pargalı ibrahim paşa
ı. süleyman saltanatı döneminde 27 haziran 1523 - 15 mart 1536 arasında sadrazamlık yapan, önemli siyasal ve askerî olaylarda rol oynayan osmanlı devlet adamı.
muhteşem süleyman döneminin aktörlerinden ikinci adam. tarihsel süreçte baktığımızda başarılı olan liderler etraflarında başarılı kişiler bulundurmuştur. pargalı bunlardan biridir. mısır valisinin isyanının bastırılmasından mohaç'a katkıda bulunmuştur. 13 yıl boyunca imparatorluğun ikinci adamı olmaktan kibre kapıldığı söylenebilir ki bu da onun sonunu hazırlayan gelişmelerden biridir.
muhteşem süleyman döneminin aktörlerinden ikinci adam. tarihsel süreçte baktığımızda başarılı olan liderler etraflarında başarılı kişiler bulundurmuştur. pargalı bunlardan biridir. mısır valisinin isyanının bastırılmasından mohaç'a katkıda bulunmuştur. 13 yıl boyunca imparatorluğun ikinci adamı olmaktan kibre kapıldığı söylenebilir ki bu da onun sonunu hazırlayan gelişmelerden biridir.
devamını gör...
ısmarlama bebek
fatih murat arsal’ın zoraki gelin serisi ilk kitabi.
turgut ve vildan’ın aşkını konu alan türk filmi tadında bir aşk hikayesi.
bir masal kahramanı kadar yakışıklıydı belki! sıcacık bakışlarıyla, tecrübeli yürekler için bile tehlikeliydi. gerçek aşkı hiç tanımayan vahşi bir kıza göreyse, engellenemez iradesiyle tutkulu bir zorbaydı o... korunaklı hayatına büyük bir cesaretle dalmıştı. ondan çılgınca şeyler istiyordu bu uzun adam... öncelikle kollarından kaçamayacağı gerçek bir evlilik... ve ona benzeyen güzel bir bebek... genç kızın isyan eden kalbini istemiyordu belki! ama... her an göğsünden koparıp alacak kadar da fırsatçıydı.
turgut ve vildan’ın aşkını konu alan türk filmi tadında bir aşk hikayesi.
bir masal kahramanı kadar yakışıklıydı belki! sıcacık bakışlarıyla, tecrübeli yürekler için bile tehlikeliydi. gerçek aşkı hiç tanımayan vahşi bir kıza göreyse, engellenemez iradesiyle tutkulu bir zorbaydı o... korunaklı hayatına büyük bir cesaretle dalmıştı. ondan çılgınca şeyler istiyordu bu uzun adam... öncelikle kollarından kaçamayacağı gerçek bir evlilik... ve ona benzeyen güzel bir bebek... genç kızın isyan eden kalbini istemiyordu belki! ama... her an göğsünden koparıp alacak kadar da fırsatçıydı.
devamını gör...
esogü tıp öğrencilerinin sınav mağduriyeti
esogü yine şaşırtmadı. bu okul benim ömrümü yedi arkadaşlar, belirli bir sistemi oturtamadılar yıllarca. ya yaz okulu olur, ya büt olur. bu okulda ya ikisi birden oluyor ya da ikisi de olmuyor. öbs, enformatik gibi web sistemleri her zaman hata verir. kampüs desen koca bir şantiyedir zaten. mühendislik bölümleri kampüsün sonunda olduğu halde bir ara ringleri kaldırdı bu adamlar.
devamını gör...
kelimeler şehri
bir alberto manguel kitabıdır.
kelimeler her şeyin özüdür aslında. insan tam olarak insan olmaya konuşmaya başladığı anda adım attı. kelimelerin gücü insanı diğer canlılardan ayırdı ve bir anlamda üstün kıldı. üstün ırk haline gelen insan bu gücü kötü yönde kullanmaya başlasa da bazı insanlar yine kelimleri kullanarak dünyayı korumak için uğraştı durdu. hala da aynen devam etmekte hikaye.
kutsal kitaplar önce söz vardı derken, oku derken aslında hep kelimelerin gücüne işaret eder. sözcükler kutsala ulaşmanın aracısıdır. hatta belki de kutsalın ta kendisidir. içimizde biriken her kelime bizi yavaş yavaş melekler katına çıkaracaktır. evet, uzun bir zaman alacak bu ama denemeye değer.
kelimeler sadece bir iyilik aracı değildir. bazen de kötülük için kullanılırlar ama özünde iyidir kelimeler. babil kulesi inşa edilirken tanrılar herkesin dilini değiştirip kulenin yapımını engellediğinde anlamalıydık aslında sözcüklerin muktedirleri ne kadar korkutabileceğini.
kelimeler birçok anlama gelir ve çok da güçlüdürler. onlardan bir şehir inşa eden kişi ebedi okur manguel ise o şehir insanlığın son sığınağı olabilir. ama kelimeler albayım bazı anlamlara gelmiyor.
kelimeler her şeyin özüdür aslında. insan tam olarak insan olmaya konuşmaya başladığı anda adım attı. kelimelerin gücü insanı diğer canlılardan ayırdı ve bir anlamda üstün kıldı. üstün ırk haline gelen insan bu gücü kötü yönde kullanmaya başlasa da bazı insanlar yine kelimleri kullanarak dünyayı korumak için uğraştı durdu. hala da aynen devam etmekte hikaye.
kutsal kitaplar önce söz vardı derken, oku derken aslında hep kelimelerin gücüne işaret eder. sözcükler kutsala ulaşmanın aracısıdır. hatta belki de kutsalın ta kendisidir. içimizde biriken her kelime bizi yavaş yavaş melekler katına çıkaracaktır. evet, uzun bir zaman alacak bu ama denemeye değer.
kelimeler sadece bir iyilik aracı değildir. bazen de kötülük için kullanılırlar ama özünde iyidir kelimeler. babil kulesi inşa edilirken tanrılar herkesin dilini değiştirip kulenin yapımını engellediğinde anlamalıydık aslında sözcüklerin muktedirleri ne kadar korkutabileceğini.
kelimeler birçok anlama gelir ve çok da güçlüdürler. onlardan bir şehir inşa eden kişi ebedi okur manguel ise o şehir insanlığın son sığınağı olabilir. ama kelimeler albayım bazı anlamlara gelmiyor.
devamını gör...
anneler oğluna mı düşkün kızına mı sorunsalı
tartışması yapılamaz. oğullarına
devamını gör...
anne babasının siyasi görüşünü açığa çıkaran isimler
çocukken anneme ''senin gözlerin mavi değil ki, ismini neden deniz koymuşlar'' diye sormuştum.*
devamını gör...
insan iyi midir kötü müdür sorunsalı
bin yıllardır sorulan ve tanım itibariyle insana net bir özellik yüklenmesini gerektiren soru öbeğidir ..
ıyi kelimesi tdk sözlük anlamı ile: istenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan
tdk
kötü kelimesi ise yine tdk sözlük anlamı ile :istenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena,
şeklindedir..
buradan özetle iyi ve kötü kavramları gözleme dayalı olgulardır ve tüm dinsel kurumlarda bu olguyu temel alarak oluşturulmuştur.
halbuki insanların diğer entrylerde de özetlediği gibi insan tam iyi ya da tam kotu olarak tanımlanamayacak bir varlıktır ve ikisinin ortasında bir yerlerde dolanıyor desek sanırım herkes hem fikir olacaktır ..
çocuklarla ilgili yapılmış bir deney ise çocukların eğitimle daha iyi varlıklara dönüşebildiği ve eğitim olmazsa kötü davranışlar sergileyebileceği olgusunu anlatır ki kelimeleri değiştirirsek doğru bir deneydir..
ahlaki ilkeler doğuştan mı geliyor?
şimdi izninizle iyi kelimesi yerine vicdanı kötü kelimesi yerine ise nefsani kelimesini koyalım ve konuyu bu şekilde ele almaya çalışalım..
insan varlık olarak tekamül etmeye gelişmeye çalışan bir varlıktır ve maddeyi daha yeni tanımaya çalışan bir varlık olarak nefsani yönü her daim ağır basabilir çünkü maddenin cezbedici yapısı gereği kendisini madde ile eşkoşmaya yatkındır ve bunun için de egoist/nefsani davranabilir ki bu dünyaya gelirken genetik yatkınlığımızda gayet net görünmektedir. ve fakat videodaki eğitimle belli bir seviyeye getirebilen çocuklar örneği üzerinden devam edersek, insan varlığı nefsaniyetten kurtularak vicdan varlığına dönüşebilir ve bunu eğitimle belli bir seviyeye getirmek ve insanı tümden bir vicdan varlığına dönüştürmek doğru inisiyasyon (bkz: inisiyasyon) yöntemleri eşliğinde her daim mümkündür...
sonuca gelirsek insan ne iyi ne de kötüdür , insan her daim özündeki bilgiyi keşfetmek için tekamül (bkz: tekamül) etmeye çalışan ve bunu yapabilmek içinde sürekli madde ile etkileşimde bulunan bir varlıktır.
ıyi kelimesi tdk sözlük anlamı ile: istenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan
tdk
kötü kelimesi ise yine tdk sözlük anlamı ile :istenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena,
şeklindedir..
buradan özetle iyi ve kötü kavramları gözleme dayalı olgulardır ve tüm dinsel kurumlarda bu olguyu temel alarak oluşturulmuştur.
halbuki insanların diğer entrylerde de özetlediği gibi insan tam iyi ya da tam kotu olarak tanımlanamayacak bir varlıktır ve ikisinin ortasında bir yerlerde dolanıyor desek sanırım herkes hem fikir olacaktır ..
çocuklarla ilgili yapılmış bir deney ise çocukların eğitimle daha iyi varlıklara dönüşebildiği ve eğitim olmazsa kötü davranışlar sergileyebileceği olgusunu anlatır ki kelimeleri değiştirirsek doğru bir deneydir..
ahlaki ilkeler doğuştan mı geliyor?
şimdi izninizle iyi kelimesi yerine vicdanı kötü kelimesi yerine ise nefsani kelimesini koyalım ve konuyu bu şekilde ele almaya çalışalım..
insan varlık olarak tekamül etmeye gelişmeye çalışan bir varlıktır ve maddeyi daha yeni tanımaya çalışan bir varlık olarak nefsani yönü her daim ağır basabilir çünkü maddenin cezbedici yapısı gereği kendisini madde ile eşkoşmaya yatkındır ve bunun için de egoist/nefsani davranabilir ki bu dünyaya gelirken genetik yatkınlığımızda gayet net görünmektedir. ve fakat videodaki eğitimle belli bir seviyeye getirebilen çocuklar örneği üzerinden devam edersek, insan varlığı nefsaniyetten kurtularak vicdan varlığına dönüşebilir ve bunu eğitimle belli bir seviyeye getirmek ve insanı tümden bir vicdan varlığına dönüştürmek doğru inisiyasyon (bkz: inisiyasyon) yöntemleri eşliğinde her daim mümkündür...
sonuca gelirsek insan ne iyi ne de kötüdür , insan her daim özündeki bilgiyi keşfetmek için tekamül (bkz: tekamül) etmeye çalışan ve bunu yapabilmek içinde sürekli madde ile etkileşimde bulunan bir varlıktır.
devamını gör...
parasını hak eden ürünler
devamını gör...
julius caesar ve korsanlar
jül sezar, julius caesar, mö 12 temmuz 100 - mö 15 mart 44 tarihleri arasında yaşamış bir roma hükumdarıydı. roma'nın cumhuriyetten imparatorluğa geçisinde kritik rol oynayan sezar, britinya'yı işgal etmiş, galler'i alarak roma topraklarını atlas okyanusu'na kadar genişletmişti. fakat, hayat boyu diktatör ilan edilen bu hükumdar düzenin eski haline dönmesini isteyen bir grup senato tarafından (ki bu grup içinde eski arkadaşı marcus junius brutus -sen de mi brütüs esprisine konu olan- da bulunur.) milattan önce 15 mart 44 yılında suikaste uğramıştır. yaklaşık 23 yerinden bıçaklandığı söylenen sezar, sadece bir veya iki öldürücü darbe almıştır. son sözleri hakkında ise tartışmalar sürmektedir.
sezarın bu ilginç hayatına dair bir anektod da milattan önce 75 yılında geçmektedir. roma generali sulla'nın ölümünden sonra avukat olarak roma'ya dönen sezar, hitabet çalışmak adına rodos şehrine yöneldi. akdeniz'de, mö 75 yılında gemisi klikyalı korsanlar tarafından ele geçirilen sezar fidye için elde tutuluyordu. böyle bir durumda aklımıza şu gelebilir, bu korsanların romalı asilzadeleri kaçırma gibi bir tehlike potansiyelleri varsa neden daha önceden bir filo toplanıp üzerlerine gidilmedi. çünkü korsanlar, roma senatörlerine ihtiyaç duydukları köleleri teklif etmişlerdi. bu da korsanlığın yaygın olmasına sebep oldu.
sezarı farmakos adasında tutsak eden korsanlar onun için 20 talent (eski bir ölçü birimi, 1 talent yaklaşık 27kg'a denk gelmektedir.) gümüş istemişlerdi. bu sezar'ı güldürmüştü, onlara kimi yakaladıklarını bilmediklerini söyledi. gururlu sezar, onların kendisi için 50 talent istemelerinde ısrarcı oldu. fidyeyi de bizzat kendisi ödeyecekti. parayı toplamak için şehirlere adamlarını gönderen sezar, klikyalıların gemisinde birkaç müriti ile kaldığında, korsanlara çok kötü davranıyordu. yalnızca birkaç yaveri ile kalmasına rağmen, uyuyacağı zaman korsanları susturmak adına birini gönderecek kadar cesur davranabiliyordu. 38 gün boyunca umursamaz bir tavırla, bir esir değil de lidermiş gibi aralarında kalan; oyunlarına katılan, onlara şiirler söyleyip ve konuşmalar yaparak anlamadıkları zaman onları asacağını söyleyen sezar için fidye sonunda miletos'tan gelmişti. serbest kaldıktan sonra miletos limanından birkaç gemi ile birlikte korsanlara karşı denize açılan general onları ve mal varlıklarını ele geçirdi. bu da ilginç bilgidir ki sezar filoyu, hiçbir kamusal veya askeri görevi olmadan toplayabilmişti. cezalandırılmaları için bergama hapishanesine koyulan korsanların akıbetine karar vermesi için asya valisini daha fazla bekleyemedi ve bergama'ya giderek, mahkumları hapisten çıkardı. adada da sürekli söylediği ve şaka yaptığı sanıldığı gibi, korsanları çarmıha gerdi.
başından beri esir olmayı reddederek buna göre davranan, kendisi için daha fazla fidye istemeleri adına korsanlar ile pazarlık eden, bir arkadaş iki hizmetçi ile kalmasına rağmen uyuyacağı zaman korsanlardan susmalarını isteyen, şiirlerini anlamadıklarında korsanları cahillikleri için azarlayan ve astıracağını söyleyen sezar böyle bir liderdi. ve, sizin de gördüğünüz gibi, sözlerinde ciddiydi.
kaynakça ve daha fazlası: livius.org, content.time.com, entrepreneur.com, wikipedia - julius caesar, wikipedia - klikyalı korsanlar, vikipedi - jül sezar, mentalfloss.com, britannica.com, bisorubicevap.com
sezarın bu ilginç hayatına dair bir anektod da milattan önce 75 yılında geçmektedir. roma generali sulla'nın ölümünden sonra avukat olarak roma'ya dönen sezar, hitabet çalışmak adına rodos şehrine yöneldi. akdeniz'de, mö 75 yılında gemisi klikyalı korsanlar tarafından ele geçirilen sezar fidye için elde tutuluyordu. böyle bir durumda aklımıza şu gelebilir, bu korsanların romalı asilzadeleri kaçırma gibi bir tehlike potansiyelleri varsa neden daha önceden bir filo toplanıp üzerlerine gidilmedi. çünkü korsanlar, roma senatörlerine ihtiyaç duydukları köleleri teklif etmişlerdi. bu da korsanlığın yaygın olmasına sebep oldu.
sezarı farmakos adasında tutsak eden korsanlar onun için 20 talent (eski bir ölçü birimi, 1 talent yaklaşık 27kg'a denk gelmektedir.) gümüş istemişlerdi. bu sezar'ı güldürmüştü, onlara kimi yakaladıklarını bilmediklerini söyledi. gururlu sezar, onların kendisi için 50 talent istemelerinde ısrarcı oldu. fidyeyi de bizzat kendisi ödeyecekti. parayı toplamak için şehirlere adamlarını gönderen sezar, klikyalıların gemisinde birkaç müriti ile kaldığında, korsanlara çok kötü davranıyordu. yalnızca birkaç yaveri ile kalmasına rağmen, uyuyacağı zaman korsanları susturmak adına birini gönderecek kadar cesur davranabiliyordu. 38 gün boyunca umursamaz bir tavırla, bir esir değil de lidermiş gibi aralarında kalan; oyunlarına katılan, onlara şiirler söyleyip ve konuşmalar yaparak anlamadıkları zaman onları asacağını söyleyen sezar için fidye sonunda miletos'tan gelmişti. serbest kaldıktan sonra miletos limanından birkaç gemi ile birlikte korsanlara karşı denize açılan general onları ve mal varlıklarını ele geçirdi. bu da ilginç bilgidir ki sezar filoyu, hiçbir kamusal veya askeri görevi olmadan toplayabilmişti. cezalandırılmaları için bergama hapishanesine koyulan korsanların akıbetine karar vermesi için asya valisini daha fazla bekleyemedi ve bergama'ya giderek, mahkumları hapisten çıkardı. adada da sürekli söylediği ve şaka yaptığı sanıldığı gibi, korsanları çarmıha gerdi.
başından beri esir olmayı reddederek buna göre davranan, kendisi için daha fazla fidye istemeleri adına korsanlar ile pazarlık eden, bir arkadaş iki hizmetçi ile kalmasına rağmen uyuyacağı zaman korsanlardan susmalarını isteyen, şiirlerini anlamadıklarında korsanları cahillikleri için azarlayan ve astıracağını söyleyen sezar böyle bir liderdi. ve, sizin de gördüğünüz gibi, sözlerinde ciddiydi.
kaynakça ve daha fazlası: livius.org, content.time.com, entrepreneur.com, wikipedia - julius caesar, wikipedia - klikyalı korsanlar, vikipedi - jül sezar, mentalfloss.com, britannica.com, bisorubicevap.com
devamını gör...
burak kut
pek bilinmemesine rağmen iyi bir tenor'dur. 90'lar da bir dönem tarkan'a rakip olmuştur. harika şarkıları vardır 'yaşandı bitti' gibi, klipte motor sahnesi hala hafızalardadır çocukluğumuzun güzel abilerindendir severizdir..
(bkz: 90'lar)
(bkz: 90'lar)
devamını gör...
vezüv yanardağı
pompeii'nin katili olan ve aktifliğini yitirmeyen yanardağ.
dizilerdeki kötü rollere benziyor. herkesi tüketen ancak kendisine hiçbir şey olmayan. *
dizilerdeki kötü rollere benziyor. herkesi tüketen ancak kendisine hiçbir şey olmayan. *
devamını gör...
ölmüş kişilerin fotoğraflarına bakmak
albüm oluşturup arada bakarsın anlarım. geçmişi yad etmek iyidir. ama çerçeveletip duvara asmak o öldüğü ve sen yaşadığın için kendinden utanmak gibi bir şey olur. sürekli aklında bu olur.
devamını gör...
galen
claudius-clauius, galenos-galenus, galen, bergamalı galen, calinus yahut calinos.

bergama'da 129 yılında dünyaya gelen, yunan hekim ve filozof.
galen, 16 yaşına kadar edebiyat eğitimi almış ve sonra tıp eğitimi almak istemiştir. bu isteği doğrultusunda eğitim için smyrna' ya, iskenderiye'ye gitti.
erken yaşta aristotales ve epikuros'un fikirleriyle de tanıştı. hekim olduğunda yaşı 19'du.
157'de bergama' ya geri döndü ve gladyatör birliğinin doktoru olarak göreve başladı. 162'de roma' ya taşındı ve burada kısa sürede ünlendi.
roma'da, 216 yılında öldüğü bergama'ya dönmeden önce imparator marcus aurelius, septimius severus ve commodus'un doktoruydu.
galen, hipokrat' ın öğretilerinden etkilenmiş bir hekimdir.
solunum mekanizmasının açıklanmasına, kranial siniri tanımlamasına, kalp kapakçıklarını tanımlamasına, damarlar ve arterler arasındaki yapısal farklılıkları belirlemesine izin veren çok sayıda diseksiyon gerçekleştirmiştir.
galen, arterlerin o zamanlar inanıldığı gibi hava taşımadığını, kan taşıdığını göstermeyi başarmıştı.
iskelet ve kafatasını eksiksiz şekilde tanımlamıştır.
günümüzde yarısı tamamen veya kısmen korunmuş, 300'ü aşkın eserin müellifidir.
galen, kendini tıbba ve insanlığa adamıştı lakin karşılığını da dünyevi şeylerle hakkınca almıştı...

bergama'da 129 yılında dünyaya gelen, yunan hekim ve filozof.
galen, 16 yaşına kadar edebiyat eğitimi almış ve sonra tıp eğitimi almak istemiştir. bu isteği doğrultusunda eğitim için smyrna' ya, iskenderiye'ye gitti.
erken yaşta aristotales ve epikuros'un fikirleriyle de tanıştı. hekim olduğunda yaşı 19'du.
157'de bergama' ya geri döndü ve gladyatör birliğinin doktoru olarak göreve başladı. 162'de roma' ya taşındı ve burada kısa sürede ünlendi.
roma'da, 216 yılında öldüğü bergama'ya dönmeden önce imparator marcus aurelius, septimius severus ve commodus'un doktoruydu.
galen, hipokrat' ın öğretilerinden etkilenmiş bir hekimdir.
solunum mekanizmasının açıklanmasına, kranial siniri tanımlamasına, kalp kapakçıklarını tanımlamasına, damarlar ve arterler arasındaki yapısal farklılıkları belirlemesine izin veren çok sayıda diseksiyon gerçekleştirmiştir.
galen, arterlerin o zamanlar inanıldığı gibi hava taşımadığını, kan taşıdığını göstermeyi başarmıştı.
iskelet ve kafatasını eksiksiz şekilde tanımlamıştır.
günümüzde yarısı tamamen veya kısmen korunmuş, 300'ü aşkın eserin müellifidir.
galen, kendini tıbba ve insanlığa adamıştı lakin karşılığını da dünyevi şeylerle hakkınca almıştı...
devamını gör...
görülen rüyayı kontrol etmeye çalışmak
kısmen de olsa başarabildiğim bir eylemdir. bir rüya görüyorsunuz ve rüya olduğunun farkına vardığınız an ipleri zihninizin elinden alıp sizin kendi kontrolünüze geçirme olayıdır. o andan itibaren rüyanızın yönetmeni siz oluyorsunuz ve istediğiniz bir şekilde hükmedebiliyorsunuz rüyanıza. aşağıda paylaşmış olacağım kaynağa göre anlaşılmayan bazı nedenlerden dolayı, insanların genellikle rüya görürken bunun bir rüya olduğunun farkında olmadıklarını ve bununla birlikte, zaman zaman, bir istisnanın meydana geldiğini ve gördüğümüz rüyanın farkına varabileceğimizi ifade etmiştir. inception filminde de bu konu işlenmiştir. biraz daha teknik olarak olayı incelediğimizde bunun tıptaki karşılığının lucid dreaming yani kontrollü rüya ya da bilinçli rüya olarak adlandırıldığı görmekteyiz.
daha detaylı bilgi için buradan ve türkçe kaynak için buradan ulaşabilirsiniz.
daha detaylı bilgi için buradan ve türkçe kaynak için buradan ulaşabilirsiniz.
devamını gör...
uykusuz kalmaya değer şeyler
iş valla gerisi boş.. en azından para kazanıyorsun, bir yandan kahveni içiyorsun, bir yandan da istediğin müziği dinlerken çalışıyorsun, ohh miss. arada da sözlüğe dadandım mı deymeyin keyfime...
devamını gör...
çay harareti alır yalanı
içilen değil yüzülen çay harareti alır.
devamını gör...
bilgi arttıkça azalan şeyler
tahammül. eğtim ve erdem arttıkça bunu dengeler.
devamını gör...
sevgiliyle yapılan en güzel aktivite
tanımları okudum veeeee .....
yuh be ! dedim.
sevişmek yazmaya utandınızmı yoksa.
yuh be ! dedim.
sevişmek yazmaya utandınızmı yoksa.
devamını gör...
şeyh sait said-i nursi seyit rıza iskilipli atıf dörtlüsü
herkes atıp tutuyor: said nursi idam edilmedi bu bir.
said nursi; mustafa kemal, milli mücadele ve cumhuriyetin dostuydu bu iki.
yorum yapanların'çoğu' hiçbirini okumamış, öylesine saydırıyor, bu da üç.
atatürk okumadan 'sallayanları', eminim, sevmezdi.
edit:imla.
said nursi; mustafa kemal, milli mücadele ve cumhuriyetin dostuydu bu iki.
yorum yapanların'çoğu' hiçbirini okumamış, öylesine saydırıyor, bu da üç.
atatürk okumadan 'sallayanları', eminim, sevmezdi.
edit:imla.
devamını gör...

