biz çocukken
tüm gün taşın toprağın içinde oynayıp koşturduktan sonra güneşin batması ile yüzümüz toz içinde patates kızartması yemek için eve koşardık.
kapının önünde halı yıkarken anneler ıslanmayalım diye uğraştıkça doldurulup içine yumuşatıcı koyulmuş leğenin içine otururduk.
edit: radyoda tanımı okuduktan sonra gelen patates kızartması betimlemesi gecenin bu saatinde beni mahvetti. mutlu musunuz?
kapının önünde halı yıkarken anneler ıslanmayalım diye uğraştıkça doldurulup içine yumuşatıcı koyulmuş leğenin içine otururduk.
edit: radyoda tanımı okuduktan sonra gelen patates kızartması betimlemesi gecenin bu saatinde beni mahvetti. mutlu musunuz?
devamını gör...
geceye cevabı olmayan bir soru bırak
yapıştırıcı her yere yapışıyor, her şeyi yapıştırıyor. peki neden içinde bulunduğu ambalaja yapışmıyor?
devamını gör...
uzun süredir yapılmayan şeyler
tatile çıkmak ama yerleşeceğim şehrin güzelliği sebebiyle gerek kalmayacak.
devamını gör...
kedi osuruğu
abi tatlı şeyler gaz çıkarmasın lütfen ya .
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
gökyüzüne özenerek; sırf “mavi” diye…
diline diktiği iğneyi kılıç bilip kuşanan don kişot! hangi yaraya değiştin şiir’i?
midesinde pişiyorsa sözcüğü kişinin, normaldir ateşinin yükselmesi, bu esnada kendine çarpmamak için kendini sağa sola çarpması, normaldir. o sözcükler ki çiğken, işlenmemişken kimse bakmıyordu.
geçmiş; şiire boyanıp soframıza kuruluyor.
afiyet olsun.
evet, burası görüntüler dünyası.
arkanıza yaslanın ve uzatın ayaklarınızı. az önce ölmediyseniz, az sonra da ölmeyebilirsiniz.
erik ağaçlarını dallarından öpsün ellerim. yıldızları alnından.
şu kaktüsler arsız şeyler. onları da dikenlerinden öperim.
diline diktiği iğneyi kılıç bilip kuşanan don kişot! hangi yaraya değiştin şiir’i?
midesinde pişiyorsa sözcüğü kişinin, normaldir ateşinin yükselmesi, bu esnada kendine çarpmamak için kendini sağa sola çarpması, normaldir. o sözcükler ki çiğken, işlenmemişken kimse bakmıyordu.
geçmiş; şiire boyanıp soframıza kuruluyor.
afiyet olsun.
evet, burası görüntüler dünyası.
arkanıza yaslanın ve uzatın ayaklarınızı. az önce ölmediyseniz, az sonra da ölmeyebilirsiniz.
erik ağaçlarını dallarından öpsün ellerim. yıldızları alnından.
şu kaktüsler arsız şeyler. onları da dikenlerinden öperim.
devamını gör...
13 aralık 2020 süleyman soylu tbmm konuşması
eğlenerek izlediğim konuşma. soylu’nun elini göğsüne götürüp “ohhh” çekmesi pek çok caps’e konu olacak cinsten. bu arada bir kez daha yazalım; evet selahattin demirtaş teröristtir. çizgisini beğenen de. cut! *
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
yaaa şapşaaall*
sen de iyi ki varsın.*
sen iste yeter can dostum güzel insan merdumkaptan. ee tabii sengaripbenmutludünyalargüzeli ‘nin de bizde yeri ayrı.
sen de iyi ki varsın.*
sen iste yeter can dostum güzel insan merdumkaptan. ee tabii sengaripbenmutludünyalargüzeli ‘nin de bizde yeri ayrı.
devamını gör...
cehenneme girince kurulacak ilk cümle
'anaaa varmış lan gerçekten' derim ben.
ben girmem abi kusura bakmayın sıcak sevmiyorum çünkü ama girene mani olmam buyrunuz buyrunuz.
ben girmem abi kusura bakmayın sıcak sevmiyorum çünkü ama girene mani olmam buyrunuz buyrunuz.
devamını gör...
e-kitap vs normal kitap
ben kesinlikle ve kesinlikle normal basılı kitabı seçerim bu versusta.
bir kere e-kitapta istediğim kitabımı istediğim gibi kullanamıyorum. istediğim yerlerin altını çizemiyorum. henüz yeni bir sistem olduğu için arşivi oldukça kısıtlı ve makinesi çok pahalı. makinesinin kendisini bir türlü amorti ettiğini düşünelim ama bu sefer de makinenin şarjının bitecek olması, belli bir süre sonra gözleri ağrıtacak olması durumları var.
bence e kitabın sadece iki avantajı var: kitabın basımı için ağaç kesilmiyor olması ve basılı kitaptan daha az yer kaplıyor olması. başka bir avantajı olduğunu düşünmüyorum.
basılı kitap ise öyle mi? milyonlarca kitap var, arşivi oldukça geniş yani. istediğim zaman istediğim cümlelerin altını çizebiliyorum, kitaba dokunabiliyorum. kitabı hissedebiliyorum ve bu beni okumaya teşvik ettiriyor. kitaplarımı kütüphanemde gördükçe bana bir okuma isteği geliyor, o basılı olan ve dolabımda durmakta olan kitaplar beni okumaya çağırıyor.
en önemlisi ise basılı kitapların şarjı bitmiyor ve e-kitap makinesi gibi gözleri ağrıtmıyor uzun bir süre.
yani demek o ki ben kesinlikle ve kesinlikle basılı kitabı, e-kitaba tercih ederim. belki e-kitaba göre biraz daha fazla para veririm kitaba ama olsun, buna değer...
bir kere e-kitapta istediğim kitabımı istediğim gibi kullanamıyorum. istediğim yerlerin altını çizemiyorum. henüz yeni bir sistem olduğu için arşivi oldukça kısıtlı ve makinesi çok pahalı. makinesinin kendisini bir türlü amorti ettiğini düşünelim ama bu sefer de makinenin şarjının bitecek olması, belli bir süre sonra gözleri ağrıtacak olması durumları var.
bence e kitabın sadece iki avantajı var: kitabın basımı için ağaç kesilmiyor olması ve basılı kitaptan daha az yer kaplıyor olması. başka bir avantajı olduğunu düşünmüyorum.
basılı kitap ise öyle mi? milyonlarca kitap var, arşivi oldukça geniş yani. istediğim zaman istediğim cümlelerin altını çizebiliyorum, kitaba dokunabiliyorum. kitabı hissedebiliyorum ve bu beni okumaya teşvik ettiriyor. kitaplarımı kütüphanemde gördükçe bana bir okuma isteği geliyor, o basılı olan ve dolabımda durmakta olan kitaplar beni okumaya çağırıyor.
en önemlisi ise basılı kitapların şarjı bitmiyor ve e-kitap makinesi gibi gözleri ağrıtmıyor uzun bir süre.
yani demek o ki ben kesinlikle ve kesinlikle basılı kitabı, e-kitaba tercih ederim. belki e-kitaba göre biraz daha fazla para veririm kitaba ama olsun, buna değer...
devamını gör...
aspidistra
george orwell’ın ,ismini o dönemde statü atlama sembolü olan aspidistra çiçeğinden alan romanı. kitap olaylardan çok, 29 yaşındaki kahramanımız gordon comstock’un düşüncelerinden ve duygularından oluşmaktadır.
konusu kısaca şöyle: bir kitapçıda çalışan gordon comstock , pansiyon tarzı bir binada eski bir odada yaşamaktadır. ucu ucuna yaşamaktadır. cebinde hiçbir zaman yeterli parası olmaz ve son paralarını yemeğe mi sigaraya mı harcaması gerektiği konusunda sürekli düşünce halindedir.
eline iyi iş fırsatları geçmiştir, ama o ‘sıkıntıya’ gelememiştir. düzene uyup iyi yaşamak yerine, parasız kalmayı tercih etmiştir ama yine mutsuzdur ve hayatındaki her kötü olayı parasızlığına vurur. kitap klübüne çağrılmamasını, arkadaşının ona göz devirmesini gibi.
o sırada bir sevgilisi de vardır. iyi bir kızdır ama parasızlığının verdiği özgüvensizlikle kıza da ters davranmaktadır. o dönem statü sembolü olan ve sınıf atlayan herkesin evinde bulunan aspidistrayı da eleştirmektedir.gordon düzene uyacak mı? yoksa cebinde metelikle sefalet içinde yaşamaya devam mı edecektir?
yazım dili çok sade, betimlemeleri yerinde. gordon’un zihninde yaşadığınızı hissediyorsunuz adeta. karakterin duygularını ve düşüncelerini mükemmel şekilde yansıtmış. hani gün içinde kafamızdan milyon tane düşünce geçer ya, yazarımız o düşünceleri yazıya iletecek kadar iyi bir karakter oluşturmuş.
içiniz ara ara sıkılacak, gordon’a üzülecek,acıyacak çoğu zaman da kızacaksınız. olaydan ziyade karakter etrafında dönen kitapları sevenler için iyi bir tercih olacaktır.
kitabın başlangıcında yer alan pavlus’un korintoslulara gönderdiği 1.mektup’dan alıntı şöyle:
insanoğlunun ve meleklerin diliyle konuşsam da,param olmadığından,ses üfleyen bir trompet ya da çınlayan çembalo konumundayım. geleceği görme,bütün gizemleri anlama yetim olsa da ,dağları yerinden oynatacağıma inansam da param yoksa, bir hiçim. bütün varlığımı yoksulları doyurmaya adasam da ,yakılmak üzere bedenimi sunsam da, param yoksa bunların hiçbir yararı yok. para çok acı çeker, naziktir; para kıskanmaz, para kendini övmez,şişinmez,uygunsuz davranmaz,kendini düşünmez, kolay aldanmaz,kötü şey düşünmez;eşitsizlikten hoşlanmaz,ama hakikatle coşar; her şeye katlanır,her şeye inanır,her şeyi umar,her şeye dayanır.ve şimdi ,inanç,umut ve para hüküm sürmekte ;bu üçü egemen,ama içlerinde en yücesi para.
konusu kısaca şöyle: bir kitapçıda çalışan gordon comstock , pansiyon tarzı bir binada eski bir odada yaşamaktadır. ucu ucuna yaşamaktadır. cebinde hiçbir zaman yeterli parası olmaz ve son paralarını yemeğe mi sigaraya mı harcaması gerektiği konusunda sürekli düşünce halindedir.
eline iyi iş fırsatları geçmiştir, ama o ‘sıkıntıya’ gelememiştir. düzene uyup iyi yaşamak yerine, parasız kalmayı tercih etmiştir ama yine mutsuzdur ve hayatındaki her kötü olayı parasızlığına vurur. kitap klübüne çağrılmamasını, arkadaşının ona göz devirmesini gibi.
o sırada bir sevgilisi de vardır. iyi bir kızdır ama parasızlığının verdiği özgüvensizlikle kıza da ters davranmaktadır. o dönem statü sembolü olan ve sınıf atlayan herkesin evinde bulunan aspidistrayı da eleştirmektedir.gordon düzene uyacak mı? yoksa cebinde metelikle sefalet içinde yaşamaya devam mı edecektir?
yazım dili çok sade, betimlemeleri yerinde. gordon’un zihninde yaşadığınızı hissediyorsunuz adeta. karakterin duygularını ve düşüncelerini mükemmel şekilde yansıtmış. hani gün içinde kafamızdan milyon tane düşünce geçer ya, yazarımız o düşünceleri yazıya iletecek kadar iyi bir karakter oluşturmuş.
içiniz ara ara sıkılacak, gordon’a üzülecek,acıyacak çoğu zaman da kızacaksınız. olaydan ziyade karakter etrafında dönen kitapları sevenler için iyi bir tercih olacaktır.
kitabın başlangıcında yer alan pavlus’un korintoslulara gönderdiği 1.mektup’dan alıntı şöyle:
insanoğlunun ve meleklerin diliyle konuşsam da,param olmadığından,ses üfleyen bir trompet ya da çınlayan çembalo konumundayım. geleceği görme,bütün gizemleri anlama yetim olsa da ,dağları yerinden oynatacağıma inansam da param yoksa, bir hiçim. bütün varlığımı yoksulları doyurmaya adasam da ,yakılmak üzere bedenimi sunsam da, param yoksa bunların hiçbir yararı yok. para çok acı çeker, naziktir; para kıskanmaz, para kendini övmez,şişinmez,uygunsuz davranmaz,kendini düşünmez, kolay aldanmaz,kötü şey düşünmez;eşitsizlikten hoşlanmaz,ama hakikatle coşar; her şeye katlanır,her şeye inanır,her şeyi umar,her şeye dayanır.ve şimdi ,inanç,umut ve para hüküm sürmekte ;bu üçü egemen,ama içlerinde en yücesi para.
devamını gör...
sprite acımasız gerçekler reklamı
gece gece aklıma gelen reklam. ama başarılı bir reklam diyebiliriz. hiç değilse akılda kalıcı.
devamını gör...
memleketinin adını söylemeden anlat
otuz büyükşehir ve benim şehrim.
devamını gör...
tarih obası
gerçek anlamda ufuk açan, öğretici, destekleyici içeriklerle dolu harika bir kanal. özellikle 21 aralık en uzun geceye özel destan okumaları bir başka güzel oluyor.
devamını gör...
çok mutsuz olmasına rağmen gülebilen insan
devamını gör...
irvin d. yalom
amerikalı psikiyatrist, psikoterapist ve yazardır. uluslararası sigmund freud-psikoterapi 2009 ödülüne sahiptir. 2000 yılında da the american psychiatric association tarafından oscar pfister ödülüne layık görülmüştür.
1992'de ilk romanı nietzsche ağladığındayayımlandı. kitap oldukça ilgi görmüştür. kitabı bu kadar popüler yapan ise felsefe, edebiyat ve psikiyatriyi harika bir şekilde harmanlamasıdır bence.
yazarın en büyük özelliği ise çok iyi bir okuyucu olması. bu kitap sevgisi onun psikiyatri ile edebiyatı, felsefeyi bir araya getirmesine ve harika eserler vermesini sağlamıştır.
standford üniversitesi'nden emekliye ayrılmış olan yalom, varoluşçu psikoterapinin yaşayan en önemli temsilcisi olarak görülüyor. psikoterapilerde kullandığı yöntemler onu amerika'nın en iyi psikanalistlerinden birisi yaparken, kitaplarında edebiyat,felsefe ve psikiyatri ile kurduğu mükemmel uyum onun edebiyat dünyasında da oldukça iyi bir yer edinmesini sağlamıştır.
1992'de ilk romanı nietzsche ağladığındayayımlandı. kitap oldukça ilgi görmüştür. kitabı bu kadar popüler yapan ise felsefe, edebiyat ve psikiyatriyi harika bir şekilde harmanlamasıdır bence.
yazarın en büyük özelliği ise çok iyi bir okuyucu olması. bu kitap sevgisi onun psikiyatri ile edebiyatı, felsefeyi bir araya getirmesine ve harika eserler vermesini sağlamıştır.
standford üniversitesi'nden emekliye ayrılmış olan yalom, varoluşçu psikoterapinin yaşayan en önemli temsilcisi olarak görülüyor. psikoterapilerde kullandığı yöntemler onu amerika'nın en iyi psikanalistlerinden birisi yaparken, kitaplarında edebiyat,felsefe ve psikiyatri ile kurduğu mükemmel uyum onun edebiyat dünyasında da oldukça iyi bir yer edinmesini sağlamıştır.
devamını gör...
türkçe şarkılarda geçen mükemmel sözler
mutlu olmak zordur derler kötü günler görmeden.
can ozan-mutlu olmak zordur derler
düşman olmak mertlik değil
korkaklığın iradesi
kurnazlık marifet değil
aptalların tesellisi
pentagram-ölümlü
can ozan-mutlu olmak zordur derler
düşman olmak mertlik değil
korkaklığın iradesi
kurnazlık marifet değil
aptalların tesellisi
pentagram-ölümlü
devamını gör...
3 aylık maaşlarını alamayıp tazminatsız kovulan işçilerin 20 katlı bina çatısında eylem yapması
zamanında 6 aydır maaş alamayan havalimanı işçilerine terörist demişlerdi. bunlara da bir şey bulurlar.
ülke battı gidiyor daha cok duyarız böyle haberler.
önüne gelen, az biraz para bulan müteahhit oldu. muteahhitlik bence mimarlık gibi okunan bir meslek olmalı.
her parası olan spor kulüplerine başkan oluyor. her parası olan müteahhit oluyor. bunun artik bir hizaya sokulması gerek. umarım bunlardan sonra gelecek hükümetler bu tarz uygulamaları hayata geçirir.
ülke battı gidiyor daha cok duyarız böyle haberler.
önüne gelen, az biraz para bulan müteahhit oldu. muteahhitlik bence mimarlık gibi okunan bir meslek olmalı.
her parası olan spor kulüplerine başkan oluyor. her parası olan müteahhit oluyor. bunun artik bir hizaya sokulması gerek. umarım bunlardan sonra gelecek hükümetler bu tarz uygulamaları hayata geçirir.
devamını gör...
bugün bende bir hâl var
begüm, ne güzel yazmış, ilginç hakikaten. bir de, bugün bende bir hâl var roza; sezai abinin pek değerli şiirinin pek değerli mısrasıdır. çok iyi anladığım bir hâl, sevgili sezai abi, çok iyi anladığım bir hâl. ah senin yüzünden kana batacak!
devamını gör...
tarihteki muazzam ayarlar
kendisini sorduğu soru ile küçük düşürmeye çalışan bir adam ile mehmet akif arasında geçen bir diyalogdur.
+ baytarsınız değil mi ?
- evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?
+ baytarsınız değil mi ?
- evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?
devamını gör...
