olsa da seyretsek. çekirdek var evde. biraz gazı kaçmış kola da var. ne kadar hoş olurdu şimdi. hadi biri birine sövsün, bekliyorum. *
devamını gör...

sosyal medyadan ( sözlükler de dahil) gelen bildirimler- bunlar herhangi bir paylaşımınızla ilgili olabilir- insan beyninde dopamin hormonunu salgılatıyor. bunun sonucunda kendimizi iyi hissediyoruz, mutlu oluyoruz. sürekli bir şeyler paylaşma isteği uyanıyor insanda. bu tür mecralara bağımlılığı arttırıyor.

ufak bir not: bu tanımı beğenmeyin zaten iyice bağımlısı oldum buranın. daha fazla dopamin salgılanmasını istemiyorum.
devamını gör...

valla hiç çekinmem. çok rahatımdır bu konuda. sonuçta doğmak için ben yalvarmadım. öyle her şeye para döken biri de değilimdir zaten. kimseyi de zor duruma sokmaya gerek yok yani.
devamını gör...

eşofman takımı. pahalı markaların eşofmanları neden hep sentetik malzemeden üretilir arkadaş, anlayamadım gitti. pamuktan üretilmiş eşofman giymek istiyorum ben.
devamını gör...

vatandaşlarından birkaçını tanıdığım ülke. benim şansıma mı böyle denk geldi bilmiyorum ama gayet tatlı insanlardır hepsi. ve yine kendi gözlemlerime göre kızları çok güzel olan ülkedir.
kuzeyinde ispanyolca, diğer kısımlarında fransızca çok yaygınmış. bu ülkeden biriyle tanışırsanız birden fazla dil konuştuğunu görmeniz çok muhtemeldir.
bir de özel olarak yapılan, lezzetli mi lezzetli bir çayı vardır. o ayrı bir başlığı hak eder.
devamını gör...

kutuplar
devamını gör...

“özgürlük ağır bir yüktür, ruhun yüklenmesi gereken büyük ve garip bir sorumluluk. kolay değildir. verilen bir armağan değil, yapılan bir seçimdir; bu seçim de zor bir seçim olabilir.”
devamını gör...

almanya'dan ziyade almanları örnek almamız gereken çok şey var. misal vermek gerekirse sigara içtin lak diye izmariti sallıyoruz ülkece halbuki izmaritin ateşini düşür ne kadar uzak olursa olsun çöp kutusuna at. atamıyor musun çöp uzakta mı? bir küçük selpak poşedi olsun cebinde koy ona sonra salla. almanlar hiç bir çöpü bütün halinde atmaz. kağıt ayrı yere, bitkisel ürünler ayrı yere, plastik ayrı yere. hepsinin ayrı çöpü var günleri var ve herkes buna uyuyor. israftan nefret ederler ve tutmaya bayılırlar. çalışma disiplinleri harikadır. türkler az mı çalışıyor elbette hayır ancak sistem ve disiplin yok. bizde mesai süreleri uzun verim yerlerde onlarda mesailer daha orantılı verim yüksek. her işin başı eğitim. öğrencimize çöpü çöpe atmayı, kişisel temizlik ve bakımı, iş disipinini okulda vermek zorundayız. bizim eğitim sistemi öğretmenin derse girip dersi vermesi üzerine kurulu. ekip çalışması birlikte ürün ortaya koyma vs yok. sıfır. böyle olunca da almanya almanya oluyor bizde neden böyleyiz diye sorunu siyasette arıyoruz. halbuki sorun sistemde.
devamını gör...

kan beyin bariyeri olmayan organlara verilen isimdir.
bunlar pineal bez,nörohipofiz,area postrema,subfornikal organ,organum vaskülozum lamina terminalis olmak üzere 5 adettir.
devamını gör...

oldukça uğraş gerektiren bir şey yapmış olan kişidir.

tebrik etmek lazım.
devamını gör...

hindukuş dağlarının arasında, kabil nehrinin geçtiği şehirdir. kabilin 22 ilçesi vardır ve ilçeler genelde belli etnik gruplara göre ayrılmıştır. ilçeler arasında sosyal ve ekonomik açıdan büyük farklılıklar görülür.
kabil'e giden yabancıların kalabileceği bir kaç otel ve bol miktarda misafir evi vardır. serena otel, safi otel, gandamak , heetal hoteldir. şehre uzak olmak önemli değilse inter continental otel yine seçilebilir mekanlardandır.
bunlar genelde wazir-i akbar khan, kala-e-fathullah, shahr-e new gibi yerlerledir. afganistan'da yabancılar için gece hayatı oldukça renklidir. içkili mekanlara müslümanların girişi yasaktır. bu nedenle herhangi bir denetim halinde pasaportunuzda müslüman yazıyorsa başka bir kimlik göstermenizi tavsiye ederim. afganistan hapishanesi bu dünyada gitmek isteyeceğiniz son yerdir.
latmosphere ( fransız restoranı) , gandamak ( ingiliz pub) , la quintina (meksika barı) , boccaccio (italyan restoranı ) gibi pek çok restoran vardır. içki içmeyecekseniz ve afgan yemeklerini denemek isterseniz sufi restoranda kabuli pilav ( havuçlu ve üzümlü pilavın üstünde soslu kuzu kebap ) , zümrüt pilav ( ıspanaklık , bademli pilav ) , bolani ( bizdeki gözlemeyle ıtalyanların calzone arası bir şey ) ve kebapları deneyebilirsiniz.
kabil müzesi kesinlikle gidilmesi gereken yerlerden biridir. iskender'in askerlerinin soyundan gelen nuristan bölgesinin ağaçtan yaptıkları heykeller, bamyan'dan buda figürleri oldukça ilginçtir. bunların arasında savaşçı kadınları ve kadın cinselliğini ortaya koyan eserler bir dönem müzeden kaldırılmış ardından tekrar yerleştirilmişti. babür han bahçesi, darül aman sarayı gibi kabil'e kimliğini veren yerlerin yanı sıra kabil pazarı ve eğer kadınsanız sadece kadınların kabul edildiği kadın pazarı gidilmesi gereken yerler arasındadır.
chicken street alışveriş için eğlenceli bir yerdir ancak yabancıların çok sık gittiği her yer gibi burası kaçırılmak için idealdir. fazla dikkat çekmeden takılmakta fayda vardır. chicken street aynı zamanda kabil'in en iyi kitapçılarının, sahaflarının ve antika dükkanlarının olduğu yerdir. tıpkı kapalıçarşıda olduğu gibi pazarlık yapmayı ihmal etmeyin.
afganlar son derece içtendir ve misafirperverdir. paraları olmasa bile birlikte çalıştığınız insanlar, tanıştığınız insanlar sizi yemeğe çağırır ve ellerindeki tüm yemeği size ikram etmeye çalışır. hediye vermek onlar için önemlidir. bir yere davet edilirseniz onlara sattıklarında paraya çevirebilecekleri hediyeleri alın. böylece misafirliğin oluşturduğu zarar karşılanabilir en azından.
afganistan'da moda hızla ilerlemektedir. afgan modacıların son tasarımlarına onların stüdyolarında alabileceğiniz gibi serena otel'de de bulabilirsiniz. bunların büyük bölümü awwsom gibi öksüz ve dul kadınları desteklemek için açılan tekstil atölyelerinde üretilir.
kabil'e gidecekseniz gitmeden önce mutlaka iyi bir kurumda heat eğitimi alın. kaçırılma durumunda yapılacaklar, saldırı durumunda yapılacaklar, pazarlık yöntemleri , kurtarma operasyonlarda kaçırılanların uyması gereken standart operasyon prosedürleri vb. konusunda bilgili olmak önemlidir.
ben türküm, müslümanım, bana bir şey olmaz modunda giden ve sonunda başını belaya sokan çok kişi gördüm. talebanın gözünde müslüman olan ancak şeriatı uygulamayan bir ülkeden, müslüman olan ancak şeriate uygun yaşamayan birisiniz. bu grupta bunu hristiyan olmaktan daha kötü bir durum olarak gören insan sayısı oldukça yüksektir. zengin bir ülkenin sarışın hristiyanını yaşamda tutmak ve pazarlık aracı yapma şansı vardır. türk ve müslüman olarak bu noktada daha kolay harcanabilirsiniz.
biz türkleri seviyorlar gibi bir düşünceye kapılmayın. en sevdiğiniz kişi bile kendi ailesiyle sizin hayatınız arasında seçim yapmak zorunda kalsa kendi doğal olarak kendini ve kendi ailesini korumayı seçecektir. yaşanan onca savaşın ardından herkes yabancıların gelip geçici olduğunun farkındadır. çatışma bölgesinde yaşayan insanlar için önemli olan şu an kazanılabilecek her şeyi kazanmaya çalışmaktır. yarın ne olacağı belli değildir. kendilerini garantiye almaları gerekmektedir. son derece doğal ve anlaşılır bir tavırdır.
devamını gör...

netflix yapımı anime.

bir zamanlar japonya 'da lord nobunaga 'nın tercihiyle samuray olan siyahi savaşçı yasuke 'nin başına gelenleri anlatan çizgi dizidir. tek sezonda başlayıp bitmekte olduğundan açıp birkaç saatte izlenebilir. yasuke çok yetenekli ve sadık bir samuraydır. fakat bir türlü diğer samuraylar tarafından kabul edilmez. sürekli dışlanır. çıkan savaşta lord nobunaga ölünce (ölümü de yasuke 'nin elinden olmaktadır. ancak cinayet değil onurunu teslim etmek için.) yasuke kendini yollara vurur. küçük bir kasabada balıkçılık yapmaya başlar. elbette basit hayatında rahat bırakılmayacak ve kendini yeni bir maceranın içinde bulacaktır.
aynı köyde yaşayan ve süper güçleri olan bir kız güçlerini elinden almak isteyen enteresan yaratıklardan kaçmaktadır. başlarında da yozlaşmış bir papaz vardır.

papaz kısa sürede ölüyor. asıl karakter olduğunu düşündüm ama hayal kırıklığına uğrattı.
. sonrasında işler daha da karmaşık bir hal almakta ve büyük bir savaş ile karşı karşıya kalınmaktadır. bu arada küçük kıza özel güçlerini kullanmayı öğretecek bir öğretmeni bulmak için yola koyulurlar. işler iyice sarpa sarar. (bkz: castlevania) ayarında muhteşem bir yapım değil ama gayet başarılı. izleyen pişman olmaz. bu arada hakiki japon animesi değil. mümkünse alt yazılı izleyin.


yasuke ölür gibi oluyor ama ölmüyor. küçük kızda eski, tatlı yaşantısına dönüyor.
devamını gör...

kutup macerası.

togo.
devamını gör...

zekaya yükselen insanlara denir*.
devamını gör...

hasan izzettin dinamo'nun milli mücadele yıllarını detayları ile aktardığı 8 ciltlik (5 cilt olarak yeniden basılmıştır) romanı. 1918 kasımının cumayı cumartesiye bağlayan gecesinde enver paşanın kaçışı ile başlıyor roman. her şeyin gerçek olduğu bir kurgu tezatlığı okurken insanın hem geçmişe detaylı bir yolculuk yapmasını sağlıyor hem de günümüzde içi boşaltılmış olan pek çok kavramın o yıllarda bir şeyler ifade etmesinin altında eziyor. tarihin gerçek figürleri öyle güzel resmediliyor ki hasan izzattin dinamo tarafından, onlarca karakter ve isim bulunsa bile sanki gerçekten her yüzü görmüş herkes ile tanışmışım gibi kafam karışmamış yabancılık çekmemiştim okurken. dinamo bana bizanslı vakanüvis leo the deacon'u anımsatıyor bu eserden ötürü çünkü deacon kendi gözlemleri üzerinden tarihi aktarmaya gayret etmiş, içinde bulunmadığı bir savaşı pek yansıtmamıştı tarihi yazarken. hasan izzettin dinamo deacon gibi tarihi tamamen kendi gözlemleri ve analizleri ile hikayeleştirip oldukça akıcı bir dil ile aktarıyor. tarihi figürlerin bakış açısından olayları aktarırken mümkün mertebe sebep-sonuç ilişkisi kurup ruh hallerini tasvir ediyor ve bu durum gerçeğe en yakın olanı okuyucuya sunmasına olanak sağlıyor. mustafa kemal atatürk'ün hayatına dair ve savaş yıllarında yaptığı zekice, kararlı ve yerinde hamlelerini; yaşadığı zorlukları, yapılan fedakarlıkları daha detaylı ve gerçekçi bir biçimde okuma olanağına da sahip oluyor okuyucu aynı zamanda. kıymeti bilinmemiş, göz ardı edilmiş muhteşem bir eser. devamında hasan izzettin dinamo kutsal barış adında 7 ciltlik (4 cilt olarak yeniden basılmıştır) bir eser daha yazıp yayımlıyor aynı zamanda. "bu sağır ve dilsiz insan kalabalığından hangi yaşatan umuda yönelebilirdi?" sorusunun cevabı niteliğinde okunması gereken bir eser.




hele softalığa, gericiliğe karşı ateş püskürüyorlardı. gericilerin, her türlü ilerlemenin ve gelişmenin önünü kestiğini ve eski düzeni, istibdadın her biçimini desteklediklerini yakından biliyorlardı. yarın da ilk safta karşılarına çıkacak en azılı düşmanların bu gericilik ve gericiler olacağını da seziyorlardı. s.379

dayan­mak, dayanmak, bütün memleketin üzerine yürüyen karanlık felaket dalgalarına karşı dayanmak gerek. her şeyi yitirmedik daha! her şey yitmedi. s.26

enver paşa: "sizin için orduda daima vazife mevcuttur.fakat sofya ataşemiliterliğinde kalmanız daha mühimdir."
mustafa kemal: "vatanın müdafaasına ait fiili vazifelerden daha mühim ve ulu vazife olamaz.arkadaşlarım ateş hatlarında bulunurken ben sofya'da ataşemiliterlik yapamam! "
s.488

vahidettin, bu çok önemli öneriden çok hoşlanmıştı. onun istediği de bundan başkası değildi. osmanlı tahtını rakipsiz olarak , tıpkı dedeleri, fatih, yavuz,kanuni gibi yönetmek biricik düşüncesi, idealiydi. ne var ki henüz güçsüzdü. ortamsızdı, örgütsüzdü. talat'la enver'in üzerine bindikleri ittihat ve terakki ejderhası, onu bir lokmada yutabilirdi. enver'i başkumandan vekilliğinden kaldırıp atmak , bütün ordunun dizginini eline almak, çok şanlı bir davaydı. yalnız bunun kurmay başkanlığına mustafa kemal'i getirmek de aynı tehlike ile baş başa kalmak, burun buruna gelmekten başka neydi ki? mustafa kemal, askerlik bilgisi ve görüşüyle, yüksek zekâsı ve seçkin kişiliğiyle onun silik varlığını ezecek, meydandan silecek ve yerine o geçecekti. bu tehlikeyi düşünüp durmasa mustafa kemal onun için çok sağlam payanda direklerin den biri sayılırdı. s.111

enver paşa,onu (atatürk) gölgelemek için çanakkale'nin en kötü savaş bölgesine vermişse de o,burada çanakkale destanının altın sayfalarını yaratmış,hiç olmazsa istanbul'u kurtarmıştı.şimdiyse yalnız bir şehri değil,koca bir türkiye'yi kurtaracaktı. s.374


devamını gör...

türkiye'de misyoner faaliyetleri yaparak tanınan bir protestan kilisesidir.
güney afrika cumhuriyetinde de kiliseleri vardır. bir işçi arkadaşımız bunların kilisesine gidiyordu. doğum günü, evlilik yıl dönümü, yılbaşı... kutlamayı kötü görüyorlar ve devamlı "jesus coming soon" diyorlar. diğer protestan kiliselere giden arkadaşlar bunlara aşırı gözüyle bakıyordu.
devamını gör...

nitelikli azınlık.
devamını gör...

sözlükte sıkça gördüğüm olaydır.

bunu ilk kez kim yaptı niye çıkardı bilmiyorum.
yeşilçam filminde gibi hissediyorum kendimi.
devamını gör...

hangi konu olursa olsun övünülen muhabbetlerdir. karşınızdaki kişinin başarılarından gurur duyup anlatması değildir bu. sahip olduğu telefondan, arabadan, malından mülkünden kendi değerini artıran olgularmış gibi bahsetmesidir ve böyle durumlarda o kişiden uzaklaşırım, o kişi farkında bile olmaz.
devamını gör...

yine yolum istanbula düşmüş, ertesi gün halletmem gereken bir iş var. erken gelip, ucuz paspal bir otele yerleşmişim, tanıdığım bir sürü arkadaşım var, ama kendi başıma takılmak istiyorum, onlarla görüşüp ne yapacağım. hem beyoğlunda pera müzesine, picassonun orjinal gravürleri gelmiş, bu sergiye gitmek için eminönünden istiklale kadar yürüyerek gidiyorum.

müze sakin, pek kimse yok, saat daha dört. picassonun karakalem gravürleri muhteşem, kübizmi en iyi picassonun gravürlerinden tanıyabilirsiniz. kaotik bir atmosferde, üç boyutlu tasvirler, insanı baya etkiliyor.

derken, picassonun gravürlerini bitirip yukarı çıkıyorum. yukarda osman hamdi beyin, kaplumbağa terbiyecisi adlı tablosunun ilk versiyonu sergileniyormuş, ögrenince baya bi heyecanlanmıştım, ama picassoyu es geçemedim. sonra yukarı çıktım, diğer bütün eserleri umursamadan en baş köşeye asılmış, osman hamdi beyin, kaplumbağa terbiyecisi adlı eserini gördüm.

aman allahım muazzam renkler kullanmış, orjinalinin bu kadar etkileyici olacağını tahmin etmezdim, dakikalarca inceledim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

birden o büyüleyici anı, büyüleyici bir ses bozdu.

-daha önce bu tabloya, böyle bakan birini görmedim.

kafamı çevirmeden - nasıl bakıyormuşum ki, dedim. -tam olarak, hayranlıkla bakıyorsunuz dedi. zarif bir kadına, çırıl çıplak yakalanmışım gibi hissettim. hala kafamı çevirip kim olduğuna bakmadan, - sizde de aynı şeyı uyandırmıyor mu, diye sordum.

-güzel bir tablo, bir haftadır görüyorum, neden böyle bir tablo çizmiş ki diye düşündüm bi ara, hepsi bu kadar. pek birşey hissedemedim. dedi.

hala tabloya bakarken, - burda mı çalışıyorsunuz, diye sordum. -evet, tabloyla ilgili bilgi almak ister misiniz? dedi. - evet lütfen bildiklerinizi anlatın. dedim.

arkamdan gelen şuh şes, türkçeyi o kadar iyi kullanıyordu ki, keskin ve vurgulu cümlelerle -bu tablo, osman hamdi beyin en meşhur tablosu, orjinal adı kaplumbağalar ve adam, fakat kaplumbağa terbiyecisi olarak bilinir. bu tablonun iki versiyonunu yapmış ressam, sizin baktığınız 1. versiyon 1906 yılında yapılmış, tuval üzerine yağlı boya, uzun zamandır müzemizde sergiliyoruz.dedi

biraz sıkılmış bir ses tonuyla - bunlar kimin umrunda. dedim kokusunu alabiliyordum vanilya, mandalina tarçın ve manolya karışımı bir koku sürmüş - bu tabloda ne anlatıyor, onu biliyor musun ? diye sordum.

-hayır, üzgünüm. pek bir şey anlamadım. bayadır bakıyorsunuz, sizce ne anlatıyor.dedi. alınmıştı ama bozuntuya vermiyordu.

-geri kalmış bir toplumu, çağdaşlaştırmaya çalışan, bir aydının yorgun halini anlatıyor, bu tablo.dedim.

hala yüzünü görmediğim o ses, cevap vermedi. muhtemelen tablonun büyüsüne kapılmıştı, şimdi istediğim yere getirdim onu sonunda. bakalım bu tabloya benim gibi hayranlıkla bakan biri nasıl görünüyormuş. kafamı çevirdim ve aman tanrım bu kadın tablodan ve sesinden daha büyüleyici, üstelik yüzündeki o ifade. gözlerini tablodan alıp bana baktı. yaklaşık on saniye bakıştık. bir erkeğe böyle bakmak utandırır her kadını, nazikçe bileğindeki saatine baktı ve müze beş dakika sonra kapanıyor dedi. - öyleyse bir şeyler içmeye gidebiliriz. dedim.

hayır, diyemedi tam 3 saniye aptalca sırıttı. - belki başka zaman dedi. başka zaman olmaz, yarın istanbuldan ayrılıyorum, yakınlarda bildiğim çok güzel bir yer var, çok vaktini almak istemiyorum. sadece bir iki saat oturup birşeyler içer, manzarayı izleriz dedim. - peki ama sadece bir saat gerçekten işlerim var sonrasında 15 dakika sonra müzenin karşısındaki durakta olurum. dedi

kızı tarif etmedim hiç,

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

peradan istiklale çıkıp, tünele doğru yürüdük biraz

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


az ileride kumbaracılar sokağına girdik. leb-i derya diye muhteşem bir mekan var. yukarı terasa çıktık. istanbulun en güzel manzarası bence ordan görülüyor. akşam üstü bir başka zaten. her zaman oturduğum yere oturdum, o da yanıma oturdu iki bira söyledik ve sadece manzarayı izledik.

leb-i derya da şöyle bir mekan
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


üçüncü birayı bitirdikten sonra, benim lavaboya gitmem lazım, diyip kalktım. içerde hesabı ödeyip, o güzel kadını orda bırakıp gittim.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim