yarınki hava durumuna bakmayan tip
yazan derece beni hayattan soğutacağı için bakmamayı tercih ediyorum. sıcak olacak biliyorum da ne kadar olacağını görmek... ne bileyim dostlar ağır geliyor.
devamını gör...
bir normal sözlük yazarına yürümek
başlığı açan yazarın yaptığına yemin edebileceğim ancak kanıtlayamayacağım durumdur.
devamını gör...
kedilere verilecek isimler
tekila.
devamını gör...
yazarları korkutan unsurlar
"yayında tanımlarını kullanacağım başlıktır"
yaşadığın hayatın limitlerini kim belirliyor?
bunun cevabını dürüstçe verebiliyor musun kendine?
eylemlerin ile hayallerin arasında duran nedir?
seni ilk otobüse atlayıp uzaklaşmaktan alıkoyan nedir?
elini camdan dışarı çıkardığında, sokağa bir adım attığında, ikinci adımı atmanı, koşmanı, uzaklaşmanı engelleyen nedir.
son kez kaparken gözlerini ve izlerken o film karelerini, keşkelerin neler olacak?
neden adım atmaktan korkuyorsun?
neden korkuyorsun?
yaşadığın hayatın limitlerini kim belirliyor?
bunun cevabını dürüstçe verebiliyor musun kendine?
eylemlerin ile hayallerin arasında duran nedir?
seni ilk otobüse atlayıp uzaklaşmaktan alıkoyan nedir?
elini camdan dışarı çıkardığında, sokağa bir adım attığında, ikinci adımı atmanı, koşmanı, uzaklaşmanı engelleyen nedir.
son kez kaparken gözlerini ve izlerken o film karelerini, keşkelerin neler olacak?
neden adım atmaktan korkuyorsun?
neden korkuyorsun?
devamını gör...
meclis oda kapısına love erdoğan afişi asan akp’liler
şeyh uçmaz mürit uçurur sözünün ne kadar doğru olduğunu gösteren kareler.
devamını gör...
örnek vatandaş (yazar)
nick'inin hakkını veren nadir yazarlardan birisidir. yardımsever iyi niyetli. zor bulunuyor böyle insanlar. kıymetini bilelim.
devamını gör...
kral kaybederse
kendi hayatınızıda sorgulayacağınız, kader motifinin insanı nasıl terketmediğini göreceğiniz gülseren budayıcıoğlu kitabı. kenan baran’ın hikayesini konu alıyor. zaman zaman kenan’a kızarken bulacaksınız kendinizi. tüm kitapları gibi edebi yönü olmayan ancak psikolojik yönü ağır basan bir kitap.
"mutluluk yaramaz, hareketli, yakalanması çok zor bir kuştur"
"mutluluk yaramaz, hareketli, yakalanması çok zor bir kuştur"
devamını gör...
toprak
sözlükte ''yerkabuğunun, toz durumuna gelmiş türlü doğal kütle kırıntılarıyla, çürümüş organik cisimlerden oluşan ve canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü.'' anlamına gelen sözcüktür.
aşık veysel üstadın da en sadık dostu olduğunu söylediği şeydir aynı zamanda.
ayrıca insanlığın ilk dönemlerinde araç-gereç yapımı için kullanılmıştır.
aşık veysel üstadın da en sadık dostu olduğunu söylediği şeydir aynı zamanda.
ayrıca insanlığın ilk dönemlerinde araç-gereç yapımı için kullanılmıştır.
devamını gör...
fakirleri avutmak için uydurulmuş şeyler
"amaan kim bilir onların ne dertleri var. azıcık aşım ağrısız başım." minvalde bir şeylerdir.
devamını gör...
kanije seferi
sadrazam damad ibrahim paşa ve budin beylerbeyi tiryaki hasan paşanın 14 ağustos - 30 kasım 1600 tarihleri arasında süren seferidir.
ibrahim paşa 3 ay 17 gün sürecek kanije seferi için belgrad'dan ayrıldı. 22 ağustosta essek'e geldi. aynı gün budin beylerbeyi tiryaki hasan paşa emrindeki birliklerle orduya katıldı. hasan paşa, peç yakınlarında baranyavar'da bir alman ordusunu yok etmişti.
essek'te toplanan harp divanında hasan paşa kanijenin üzerine yürünmesini teklif etti. kendinden daha tecrübeli bir asker olan hasan paşanın sözünü dinleyen ibrahim paşa bu teklifi kabul etti.
ibahim paşa ve ordusu kanije üzerine yürürken karşılarına çıkan babofca kalesini 3 günlük bir muhasarnın ardından aldı. drava boyundaki bu kale birkaç sene evvel almanların eline geçmişti. tiryaki hasan paşa babofça da ordudan ayrıldı. ibrahim paşa onu budin beylerbeyi tayin etmişti. aynı zamanda rumeli beylerbeyi olan ve gelecekte sadrazam olacak olan lala mehmet paşa budin'den ayrıldı ve ibrahim paşanın ordusuna katıldı. kanijeye gelirken sınırdaki iki kaleyi daha kuşattı ve fethetti. ardından 10 gün sonra orduy-ı hümayun 10 eylül günü kanijeye ulaştılar ve 40 gün sürecek olan kanije muhasarası başladı.
türklerin "kanije", macarların "nagy-kanisza" almanların "gross-kanisa" dedikleri bu son derece müsthkem kalesiyle meşhur mühim şehir, balaton gölü ile drava nehri arasındadır. vaktiyle türkler'de iken almanların eline geçmiştir.
muhasaranın 13. gününde, 24 eylülde kanije barut mahzeninin havaya uçurulması, kalenin fethine giden yolda en önemli olaydır diyebiliriz. bu hadise türk milletinin kahramanlık destanları arasında yerini almıştır. şöyle ki: kanije'de esir tutalan 170 türk vardı. bunların içinde türk kadın ve çocuklar da bulunuyordu. almanlar, muhasara başlayınca bunları barut mahzeninin yanına toplu bir şekilde hapsetmiş ve kalede herhangi bir sabotaj ihtimalinin önüne geçmek istemişlerdir. tabi bunu yaparken doğal olarak türklerin, kendi hayatlarını ve çocuklarının hayatını dahi düşünmeden baruthaneyi patlatabileceklerini hesap etmemişlerdi.
fakat akla getirilmeyen hiç getirilmeyen o ihtimal vuku buldu. türkler mahzeni ateşe verip havaya uçurdular, tabi içlerinde kendileri de havaya uçtular. almanlar bu olayın neticesinde barutsuz kaldılar ve bütün alman topları sustu. yalnızca tüfek ateşiyle karşılık vermeye başladılar. fakat 7 ekimde 100 top taşıyan 40 bin kişilik bir alman ordusunun kanijeye gelmesi, türklerin durumunu sarstı ve kanijenin fethini geciktirdi. lorraine dukası prens emmanuel mercouer'ün kumanda ettiği bu ordu, türklere karşı taarruza geçti. yeniçeriler kaçıştılar fakat tımarlı sipahiler ve budin birlikleri şiddetle karşı koydular ve prens ağır zayiat vererek kanijeyi kaderine terk ederek kendi canını zor kurtardı.
22 ekimde kanije, teslim olmaya karar verdi. teslim şartlarına göre kalede bulunan 76 top haricinde herşeyi alabileceklerdi. alman tarihçi hammer'ın aktardığına göre almanlar, çocuk beşiklerine ve tavuk kafeslerine kadar her şeylerini aldılar ve sukunetle kendilerini seyreden türk ordusunun arasından geçip gittilerç yine hammer'a göre türkler eşyalarını taşıyabilsinler diye almanlar'a birkaç tane deve hediye ettiler.
kanijenin düşmesi üzerine civardaki birkaç kale de kendiliğinden teslim oldu. bu suretle almanlardan eğri ve kanije gibi iki kale fethedilmiş fakat estergon ve yanık gibi iki mühim kale de kaybedilmişti. ibrahm paşa kanijeyi eyalet merkezi yaptı. peç, sigetvar, osiek ve sikloş sancakları, budin eyaletinden alınıp, kanije eyaletine bağlandı. köstendil sancak beyi arnavut hasan bey ilk kanije beylerbeyi oldu. kanije'ye 5 bin askerden oluşan bir garnizon tahsis edildi. daha sonra ibrahim paşa bu eyalete daha tecrübeli birini getirmek istedi ve budin beylerbeyi tiryaki hasan paşa kanije beylerbeyi olarak buraya verildi.
kanije'de büyük bir camii inşa edildi. bu mühim fetih, istanbul'da ve diğer eyaletlerde üç gün üç gece şenlik yapılarak kutlandı.
ibrahim paşa 3 ay 17 gün sürecek kanije seferi için belgrad'dan ayrıldı. 22 ağustosta essek'e geldi. aynı gün budin beylerbeyi tiryaki hasan paşa emrindeki birliklerle orduya katıldı. hasan paşa, peç yakınlarında baranyavar'da bir alman ordusunu yok etmişti.
essek'te toplanan harp divanında hasan paşa kanijenin üzerine yürünmesini teklif etti. kendinden daha tecrübeli bir asker olan hasan paşanın sözünü dinleyen ibrahim paşa bu teklifi kabul etti.
ibahim paşa ve ordusu kanije üzerine yürürken karşılarına çıkan babofca kalesini 3 günlük bir muhasarnın ardından aldı. drava boyundaki bu kale birkaç sene evvel almanların eline geçmişti. tiryaki hasan paşa babofça da ordudan ayrıldı. ibrahim paşa onu budin beylerbeyi tayin etmişti. aynı zamanda rumeli beylerbeyi olan ve gelecekte sadrazam olacak olan lala mehmet paşa budin'den ayrıldı ve ibrahim paşanın ordusuna katıldı. kanijeye gelirken sınırdaki iki kaleyi daha kuşattı ve fethetti. ardından 10 gün sonra orduy-ı hümayun 10 eylül günü kanijeye ulaştılar ve 40 gün sürecek olan kanije muhasarası başladı.
türklerin "kanije", macarların "nagy-kanisza" almanların "gross-kanisa" dedikleri bu son derece müsthkem kalesiyle meşhur mühim şehir, balaton gölü ile drava nehri arasındadır. vaktiyle türkler'de iken almanların eline geçmiştir.
muhasaranın 13. gününde, 24 eylülde kanije barut mahzeninin havaya uçurulması, kalenin fethine giden yolda en önemli olaydır diyebiliriz. bu hadise türk milletinin kahramanlık destanları arasında yerini almıştır. şöyle ki: kanije'de esir tutalan 170 türk vardı. bunların içinde türk kadın ve çocuklar da bulunuyordu. almanlar, muhasara başlayınca bunları barut mahzeninin yanına toplu bir şekilde hapsetmiş ve kalede herhangi bir sabotaj ihtimalinin önüne geçmek istemişlerdir. tabi bunu yaparken doğal olarak türklerin, kendi hayatlarını ve çocuklarının hayatını dahi düşünmeden baruthaneyi patlatabileceklerini hesap etmemişlerdi.
fakat akla getirilmeyen hiç getirilmeyen o ihtimal vuku buldu. türkler mahzeni ateşe verip havaya uçurdular, tabi içlerinde kendileri de havaya uçtular. almanlar bu olayın neticesinde barutsuz kaldılar ve bütün alman topları sustu. yalnızca tüfek ateşiyle karşılık vermeye başladılar. fakat 7 ekimde 100 top taşıyan 40 bin kişilik bir alman ordusunun kanijeye gelmesi, türklerin durumunu sarstı ve kanijenin fethini geciktirdi. lorraine dukası prens emmanuel mercouer'ün kumanda ettiği bu ordu, türklere karşı taarruza geçti. yeniçeriler kaçıştılar fakat tımarlı sipahiler ve budin birlikleri şiddetle karşı koydular ve prens ağır zayiat vererek kanijeyi kaderine terk ederek kendi canını zor kurtardı.
22 ekimde kanije, teslim olmaya karar verdi. teslim şartlarına göre kalede bulunan 76 top haricinde herşeyi alabileceklerdi. alman tarihçi hammer'ın aktardığına göre almanlar, çocuk beşiklerine ve tavuk kafeslerine kadar her şeylerini aldılar ve sukunetle kendilerini seyreden türk ordusunun arasından geçip gittilerç yine hammer'a göre türkler eşyalarını taşıyabilsinler diye almanlar'a birkaç tane deve hediye ettiler.
kanijenin düşmesi üzerine civardaki birkaç kale de kendiliğinden teslim oldu. bu suretle almanlardan eğri ve kanije gibi iki kale fethedilmiş fakat estergon ve yanık gibi iki mühim kale de kaybedilmişti. ibrahm paşa kanijeyi eyalet merkezi yaptı. peç, sigetvar, osiek ve sikloş sancakları, budin eyaletinden alınıp, kanije eyaletine bağlandı. köstendil sancak beyi arnavut hasan bey ilk kanije beylerbeyi oldu. kanije'ye 5 bin askerden oluşan bir garnizon tahsis edildi. daha sonra ibrahim paşa bu eyalete daha tecrübeli birini getirmek istedi ve budin beylerbeyi tiryaki hasan paşa kanije beylerbeyi olarak buraya verildi.
kanije'de büyük bir camii inşa edildi. bu mühim fetih, istanbul'da ve diğer eyaletlerde üç gün üç gece şenlik yapılarak kutlandı.
devamını gör...
darbe başarısız plan
gümbür gümbür patladığım bir kesit olmuş tebrikler tartarus. *
şaka maka kafa sözlük sineması gelişiyor.
şaka maka kafa sözlük sineması gelişiyor.
devamını gör...
ot gibi yaşadığı halde günlük tutan birey
nilgün marmara’nın ölümünden sonra eşi
“şiir yazdığını bile bilmezdim, bir kenara pıtır pıtır bir şeyler yazardı.” demiş. işte bu kadar basit her şey. anlaşılmamak.
“şiir yazdığını bile bilmezdim, bir kenara pıtır pıtır bir şeyler yazardı.” demiş. işte bu kadar basit her şey. anlaşılmamak.
devamını gör...
aşkım ben hamileyim
devamını gör...
matruşka
aslı japonlara dayanan bir oyuncaktır. japonya'da ki yedi şans tanrısından biri olan bilge fukurumu'ya dayanır. şans ve mutluluk tanrısı olan fukurumu 8 kişiden oluşan ailesi ile birlikte iç içe geçmiş kel göbekli bıyıklı görünmektedir. aile birliği vurgusu yapılan bu oyuncak japonya'dan hediye olarak savva mamontov'a hediye olarak gelir. tüccar sanayici olan mamantov bunu ruslara uyarlamaya karar verir. elinde horoz tutan 8 kadın böylece zihinlere düşer....rus ressam sergey vasilyeviç malyutin üzerini boyama işini, tornacı vasiliy zvyozdoçkin’e bu figürleri yapma işini üstlenir.
sonuç olarak;
1900 yılında paris’te dünya çapında düzenlenen bir fuarda “milli sanat” olarak rus matruşkası altın madalya kazanır.
o gün bugün matruşka rus oyuncağı olarak zihinlere kazınır.
sonuç olarak;
1900 yılında paris’te dünya çapında düzenlenen bir fuarda “milli sanat” olarak rus matruşkası altın madalya kazanır.
o gün bugün matruşka rus oyuncağı olarak zihinlere kazınır.
devamını gör...
kibritçi kız
benim için anlatamayacağım kadar önemi olan, biraz zaman önce şans eseri ses kaydını duyduğum ve o andan itibaren hala aklımın içinde gezinen hikaye.
çocukken geceleri annemin koynuna girip, sayfa yerini ezberlediğim için hemen açtığım, ''babaannesini çok seviyormuş dimi anneee'' diye her hikaye sonunda sorduğum, hikaye hakkında konuşurken uyuyakaldığım kitaptır benim için.
çok korkardım yıldız kaydığı zaman. bir gün anneannemde kaldığım gece görmüştüm yıldız kaydığını. deli gibi ortalığı yıkmıştım. dayım gece 11'de anneme götürmüştü. anneme sarılınca yıldızın bizim için kaymadığını anlayabilmiştim, çocuk aklı işte... 3 sınıfta sanırım gece okumalarını bıraktık, haliyle bir köşeye atıldı kitap.
akciğer kanseriydi. krizleri geldiği zaman hastaneye gider en az 10 gün kalırdık. eskilerden konuşurken aklıma geldi kitap. sonraları hastaneye ne zaman gitsek mutlaka 1-2 gün sonra alırdım kitabı, bu sefer ben annemi koynuma yatırır okurdum.
gülerdi.
gülümserdi.
uzaklara bakarak sessizce uykuya dalardı.
burnundan nefes alışlarını parmağımla kontrol ederdim. yüzünü incelerdim. ne güzelsin be kadın!.. çocuğum gibi sever, öperdim saçlarını.
gel zaman git zaman,
benim kibritçi kızım yıl başı gecesi değil, yıl başına 5 gün kala kayan yıldızına bindi gitti.
aklımda onunla gitti zannettim. delirmek istedim. bomboş koştum uzun sahillerde. ben hiç böyle yanmadım. sanırım bundan sonra soğuk bir beden beni bu kadar yakamaz nefes aldığım sürece boyunca. bir çok defa sabaha karşı evden kaçıp mezarlığına gittim hikayeyi okudum. sanki annemle benim en güçlü bağım bu hikayeydi. ne biliyim bu hikaye sanki bir şeylerin hep zeminini hazırlamış gibiydi ta o zamanlardan.
güzel kadınımın simsiyah beline kadar saçları vardı ama kemoterapiden sonra kalmamıştı. ne zaman hatırlamıyorum, saçları çıktı kitabın içinden. bana onun bedeninden kalan en gerçek, en annem olan nesnem. ne zaman dokunsam, yüzüme doladığım saçları gelir elime.
ilginçtir ki kitabım hala annem kokuyor..
seni seviyorum caniçi.
çocukken geceleri annemin koynuna girip, sayfa yerini ezberlediğim için hemen açtığım, ''babaannesini çok seviyormuş dimi anneee'' diye her hikaye sonunda sorduğum, hikaye hakkında konuşurken uyuyakaldığım kitaptır benim için.
çok korkardım yıldız kaydığı zaman. bir gün anneannemde kaldığım gece görmüştüm yıldız kaydığını. deli gibi ortalığı yıkmıştım. dayım gece 11'de anneme götürmüştü. anneme sarılınca yıldızın bizim için kaymadığını anlayabilmiştim, çocuk aklı işte... 3 sınıfta sanırım gece okumalarını bıraktık, haliyle bir köşeye atıldı kitap.
akciğer kanseriydi. krizleri geldiği zaman hastaneye gider en az 10 gün kalırdık. eskilerden konuşurken aklıma geldi kitap. sonraları hastaneye ne zaman gitsek mutlaka 1-2 gün sonra alırdım kitabı, bu sefer ben annemi koynuma yatırır okurdum.
gülerdi.
gülümserdi.
uzaklara bakarak sessizce uykuya dalardı.
burnundan nefes alışlarını parmağımla kontrol ederdim. yüzünü incelerdim. ne güzelsin be kadın!.. çocuğum gibi sever, öperdim saçlarını.
gel zaman git zaman,
benim kibritçi kızım yıl başı gecesi değil, yıl başına 5 gün kala kayan yıldızına bindi gitti.
aklımda onunla gitti zannettim. delirmek istedim. bomboş koştum uzun sahillerde. ben hiç böyle yanmadım. sanırım bundan sonra soğuk bir beden beni bu kadar yakamaz nefes aldığım sürece boyunca. bir çok defa sabaha karşı evden kaçıp mezarlığına gittim hikayeyi okudum. sanki annemle benim en güçlü bağım bu hikayeydi. ne biliyim bu hikaye sanki bir şeylerin hep zeminini hazırlamış gibiydi ta o zamanlardan.
güzel kadınımın simsiyah beline kadar saçları vardı ama kemoterapiden sonra kalmamıştı. ne zaman hatırlamıyorum, saçları çıktı kitabın içinden. bana onun bedeninden kalan en gerçek, en annem olan nesnem. ne zaman dokunsam, yüzüme doladığım saçları gelir elime.
ilginçtir ki kitabım hala annem kokuyor..
seni seviyorum caniçi.
devamını gör...
normal sözlük’te beni kimsenin sevmemesi
selam dostlar. biraz sitemkar bir başlık ama o kadar sitemkar değilim.
kafa sözlüğe geldiğimden beri onlarca giri girip, gerek yorum yapıp gerek tanım girdim.
bir kaç yazarın yazdığına göre modlar yeni gelenlere hoşgeldin diyorlarmış, bana diyen olmadı.
giriler sonrasında sadece beğeni bildirimi gelmekte. turunculandıran sadece 1 kişi oldu.
tanımlamak gerekirse kafası atmış bir yazarın internet ortamında ruhunu dokunduracak bir olayın olmaması serzenişidir.
edit: biraz ilgi gördüm pohpohlandım tişikkürler kafa sözlük
kafa sözlüğe geldiğimden beri onlarca giri girip, gerek yorum yapıp gerek tanım girdim.
bir kaç yazarın yazdığına göre modlar yeni gelenlere hoşgeldin diyorlarmış, bana diyen olmadı.
giriler sonrasında sadece beğeni bildirimi gelmekte. turunculandıran sadece 1 kişi oldu.
tanımlamak gerekirse kafası atmış bir yazarın internet ortamında ruhunu dokunduracak bir olayın olmaması serzenişidir.
edit: biraz ilgi gördüm pohpohlandım tişikkürler kafa sözlük
devamını gör...
ilkokul öğretmeni
öğrencinin bazen anne/baba yerine de koyabildiği kutsal mesleği icra eden kişi.
devamını gör...
normal sözlük kadınlarının güzel olması
devamını gör...
inci
1940 pulitzer ödülü ile 1962 nobel edebiyat ödülü almış olan john steinbeck'in kaleme aldığı mükemmel ötesi hikayesi inci...
efenim saygıdeğer yazarımız bu eserinde, mistik bir hava yaratmaya çalışmış aslında. kino adlı meşgali inci avlamak olan bir kızılderili ve onun karısıyla çocuğundan oluşan çekirdek ailesinin etrafını saran bir laneti konu alıyor desek, yanılmayız zannımca. günlerden bir gün, kino'nun huzurla özdeşleştirdiği ailesinin başına talihsiz bir olay gelir: bebeğini bir akrep sokar. gözağrıları ilk ve tek bebekleri coyotito'yu, kasabanın duydukça toplanan halkıyla beraber en yakın doktora götürürler. fakat çarelerine deva umdukları doktor, kino'nun ücret niteliğinde sunduğu değersiz incileri az bularak, çocuğunu iyileştirmeyi kabul etmez. kasabasına geri dönen kino ve ailesi, bebeklerini kurtarmak için son bir kez daha inci avına çıkıp değerli bir inci bulmayı umut etmektedirler. başlarına geleceklerden ise haberleri yoktur...
john steinbeck her eserinde olduğu gibi bu kitabında da insan ve insan üzerine düşünmeye zorlamıştır okuyucuyu. açgözlülük, paraya verilen önem, hayallere ulaşma yolları, hırs,, insanoğlunun zaafları... bunlar bizlere sunulan ve sayfaları çevirdikçe yeni bakış açıları edineceğimiz noktalar.
efenim saygıdeğer yazarımız bu eserinde, mistik bir hava yaratmaya çalışmış aslında. kino adlı meşgali inci avlamak olan bir kızılderili ve onun karısıyla çocuğundan oluşan çekirdek ailesinin etrafını saran bir laneti konu alıyor desek, yanılmayız zannımca. günlerden bir gün, kino'nun huzurla özdeşleştirdiği ailesinin başına talihsiz bir olay gelir: bebeğini bir akrep sokar. gözağrıları ilk ve tek bebekleri coyotito'yu, kasabanın duydukça toplanan halkıyla beraber en yakın doktora götürürler. fakat çarelerine deva umdukları doktor, kino'nun ücret niteliğinde sunduğu değersiz incileri az bularak, çocuğunu iyileştirmeyi kabul etmez. kasabasına geri dönen kino ve ailesi, bebeklerini kurtarmak için son bir kez daha inci avına çıkıp değerli bir inci bulmayı umut etmektedirler. başlarına geleceklerden ise haberleri yoktur...
john steinbeck her eserinde olduğu gibi bu kitabında da insan ve insan üzerine düşünmeye zorlamıştır okuyucuyu. açgözlülük, paraya verilen önem, hayallere ulaşma yolları, hırs,, insanoğlunun zaafları... bunlar bizlere sunulan ve sayfaları çevirdikçe yeni bakış açıları edineceğimiz noktalar.
devamını gör...
haşemayla denize giren türbanlı
bikiniyle denize giren türbansızdan farkı yoktur benim için. o yüzden yazacak bir şeyim de yok.
devamını gör...