ödünç almayın ondan zeka.
kendinizinki ile idare edin.
yok dizi izleyen, yok instagrama giren vb. hep oyun oynayalım beraber en dijitalinden de mi?
bi siz biliyosunuz her şeyi.
ufkum tavan yaptı şu an, aydın aydın aydınlandım.
devamını gör...

bıraksınlar matematiği fiziği kimyayı ,
tüm enerjilerini ' tarih 'e versinler.

çünkü tarih ,
' dünü tanımak, bugünü kavramak, geleceği sezinlemektir.'

bizim bugün en büyük sorunumuz, yukarıda tanımlanan tarihi bilmememiz ,

gençler bunu başardıkları zaman bir çok engel de aşılmış olacak .

japonların okula ilk başlayan çocukları, atom bombasının atıldığı ve hala bir tek ot'un bile yaşayamadığı hiroşimaya götürmeleri, turistik bir seyahat değildir.
çok değil, 45 de atom bombası yiyip,
bugün dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olmak , tesadüfi bir sonuç değildir.

edit : başlık başa kalmış.
açan her nedense terketmiş başlığı.
devamını gör...

halen gerekli ilgiyi goremeyen kategorimiz. arada bir girin bakin ey dostlar, bir bakarsiniz birisini mutlu etmissiniz.
devamını gör...

seneler önce köylünün biri tarlasını sürerken parlak bir taş bulup eşeğinin boynuna takar. eve dönünce eşi taşı beğenir ve “bu taş evimizde dursun, gelen komşular çatlasın” der.
muhtar ve karısı köylünün evine misafirliğe gelince muhtarın karısı parlak taşı görür. çok beğenip “bu taş köyümüzün simgesi olsun, muhtarlıkta dursun” deyip bir koyun karşılığında taşı alır.
köylü sevinir. “bir taş karşılığında bir koyun aldım”.

parlak taş bir müddet muhtarlıkta durur. ilçe esnafından biri muhtarlığa gelince “bu taş başkente yakışır, al sana 10.000 tl, köyünün ihtiyaçlarını karşıla” der.
muhtar kıs kıs güler “bir koyuna almıştım, iyi okuttum taşı”.

kendini uyanık sanan esnaf, partisinin ilçe teşkilatından birisine gösterir taşı. “hem kaçak inşaatıma ses çıkarmazlar, hem de bizim oğlanı işe alırlar, hem de üste para verirler” der içinden.
parti üyesi 15.000 tl’ye alır o parlak taşı. bakanın birine hediye edip göze girmek ister.
ne var ki bakan istifa eder. keyif çayının yanında çokomel olmayınca partide dengeler değişir.

parti üyesi gider bir kuyumcuya. kuyumcu çırağı bakar parlak taşa. 20.000 tl’ye anlaşırlar.
yarım saat sonra genç bir kadın ile yaşlı bir amca gelir kuyumcuya.
”aşkitom çok beğendim bu taşı, iyi parlıyor, ne acaba, alsana deyince” yaşlı adam alır taşı 40.000 tl’ye.
kuyumcu çırağı memnun, “ustam olsa gurur duyardı benimle” diye sevinir.

yaşlı amca 80 yaşında olduğu için mavi haplar alır, haliyle kalp krizinden vefat eder.
genç kadın da ünlü bir kuyumcuya gidip taşı satıp, 60.000 tl’yi cebe indirir.
“bana aptal sarışın dediler. gerçi saçlarım sarı boya ama 40.000 tl’ye alıp 60.000 tl’ye sattım. bir de hem güzel hem akıllı olunmaz derlerdi” diye güler.

parlak taş olan 145,44 karatlık elmas el değiştirmeye devam eder ve en son 1.000.000 dolara bir prenses tarafından satın alınır.
köylü, muhtar, esnaf, kuyumcu çırağı, genç kadın, yaşlı adam sarraf olmadıkları için o parlak taşın gerçek değerinden haberleri yoktur. o vakitler internet de yoktur.*
"bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bilen anlar ve onun değeri bilenin yanında o şey kıymetlidir.

susuzluk çeken ülkelerdeki insanlar bir damla suyun kıymetini bilir.
ramazan’da iftar sofrasında bir zeytin bile o kadar kıymetlidir ki.
senin ırkın, dinin, milliyetin, cinsiyetin, maddi durumun kimine göre çok şey fark eder, kimine göre ise hiçbir şey.
hayatın çevrendeki insanlara göre değer kazanır hikayedeki parlak taş gibi.
çevrendeki insanları akıllıca seçersen o insanların seni paha biçilmez göreceğine emin olursun.

“insan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır” der jim rohn.
benzer hedeflerin olduğu kişilerle bir aradaysan, başarın da katlanır.
kimi ay’a gideceğiz diye sevinir. kimi de ay’a bu uzay bütçesi ile nasıl gideceğiz diye düşünür.
bbc’nin haberine göre türkiye uzay ajansı'na ayrılan bütçe 38 milyon tl.
rusya, soyuz roketleriyle bir astronotu uluslararası uzay istasyonu'na göndermek için 80 milyon doların üzerinde ücret talep ediyor. kaynak

haberi okuduktan sonra konfüçyüs’e kulak vermek gerekir. “bildiğini bilenin arkasından gidiniz, bildiğini bilmeyeni uyarınız, bilmediğini bilene öğretiniz, bilmediğini bilmeyenden kaçınınız”.

aşkı bilenler ve ona değer verenler ile aşk güzeldir.

devamını gör...

bir insanın gülümsemesine, kendini iyi hissetmesine katkı sağlamak, varlığımızı biraz olsun anlamlı kılabilmek için mutlaka desteklenmesi gereken bir kampanya.

bulunduğunuz şehirde varsa eğer, gönüllü kuaförlerde saçlarınızı kestirebilirsiniz. gönüllü kuaförler listesi sosyal medya hesaplarında mevcut. yoksa ya da bir nedenle farklı bir kuaförde kestirmek isterseniz yine gönderebilirsiniz. kadına ya da erkeğe ait olması fark etmeksizin, en az 30 cm uzunluğundaki saçların kuru, temiz, örülmüş ya da dağılmayacak şekilde birkaç yerinden bağlanmış hâlde gönderilmesi gerekiyor. çok yıpranmamış olduğu sürece saçların boyalı olmasının mahzuru yok fakat açıcı kullanılmamış ve permasız olması şart.

saçlarımızı severiz, onlarla mutlu oluruz fakat emin olabilirsiniz ki onları böyle ulvî bir amaç için kestirip gönderdikten sonra yaşayacağınız mutluluk çok daha büyük olacaktır.
devamını gör...

belli bir yaşa kadar haklıdır. belli bir yaştan sonra hala başarısızsa kendisi suçludur.
devamını gör...

(1) neredeyse her milli eğitim bakanı değişikliğinde milli eğitimde reform adı altında köklü değişiklikler yapılması, bir önce yapılan değişikliklerin sonuçlarını görmeden yeni bir sistemin "şakkadanak" hayata geçirilmesi.

(2) türkiye’deki öğretmenlerin moralinin düşük, (uluslararası) ortalamanın altında olması.

(3) öğretmenlerin içeriğe, yönetime katılımının zayıf olması. (pisa verilerine göre öğretmenlerin özerkliğinde sonuncuyuz.)

(4) çocukların evlerinde de çoğu zaman zengin öğrenme kaynaklarının olmaması. (bir başka deyişle ab ülkeleri arasında, ailenin sosyo ekonomik statüsünden, kullandığı kelime haznesine, gelir ve mesleğine kadar pek çok başlıkta sonuncu sırada olmamız. pisa’ya katılan öğrencilerin verdiği cevaplara göre türkiye’de evinde 100'den fazla kitap olan öğrencilerin oranı yüzde 18. evlerin yarısından fazlasında 25’ten az kitap var. bunun başarıya etkisini rakamlar kanıtlıyor. evinde 10 kitap olan öğrenciler evlerinde 200 kitap olanlara göre fende 87, matematikte 108 puan daha düşük başarı gösteriyor. 108 puan farkı demek iki buçuk öğrenme yılı geride olmak demek. tatillerde veya okul dışı zamanlarda kitap okuyan, müzeleri gezen, deneyler yapan, yaz okullarına katılan çocuklar öğrendiklerini bir sonraki yıla taşıyor ve daha başarılı oluyor.)

(5) yapılan son reformlarda eleştirel düşünme, problem çözme, yaratıcı düşünme gibi becerilerin kazandırılacağı bir müfredat oluşturulmasına rağmen bunun kağıt üzerinde kalması, hayata geçirilememesi.

(6) her okulun şartlarının eşit olmaması. örneğin, kimi okullarda sınıflar kalabalık kimilerinde daha az öğrenci olması. (yine pisa verilerinden kıyaslama yapacak olursak, türkiye’de 15 yaşındaki öğrencilerin okuduğu okullarda ortalama sınıf mevcudu 44 kişi. avrupa’da en kalabalık sınıflar bizde. finlandiya’da sınıflar 20 kişilik. ab ortalaması 25. öğretmen başına düşen öğrenci sayısı arttıkça başarı düşüyor. müfredatın uygulanamamasında okullarda kaynak eksikliği sorunun da payı var. deney gereçleri, kütüphane çok eksik. okulların kütüphanesi pek çok şeyin göstergesidir oysa. pisa‘ya katılan öğrencilerin okuduğu okullarda 5 binin üzerinde kitabı olan kütüphane oranı yüzde bir. güney kore’de bu oran yüzde 92. pisa’da fen ve matematikte başarı sıralamasında ilk üçte olan singapur’da ise bu oran yüzde 77.)

(7) üniversiteye girişte uygulanan sınav sistemimizin (test) bu başarısızlıkta çok etkili olması. (örneğin pisa sadece çoktan seçmeli test olsa türkiye oecd ortalamasını yakalardı. türkiye'de çocuklar test çözmeyi biliyor. ancak test, bildiğini tekrarlama üzerine. bir anlamda biz hafızayı ölçüyoruz. bilgiyi kullanmayı, sentez yapmayı, olmayan bir şeyi ortaya koymayı ölçmüyoruz. liseye ve üniversiteye geçişte de sınavlar olacaktır, bu kaçınılmazdır. ancak sorun, sınavların niteliğidir. koyduğunuz sınav sistemi eğitim sistemini mıknatıs gibi oraya çeker. yani siz test yöntemi ile ortaya ezber sorular koyarsanız, eğitim ezbere olur. bizim sınavlarımız hayal gücünü, vizyonunu, deney yapma becerisini ölçmeyen sınavlar. çocuklara sınavlarda google’dan bulacakları ve daha sonra da unutacakları şeyler soruluyor.)

(8) okul öncesi eğitime katılımda yüksek bir oran yakalanamamış olması. (pisa’ya katılan öğrencilerin yüzde 29’u okul öncesi eğitim almış. okul öncesi eğitim alan ve almayan öğrenciler arasında 60 puanlık fark var. yani okul öncesi eğitim alanlar 60 puan daha fazla almış sınavlarda. okul öncesi eğitim alan öğrenci her zaman pek çok anlamda daha önde oluyor.)

(9) dünyada yeni bir ekonomik düzen kurulmuş olması ve adına "bilgi ekonomisi" denen bu düzende artık doğal kaynaklar, tarımsal kaynaklar, jeopolitik kaynaklar kadar önemli olan başka bir girdinin de "yüksek beceri seviyesine sahip bireyler" olması. (hayal gücü yüksek, muhakeme kabiliyetine sahip, analiz ve sentez yapabilen ve yeni fikir ve düşünceleri ortaya koyan bireyler bu yeni ekonominin taşıyıcıları olarak görünmesi.)

(10) türkiye'nin fen ve matematikte pisa'da çuvallamasının üzerine düşünülüyor olunsa bile çözüm üretil(e)memesi, üretilse bile hayata geçiril(e)memesi. (okul öncesinden itibaren yaparak, proje bazlı öğrenme, yazın deneylerle uğraşacakları ortamlar sunmak lazım. aslında sorun çözüm bulmak değil. çözümü hayata geçirme noktası. burada da en somut söylenebilecek şey reform yapma şeklini değiştirmek gerektiği. "içeriğe şunu koyayım" demenin anlamı yok. zaten bunlar denenmiş ve içeriğe konmuş. uygulamada neden olmuyor, niye başarı sağlanamıyor buna bakmalıdır.)

(11) ilköğretimde sınıfta kalmanın kaldırılmış olması.

(12) toplam eğitim-öğretim sürecinin sonunda öğrencinin temel düzeyde bile olsa yabancı dil bilgisine hakim olmamasına rağmen mezun olması. (bkz: öğrenciye 12 yılda ingilizce öğretemeyen sistem)

(13) branş öğretmenlerinin alanlarında yetersizlikleri (bkz: ingilizce bilmeyen ingilizce öğretmenim oldu). örneğin, ösym tarafından açıklanan 2017 yılında yapılan öğretmenlik alan bilgisi testi (öabt) raporuna göre bu sınavda her bölüm için adaylara alanlarında 50’şer soru yöneltilmiş ancak türkçe öğretmenliği testinde iki soru iptal edildiği için bu testin ortalaması 48 soru üzerinden hesaplanmıştır. buna göre testlerde en düşük başarı 11.82 ortalamayla fen bilimleri/fen ve teknoloji öğretmenliğinde, en yüksek ortalama ise 34.88 ile psikolojik danışma ve rehberlik öğretmenliğinde gerçekleşmiştir. sosyal bilgiler, tarih, coğrafya, biyoloji, ingilizce ile sınıf öğretmenliği alan testlerinde hesaplanan ortalama değerleri 21 ile 25 arasında değişmiştir. türkçe, din kültürü ve ahlak bilgisi, psikolojik danışma ve rehberlik ile okul öncesi öğretmenlikleri alan testlerinin ortalama değerleri ise, 25’in üzerinde çıkmıştır. daha açık bir ifade ile öabt'ye giren fen bilimleri öğretmen adaylarının kendilerine yöneltilen soruların yaklaşık yüzde 80'ini bilmediği; sosyal bilgiler, tarih, coğrafya, biyoloji, ingilizce ile sınıf öğretmenliği alan testlerinde hesaplanan ortalama değerleri 21 ile 25 arasında değişmesi nedeniyle bu alanlardaki öğretmen adaylarının da alanlarının yüzde 75'ine hakim olmadığı/bilmediği öne sürülebilecektir.

ezcümle, son 18 yıllık kesintisiz tek parti iktidarında bile toplam 6 kez milli eğitim bakanı değişikliğinin yapıldığı , gelen her yeni bakanın reformlar yapmak üzere kolları sıvadığı göz önünde bulundurulursa "neden başarısızız?" sorusu üzerine düşünmek için daha çok nedenimiz olduğu görülecektir.

not: söz konusu maddeler zaman içinde güncellenecek ve yeni maddeler eklenecektir.
devamını gör...

çocukken bir dergide görüp inanılmaz korktuğum heykel ordu.
ayrıca akıllara pompeii’i getirmesi olasıdır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kendisi deli değildir. annesi test yaptırmıştır.
devamını gör...

google arama motorunun sadece akademik araştırmalar içerisinden araştırma yapmanızı sağlayan arama bölümü.
devamını gör...

kesinlikle bıyığı olurdu ve sigara içerdi buna eminim.
devamını gör...

benim bu kitapla tanışmam biraz erken dönemlere denk geliyor. ortaokul hazırlık sınıfı bittiği zaman, yaz tatiline çıkmadan önce ingilizce öğretmenlerimden birisi tarafından bana önerilmişti. hatırladığım kadarıyla kitabı bulmak da zor olmuştu. babamın gayretleri neticesinde kitap alınmış, kucağıma bir saatli bomba misali bırakılmıştı. tabi yeni yeni pişmeye başladığımız için kitabı okurken ciddi anlamda zorlanıyordum. elimde bir kalem, yanımda bir defter sürekli not alarak ve anlamaya çalışarak okuduğum için kitap neredeyse benim için bir anlam rehberi haline gelmişti. bu zorlu ve sıkı başlangıçtan sonra bir kaç kere daha okudum kitabı. eh pişmiştik artık ama her okuyuşumda farklı bir yerlere takılmayı ya da daha doğru bir tabirle farklı şeyler keşfetmeyi ihmal etmedim. düşünüyorum da, bendeki irlanda zaafının sebebi de bu kitap olabilir. * nevil shute yüzünden irlanda'nın halini ahvalini düşünmekten alamamıştım kendimi. itiraf ediyorum henüz ortaokul sıralarında içinizdeki irlandalı ben oldum. nasıl oldum kısmı nevil shute'ın bizatihi kendisinde gizli o yüzden açık etmeyeceğim bu durumu. kırılmasın sonra bana.

kitaba gelecek olursak kıyametin ortasında bu kadar dingin, bu kadar sakin bir anlatımı başka bir kitapta zor bulursunuz. ama bunda nevil shute'ın tanık olduğu ve yaşadığı olayların etkisi var diye düşünüyorum. zira adam iki dünya savaşının da tam orta yerinde kalmış, yeterince felaket görmüş ve bunlar üzerine düşünme fırsatı da bulmuş. zaten bu kitabın ortaya çıkmasının sebebi de bizatihi bu. dwight towers ve peter holmes karakterleri ise diğer roman karakterlerine pek benzemez onlar üzerine çokça şey yazmasam iyi olur. kitabı okuduğunuz da bu iki adamın size ne hissettirdiği mühim diye düşünüyorum. tüm bu olağan akış içerisinde radyo sinyalleri ve radyoaktif dalgalar derken, kendinizi dünyanın sonu geldiğinde millet nelerle uğraşıyor yahu diye düşünürken bulabilirsiniz ya da bulmaya bilirsiniz bilemiyorum * başkaca pek çok soru da kafanızı kurcalayacaktır.

malum artık dünyanın sonu temalı kitap ve film örnekleri ziyadesi ile arttı. lakin son zamanlarda yazılan/çekilen, kitap ve filmlerde sürekli bir atraksiyon var. neticede kitap bu konuyu derinlemesine işleyen ilk örneklerden birisi ve sizi daha çok düşünmeye sevk etmesi sebebi ile muhakkak okunmalı diye düşünüyorum. ha zombi istilası falan dururken ne işim var böyle sakin ve derinlemesine bir dünyanın sonu kurgusuna derseniz onu da anlayışla karşılarım. kafasına kafasına vurun o alçak zombilerin ne diyeyim...
devamını gör...

nörogelişimsel bir bozukluk olan, hakkında halen daha araştırmaların sürdüğü ve nedeni henüz tam olarak belirlenmeyen otizm spektrum bozukluğu olan ressam bir çocuktur. sevgili supportgirl'ün paylaştığı ilk tanımda, youtube kanalındaki resimleri ilgiyle takip ettim. tebrikler çocuk.
devamını gör...

içerisinde olmaktan gurur duyduğum koro. bana bu guzel teklif ile gelen (bkz: miko) ya çoook teşekkür ediyorum. biz söylerken çok eğlendik umarım sizler de eğlenmişsinizdir. çoook keyifli aksamlarrrr.
devamını gör...

insan her gün süt içmez, ayran içmez, kola içmez, gazoz içmez, şalgam, meyve suyu bilumum meşrubat içmez. ama bir gün bile çaysız duramaz . o derece tılsımlı bir içecek.
en iyi sohbet aracıdır. içilecek çayın miktarı sohbeti derinleştiriyor. karşılıklı ikişer bardak çayda 15 dakikalık kaliteli bir iletişim gerçekleştirilebilir.

çay, barış ve dostluk içeceğidir. türkler, çay ile tanıştıktan sonra neredeyse kırk yıllık hatırı olan kahvenin pabucunu dama attı. ikisinden de istifade etmek, ikisini de içmek gerekir, daha doğrusu ikisinin de gönlünü almak en münasip olanı.

çay, hareket halinde, yürürken, koşarken, iş yaparken değil, oturur vaziyette sakince içilmelidir. çayın sohbeti başkadır. sıcak çay, insanın içini ısıtırken, çay kaşığının şıngırtısı da ruhunu ısıtır. arada sırada zihin açar, lafı açar, bazen de uyku açar. bazıları da uyuyabilmek için çay içerler.

birinci dünya savaşı sonrası kahve ihracatçısı olan ülke yemen'in elden çıkmasıyla, kahve ithalatı pahalıya mal olmuş. başka çare düşünülerek en sonunda 1924 yılında çıkarılan kanunla, rize'de çay yetiştirilmesi hususunda karar alınmış. 1930 yılında gürcistan' dan 70 ton çay tohumu alınıp rize topraklarına ekilmiş. böylelikle çayın türkiye'de tanınma ve yayılma macerası başlamış oldu.
devamını gör...

rusya, plüton'dan daha büyüktür.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kapıları açmayı öğrenmemelisin.
pencere ve muslukları da açmayı öğrenmemelisin.
madem ki bunları öğrendin neden kızgınlığa giren arkadaşını cok ses yapıyor diye çekmeceye sokup kapattın?*
hatta bence sen biraz tahammüllü olmayı öğrenmelisin. *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yaşıyorum. hem de onların istediği gibi.
bazen ne kadar dirensek de uyum sağlıyoruz bazı şeylere. elimizde olmadan..
böyle diyince sokrates'in şu sözü geldi aklıma.
"sizin istediğiniz gibi konuşup yaşamaktansa, kendi istediğim gibi konuşup ölmek isterim.”
bu sözü hayatımın merkezine taşıyacağım bir gün. tüm hayatımı koca bir fedakarlıkla geçiremem. bunu yapamam..
devamını gör...

üstteki yazar arkadaşıma dedikodu maddesi dışında asla katılmadığımı belirtmek istiyorum. özellikle şu üremeye mecburiyet konusunda... türk kızını çok güzel aşağılamışsınız efendim.

her neyse, şunu söyleyebilirim; avrupalı kızın ailesi de, türk kızın ailesi de, kendi ailesinden gördüğünü yapar. biz de * öyle kız çıksın +20 ülkede gezsin olayı yoktur. bunun nedeni ise büyük büyük babaannelerimizde, dedelerimizde saklıdır. korkular gibi birtakım davranışlar da dna ile aktarılır, bunu unutmayalım.

daha sonrasında boy, kilo falan lafının dahi edilmemesi gereken aşırı abes konular. özellikle 21. yüzyılda isek. boy kısaymış, şişmanmış ne fark eder? hayat bunları düşünmek için biraz fazla kısa.
tabii bu dediklerimden kendini bile bile üstteki yazarımızın bahsettiği konuma koyan türk kızlarını muaf tutuyorum. iş kişinin kendisinde bitiyor. lakin imkanlar dahilinde kendini geliştirebilmiş tüm türk kızlarını da genellemenize katarak yorum yapmanız yanlış olmuş.

diyeceklerim bu kadar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim