulmedecek. cinsimiz böyle. fırsatı olan doğru dürüst bir ülkeye kaçsın.
devamını gör...

savaş mı çıktı ne oldu da bu hale geldiğine anlam veremediğim borsanın tepetaklak olması durumudur.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

-ketçap 1830´lu yıllarda ilaç olarak satılırmış.
devamını gör...

eğer varsa hakkında bildiklerimize göre sadece egoist değil aynı zamanda narsist de.
devamını gör...

"neden kabuk bağlamaz ki bu gizli yara?" *
devamını gör...

hani nerde?
160 geldim 160 gidecem.
uzun süre topuklu da giyemiyorum.*
devamını gör...

bildiğiniz üzere bir kişinin en olası psikolojik yapısını belirtmeye yarayan, (bkz: myers-briggs kişilik göstergesi) kişiyi dört psikolojik nokta altında değerlendirir. temel olarak insanları içe dönük (introvert) ve dışa dönük (extrovert) olarak değerlendiren bu gösterge insanları 16'ya ayırır işte bunlardan bir tanesi de "entp" yani tartışmacı kişiliktir.

entp nedir? diye soracak olanlar için;
e: dışa dönük
n: sezgisel
t: düşünen
p: kavrayıcı

kısaca böyle bir özet geçilebilir.

entp'ler kimlerdir ?
entp'ler genelde arkadaş gruplarında her türlü düşünceye karşı zıt bir düşünce öne süren ve siz olaylara gayet haklı ve mantık çerçevesinde yaklaşımlarda bulunurken bile "peki ya şu açıdan?" diye sohbete dahil olup normal olan sohbetinizi tartışmaya çeviren kişilerdir.

tartışmacı kişilikler yeni fikirler üzerine düşünmekten yeni fikirler ortaya koymaktan ve halihazırda ortaya atılmış fikirler üzerine kafa yormaya bayılırlar. tartışmayı asla bir kavga olarak görmezler zira tartışma bizler için dünyanın en zevkli şeyi bile olabilir şayet beni bir odaya kapasalar ömrümün sonuna kadar tartışma dolu bir hayat sürmeye büyük bir zevkle evet diyebilirim.

fakat bu tartışmacı kişiler gerçekten fazlasıyla yeni ve fazlasıyla ilginç fikirler öne sürdüğü için genellikle düşüncelerini icraata geçirmekte zorlanabilirler. sakın üzülmeyin! çünkü bizler bir fikri hayata geçiremeyince umutsuzluğa kapılıp hayata küsmeyiz bizim için her zaman yeni bir düşünce ve karşıt bir düşünce mevcuttur yani önümüzdeki maçlara bakacağız artık modunda olabiliyoruz.

entplerin en bomba özelliği! tartışmacı kişiliğe sahip insanlar her zaman tartışma esnasında kişisel fikirlerini savunmayabilirler basitçe bir örnek vermek gerekirse mesela bir entp birisiyle kırmızı ve mavi renkleri hakkında tartışıyor aslında ikisi de kırmızı rengini çok seviyor ve ikisi de mavi renginden nefret ediyor fakat entp kişiliğin getirdiği bir özellik olarak tartışmacılar birden "mavilerin de şu yönden haklılık payı var!" diyebiliyor. yani entpler kendi düşüncesine ters düşen bir şey olsa bile "son derece objektif" bir şekilde olayları ele alıp akıllarının süzgecinden geçirebiliyor.

evet şimdi ise merak edilen soruya geldik.. nedir bu entp-t ?
aslında entpler entp-t ve entp-a olmak üzere ikiye ayrılıyorlar fakat ben entp-t olup hakkında daha fazla bilgiye sahip olduğum için entp-t'yi anlatmakla yetineceğim.

ilk başta entp'nin yanında bulunan "t" ibaresinin "turbulent" yani çalkantılı, türbülanslı anlamına geldiğini söylemekle başlamak istiyorum.

biz entp-t'lerin karşı cinslerle olan ikili ilişkileri genellikle daha çalkantılı oluyor. sanki güven ve bağlanma problemleri yaşıyor gibiyiz. ayrıca belli bir yaşa kadar yaşantımızda stabil olan bir şey olmuyor hep değişken hayat şartları içinde yaşıyoruz. değişkenden kastım farklı evler farklı iş yerleri farklı arabalar farklı partnerler gibi.

her şeyden çok çabuk sıkılırız asla hiçbir şeye sıkı sıkı bağımlı kalmayız çünkü her şey ilk seferden sonra bizler için heyecanını yitirmiş olur da ondan..

genelde uzun ilişkiler yaşamayız, farklı insanlarla kısa ilişkiler yaşayıp bu çalkantılı aşk hayatımızı hep dinamik tutmaya çalışırız. kim bilir belki de bir gün aradığımız o kişiyi buluruz ve çalkantılı aşk hayatımızı değil de yürütmekte olduğumuz halihazırdaki ilişkimizi dinamik tutmaya çalışırız. evet bizler hep doğru kişiyi ararız ve ne kadar doğru kişiyi bulduğumuzu düşünsek bile aslında o kişi doğru kişi değildir.
yalnız kaldığımız vakitler duygusal anlamda da tezatlıklarla karşı karşıya kalabiliyoruz mesela dünyanın en depresif insanıyken birden dünyanın en ama en mutlu insanı olabilirsiniz. eğer böyle bir şey yaşıyorsanız evinizin en yakınındaki sağlık kurumuna gitmenize hiç ama hiç gerek yok çünkü siz sadece "t"siniz.

bizler biraz iki yüzlü olabiliyoruz, özellikle yeni tanıştığımız insanlarla aramızda geçen ilk sohbetlerde biraz maskeli bir tavır takınıp gerçek "ben"i saklayabiliyoruz. bu özelliğimiz ise insanları test etmeyi seviyor oluşumuzdan geliyor. genelde insanları çaktırmadan somut ve soyut her türlü konuda test ediyoruz ve çoğu ilişkimizin başlamadan bitmesinin sebebi ise karşı tarafın bu testten geçememiş oluşu..

eğer entp-t birisiyle uzun süreli bir ilişki yaşıyorsanız çok şanslısınız.. partneriniz doğru insanı yani sizi bulmuş! sizlere çok ama çok büyük bir sevgi besliyor ve sizlere karşı sonsuz bir güvene sahip. lütfen onların güvenlerini boşa çıkarmayın..
devamını gör...

sırbistan da subotica denilen bir yerdeyim,güzel de bir kaç dostluk kurmuşum,oradaki askeri yetkililerden birinin kızı ile de samimiyim ama dostluk sınırlarımızı muhafaza ediyoruz.
evimde onları ağırladığım bir yemek sonrası bu askeri yetkilinin kızı bulaşıklara yardım etmek için kalmak istedi,gerek vardı yoktu derken kaldı.
eğer bir eğlenceye gitmeyeceklerse erken yatılan bir yer ve erken kalkılan ama daha sonra gördüm ki bu benim tanıştıklarıma özel bir durum bildiğin tembeller.
türkiye ile aramızda 1.5-2 saat gibi bir zaman aralığı var türkiye de saat 24:00 ise orada 22:00 gibi.
bu saatlerde ben bulaşıkları durulayıp makineye dizerken nina da (generalin kızı) kahve içiyordu,koca fincan da türk kahvesi,burda sabah sabah böyle içiyorlar genelde.
kardeşim mesaj attı,abi senin pehlivan uyumuyor amcam bana masal anlatsın deyip duruyor,müsaitsen görüntülü arayabilir misin?

tebessüm ettim bir kaç dakika sonra aradım ve konuşmaya başladım,tabii ben konuşuyorum karşımdan böğürtü geliyor çığlık geliyor lan yer elması niye uyumadın sen diyorum?
kargayla tavşanı anlat bana dedi
oturdum salonda başladım anlatmaya,çok yaramaz bir karga varmış birde kar gibi beyaz bir tavşan...

tabii ben dalmışım tosuna masala kızı nerdeyse unuttum tosunun da göz kapakları gitti gidiyor ama direniyor velet uyumamak için belli ki özlemiş beni.

özür dilemek için yan tarafa dönerken ıslak bir çift göz ile karşılaştım “lütfen bir şey deme” dedi ve gelip başını dizime koydu “babam bana hiç masal anlatmadı,sen anlatırmısın? ama kendi dilinde anlat lütfen ben anlarım,hem masallar hep güzel biter di mi?” dedi.

kül kedisini anlatmaya başladım,bir yandan saçlarını okşuyor bir yandan masal anlatıyordum çok geçmeden o da uyudu.
kucağıma alıp yatağa yatırıp üzerine battaniyeyi örtüp salona döndüm.

bir kahve de kendime alıp sessizliğin sesini dinlemeye ve düşünmeye başladım kim bilir o da nelere katlandı diye.


hepimiz yaralıyız,kimimizin ki derinlerde çok ama çok,kimisi ise belki bir el uzatsak tutacak kadar.

mesnevi de okuduğum bir cümle geliyor aklıma,insanı her şeyden soyduğun zaman sadece duygular kalır diye.

gerçekten öyle.
insanlığın ortak dili duygulardır.
devamını gör...

bilmiyorum kelimesini kullanırken çekinmezler
her zaman pozitifler
yardım istemekten utanmazlar
din-dil-ırk gözetmezler
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim