elbet bir gun kavusucaz derken sonsuza kadar ayrildik.
devamını gör...

devamını gör...

işsizim de o kadar işsiz değilim. uğraşamam ben.
devamını gör...

geceleri çok yoğun anksiyete atakları geçirdiğim dönemde ilaç almadan halletmenin bir çok yolunu aradım. herkeste işe yarar mı bilmiyorum ama sıcak bir bitki çayı içip karanlıkta uzanarak youtube'dan masal falan dinlemek baya iyi geliyordu. kafayı başka bir şeyle meşgul etmek tekrarlayan felaket senaryolarını düşünmenin önüne geçiyor. mutlaka kendinizi meşgul tutmalısınız. anksiyete sırasında hiçbir şey yapmadan oturmanın bir faydası olmuyor ne yazık ki. kalkıp harekete geçmek lazım. bir şeyler izleyin, spor yapın, yürüyüşe çıkın. ne yaparsanız yapın ama oturup düşünmeyin.
devamını gör...

perde yavaş yavaş açılıyor
sen farkına bile varmıyorsun
kaderinin ayak sesleri
her an bir yerlerde
belki pusuda
belki sokağın köşesinde

bence girme o sokağa
yolu uzatırsın kim bilir
yok yok vazgeçtim
seçim senin
bakalım ne olacak

ne diyorduk
evet tik tak!
saat işliyor

yine geç mi kalacaksın
açılan perdeden her an
bir tren çıkabilir

en iyisi seyircileri mi korkutmak?
yine işi şakaya vurdun

neyse ben bir bilet alacağım
ama önce biraz para biriktirmem lazım

serin bir yaz sabahı
- bir bilet lütfen, neresi olursa...
devamını gör...

bir düzine saçmalık..
devamını gör...

kendisi bana her zaman taxi driver'daki travis bickle'ı hatırlatır. sonlarını saymazsak benzer yönleri vardır.
keşke zebercet de travis bickle gibi kendini yeniden yaratma cesareti gösterebilseydi. travis bickle, sosyopatlığını, kadınlarla olan garip ilişkisini ve uzakkalışını bir noktaya kanalize etmeyi başarıp kendine hediye edercesine bir kahraman yarattı kendinden. zebercet sadece gitmeyi seçti.
zebercet karakteri, bu coğrafyanın kaderi olmuş ve iliklerimize kadar işleyen vazgeçiş, boş veriş, lanet edişi çok güzel yansıtmış.
anayurt oteli'ni hiç okumadım. ama ömer kavur çok iyi anlamış, çok iyi çözmüş zebercet'i ve macit koper'in bu rolün altından kalkabileceğini anlamış ki ortaya türkiye sinema tarihinin hem en iyi roman uyarlaması filmini hem de en iyi işlenmiş karakterini çıkarmıştır.
zebercet bir edebiyat karakteri olarak var olmasının yanında artık bir de sinematik zebercet doğmuş oldu. filmin sonunu izlemedim, izlemek istemedim. bir nevi minik bir pasif direniştir benimki. bu toprakların kaderi olmayı bırakmasını umduğum, vazgeçişi artık görmeyi reddediyorum.
elbette dijital çağdaki spoiler yağmuruna ben de yakalandım, biliyorum zebercet'in sonunu. ancak zebercet'in sonunu görmemeye ne kadar dayanabilirsem o kadar dayanacağım.
yeri gelmişken can yayınları sen ne berbat bir kapak yapmışsın öyle. kitabın sonunu kapak yapmışlar olacak şey değil.
devamını gör...

cinsiyetçi bulduğum başlıktır. araba süren kadın görmüş taksi şoförünün bakışları gibi hissettim. bi salın bizi be (bkz: swh)
devamını gör...

akdeniz kıyısında çukurova'dan sonra ikinci büyük delta olma özelliğine sahip olan deltadır.
devamını gör...

rus yazar ivan gonçarov'un bir ayda yazdığı romanı. kitabı okurken resmen ürperdim çünkü kitap benimle alakalı çok şey anlatıyordu.
oblomov, sorunların farkındadır, çözümün ne olduğunu da biliyordur. hayatını değiştirmek için sürekli birbirinden güzel planlar yapmaktadır. fakat o planları uygulamaz. ciddi işleri bir yana bırakarak içine kapanmak, kendi yarattığı hayal dünyasında yaşamak oblomov’un en büyük zevkidir.


"bir gün bir şeyi istersin, ertesi gün tutkuyla, ölesiye ona bağlanırsın, daha ertesi gün onu istediğinden utanırsın, arzun yerine geldiği için hayata lanet edersin. işte insan hayatta kendi isteğinin peşinden serbestçe giderse böyle olur. bastığımız yeri yoklayarak yürümeliyiz; bazı şeylerden gözlerimizi çevirmeliyiz, mutluluk hülyalarına kapılmamalıyız, mutluluk elimizden kaçarsa isyan etmemeliyiz; hayat budur işte... kim demiş hayat zevk ve mutluluktur diye. ne saçma düşünce! hayat hayattır, bir ödevdir, ödev dediğin de çetin bir iştir."

" stoltz: ama bu hayatta sevmediğin şey ne? onu söyle.
oblomov: her şey, durmadan öteye beriye koşmalar, küçük ihtiras oyunları, hele de aç gözlülükler, rekabetler, dedikodular, birbirine çelme atmalar, birbirini tepeden tırnağa süzmeler.konuşmalarını dinledikçe insan budalalaşıyor. ilk bakışta zeki insanlar sanırsın, yüzlerinde ciddilik okunur, ama bütün söyledikleri şu biçim şeyler: "falanca veya filanca, bilmem ne satın aldı, bilmem neresini kiraladı." başka birisi: " aa! olur şey değil niçin acaba?!" yahut: "falanca dün akşam kulüpte müthiş para kaybetti, bir başkası üçyüz bin kazandı." illallah bunlardan. bunlar arasında insanlık nerede? insanlığın yüceliği, bütünlüğü nerede kaldı? insanlık ufak paralar haline gelmiş... hayat amma da hayat ha. ne bulabilir insan orada? fikir meseleleri mi var, duygu meseleleri mi var? bu hayatın bir ekseni yok: derin, hayati hiç bir yanı yok!"

“ insan niçin yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla kalıyor; günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka zevki olmuyor. bugün nasıl yaşadım sorusuna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün gene aynı hayat.”

"zamanı saatlerle, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, sizinle ölçüyorum: "onu gördüm, görmedim, göreceğim, görmeyeceğim, gelecek, gelmeyecek..."

"- gerekirse senin için seve seve ölebilirim.
- buna gerek yok. senden bunu isteyen yok. ne diye hayatını feda etmeni isteyeyim? sadece kendi işini yapmanı istiyorum. ancak dürüst olmayan insanlar kendilerinden istenen şeyi yapmamak için istenmeyen ve yapılmayacak fedakârlıklardan söz ederler."
devamını gör...

kimi zaman rüyalar bilinçaltımızın oyunu, kimi zaman da haberci rüyalardır. birçok kişi uyandıktan yarım saat sonra bile ne gördüğünü hatırlamaz. işte rüya defterinin amacı da hayatımıza dair ip uçlarını almak, aylar sonra okuyunca yaşadıklarımız arasında bağlantı kurabilmek. ömrümüzün büyük bir kısmını uykuda geçiriyoruz sonuçta iç dünyamızın bize neler anlattığını öğrenmek için güzel bir yöntem.
devamını gör...

son 1 aydır genel durumum. aynı zamanda ilgili yazarın* 2 hafta sonraki modu olmayacaktır. ne dediğim hakkında en ufak bir fikri olan var mı? benim de yok, evet.

ayrıca çok sevdiğimiz ve nickaltını böyle böyle kirlettiğimiz yazar. sever, severiz.
devamını gör...

ekşi sözlük'ten bıkanların akın ettiğini düşündüğüm sözlük. kötü olansa ekşi sözlük'ten kafa sözlük'e gelenler kafa'yı ekşi'ye benzetiyorlar.

(bkz: 24 aralık 2020 keyfimin olmaması)
devamını gör...

ama sadece biraz ehe.
devamını gör...

geçen ben de yapmıştım. pek gözükmüyor cevizden ama idare eder işte.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben bir garip aşığım..
köşe bucak kaçar.. kovalanirim..
bana her yer bahar bahçe..
siz atışın ben köşeden bakarım..
devamını gör...

van gogh abartılmış bir ressam değildir. kendi tarzıyla ortaya çıkmış, özgün ve yetenekli bir insandır. o kısa hayatında harika eserler çıkartmış.
sanat yenilik ister, değişim ister ve zamanında van gogh bunu yaptı ve sanat dünyası da onu unutmadı, unutulmayacak da.
devamını gör...

favori yazar olmak mı? nefretle saldırmasınlar yeter diyorum ben. ne lüks istekleriniz varmış.
devamını gör...

mart ayından beri yazar kadrosunda bulunduğum sözlüğün isim değiştirme duyurusudur.
bu kararı almanın yoldaş için hiç kolay olmadığını, aksine bu kararı almamak için cok direnip elinden gelen her şeyi yaptığını az çok biliyorum.
az bilmeme rağmen bu sürecin onun için ne kadar zor olduğunun, kendisini sözlüğe ve bizlere karşı ne kadar sorumlu hissettiğini de biliyorum çünkü bunu gördüm.
bu adam burayı çok seviyor, burayı iş değil arkadaşlarıyla paylaştığı evi olarak görüyor. madem ev arkadaşıyız, üzerimize düşeni yapıp her şeyi önümüze sunan bu güzel ev sahibine destek olmasak mı?
devamını gör...

iki üç gün sonra dolar burası, ben şimdiden geldim.

bayramın ilk günü ve / veya arefe günü yapılan kabir ziyaretlerini de sevmem ben.
ama mezarlıkları çok severim didoş, içinde kimselerin olmadığı zamanlarda baş ucunda su olmayan, üstünde yabani otları misafir eden mezarları da en çok severim.

ya çok özür dilerim didoş, buraya yazarken türkçem otomatik olarak devriliyor benim, sen o kadar güzel ve ölü halde yazarken benim sağ ve bu kadar kötü yazmam belki gülümsetir ama seni.

nasılsın hemşerim?
biliyo musun ne oldu, sana tapan bir kadın girdi hayatıma, seni alıp okudu bana, seni alıp "en sevdiğim kısımdı" diye ulaştırdı bana, bi de burnu çok güzel bu kadının.

senden gelen bir hediye gibi, sen gibi, yarı kutsal ve tam dokunulmaz.. ikinize de baktım o yokken, çok baktım, yanyana koydum ikinizi de, dedim ya; ikizin gibi. çok yumuşak, çok kırgın, çok yakıp geçen, çok bana uzak, çok bana tuzak.

yalnız o biraz vefasız, bana bi bayram kahvesi bile yapmadı bak, oysa ben yaklaşık 20 gündür her kadehin veya şişenin dibinde ona baktım, selam çaktım, varlığına ve yokluğuna kurban olarak.

hemşerim, bişi rica edeceğim senden.

sen onu muhakkak görürsün, sokaklarınız bile aynı nerdeyse, lütfen ona "ölüm iki kişilikti hani?" der misin? adımı vermene bile gerek yok, anlayacaktır.

seni seviyorum didoş, iyi bayramlar ve gülümse bakiym?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim