karşıt görüş belirten iki tanıma da artı oy veren yazar
bazen benim de yaptığım eylem. her iki tarafı da kendince haklı buluyorumdur ve tartışılan konuda ortada bir yerlerdeyimdir. ınsanlar okumadan beğendiğimi düşünecek diye birinden artı oyu çekesim geliyor. ama çoğu zaman, amann kim benim beğendiklerimi takip edecek diyerek çok da şey yapmıyorum.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
demek vakit geldi.
olmaz ya, hadi olsun bakalım.
olmaz ya, hadi olsun bakalım.
devamını gör...
ayağı kokuyormuş gibi gelen ünlüler
(bkz: bu nasıl başlık lan)*
devamını gör...
nahif
naif ile çok karıştırılan bir kelimedir.
genelde kibar insanlara naif denir ama naif "tecrübesi olmayan, toy, deneyimsiz" anlamlarına gelmektedir.
nahif, "hassas, ince, kibar" manalarını taşır.
bir kişiye sıfat şeklinde kibar demek amaçlı nahif kelimesini kullanmak daha doğru olur.
genelde kibar insanlara naif denir ama naif "tecrübesi olmayan, toy, deneyimsiz" anlamlarına gelmektedir.
nahif, "hassas, ince, kibar" manalarını taşır.
bir kişiye sıfat şeklinde kibar demek amaçlı nahif kelimesini kullanmak daha doğru olur.
devamını gör...
kars
kışıyla, rus mimarisiyle, şehir yapısıyla türkiye'nin saint petersburg'udur. türkiye'nin en lezzetli kaşarı, balı ve kazı buradadır. her taraf karlar altındayken hava açıksa ve dolunay varsa beyaz gecelere şahit olabilirsiniz.
devamını gör...
kunteper canavarı
kunteper canavarı, cengiz üstün tarafından çizilen bir karikatür karakteridir. kunteper, bir mağarada yaşar ve isminin başka kişiler tarafından söylenmesinden nefret eder.
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
tc kimlik numaranızın ilk 10 hanesini toplayıp 10'a bölün, kalan sayı tc'nizin 11. hanesidir.
devamını gör...
cumhuriyet sucukları firmasının atatürk'e edilen hakarete sert tepkisi
google enter
cumhuriyet sucukları siparişi enter
cumhuriyet sucukları siparişi enter
devamını gör...
felsefenin amacı soru sormak mı yoksa çözüm bulmak mı sorunsalı
soru ve çözüm konusunu bilmiyorum ama benim kafamı karıştırıyor.
devamını gör...
ankara savaşı
osmanlıların yönetim anlayışını temelinden değiştirmiş türk tarihinde yapılan önemli savaşlardan biridir. savaşın sonrası kadar savaşa giden süreç de ilgi çekicidir. yıldırım bayezid cesurdur ancak savaş sanatı konusunda timur öndedir. aralarındaki rekabet yıldırımın esareti ile son bulmuştur.

savaş öncesi mektuplaşmadan bir örnek

esir düşen yıldırımın resmedilmesi

savaş öncesi mektuplaşmadan bir örnek

esir düşen yıldırımın resmedilmesi
devamını gör...
avustralya'daki lanetli bebek
sıkıntıdan kendilerine yeni korkular bulmaya çalışıyorlar. bir uçak bileti kadar yakınız. korku, adrenalin, heyecan ne ararsan burada. koşun gelin.
devamını gör...
anlat istanbul
2005 yılında gösterime girmiş, senaryosunu ümit ünal’ın yazdığı, müziklerini gökhan kırdar’ın yaptığı bol ödüllü ve aldığı her ödülü ve fazlasını hak eden türk filmidir.
istanbul başlı başına bir masal kentidir. andersen de grimm kardeşler de ve benim hiç hoşlanmadığım la fontaine de istanbul masallarının karşısında şapka çıkartmak zorunda kalırdı.
istanbul’da geçen masalların sonunda gökten üç elma düşmez, düşse bile hak edene ulaşmaz, ulaşsa bile sahibine hayır getirmez. istanbul’un masalları aslında gerçektir. istanbul’un masalları karanlıktır. istanbul’un masalları bir vardır bir yoktur.
filmde herkesin bildiği 5 masal iç içe geçmiş hikayeler şeklinde ama istanbulca anlatılmakta. bu beş hikayenin bu kadar güzel anlatılmasının bir nedeni de her hikayenin ayrı bir yönetmen tarafından çekilmiş olması.
fareli köyün kavalcısı bu sefer hamelin köyünde geçmiyor. bir klarnetçinin hikayesi bu seferki ve bu filmin yönetmenliğini ümit ünal yapmış.

pamuk prenses öyküsünü kudret sabancı yönetmiş ama bu hikayede yedi cüce yok, cinsiyet ayrımına uğramış sekizinci cüce var. pamuk prenses, kötü kurt ve diğerleri ise yine istanbul dilinde anlatılmış.

külkedisi öyküsünü selim demirdelen yönetmiş ve benim en sevdiğim öykü sanırım bu oldu. külkedisi her zaman masum bir evlatlık kız olmayabilir, hele de bu masal istanbul’da geçiyorsa.

uyuyan güzel öyküsünün yönetmeni yücel yolcu. ben bu bölümde en çok selim akgül’ün oyunculuğunu beğendim.

ve beşinci masalımız kırmızı başlıklı kız ve yönetmeni de ömür atay. bu hikayede benim mutlu olduğum yan ise daha önce fatih akın’ın im juli filminde çok beğendiğim idil üner’in başrolde oynaması.

benden bu kadar, gerisini istanbul anlatsın. bir gündoğumunda galata köprüsünde görüşmek üzere.
istanbul başlı başına bir masal kentidir. andersen de grimm kardeşler de ve benim hiç hoşlanmadığım la fontaine de istanbul masallarının karşısında şapka çıkartmak zorunda kalırdı.
istanbul’da geçen masalların sonunda gökten üç elma düşmez, düşse bile hak edene ulaşmaz, ulaşsa bile sahibine hayır getirmez. istanbul’un masalları aslında gerçektir. istanbul’un masalları karanlıktır. istanbul’un masalları bir vardır bir yoktur.
filmde herkesin bildiği 5 masal iç içe geçmiş hikayeler şeklinde ama istanbulca anlatılmakta. bu beş hikayenin bu kadar güzel anlatılmasının bir nedeni de her hikayenin ayrı bir yönetmen tarafından çekilmiş olması.
fareli köyün kavalcısı bu sefer hamelin köyünde geçmiyor. bir klarnetçinin hikayesi bu seferki ve bu filmin yönetmenliğini ümit ünal yapmış.

pamuk prenses öyküsünü kudret sabancı yönetmiş ama bu hikayede yedi cüce yok, cinsiyet ayrımına uğramış sekizinci cüce var. pamuk prenses, kötü kurt ve diğerleri ise yine istanbul dilinde anlatılmış.

külkedisi öyküsünü selim demirdelen yönetmiş ve benim en sevdiğim öykü sanırım bu oldu. külkedisi her zaman masum bir evlatlık kız olmayabilir, hele de bu masal istanbul’da geçiyorsa.

uyuyan güzel öyküsünün yönetmeni yücel yolcu. ben bu bölümde en çok selim akgül’ün oyunculuğunu beğendim.

ve beşinci masalımız kırmızı başlıklı kız ve yönetmeni de ömür atay. bu hikayede benim mutlu olduğum yan ise daha önce fatih akın’ın im juli filminde çok beğendiğim idil üner’in başrolde oynaması.

benden bu kadar, gerisini istanbul anlatsın. bir gündoğumunda galata köprüsünde görüşmek üzere.
devamını gör...
sözlük yazarlarının evdeki konumu
devamını gör...
platin
kuyumculuk sektöründe de kullanılan, ustasının zor bulunduğu, oksitlenmeye uzun süre dayanıklı, genellikle altın alerjisi olan insanların alyansta tercih ettiği, değerli bir maden.
doğada saf haliyle veya iridyum ile alaşım halinde bulunur. reaktif bir element olmadığı için vucüda zarar vermez.
korozyona immün ve aşınmaya karşı yüksek dirençlidir. 1.768 °c'de erir.
kuyumculuk sektöründe olan biri olarak altın satmaktan daha keyifli buluyorum bu madeni.özellikle uzakdoğu ülkelerinde insanların alım güçleri daha az olduğu için platin alyans konusunda ciddi bir talep var.
altındaki 24'lük ayar sistemi platinde geçerli olmayıp, ticari platin ürünlerinin çoğu 950 ayar olarak üretilir. yani elinizdeki platin alyans'ın yüzde 95'i saf platin, yüzde 5'i ise diğer katkı maddeleridir. kişisel görüşüm, palladium ile üretildiği zaman çok daha parıldayan ve altından daha asil bir görünüşe sahip olduğudur. alyans bazında konuşursak, altından daha ucuz olmasına rağmen genellikle altında tercih edilen 14 ayar ile karşılaştırıldığında içerisinde daha fazla saf maden bulunur(14 ayar altın mamüllerin içindeki saf altın oranı yaklaşık olarak yüzde 58'dir, platinde ise saf maden oranı yüzde 95'tir).
altın alerjisi olan veya dini sebeplerle altın takmayan insanlar genellikle gümüş'e yönelirler. ancak gümüş madeni hava ile tepkimeye girdiği zaman daha kolay oksitlenir ve 1 sene içerisinde hafiften kararmaya başlarken, platin madeni yıllarca kararmaz ve oksitlenmez(tıpta ve diş hastalıklarında kullanılmasının sebeplerinden biridir)
önceden ağır işlerde çalışan insanlar bu madenden yapılmış alyansları tercih ederlerdi.darbelere karşı olan sağlamlığı ve yüksek mukameveti olduğu için. ancak gençlerde de artık internetin sağladığı popülerlik sebebiyle yüksek talep olmaya başladı.
platinin ons/usd fiyatının volatilitesi yüksektir, özellikle türkiyede ithalatı son zamanlarda zorlaştırıldığı için piyasada fiziki platin zor bulunduğu için ons premium fiyatları +15'lerde gezdiğini gördü bu gözler.
doğada saf haliyle veya iridyum ile alaşım halinde bulunur. reaktif bir element olmadığı için vucüda zarar vermez.
korozyona immün ve aşınmaya karşı yüksek dirençlidir. 1.768 °c'de erir.
kuyumculuk sektöründe olan biri olarak altın satmaktan daha keyifli buluyorum bu madeni.özellikle uzakdoğu ülkelerinde insanların alım güçleri daha az olduğu için platin alyans konusunda ciddi bir talep var.
altındaki 24'lük ayar sistemi platinde geçerli olmayıp, ticari platin ürünlerinin çoğu 950 ayar olarak üretilir. yani elinizdeki platin alyans'ın yüzde 95'i saf platin, yüzde 5'i ise diğer katkı maddeleridir. kişisel görüşüm, palladium ile üretildiği zaman çok daha parıldayan ve altından daha asil bir görünüşe sahip olduğudur. alyans bazında konuşursak, altından daha ucuz olmasına rağmen genellikle altında tercih edilen 14 ayar ile karşılaştırıldığında içerisinde daha fazla saf maden bulunur(14 ayar altın mamüllerin içindeki saf altın oranı yaklaşık olarak yüzde 58'dir, platinde ise saf maden oranı yüzde 95'tir).
altın alerjisi olan veya dini sebeplerle altın takmayan insanlar genellikle gümüş'e yönelirler. ancak gümüş madeni hava ile tepkimeye girdiği zaman daha kolay oksitlenir ve 1 sene içerisinde hafiften kararmaya başlarken, platin madeni yıllarca kararmaz ve oksitlenmez(tıpta ve diş hastalıklarında kullanılmasının sebeplerinden biridir)
önceden ağır işlerde çalışan insanlar bu madenden yapılmış alyansları tercih ederlerdi.darbelere karşı olan sağlamlığı ve yüksek mukameveti olduğu için. ancak gençlerde de artık internetin sağladığı popülerlik sebebiyle yüksek talep olmaya başladı.
platinin ons/usd fiyatının volatilitesi yüksektir, özellikle türkiyede ithalatı son zamanlarda zorlaştırıldığı için piyasada fiziki platin zor bulunduğu için ons premium fiyatları +15'lerde gezdiğini gördü bu gözler.
devamını gör...
tarihte bugün
24 şubat 1942
769 romanyalı yahudi'yi taşıyan ''struma'' vapuru, karadeniz'de batırıldı, yalnızca bir yolcu kurtulabildi.
(bkz: serenad (kitap))
(bkz: struma gemisi)
769 romanyalı yahudi'yi taşıyan ''struma'' vapuru, karadeniz'de batırıldı, yalnızca bir yolcu kurtulabildi.
(bkz: serenad (kitap))
(bkz: struma gemisi)
devamını gör...
yazarları bugün mutlu eden olaylar
iftara yaprak sarmayı yetiştirdim ve afiyetle yedik. *
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
yayınlanan ilk türkçe kitap bilinenin aksine 1729 ylında arap alfabesi ile türkçe basılan "kitab-ı lûgat-ı vankulu" değil, ondan 11 yıl önce yani 1718'de nafpaktos ve arta metropoliti neofitos mavromatis'in yunanca harflerle türkçe ( yani karamanlıca) bastırttığı "hristiyan inancı antolojisi" isimli kitaptır.*
kaynak : 20. yüzyıl başlarında anadolu ve trakya' daki rum yerleşimleri / ari çokona
kaynak : 20. yüzyıl başlarında anadolu ve trakya' daki rum yerleşimleri / ari çokona
devamını gör...
ekin beril
çok tatlı bir ben nasıl büyük adam olucam cover'ı vardır. sanırım pek çok insan da böyle tanımıştır. dinleyelim:
devamını gör...
yetti artık denilen şeyler
istemediğim bir şeyi yapmak zorunda olmaktan, herkesin benden bir şeyler beklemesinden ve gelecek kaygısından bıktım.
devamını gör...
aşk 101
2. sezonunu az önce bitirdiğim dizi. yukarda arkadaşlar dizi hakkında bilgi vermiş o yüzden direkt yorumlamaya geçiyorum.
bu sezonu ilk sezona göre daha basit, özenilmemiş buldum ama yine de sıkılmadan tek oturuşta izledim. şaka yapmıyorum bölümlerde ara bile vermeden 8 saat boyunca oturup izledim.
bazı bölümleri çok iyi bazı bölümleri çok basit buldum. açıkçası çok fazla gereksiz sahne vardı zaten bölümü 50 dakikalık dizi çekiyorsunuz biraz daha doldurulabilirdi diye düşündüm. yine de yansıttıkları doksanlar havası, soundtrack güzeldi.
ilk olarak osman'ın eşcinsel karakter olduğu iddialarından sonra, üstünü kapatmak amaçlı heteroseksüel ilişki yaşattıklarını düşünüyorum. yaratılan ilişki bana göre basitti. içime işlemedi, ama burcu ve kemal hocanın uzak mesafe ilişkisi yaşayıp her gün birbirlerini aramak için sabırsızlıkla bekledikleri telefon sahnelerinde duygusallaştım.
ikinci olarak bazı sahnelerde günümüz jargonları kullanılıyordu gözüme batmadı değil. dikkat edilebilirdi diye düşünüyorum. zira 90lı yıllarda kimsenin ''valla kemal'in de kokteylini içmeyen de ne biliyim'' gibi bir cümle kuracağını sanmıyorum.
gözüme batan detaylardan sonra biraz da güzel detaylardan bahsetmek istiyorum özellikle sınav stresi, o dönemin korkunçluğu, öğrencilere yapılan ayrımcılık ve baskı çok güzel anlatılmıştı. o dönemleri atlattığım için bir kez daha şükrettim izlerken. sadece isyan sahnesini abartı buldum.
dizi boyunca sinan'ın sahnelerinde üzüldüm de üzüldüm özellikle yangın sahnesinde bıkmışlığını üzüntüsünü hissettikçe karnıma yumru oturdu bi tık ağlamış olabilirim.
yetişkin hallerinin olduğu sahneler de çok hoşuma gitti. açıkçası o deli divane aşktan sonra eda ve kerem'in evlenmiş olabileceğini düşünüyordum. ışık ve sinan'ın evlenmesi şaşırttı çünkü sinan'ın sahnelerinden sonra kafasına sıkma ihtimalinin yüksek olduğu kanısına varmıştım kendimce. sonuç olarak güzel diziydi tadında ve güzel bitti ama ben güzel sonlardan hoşlanan bi insan değilim vurucu bir darbe bekledim gelmedi. olsun. en azından tadında bitirdiler.
bu sezonu ilk sezona göre daha basit, özenilmemiş buldum ama yine de sıkılmadan tek oturuşta izledim. şaka yapmıyorum bölümlerde ara bile vermeden 8 saat boyunca oturup izledim.
bazı bölümleri çok iyi bazı bölümleri çok basit buldum. açıkçası çok fazla gereksiz sahne vardı zaten bölümü 50 dakikalık dizi çekiyorsunuz biraz daha doldurulabilirdi diye düşündüm. yine de yansıttıkları doksanlar havası, soundtrack güzeldi.
ilk olarak osman'ın eşcinsel karakter olduğu iddialarından sonra, üstünü kapatmak amaçlı heteroseksüel ilişki yaşattıklarını düşünüyorum. yaratılan ilişki bana göre basitti. içime işlemedi, ama burcu ve kemal hocanın uzak mesafe ilişkisi yaşayıp her gün birbirlerini aramak için sabırsızlıkla bekledikleri telefon sahnelerinde duygusallaştım.
ikinci olarak bazı sahnelerde günümüz jargonları kullanılıyordu gözüme batmadı değil. dikkat edilebilirdi diye düşünüyorum. zira 90lı yıllarda kimsenin ''valla kemal'in de kokteylini içmeyen de ne biliyim'' gibi bir cümle kuracağını sanmıyorum.
gözüme batan detaylardan sonra biraz da güzel detaylardan bahsetmek istiyorum özellikle sınav stresi, o dönemin korkunçluğu, öğrencilere yapılan ayrımcılık ve baskı çok güzel anlatılmıştı. o dönemleri atlattığım için bir kez daha şükrettim izlerken. sadece isyan sahnesini abartı buldum.
dizi boyunca sinan'ın sahnelerinde üzüldüm de üzüldüm özellikle yangın sahnesinde bıkmışlığını üzüntüsünü hissettikçe karnıma yumru oturdu bi tık ağlamış olabilirim.
yetişkin hallerinin olduğu sahneler de çok hoşuma gitti. açıkçası o deli divane aşktan sonra eda ve kerem'in evlenmiş olabileceğini düşünüyordum. ışık ve sinan'ın evlenmesi şaşırttı çünkü sinan'ın sahnelerinden sonra kafasına sıkma ihtimalinin yüksek olduğu kanısına varmıştım kendimce. sonuç olarak güzel diziydi tadında ve güzel bitti ama ben güzel sonlardan hoşlanan bi insan değilim vurucu bir darbe bekledim gelmedi. olsun. en azından tadında bitirdiler.
devamını gör...