tartışmam, tartışamam lügatim da yok.

en son biri " ne uzun uzun tanım giriyorsun sanki okuyan var kafasiz" dedi. "sen de haklisin" dedim. şaşırdı. sözlüğü ayağa kaldırmami bekledi herhalde. aksam geç saatlerde karanlık bir depoda sevdigim 2 mod ile beraber ağzını yüzünü dagitmami bekledi. çıkışa gel hesabı. sonra kafa kafaya tokuştuk, olaysız dağıldık. şimdi can ciğer kuzu sarmasıyız. uzun tanımlarımın baş okuyucusu. her akşam girdiğim tanimlardan sözlü yapıyorum porsuk bacaklıyı.


o gün bir başka yazar da yazdığım tanımın no'sunu atmis. illa diretiyor sen yanlış düşünüyorsun, bu böyle degil vs. diye. "sen de haklisin" dedim. el ele çıktık o gün sözlükten. onunla kanka olmadım. ırrite etti beni. oh olsun süresiz uzaklaştırılmış *
devamını gör...

simülasyonun bir açığı vardır ve o da bu insanlardır. gece üçte, sabah beşte, bir köprünün girişinde ya da parklarda denk gelebilirsiniz bu insanlara. bazıları sürekli yürüyor, bazıları hep düşünceli, bazıları da şarkılar mırıldanıyor. nereye giderler, ne düşünürler, ne mırıldanırlar kimse bilmiyor. sadece varlar.
devamını gör...

bir dag solstad kitabıdır.

bana iskandinav edebiyatını sevdiren yazarlardan biridir dag solstad. üçüncü kitabının türkçeye çevrildiğini görünce nasıl mutlu olduğumu anlatamam. verdiğim, elimdeki kitaplar bitene kadar yeni kitap almama sözüme istisna teşkil eden bir andı bu kitabı almaya karar verdiğim an.

kitapta bir edebiyat profesörü ile tanışıyoruz: pal andersen. pal andersen karakteri bana elias canetti’nin körleşme isimli başyapıtındaki başkahraman profesör kien’i hatırlattı bazı yönleriyle.

ancak bu profesör hayattan o kadar kopuk değil. elli beş yaşın ve yalnız yaşamamanın verdiği bir inzivaya rağmen dışarıda zaman geçirmeyi, arkadaşları ile takılmayı seviyor. tek derdi modern bir insan olmak için verdiği amansız mücadele. bir de geçmiş ile gelecek arasındaki ölümsüzlük hissinin kaybolmaya başlaması karşısındaki umutsuzluğu.

noel gecesi pencereden dışarı bakarken şahit olduğu cinayet ile modern insan olmak, başkalarının işine karışmamak, insanlarla empati kurabilmek, ölümsüzlük, suç ve ceza kavramları arasında kendini kaybeder profesörümüz.

ve roman bizi kimsenin kişisel bir tanrısı olamayacağı fikrine taşır, ateistler dahil.
devamını gör...

sokağa çıkarsam gerçekten torbalı adamların beni alıp götüreceği zımbırtısı.
fakat o dönemler organ mafyaları vardı. biraz yalan biraz gerçek...
devamını gör...

kimseye bir faydası olmayacak ama çekirgelerin duyma organları ön bacaklarındadır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu benimdir. geçimsiz olduğumu düşünmüyorum. kibir, üsten bakan ukala asla benimle anılmaz.
sadece insanların gerçek yüzünü gördüm.
şu an parmakla sayılacak kadar arkadaşım var ama eminim ki her ne olursa olsun daima yanımda olurlar. fazlasına gerek yok.
devamını gör...

telefonda yüksek sesle konuşmamak.
birine nefesini hissettirecek kadar yaklaşmamak.
yaşlılara yer vermek. (bunu suistimal ettikleri için pek yapmıyorum)
öküzün trene baktığı gibi karşı cinsi kesmemek.
devamını gör...

1. eğitim hakkı.
2. sağlık
3. barınma
devamını gör...

kursuna gittiğim konudur. herkesin kendisine göre farklılıklarını konu eden çalışmalar yapılır, ben tek başıma idim. güzeldi, yazmaya çoktan başladığım için teknik zımbırıkları atlamıştık. üslubumu şekillendirmiş ama yine de bana düzenli yazma alışkanlığı kazandıramamıştır. öğünlerle yemek yemek değil benim yazma serüvenim. oruç tutmak ve tıkınmak gibi
devamını gör...

bir zamanlar keyifli bir haftasonunun başlangıcını müjdeleyen olaydı. cuma günü nispeten erken biten mesai, kitapları bilgisayarı bir koşu eve bırakıp işten arkadaşlarla kahve eşliğinde sohbet etmek demekti. ya da iş çıkışı öğleden sonra ortalık henüz kalabalıklaşmamışken tunalı'ya uzanıp önce biraz gezinmek, pasajlara, kitapçılara girmek, sonra da akşam birkaç arkadaş bir araya gelip sakin bir yere müzik dinlemeye gitmekti. hele bir de önceden alınmış bilet varsa tiyatro saatini beklerken aylaklık etmek iple çekilirdi. o günler yeniden gelir mi bilmiyorum ama her şeyin değiştiğini, başkalaştığını, sonra bizi kendine alıştırdıktan sonra yeniden aynı döngüye girdiğini görüyorum. hayat eksiğiyle, fazlasıyla yolunu bulup akıyor.
devamını gör...

ısrar.

söylemlerinde ve isteklerinde ısrarcı olan insanlara tahammül edemiyorum. bir kere söylenince anlıyorum, gerizekalı değilim. ilkinde durumu izah edip tepkimi gösterip cevabımı veriyorsam ve buna rağmen ikinciye de söylüyorsa, uyarıyorum. üçüncü kez olursa zaten geçmiş olsun.

ha bir de söylenene ve isteğe tepki vermiyorsam üstüme gelinmesi yok mu, çıldırıyorum.

bunlar soğumak için çok güzel sebepler bence. evet, sıkıntıya gelemiyorum.
devamını gör...

yine yolum istanbula düşmüş, ertesi gün halletmem gereken bir iş var. erken gelip, ucuz paspal bir otele yerleşmişim, tanıdığım bir sürü arkadaşım var, ama kendi başıma takılmak istiyorum, onlarla görüşüp ne yapacağım. hem beyoğlunda pera müzesine, picassonun orjinal gravürleri gelmiş, bu sergiye gitmek için eminönünden istiklale kadar yürüyerek gidiyorum.

müze sakin, pek kimse yok, saat daha dört. picassonun karakalem gravürleri muhteşem, kübizmi en iyi picassonun gravürlerinden tanıyabilirsiniz. kaotik bir atmosferde, üç boyutlu tasvirler, insanı baya etkiliyor.

derken, picassonun gravürlerini bitirip yukarı çıkıyorum. yukarda osman hamdi beyin, kaplumbağa terbiyecisi adlı tablosunun ilk versiyonu sergileniyormuş, ögrenince baya bi heyecanlanmıştım, ama picassoyu es geçemedim. sonra yukarı çıktım, diğer bütün eserleri umursamadan en baş köşeye asılmış, osman hamdi beyin, kaplumbağa terbiyecisi adlı eserini gördüm.

aman allahım muazzam renkler kullanmış, orjinalinin bu kadar etkileyici olacağını tahmin etmezdim, dakikalarca inceledim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

birden o büyüleyici anı, büyüleyici bir ses bozdu.

-daha önce bu tabloya, böyle bakan birini görmedim.

kafamı çevirmeden - nasıl bakıyormuşum ki, dedim. -tam olarak, hayranlıkla bakıyorsunuz dedi. zarif bir kadına, çırıl çıplak yakalanmışım gibi hissettim. hala kafamı çevirip kim olduğuna bakmadan, - sizde de aynı şeyı uyandırmıyor mu, diye sordum.

-güzel bir tablo, bir haftadır görüyorum, neden böyle bir tablo çizmiş ki diye düşündüm bi ara, hepsi bu kadar. pek birşey hissedemedim. dedi.

hala tabloya bakarken, - burda mı çalışıyorsunuz, diye sordum. -evet, tabloyla ilgili bilgi almak ister misiniz? dedi. - evet lütfen bildiklerinizi anlatın. dedim.

arkamdan gelen şuh şes, türkçeyi o kadar iyi kullanıyordu ki, keskin ve vurgulu cümlelerle -bu tablo, osman hamdi beyin en meşhur tablosu, orjinal adı kaplumbağalar ve adam, fakat kaplumbağa terbiyecisi olarak bilinir. bu tablonun iki versiyonunu yapmış ressam, sizin baktığınız 1. versiyon 1906 yılında yapılmış, tuval üzerine yağlı boya, uzun zamandır müzemizde sergiliyoruz.dedi

biraz sıkılmış bir ses tonuyla - bunlar kimin umrunda. dedim kokusunu alabiliyordum vanilya, mandalina tarçın ve manolya karışımı bir koku sürmüş - bu tabloda ne anlatıyor, onu biliyor musun ? diye sordum.

-hayır, üzgünüm. pek bir şey anlamadım. bayadır bakıyorsunuz, sizce ne anlatıyor.dedi. alınmıştı ama bozuntuya vermiyordu.

-geri kalmış bir toplumu, çağdaşlaştırmaya çalışan, bir aydının yorgun halini anlatıyor, bu tablo.dedim.

hala yüzünü görmediğim o ses, cevap vermedi. muhtemelen tablonun büyüsüne kapılmıştı, şimdi istediğim yere getirdim onu sonunda. bakalım bu tabloya benim gibi hayranlıkla bakan biri nasıl görünüyormuş. kafamı çevirdim ve aman tanrım bu kadın tablodan ve sesinden daha büyüleyici, üstelik yüzündeki o ifade. gözlerini tablodan alıp bana baktı. yaklaşık on saniye bakıştık. bir erkeğe böyle bakmak utandırır her kadını, nazikçe bileğindeki saatine baktı ve müze beş dakika sonra kapanıyor dedi. - öyleyse bir şeyler içmeye gidebiliriz. dedim.

hayır, diyemedi tam 3 saniye aptalca sırıttı. - belki başka zaman dedi. başka zaman olmaz, yarın istanbuldan ayrılıyorum, yakınlarda bildiğim çok güzel bir yer var, çok vaktini almak istemiyorum. sadece bir iki saat oturup birşeyler içer, manzarayı izleriz dedim. - peki ama sadece bir saat gerçekten işlerim var sonrasında 15 dakika sonra müzenin karşısındaki durakta olurum. dedi

kızı tarif etmedim hiç,

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

peradan istiklale çıkıp, tünele doğru yürüdük biraz

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


az ileride kumbaracılar sokağına girdik. leb-i derya diye muhteşem bir mekan var. yukarı terasa çıktık. istanbulun en güzel manzarası bence ordan görülüyor. akşam üstü bir başka zaten. her zaman oturduğum yere oturdum, o da yanıma oturdu iki bira söyledik ve sadece manzarayı izledik.

leb-i derya da şöyle bir mekan
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


üçüncü birayı bitirdikten sonra, benim lavaboya gitmem lazım, diyip kalktım. içerde hesabı ödeyip, o güzel kadını orda bırakıp gittim.
devamını gör...

t: medeniyet hayaliyle yanıp tutuşanların bir an önce pılını pırtını toplayıp kaçmak istedikleri doğa harikası ve hep birlikte nordic council'i oluşturan ülkeler.

nordik ülkeleri adlandırması yıllardır süregelen bir yanlış kullanım örneğidir. oysaki nordik bir sıfattır, dolayısıyla nordik ülkeler olmalıdır. fakat artık yerleştiği ve de pek bir önem arz etmediği için deşilmesine gerek yoktur.
devamını gör...

-yarın börek yapıcam.
annem.
devamını gör...

sith lorduyum. evet.
devamını gör...

erkeklerin hepsi +185tir, 3 dil bilir ve en az 10 k maaş alır.

yazarların hepsi en az 10 ülke gezmiştir.

kripto paralarda asla zarar etmezler, en büyük karı onlar alır.

asla abazalık yapmazlar, alfa ve centilmenlerdir.
devamını gör...

uykumda farketmeden gideyim ya. ama içimde bir ukde kalmadan, yaşayabileceğim kadar yaşamış olarak. azıcık hayatın tadını çıkarmış olsam mis olur.* neyse her şeyin hayırlısı tabii.
devamını gör...

sözlük kullanıcılarının önemli bir bölümünü anadolu'nun cahil ve yobaz halkının 14-15 yaşlarındaki çocukları oluşturduğundan normal olandır. bunların islamcı olmayanları da sabahtan akşama kadar karı-kız-meme üçgeninde başlık açıyor.
devamını gör...

“ekmek pahalı ama emek ucuzdu”
tolstoy
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim