eski sevgiliyle karşılaşınca söylenmesi gereken sözler
bacım bi saniye
devamını gör...
bulgur pilavının yanına iyi gidecek yiyecekler
acı biber turşusu.
devamını gör...
kapıya kargoyu bırakıp kaçan kargocu
kendisi de ne yaptığını bilmeyen kargocudur.
geçtiğimiz günlerde gün içerisinde gelmesini beklediğimiz bir kargo vardı. zile basılmadı. tesadüfen başka bir şey için kapıyı açmamla kapının önünde duran kargoyu gördüm. kargocu kargoyu fırlatıp kaçmış resmen. kim bilir ne kadar zamandır orada duruyordu da anca gördük. ya biri alsaydı, yavrusunu kartal kapmış fatma girik gibi kalakalırdım ortada*
ya bi zile bas çok mu zor? ne bir haber ne bir ses. sanki broşür bırakıyor kapılara, parasını ödediğim kargoyu getiriyorsun yahu. neyse en azından apartmana girip kapıma çıkma zahmetinde bulunmuş, sağ olsun*
geçtiğimiz günlerde gün içerisinde gelmesini beklediğimiz bir kargo vardı. zile basılmadı. tesadüfen başka bir şey için kapıyı açmamla kapının önünde duran kargoyu gördüm. kargocu kargoyu fırlatıp kaçmış resmen. kim bilir ne kadar zamandır orada duruyordu da anca gördük. ya biri alsaydı, yavrusunu kartal kapmış fatma girik gibi kalakalırdım ortada*
ya bi zile bas çok mu zor? ne bir haber ne bir ses. sanki broşür bırakıyor kapılara, parasını ödediğim kargoyu getiriyorsun yahu. neyse en azından apartmana girip kapıma çıkma zahmetinde bulunmuş, sağ olsun*
devamını gör...
siyasal islam nedir sorusunun cevabı
(bkz: kanser)
devamını gör...
minyon ve gamzesi olan kadın
#436969 bu kriterde ki kadınları üzmeyelim beyler.
devamını gör...
cahit zarifoğlu sözleri
"çiçek tozu üstümüz başımız... bak sen geldin."
...
"der misin ki bir gün, inşallah çok bekletmedim seni."8
...
". bazen birdenbire aklıma geliyorsun öyle olsun istemiyorum kasıtlı düşünmek istiyorum seni. "
...
"sevmek de yorulur."
...
"der misin ki bir gün, inşallah çok bekletmedim seni."8
...
". bazen birdenbire aklıma geliyorsun öyle olsun istemiyorum kasıtlı düşünmek istiyorum seni. "
...
"sevmek de yorulur."
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
geçmiş zaman elit sayılabilecek bir semtte gece yarısını geçmiş bir saatte araba ile hem ağır ağır yol alıyor hemde düşünüyorum.
bir sokağa girdim ama alakasız yani caddeden gidip çevre yoluna çıkıp bir kaç saat araba kullanıp eve geri dönüyorum o zamanlar iyice düşünebilmek için,neyse.
sokağa girmiş bulundum ilerliyorum yavaş yavaş kafamı sağa çevirdiğimde bir kapının dibine sığınmış bir kadın ve ona sokulmuş iki küçük çocuk.
hemen aracı durdurup aşağı inip yanlarına gittim ve hatırladığım kadarı ile şöyle bir konuşma geçti; ablacım hayr olsun kapıda mı kaldınız,çilingir polis ambulans ne lazım ne yapabilirim?
üzerinde ince bir gecelik vardı hemen ceketimi çıkarıp uzattım.
kadın tek kelime etmiyor boşluğa bakıyordu derken sağındaki cimcime konuştu “babam bizi yine attı,annemi de dövdü”
güç bela üşüdünüz vs diyerek arabaya aldım onları ve bir telefon açıp çocukluk arkadaşımdan açık olan ekmek fırınından bir kaç çuval almasını onların kapalı kasa doblo’sunu getirmesini isteyip adresi verdim.
bir iki sigara içimlik zamanda arkadaşım istediklerim ile gelmişti,kız çocuğundan daire kapısını öğrenip binaya girerken onları da araç ile uzaklaştırıp bi on dakika sonra gelmelerini istedim.
daire kapısına dayanıp kapıyı çaldım en sonunda açılınca 1.80 boylarında yakışıklı ve alkollü biri kapıyı küfr ederek açtı.
hiçbir şey söylemeden boğazına sertçe vurup kafasına çuvalı geçirip merdivenden aşağı sürüklemeye başladım.
nefes almakta zorlanıyordu ama ölmeyecekti en azından henüz değil...
uzakta büyük bir sebze meyve hali yeni kuruluyordu arabanın arkasındaki hırladıkça aklıma o kadın ve çocukların korkmuş hali ve küçük kızın söyledikleri geliyordu...
hal’in biraz uzağında sebze meyve kasalarından koca bir dağ yapılmıştı resmen oraya çekip arabayı arkadaşımı aradım kadını ve çocukları eve bırakmış aramamı bekliyordu,o da geliyordu.
arkadaş gelene kadar o dağları deviren büyük savaşçı koca soğuk havanında etkisi ile kendine gelmişti.
dedim ki; beni yere sererse arabanın anahtarını ver gitsin!
hemen abi oldum,beyefendi oldum,ben size ne yaptımlar oldum,alkollü idim ne yaptığımı bilmiyorum oldum,oldum da oldum ama gözlerim çok şey anlatıyordu o kadın ve çocuk döven büyük savaşçıya!
uzatmıyorum,üzerinde belki iki yüze yakın meyve kasası kırdım zerre acımadan daha sonra alıp hastaneye götürdüm ve sonunda evine bıraktım.
verdiği sözleri takip edeceğimi söyledim ve takip ettiğimi de yakinen gösterdim.
o cimcimenin bana sarılması herşeye değdi doğrusu.
o küçük cimcime şimdi kimya alanında yüksek lisans yapıyor o da benim bir yeğenim oldu.
korkmayın sizde bir şey yapıp bir hayatı değiştirebilirsiniz.
bir sokağa girdim ama alakasız yani caddeden gidip çevre yoluna çıkıp bir kaç saat araba kullanıp eve geri dönüyorum o zamanlar iyice düşünebilmek için,neyse.
sokağa girmiş bulundum ilerliyorum yavaş yavaş kafamı sağa çevirdiğimde bir kapının dibine sığınmış bir kadın ve ona sokulmuş iki küçük çocuk.
hemen aracı durdurup aşağı inip yanlarına gittim ve hatırladığım kadarı ile şöyle bir konuşma geçti; ablacım hayr olsun kapıda mı kaldınız,çilingir polis ambulans ne lazım ne yapabilirim?
üzerinde ince bir gecelik vardı hemen ceketimi çıkarıp uzattım.
kadın tek kelime etmiyor boşluğa bakıyordu derken sağındaki cimcime konuştu “babam bizi yine attı,annemi de dövdü”
güç bela üşüdünüz vs diyerek arabaya aldım onları ve bir telefon açıp çocukluk arkadaşımdan açık olan ekmek fırınından bir kaç çuval almasını onların kapalı kasa doblo’sunu getirmesini isteyip adresi verdim.
bir iki sigara içimlik zamanda arkadaşım istediklerim ile gelmişti,kız çocuğundan daire kapısını öğrenip binaya girerken onları da araç ile uzaklaştırıp bi on dakika sonra gelmelerini istedim.
daire kapısına dayanıp kapıyı çaldım en sonunda açılınca 1.80 boylarında yakışıklı ve alkollü biri kapıyı küfr ederek açtı.
hiçbir şey söylemeden boğazına sertçe vurup kafasına çuvalı geçirip merdivenden aşağı sürüklemeye başladım.
nefes almakta zorlanıyordu ama ölmeyecekti en azından henüz değil...
uzakta büyük bir sebze meyve hali yeni kuruluyordu arabanın arkasındaki hırladıkça aklıma o kadın ve çocukların korkmuş hali ve küçük kızın söyledikleri geliyordu...
hal’in biraz uzağında sebze meyve kasalarından koca bir dağ yapılmıştı resmen oraya çekip arabayı arkadaşımı aradım kadını ve çocukları eve bırakmış aramamı bekliyordu,o da geliyordu.
arkadaş gelene kadar o dağları deviren büyük savaşçı koca soğuk havanında etkisi ile kendine gelmişti.
dedim ki; beni yere sererse arabanın anahtarını ver gitsin!
hemen abi oldum,beyefendi oldum,ben size ne yaptımlar oldum,alkollü idim ne yaptığımı bilmiyorum oldum,oldum da oldum ama gözlerim çok şey anlatıyordu o kadın ve çocuk döven büyük savaşçıya!
uzatmıyorum,üzerinde belki iki yüze yakın meyve kasası kırdım zerre acımadan daha sonra alıp hastaneye götürdüm ve sonunda evine bıraktım.
verdiği sözleri takip edeceğimi söyledim ve takip ettiğimi de yakinen gösterdim.
o cimcimenin bana sarılması herşeye değdi doğrusu.
o küçük cimcime şimdi kimya alanında yüksek lisans yapıyor o da benim bir yeğenim oldu.
korkmayın sizde bir şey yapıp bir hayatı değiştirebilirsiniz.
devamını gör...
çocuklarla girilen komik diyaloglar
y.s (6 yaş)
- anne telefonda neye bakıyorsun?
-hatice teyzen benden kur'an okumami istemişti de , ben de hangi sayfalari okuyacaktim ona bakıyorum.
- hatice teyzem allah'mı da sana kur'an oku diyor ?
- anne telefonda neye bakıyorsun?
-hatice teyzen benden kur'an okumami istemişti de , ben de hangi sayfalari okuyacaktim ona bakıyorum.
- hatice teyzem allah'mı da sana kur'an oku diyor ?
devamını gör...
la letteratura e gli dèi
italyan yazar roberto calasso tarafından yazılmış olan eser. calasso'nun diğer eserlerinde üzerinde durduğu konu aslında bu eserde yeniden ortaya çıkıyor fakat edebi bir anlatıdan ziyade daha akademik bir dil tercih etmiş calasso. hristiyanlık çağının başlangıcından sonra yavaş yavaş ortadan kaybolan pagan tanrılarının modern çağda bir ibadet nesnesi olarak değil sanatsal ilham olarak yeniden doğuşunu irdeliyor ve 'mutlak edebiyat'ı temeline alıyor. ki yine de bu çalışmasındaki merkezi önemine rağmen, calasso “mutlak edebiyat” terimini “edebiyat” kelimesinin “bir tür ve üslup modeli” olarak geleneksel anlayışını sorguladığı bölüme kadar tam olarak tanımlamamıştır; daha ziyade, on sekizinci yüzyıldan beri edebiyat, bir tür “sadece kendi içinde temellenen ve her yere yayılan bir bilgi”ye dönüşmüştür. burada esas mesele; "her sınırı aşmak." calasso'nun deyimi ile “yalnızca ve münhasıran edebi kompozisyon yoluyla erişilebilir olduğunu iddia eden bir bilgi” haline gelmiştir. bağlı olmayan, herhangi bir görevden veya ortak amaçtan, herhangi bir sosyal faydadan muaf olarak tanımlanabilir.
edebi modernizmin ilkelerine aşina olmayanlar için basitçe ifade etmek gerekirse; edebiyatın fayda tanrısının önünde eğilmemesi, bunun yerine kendi ikonoklastik estetik amaçlarına hizmet etmesi gerektiği on dokuzuncu yüzyıl sonu avangardının temel varsayımlarından biriydi. "sanat için sanat" ifadesinde görüldüğü gibi. bununla birlikte, calasso, mutlak edebiyatı bir bilgi biçimi olarak tanımlarken, edebi modernizm daha geniş çapta asimile edildiğinden bir şekilde kaybolan bir anlayışı yeniden yaratmayı da hedefler. friedrich nietzsche'den charles baudelaire'a çok yönlü bir inceleme ile edebiyat ve tanrılar, form ve tanrısallık arasındaki bu okült ilişkiyi inceleme girişimi tamamen dipnotlara boğulmamış, biraz zorlama görünse bile okuması keyifli ve üzerine tartışmaya değecek bir eser.
una mattina del 1851, racconta baudelaire, parigi si svegliò con la sensazione che fosse successo «un fatto considerevole»: qualcosa di nuovo, qualcosa di «sintomatico», che però si presentava come un qualsiasi fait divers. nelle teste ronzava con insistenza una parola: rivoluzione. ora, si dava il caso che, a un banchetto commemorativo della rivoluzione del febbraio 1848, un giovane intellettuale avesse proposto un brindisi al dio pan. «ma che cosa c'entra il dio pan con la rivoluzione?» aveva chiesto baudelaire al giovane intellettuale. <ma come?» era stata la risposta.
«è il dio pan che fa la rivoluzione. è lui la rivoluzione». baudelaire insisteva: «allora non è vero che è morto da tanto tempo? credevo che si fosse sentita planare una grande voce al di sopra del mediterraneo, e che questa voce misteriosa, che si ripercuoteva dalle colonne d'ercole sino alle rive dell'asia, avesse detto al vecchio mondo: ıl dıo pan e morto». ma il giovane intellettuale non sembrava turbato. disse: «e una voce che corre. sono delle malelingue; ma non c'è niente di vero. no, il dio pan non è morto! il dio pan vive ancora, continuava alzando gli occhi al cielo con bizzarra tenerezza... tornerà. baudelaire chiosa: «stava parlando del dio pan come del prigioniero di sant'elena». ma il dialogo non era finito, baudelaire vuole sapere qualcosa di più: allora, non sarà forse che siete pagano?». ıl giovane intellettuale risponde con tracotanza: ma certo; ignorate forse che solo il paganesimo, se ben inteso, ovviamente, può salvare il mondo? occorre tornare alle dottrine vere, offuscate per un istante dall'infame galileo. d'altronde, giunone mi ha gettato uno sguardo favorevole, uno sguardo che mi ha penetrato sino all'anima. ero triste e melanconico in mezzo alla folla, mentre guardavo il corteo e imploravo con occhi amorosi quella bella divinità, quando uno dei suoi sguardi, benevolo e profondo, è venuto a risollevarmi e incoraggiarmi.
al che baudelaire aggiunge: giunone vi ha gettato uno dei suoi regards de vache, boopis ere.
edebi modernizmin ilkelerine aşina olmayanlar için basitçe ifade etmek gerekirse; edebiyatın fayda tanrısının önünde eğilmemesi, bunun yerine kendi ikonoklastik estetik amaçlarına hizmet etmesi gerektiği on dokuzuncu yüzyıl sonu avangardının temel varsayımlarından biriydi. "sanat için sanat" ifadesinde görüldüğü gibi. bununla birlikte, calasso, mutlak edebiyatı bir bilgi biçimi olarak tanımlarken, edebi modernizm daha geniş çapta asimile edildiğinden bir şekilde kaybolan bir anlayışı yeniden yaratmayı da hedefler. friedrich nietzsche'den charles baudelaire'a çok yönlü bir inceleme ile edebiyat ve tanrılar, form ve tanrısallık arasındaki bu okült ilişkiyi inceleme girişimi tamamen dipnotlara boğulmamış, biraz zorlama görünse bile okuması keyifli ve üzerine tartışmaya değecek bir eser.
una mattina del 1851, racconta baudelaire, parigi si svegliò con la sensazione che fosse successo «un fatto considerevole»: qualcosa di nuovo, qualcosa di «sintomatico», che però si presentava come un qualsiasi fait divers. nelle teste ronzava con insistenza una parola: rivoluzione. ora, si dava il caso che, a un banchetto commemorativo della rivoluzione del febbraio 1848, un giovane intellettuale avesse proposto un brindisi al dio pan. «ma che cosa c'entra il dio pan con la rivoluzione?» aveva chiesto baudelaire al giovane intellettuale. <ma come?» era stata la risposta.
«è il dio pan che fa la rivoluzione. è lui la rivoluzione». baudelaire insisteva: «allora non è vero che è morto da tanto tempo? credevo che si fosse sentita planare una grande voce al di sopra del mediterraneo, e che questa voce misteriosa, che si ripercuoteva dalle colonne d'ercole sino alle rive dell'asia, avesse detto al vecchio mondo: ıl dıo pan e morto». ma il giovane intellettuale non sembrava turbato. disse: «e una voce che corre. sono delle malelingue; ma non c'è niente di vero. no, il dio pan non è morto! il dio pan vive ancora, continuava alzando gli occhi al cielo con bizzarra tenerezza... tornerà. baudelaire chiosa: «stava parlando del dio pan come del prigioniero di sant'elena». ma il dialogo non era finito, baudelaire vuole sapere qualcosa di più: allora, non sarà forse che siete pagano?». ıl giovane intellettuale risponde con tracotanza: ma certo; ignorate forse che solo il paganesimo, se ben inteso, ovviamente, può salvare il mondo? occorre tornare alle dottrine vere, offuscate per un istante dall'infame galileo. d'altronde, giunone mi ha gettato uno sguardo favorevole, uno sguardo che mi ha penetrato sino all'anima. ero triste e melanconico in mezzo alla folla, mentre guardavo il corteo e imploravo con occhi amorosi quella bella divinità, quando uno dei suoi sguardi, benevolo e profondo, è venuto a risollevarmi e incoraggiarmi.
al che baudelaire aggiunge: giunone vi ha gettato uno dei suoi regards de vache, boopis ere.
devamını gör...
cumhurbaşkanı erdoğan'ın halktan helallik istemesi
helallik de istendiğine göre iban vermesi yakındır. buradan
akp’li cumhurbaşkanı erdoğan, 17 mayıs pazartesi gününden itibaren başlayacak normalleşme kapsamında hedefin, ‘mayıs ayı sonuna kadar nispeten daha ihtiyatlı hareket etmek’ olduğunu söyledi. "uluslararası değerlendirmelerde salgın döneminde vatandaşlarına en yaygın ve etkin sosyal destek sağlayan ülkeler arasında yer alıyoruz" diyen erdoğan, ekonomik olarak sıkıntıya düşenlerden ise 'helallik' istedi.
“söz verdiğimiz üzere pazartesinden itibaren kontrollü normalleşme takvimimizi uygulamaya başlıyoruz. bu konudaki detayları kabine toplantımızın ardından milletimizle paylaşacağız. niyetimiz, mayıs ayı sonuna kadar nispeten ihtiyatlı hareket etmeyi sürdürmektir. haziran ayıyla birlikte günlük hayatı daha da rahatlatacak şekilde, tedbirleri önemli ölçüde gevşetmeyi planlıyoruz. milletimizin şundan emin olmasını istiyorum. salgının ülkemize sirayet ettiği 2020 mart ayından beri, aldığımız tedbirlerin özellikle de kısıtlamaların tek amacı 84 milyon vatandaşımızın her birinin, sağlığını, hayatını, geleceğini korumaktır. mecbur olmadığımız hiçbir tedbire başvurmadık. başvurmayacağız. bununla kalmıyor, aldığımız tedbirleri de vatandaşlarımızın işine, aşına ekmeğine zarar vermeyecek esneklikte uygulamaya özen gösteriyoruz.”
akp’li cumhurbaşkanı erdoğan, 17 mayıs pazartesi gününden itibaren başlayacak normalleşme kapsamında hedefin, ‘mayıs ayı sonuna kadar nispeten daha ihtiyatlı hareket etmek’ olduğunu söyledi. "uluslararası değerlendirmelerde salgın döneminde vatandaşlarına en yaygın ve etkin sosyal destek sağlayan ülkeler arasında yer alıyoruz" diyen erdoğan, ekonomik olarak sıkıntıya düşenlerden ise 'helallik' istedi.
“söz verdiğimiz üzere pazartesinden itibaren kontrollü normalleşme takvimimizi uygulamaya başlıyoruz. bu konudaki detayları kabine toplantımızın ardından milletimizle paylaşacağız. niyetimiz, mayıs ayı sonuna kadar nispeten ihtiyatlı hareket etmeyi sürdürmektir. haziran ayıyla birlikte günlük hayatı daha da rahatlatacak şekilde, tedbirleri önemli ölçüde gevşetmeyi planlıyoruz. milletimizin şundan emin olmasını istiyorum. salgının ülkemize sirayet ettiği 2020 mart ayından beri, aldığımız tedbirlerin özellikle de kısıtlamaların tek amacı 84 milyon vatandaşımızın her birinin, sağlığını, hayatını, geleceğini korumaktır. mecbur olmadığımız hiçbir tedbire başvurmadık. başvurmayacağız. bununla kalmıyor, aldığımız tedbirleri de vatandaşlarımızın işine, aşına ekmeğine zarar vermeyecek esneklikte uygulamaya özen gösteriyoruz.”
devamını gör...
köyden kız almanın daha cazip olması
hiç müge anlı izlememiş yazar beyanı.
devamını gör...
suriyelileri istemeyen tipler
haklıdırlar.
bizim askerlerimiz onların ülkesinde savaşırken, onlar burda nargile içip karı kıza bakıyor. bakın kadınlar ve çocuklar için birşey demiyorum yine, ama askerlik yapabilecek yaşta olanlar ve genç olanların özel suriye ordusuna gönderilmesi lazım ( ki zaten bir ara türkiye'de askerlik çağında olan 800.000 genç var, ordumuza çağırıyoruz falan demişlerdi ) fakat gitmiyorlar. kendi vatanlarını satan hainleri biz niye besleyelim?.
bizim askerlerimiz onların ülkesinde savaşırken, onlar burda nargile içip karı kıza bakıyor. bakın kadınlar ve çocuklar için birşey demiyorum yine, ama askerlik yapabilecek yaşta olanlar ve genç olanların özel suriye ordusuna gönderilmesi lazım ( ki zaten bir ara türkiye'de askerlik çağında olan 800.000 genç var, ordumuza çağırıyoruz falan demişlerdi ) fakat gitmiyorlar. kendi vatanlarını satan hainleri biz niye besleyelim?.
devamını gör...
toprak hattı
topraklama yapmak için kullanılan elektrik kablosu.
devamını gör...
deli vahit
ilgili videodaki 42.saniyesinde ''hağğh haağhh'' şeklinde verdiği ritimle gülümseten müzisyenimiz.
her şeyimizle güzeliz yahu.
her şeyimizle güzeliz yahu.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
yavaş salla düşerim
gezegenden geçerim
hanchinanski’ye kalem yok
ben salata yapmaya giderim
gezegenden geçerim
hanchinanski’ye kalem yok
ben salata yapmaya giderim
devamını gör...
14 ocak 2021 mustafa cengiz basın toplantısı
bazı çevrelerin hevesini kursağında bırakan açıklama olmuştur. herkes fatih terim ile yolların ayrılacağını düşünüp seviniyodu. ama sezon sonu gelmeden kapıyı görecek olan büyük ihtimal (bkz: erol bulut) olacak gibi. ali koç denen looser bir sonraki kongrede seçilir diye düşünüyorum. aziz yıldırım 20 sene kaldı 14 sene net başarısız olmuştu, ali'nin daha kredisi çok. önünde daha göreceği galatasaray şampiyonlukları var.
devamını gör...
three days grace
adam gontier gibi bir soliste sahipken çok iyi parçalar yapan bir gruptu. never too late , home, time dying bu şarkılardan bazılarıdır.
devamını gör...
(tematik)
genetik
gregor johann mendel gregor mendel , kalıtım biliminin babası olarak anılan avusturyalı bilim insanı, mendel kanunlarının mucidi ve rahiptir. kalıtım bilimin öncüsüdür.
devamını gör...
milka
isviçre'nin ilk uluslararası şirketi kabul edilen, çikolata markasıdır. ismini milch ve kakao kelimelerinin birleşiminden almıştır. maskotu mor inektir.
1901 yılından beri lila pakette satılan milka çikolataların pakette kullandığı renk patent ile tescil edilmiş; başka firmalarca kullanımı hukuki olarak yasaklanmıştır.
benim favorim: milka bubbly
1901 yılından beri lila pakette satılan milka çikolataların pakette kullandığı renk patent ile tescil edilmiş; başka firmalarca kullanımı hukuki olarak yasaklanmıştır.
benim favorim: milka bubbly
devamını gör...
bisküvi arası lokum
kıstırma derler buna. özellikle kakaolu pötibör arası güllü lokum denemenizi tavsiye ederim. yemeden önce lokumu iki dilim halinde ya da hafiften ezerek yerleştirmeli ki bisküvi kırılmasın.
devamını gör...