uzun bir süredir insanlardan kaçarak, saklanarak yaşıyorum. kimsenin beni aramasını, sormasını istemiyorum; çevremi zaman geçtikçe kaybediyorum.

normalde, yirmi altı yaşında bir delikanlının yapması gereken ortamlarda kahramanlıklarından bahsetmek, bir takım iyi özelliklerini sıradan cümlelerinin önüne koyarak toplum tarafından takdir edilmeye çalışmak ve dibi görünmeyen her türlü okyanusa dalmaktır. bense her şeyden vazgeçmenin eşiğinde geziyorum. etrafımda "işte uçurum, dikkatli ol" diyecek kimse kalmayınca, bizzat kendim fark etmek zorunda kaldım, bu ve bunun gibi şeyleri. "birileri kıçımı toplasın" rahatlığı yok artık, gençliğin kayıtsızlığı elimden çok erken gitti, çok sağlam bir kazık yedim bence hayattan.

neyse, zaten giden gitmiş, o epik aşk sahnelerinin kurulacağı yıllar geçip gitmiş, yastığa kafayı huzurla koyup uyuduğumuz zamanlar artık çok uzakta. bu saatten sonra ne yapmak lazımdır bilinmez ama bizim de bir gün tüketeceğimiz şiirler yazacağımız zamanlar gelecek, inanıyorum buna. eğer yeni trajedilerle hayatımız süslenmeye devam ederse ki kesinlikle hayat buna yönelik bir takım hazırlıklar içerisindedir; o zaman umut kırıntılarımızı da kaybedip, daha fazla dibi göremeyeceğimizi düşünerek her türlü riski alabilir hale geliriz sanıyorum. umarım o hale düşmeyiz, hala kaybedecek şeylerimizin olduğu bir hayatın temkinliğiyle yaşarız. umarım böyle boktan bir şey değil, bir hayat yaşarız.
devamını gör...

v e
e n sonunda
d önmmeyeceğini
a nlarsın
devamını gör...

(bkz: genelleme yapmanın mantıksızlığı)
devamını gör...

özdemir asaf’ın bu günlerimizi özetleyen bir şiirini bırakalım:

eskiden

ne güzel insanlar vardı eskiden.
çocukluğumuzu kaplamışlardı.
bize masal anlatırlardı
cinlerden, perilerden.
büyük anneler, büyük babalar vardı.
o zaman hepsi uzaktı ölümden.
hem sevdirir hem korkuturlardı.
acı hikâyeleri bile tatlı başlardı.
demek bunun için gittiler hikâyelerden.
ne güzel insanlar vardı eskiden.

ne güzel şarkılar vardı eskiden.
gençliğimizi donatırlardı.
hep iyi şeyler hatırlatırlardı
geçip gitmiş devirlerden.
sevgi ve ümid yaratırlardı.
o zaman her şey uzaktı ölümden.
yanık şarkılar bile neşeli başlardı.
ister istemez saadet taşardı
gamsız günlerimizden.
ne güzel zamanlar vardı eskiden.

ne güzel şarkılar vardı eskiden.
hayâl içinde yaşatırlardı.
güldürür ağlatırlardı
duymadan biz, düşünmeden.
her an bir asır kadardı.
o zaman herkes uzaktı ölümden.
candan sevdiklerimiz vardı.
hepsi başka güzeldi, bizi tanımazlardı.
bütün yollarımız geçerdi gül bahçelerinden.
ne güzel zamanlar vardı eskiden.
devamını gör...

desteklenmesi gereken etkinlik. hatta yönetim kadrosu bu mesajın ertesinde evlenecek çiftlere çeyiz yardımı yapmalıdır.

bana ilk bu mesajı atanla yıldırım nikahı kıyacağım, söz. *
devamını gör...

az gelişmişlik göstergesi başlıktir. kedileri dert edinen insanlar, senden daha çok ölümleri dert ediniyordur. kedileri düşünmeyi, kediler yaşasın insanlar ölsün diye anlamlayacak ne yaşadın bu hayatta diyesi geliyor insanın. ikisi de canlı, o kediyi kurtarıyor sende adım at diyesi de geliyor insanın. aynı havayı teneffüs edip içerde ona ne yapıyorsun diyesi de geliyor insanın.
daha neler diyesi geliyor da insanin inemiyorum o seviyeye.
devamını gör...

iyi geceler, gün!
günaydın, sevgilim gece!
hoşça kal gökyüzü!

göğsümde kuş gibi çırpınan nefes
salın gitsin

kaymayan yıldızlar için de dilek hakkı istiyorum
anahtarını bulamadığım kapıyı
kırmak istiyorum!
fakat kırdım kanatlarımı
uçmak istemiyorum

tanrı biz’i icat etmiş
biz, zamanı…
kalbiyle korkmaz insan
akıl dedikleri kör kedi
bekledikçe kendimi
elime ayağıma dolaşıyor dünya

denize taş fırlatmışım mesela
incinmiş deniz
unutup deniz olduğunu
gözlerime üşümüş

ellerim küçük değil
bir şiir olamadım belki bu yüzden
gözlerim de görmüyor üstelik –senden başka
bilsen nasıl zor
umurunda değilken hiçbir şey
ellerimle buluyorum geceyi
cennet cehennemi doğuruyor
cehennem kendini
biri’nin fırtınası, diğerinin duymadığı…

bilmiyorum ki, ne yapılır böyle zamanlarda
nasıl uyunur, nasıl okunur, nasıl yenilir- içilir

günler günlere geçiyor
geceler içinde gecelerin
her şey devam ediyor
-muş
gibi
gülümsemek gerek fakat
nasıl görmezden gelinir soluğunu sahiplenmiş kan

bazı acı'nın dokunulmazlığı vardır
bir yanardağ gün gelir patlatır kendini
"söz kendini yer"*
ateş her şeyi

ölüm varsa, hayat var
nefret varsa aşk
son’dan sonra sonsuzluk…

diyelim ki, ikiye böldüm bir elmayı
elma elmadır hâlâ
biraz eksik…
sen varsan ben varım

o ateş ki bir kere yandı!
artık üzerine tüm denizleri döksen,
yanmamışa dönmeyecek

dedi ki; yetmez
geç bakalım iğne deliğinden
geçerim, kıldan ince boynum
başım gözüm üstüne
fakat kalbim sığmıyor
iğne deliğine

göğsümde cirit atıyor dünya. her gece.
en son büyüyor yorgun bir sabah oluyorum
her şeye rağmen
daha çok şarkı söylüyor, daha çok seviyorum

burada
yaşarken
ne duyuyorsam hepsi kalbimde sürüyor atını.

ne av'ım ne avcı
göğsümde yorgun bir kuş yatıyor
göğsümde yorgun bir kuş...
ben av'lamadım o kuş'u
kendi geldi
kırılmış kanatlarının kokusunu duyuyorum aldığım nefeste.

bedenime saplanmış bir çividir
şimdi kalbim
sevdiği kadar sökülecek yerinden
sevildiği kadar özgür

yedinci dem şiiri.
devamını gör...

ee ben %3,2 bile zam almadım. taş mı yicem ben agaa!*

her şeyin lüks olmasına sebebiyet vermiştir.
devamını gör...

yitirdiklerimizi bulabileceğimiz fakat onları bulmak istediğimizde başka şeyleri yitirmemiz gerekebileceğini gösteren bir radyo tiyatrosu, kayıp şeyler dükkanı. belki de kaybettiklerimiz bugünkü bizi yaratmıştır. kaybettim sanarken aslında başka şeyler kazanmışızdır.

bende yeri çok başkadır, ilk dinlediğim radyo tiyatrosu olmakla birlikte şu ana kadar çok çok az kişiyle paylaştığım bir cevherdir. fakat artık bu güzelliğin farkına herkes (tanımı görüp merak eden herkes) varsın diyorum. kayıp şeyler dükkanını ziyaret etmek isteyen sadece ben olmayayım diye düşünüyorum. bir şey ne kadar çok insanın kalbine dokunursa, o kadar değerlidir. belki de değerli şeyleri saklandıkları köşeden çıkartmak gereklidir.

radyo tiyatrosu, genç bir kızın iş bulmak amacıyla kayıp şeyler dükkanına gitmesiyle başlıyor. dükkanın sahibiyle konuşurken birçok hayata tanıklık etme fırsatı buluyor.

tiyatroyu dinlerken ve bittikten sonra düşünürken kendime ''acaba kaybettiğim neyi bulmak isterdim bu dükkanda?'' diye sordum. gerçekten sahip olup kaybettiğim ne vardı? sonra aklıma anılarım geldi. anılarımı unutmak yani kaybetmek istemiyordum. fakat onlara gerçekten sahip miydim? sahiptim diyelim, karşılığında vermem gereken ne olacaktı acaba, vaktim mi? fakat zaman insanlara ait değildi ki.

bir şeyi hatırlamak için önce unutmak ve bir şeyi kaybetmek için önce sahip olmak gerekir. umarım bunun farkına varabiliriz. gerçekten sahip olup da kaybettiklerimizi bilirsek, neler kazandığımızın daha kolay farkına varabileceğimizi düşünüyorum.


duygular varsa vardır; yoksa da yoktur.
var olduklarını kanıtlamak için başka şeylere gereksinim duymaz onlar.
sevginin ispata ihtiyacı var mı?
devamını gör...

türkiye'de bilinçli bir genç olmak.
devamını gör...

beklentilerimi ve planlarınızı kimseye söylemeyin bence.insanlar güzel şeyleri mahvedebilme potansiyeline sahiptirler.
devamını gör...

dünyaca bilinen adı epidermodysplasia verruciformis olan, kabuk benzeri büyümelere sahip olan son derece nadir bir cilt hastalığıdır. kalıtsal bir genetik bağışıklık bozukluğudur.
devamını gör...

19 ağustos 1999 gölcük depremi yüzünden depremdir. bir dakikadan az bir sürede on binlerce evin yıkılması, on sekiz bin kişinin* hayatını kaybetmesinden daha korkunç ne olabilir?
devamını gör...

ucuz olan herhangi bir şeyi düşünmem uzun zaman aldi. oyumu çikolatadan yana kullanıyorum.
devamını gör...

keşke defalarca kez kanallarda dönse ve televizyonun karşısına geçip saatlerce izlesek dedirtenlerden bilmek için döneminde yaşamış olmaya gerek olmayan efsaneleşmiş dizi.
devamını gör...

"usul esasa mukaddemdir." yani usul esastan önce gelir. neden yazdım bunu?

çünkü adil yargılamanın en temel şartı usul kaidelerine uyulmasıdır. lâkin günümüzde usul kaideleri hallaç pamuğu gibi bir kenara atıldı.

ve bunun en büyük sebebi genç ve deneyimsiz hukukçulardır. mesleki anlamda kendisini yıllar boyu yetiştirmiş ve tecrübe sahibi olmuş hukukçuların, son yıllarda meslekten elini ayağını çekmesi, bu sıkıntının en büyük sebebidir.

bu nedenle size katılamıyorum. asıl şu dönemde deneyimli hakimlere çok ihtiyacımız vardı.
devamını gör...

allahakil fıkır versin ne diyelim. hanımefendi umarım çocuğu bu sünger beyinlerin elinden kurtarabilir.
devamını gör...

babaannemi çok özlüyorum, beni büyüten ve bu hayatta koşulsuz seven tek insandı.. tam bir istanbul hanımefendisiydi, konuşması, duruşu, sevgi dolu bakışları halen aklımda.. 2015'ten beri yanımda yok ama zihnimin bana bir hediyesi mi bilmiyorum ama ara sıra rüyamda görüyorum, sıkı sıkı sarılıp özlem gideriyorum. o rüyalar da olmasa hasretine nasıl dayanırdım bilmiyorum..
devamını gör...

türkiye'deki asgari ücret.
devamını gör...

1995 yazı, arkadaşlarımla gece dışarı çıkmama izin verilen ilk yazdı.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim