utanç verici benzetmelerde bugün de bunu irdeliyoruz.
kadınların evlenmek için talep edilmesi gereğinden hareket ederek kullanıldığını düşünüyorum.
insanların tercihleri doğrultusunda evlenmemeyi seçme hakları olamaz hele kadınların hiç olamaz.
evliliği ideal yaşam biçimi olarak vurgulamaktan 21. yyda bile vazgeçmiyor insanlar. bu tarz incitici, aşağılayıcı, utanç verici sözlerin, kelime dağarcığımızdan hızla çıkması ve hayata dair yeni bakış açıları geliştirmemiz gerekiyor.
devamını gör...

acının kanını tükürdüm karanlığa.
ölüm kimin ardına düşer bu dünyada?
gözyaşımla sildim yine derd-ü dünyayı,
karanfil koyun mezar taşıma.

ezeldendir bu yarayla imtihanım,
bâki ahım, feryadım.
duyan olur, bilen olur,
el atsın bu canana. *
devamını gör...

evett hepsi aşırı tombul, minik minik elleri ve ayakları olan dünya tatlısı şeyler. o kadar tatlılar ve masumlar kii*. hepsi birbirine benzesin gerçekten de o tatlılıkları hiiiç bozulmasın tam ısırmalıklar yaa*.
devamını gör...

münir özkul tiradı gibi radyo yayını...
turgut uyar şiiri gibi radyo yayını...

yayında efenim...
devamını gör...

evet..
napıyoduk.. turnuva dimi.. nerede o çok bilmişler.. bekliyorum.. geç kalmayın..

01.08.2021 ve 02.08.2021 tarihleri arasında
kafa sözlük çatısı altında satranç kulübü olarak ilk turnuvayı başlatıyoruz.. bilale anlatır gibi anlatıyorum ahali.. hangi bilal üzerine alınır beni bağlamaz..(bkz: beni siz delirttiniz)

turnuva 3 aşamalı olacaktır..

birinci aşama :süre kısıtlaması yok.. katılımcılar eşleşir allah ne verdiyse patara çatara üç oyun oynar. üç oyunun ikisini alan bir üst tura çıkar.. üst tur oyunları size baykuş ile haber verilecektir.. heyecan yapmayın.. (yoğ efendim iki sıfırken iki bir yapıcaktım buradan çeviricektim yok anam öyle şeyler yallah kentakideki finallere.. daha iyi yaparım diyorsan buyur gel sen hallet)

ikinci aşama: üç oyunun ikisini alarak üst basamağa tek ayak basmaya çalışanlar arasında oynanacaktır. gene aynı mantık bireyler aralarında üç oyun yapacak son dört kalana kadar eşleşe eşleşe devam edeceklerdir.. süre kısıtlamamız bulunmamaktadır.

üçüncü aşama : son dört e kalan bireyler barbut sistemi ile eşlenip ilk dört sıralaması için süre kısıtlaması olmadan kafa sözlük satranç kulübü 2021 şampuanı ve kalan sıralamada yer almak için mücadele edecektir.

30.07.2021 - 17.00 a kadar başkan sıfatı altında huni ile gezen 0330ve hicligindansi na sözlük kulüp discord kanalı ve sözlükten mesaj atmanız yeterli..

dereceye girenler yoldaş benjamin franklin nasip eder ise.. sözlük radyosu, sözlük dergisi, sözlük içi, sosyal medya vb gibi yerlerde hükümete duyurulacaktır.. ödüller ise #1124214 nolu tanımda açıklanmıştır..

herkese bol şans..
bana çıkmaz demeyin.. sizde şansınızı deneyin..

selametle..

önemli ferman : sözlük yazarı değil isen yada kafa izninde isen turnuvaya katılım sağlayamazsın..
devamını gör...

kıyısından köşesinden az buçuk kırılmış olan insan, sahici bir yürek taşıyorsa kırılmanın kalpte yarattığı sarsıcı durumun farkındadır. zaten bu durumun farkında olmasına rağmen kırmaya devam etmesi, kötülüğün bir başka yorumu olarak düşünülebilir. bu, kırılmış olmanın tecrübesiyle kırıcı olmaktan korkmak durumu. bunu tecrübe etmeden, yalnız ve sadece insan yüreğinin yüceliğini kavradığı için kırmaktan çekinenler ise bize çok uzaktan selam dururlar.
t: karşısındaki insanın da kendisininki gibi ponçik bir kalbi olduğunu kavramış olma durumu.
devamını gör...

bir gün dönüp geçmişe baktığınızda, mücadelelerle geçen yılların hayatınızın en güzel yılları olduğunu fark edeceksiniz.
devamını gör...

eşref üren-ankara'da kış.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hiç de imkansız olmayan, iki tarafında enerji kanalının açık olduğu ve birbiriyle enerji alışverişi yaptığında mümkün olduğuna inandığım telepati durumudur.

bu sabah biriyle aynı rüyayı gördüğüme eminim ama kanıtlayamam, onunda hayırdır noluyo lan? diye uyandığına çok çok eminim.
henüz sormadım.
soracağım.
bi de entel dantel meseleler işte.
ahanda böyle bir kaynak
devamını gör...

24 haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimi gecesinde hayatımıza girmiş olan "siyasi lugat"
muharrem ince'nin, ismail küçükkaya'ya whatsapp üzerinden yazması ile viral olmuştur.
devamını gör...

içerisi şampiyonlar ligi gibi pırlantacılar galericiler... az önce ekrem abi geldi.
devamını gör...

ulan daddy senin yerinde olsam makarasına “a” yazardım. bak nasıl beğeni yağmuruna tutuluyor.
devamını gör...

bu meseleyi hiç anlamıyorum. şu filmlerde konunun bittiğini şıp diye anlayan tipler gibi hiç olamadık.10 kere hadi görüşürüz haadi öptüm haadi bay bay demeden telefonu kapatamıyoruz.
devamını gör...

'neoplastik' bir hastalıktır.

meşhur 'hallmarks of cancer' makalesi, "they acquire a succession of hallmark capabilities" olarak tanımlar kanser hücresini. hallmark, karakteristik özellik. her kanser türünde olan özellikler. testisinden khdak'ına (akciğer), glioblastomasından (beyin) lenfoblastik lösemisine (kan) kadar (attım hepsini. böyle değildir muhtemelen).

2000 makalesine göre 6 olan hallmark özellikler 2011 makalesiyle 10'a çıktı. ilk 6 özellik şu şekilde
1. proliferatif sinyalizasyonun sürdürülmesi: hücre bölünmesi, sağlıklı dokuda çok katı bir şekilde kontrol edilir. dış uyarana (ligand) bağlı olmakla birlikte iç mekanizmalar da bu konuda büyük rol oynar (dna hasar tamiri gibi). kanser hücresinde dış uyarana ihtiyaç yoktur. normalde uyaran varlığında hücre yüzeyindeki reseptörler bu uyarana bağlanır, reseptörler hücre içine sinyal verir (off durumundan on duruma geçer), sistem bu şekilde işler. kanser hücresinde reseptor off durumda olmaz. uyaranın yokluğunda bile içeri sürekli büyüme ve bölünme sinyali verir. bu yüzden growth factorlere karşı gereksinim duymaz.
2. growth suppresorlerden kaçış mekanizması: vücut baktı ki anormal bir büyüme var, ama ortada büyüme sinyali yok. hemen "büyüme artık, yeter, dur" moleküllerini yollar ortama. normal bir hücre bu sinyalleri alsa duracaktır, ama kanser hücresinde ya bu sinyali alacak reseptör yoktur, ya da mutanttır, hücre içine bu sinyali iletmez.
3. invazyon ve metastaz: tümör dokusu çok hızlı büyür, bulunduğu ortama baskı yapar. çinlilerin tren vagonlarına tıkıştırılmalarını izlemişsinizdir elbet. hah, tümör dokusu o videolardaki milleti vagona tıkıştıran görevliler gibidir. sağındaki solundaki hücreyi itikler, rahatsız eder, bölünüp bölünüp yer kapladıkça normal dokuyu sıkıştırır. ortaya çıktığı bölgeden sağa sola kol atmaya başlar, yakınlardaki başka bölgelere doğru uzar. çilek bitkisi gibi düşünün. buna invazyon denir. metastaz ise bulunduğu ekstraselüler matriksi parçalayan tümör (matrix metalloprotease enzimleri çok etkilidir bu konuda) hücrelerinin kan dolaşımına katılması (intravasation), dolaşıp dolaşıp başka bir dokuya/organa kolonize olması extravasation olayıdır. misal, akciğerinizde bir tümör var diyelim. bulunduğu ortamı parçalayıp kendi tümör hücrelerinin ortamla bağını kopartan tümör, bu hücrelerin bir kısmının kan dolaşımına katılmasını ve karaciğere sıçramasını sağlayabilir. her tümör, her organa sıçrama yapamaz. her tümör de metastaz yapmaz.
4. replikatif sınırsızlık: telomer-telomeraz isimlerini duymuşsunuzdur. duymayanlar için şöyle anlatayım, ayakkabı bağcığını düşünün. ucundaki plastik kaplı kısım telomer, bu telomeri yapan enzim de telomerazdır. normal sağlıklı bir hücrede telomeraz (enzim) aktivitesi belli bir yaştan sonra durur. hücreler, dna'larındaki telomer bölgelerini her bölünmede biraz kaybeder. yaklaşık 40-60 bölünme sonrasında da telomer diye birşey kalmaz. bebekken (ya da embryo dönemindeykendi sanırım. tam hatırlamıyorum) telomeraz aktiftir. kısalan telomer bölgesini yeniden yazar, bittikçe uzatır, bittikçe yenisini yapar. insan büyüdükçe bu enzim çalışmaz. hücrelerin de belirli bir bölünme ömrü olur telomer uzunluğuna göre. senesens (ing. senescence, yaşlılık) dedikleri şey tam olarak bu. hücre eğer daha fazla bölünürse bu sefer genlerden yemeye başlayacak, her bölünmeyle biraz daha kırpacak genlerden. buna izin vermemek için hücre, telomeri bittiğinde bölünmez.
kanser hücresi ise telomeri dert etmez çünkü elinde telomeraz gibi mükemmel bir silah var. bittikçe yenisini yapar, bölündükçe bölünür, yarın yokmuşçasına bölünür.
5. anjiyogenez: normal hücrelerimiz, eğer ağır yorgunluk geçirmiyorsanız oksijenli solunum yaparlar. bu ne demek? hepimiz nefes alıyoruz değil mi, evet. havadaki oksijeni alıyoruz vücudumuza. bunu birşeyler yapıyoruz elbet, boşu boşuna alıp vermiyoruz bu nefesleri. bu oksijen, çok mükemmel bir elektron alıcısı efendim. vücut hücreleri, normal halinde (resting phase) aldığı besini enerji üretmek için oksijenle "yakar". çok janjanlı da bir ismi vardır, 'oksidatif fosforilasyon' diye. bu "oksijenli solunum" 2 aşamada olur. ilk adım 'glikoliz', basit anlatımıyla 6 karbonlu bir şeker olan 'glukoz'u ortadan ikiye bölmektir [3 karbonlu 'piruvat'a çevirme işlemi]. detaylarına girmiyorum, ama basitçe böyle. sonra bu her bir piruvat, mitokondri denen organele gidip bir dizi reaksiyon geçirir, hidrojen verir, karbondioksit verir, onları garip garip moleküller yakalar bağlanır, falan filan. buralar karışık olaylar, merak eden 'krebs siklusu' şeklinde araştırsın. bahsettiğim çıkan karbondioksitlerle işimiz yok, protonlar (hidrojen çekirdekleri) bizim derdimiz. bunlar 'elektron transport sistemi' denilen bir dizi moleküle götürülür. ondan ona, ondan ona derken elektron en sonunda oksijene verilir, e negatif yüklü olan oksijen yanına bu hidrojenlerden (proton) de alıp su oluşturur. bu yolculuk sonunda 1 glukoz tanesi 6 karbondioksit + 6 su tanesine çevrilir, 38 tane de atp oluşur (enerji).
sistemin özeti bu şekilde. peki oksijen yokken vücudumuz ne yapar, glukozu ikiye böler bırakır (oksidatif fosforılasyonun aksine bu yöntem 2 enerji üretir sadece. çok verimsizdir). kaslar özellikle böyle davranır. peki ortamda biriken bu ikiye bölünmüş glukoz molekülleri (piruvat) boş boş beklemez ya, ne yapar, laktik aside dönüşür (laktat). deli dana gibi koşturup oksijensiz kaldığınızda vücudunuzda oluşan biyokimyasal reaksiyon bu işte. sonra o laktat beyindeki yorgunluk merkezine gidiyor da, yorgun olduğunuzu anlıyorsunuz da bilmemne. değişik işler.
kanserde nedir peki bu durum. oksijen var olsun olmasın, kanser hücresi glukozu ortadan ikiye böler bırakır. buna da hatta 'warburg effect' denir. oksijen varlığında laktat fermantasyonu yapmak daha türkçe tabiriyle. peki iyi hoş, yapsın, ama niye kanser hücresi glukozu sonuna kadar parçalayıp 38 atp (enerji) üretmek yerine 2 atp üretir? bu kadar az enerjiyle nasıl hücre bölünmesi gibi devasa enerji gerektiren bir işlemi yapar? el cevap: ikiye bölüp bıraktığı piruvatlar laktata, onlar da kendisi için gerekli biyokimyasal moleküllere dönüşür (aminoasitler, nükleik asitler vs). enerji ihtiyacını da 'anjiyogenez' ile çözer. anjiyogenez, yeni damar oluşumu demektir esasen. tümör dokusu, kendisi için yeni kan damarı oluşturur, bu damardan güzeeeelce bütün besinleri çeker, parçalar parçalar bırakır. şımarık bir çocuğun bütün çikolatalardan birer ısırık alıp bırakması gibi. sonra oluşturduğu bu damara atlayıp başka organlara da sıçrar.
6. hücre ölümüne direnç: vücudumuzun bir güzel özelliği var, işi biten hücrelere sinyal yollayıp öldürür. buna programlı hücre ölümü veya 'apoptoz' [ing. 'apoptosis'] denir. kanser hücresi buna da dirençlidir. hücre içindeki anti-apoptotik proteinleri pro-apoptotik (hücreyi apoptoza uğratacak olan) olanlara oranla daha fazladır.

yeni makaleyle birlikte ortaya çıkan 4 yeni özellik ise şöyle
7. immun sistemden kaçış: vücuttaki bütün hücreler yüzeylerinde mhc class 1 proteinlerini taşır. içeride olup biten neredeyse bütün proteinleri bu mhc-1 üzerinde dışarıda da yayınlar. immun hücreler (lenfositler, natural killer hücreler vs) diğer hücreler gibi adherent (yapışkan) hücreler değildir. yani, büyümeleri için bir yüzeye ihtiyaçları yoktur. akciğerdeki hücreler, kendi matrixlerini salgılayıp onun üzerine oturur, öyle büyür. matrix'e tutunur yani. böbrekteki hücreler kendi böbrek matrixini, beyindeki beyin matrixini, dalaktaki dalak matrixini salgılar. kandaki hücreler ne yapar peki, kan matrixini mi salgılar? 'hayır'. kan gördük hepimiz. kan içinde hücre olduğunu da biliyoruz, hani eritrositler lökositler falan. ya da daha türkçesiyle alyuvar akyuvar. bunlar bir yere tutunuyor mu sizce. cevap: tutunmuyorlar. şu videoyu izlerseniz çok daha iyi anlarsınız


lökositlerin yaptığı bu yüzeye tutunup yuvarlanma hareketine 'crawling' deniyor. eritrositler gibi fiyuuuvv diye uçup gitmiyor, diğer hücrelere tutuna tutuna gidiyorlar. işte bu noktada mhc-1 üzerinde sunulan proteinleri de kontrol edip geçiyor. eğer bir yanlışlık varsa (örneğin mutasyona uğramış bir protein) o hücreyi yok ediyor vücut.
tümör hücresinin bundan kaçmak için yaptığı hareket nedir peki, mhc-1 proteinini hiç üretmemek. adam diyor ki "ya ben içerdeki mutant proteinleri yüzeyde göstersem bunlar beni yok eder. en iyisi ben hiç göstermeyeyim, gösterge aparatı olan proteini bile göstermeyeyim". çok güzel bir düşünce, ama bu sefer devreye natural killer (nk) hücreler giriyor. yüzeyinde mhc-1 olmayan hücreyi de bunlar öldürüyor. tabi sayıca az oldukları için bütün vücuda yetişemiyor nk hücreler. "dinsizin hakkından imansız gelir" politikası vücutta böyle işliyor işte.
8. tümör destekleyici inflamasyon: tümör hücreleri, dış ortamdan gelen bölünme sinyalleri olmadan da bölünebilir demiştik ilk maddede. ama bölünme sinyali ortamda varsa bu onlar için daha iyi. şey gibi düşünün, kuru ekmekle de karnınız doyar ama kuru ekmek mi, kuru-pilav yanına turşu, bi de bol köpüklü susurluk ayranı, üzerine de güzel bi fırında sütlaç mı diye sorsak herkes ikinci menüyü seçer. kanser de sütlacı seçer işte. neden, çünkü içinde glukoz var heheh. glukoz-warburg effect-anjiyogenez-metastaz falan.
9. genom instabilitesi ve mutasyon: bu olmazsa olmaz. bir kanser hücresi, durduk yerde kanser olmuyor. bu aslında ilk madde olmalı, ama daha sonraki makalede bulunduğu için böyle düşük sıralarda kaldı.
her şeyin başı mutasyon gençler. mutant bir büyüme faktörü reseptörünüz vardır, sürekli içeri "bölün, bölün, bölün, bölün" diye sinyal yollar, sürekli bölünmeye çalışırsınız, kanser olursunuz. mutant bir p53 proteininiz vardır, dna hasarı olsa bile "tamamdır, turp gibi maşşallah" damgasını çakar, hücre bu hasarlı dna'yı eşlemeye başlar, kanser olursunuz. mutant bir anti-apoptotik proteininiz vardır (mesela bcl-2), "öl, geber, apoptoza git" sinyali almasına rağmen "ölmüyorum ulan!" diye direnir, kanser olursunuz. mutasyon önemli yani. her şeyin başı mutasyon diye boşuna demedim.
10. hücresel enerji kullanımının deregülasyonu: glukoz hikayesi buraya gelecek aslında. anjiyogenezde anlatmışız onu zaten, geri dönüp okursunuz.

özetle böyle işte kanserin altında yatan sebepler, moleküler hedeler, biyokimyasal vıdılar falan filan. merak eden şu makaleyi okusun www.cell.com/abstract/s0092...

kindred ile mbg101 dersine katılan herkese teşekkürler. sertifika programımız en kısa zamanda hizmetinize girecektir *
devamını gör...

gerçek mi bu duyduklarım, gördüklerim
kimin şarkısı bu çalan sabah akşam
kimin bestesi bu kulaklarımda yankılanan

rüzgarda salınan yaprakları görüyor musun
hani şu kimsenin umrunda olmayan
benim için de satırdan ibaret olan
biri koparmak istese dur der miyim

affet beni ağaç
ne de güzelsin oysa
kim kıyabilir sana
ben onları tanımıyorum ki

bak şu anda seni seyrediyorum
hadi gör beni

keşke
ben de senin kadar güzel
senin kadar özgür olsam

mavi sana çok yakışıyor
siyah da yakışıyor
biliyorum ama
benim için bu sefer laciverte boyansan
biraz mavi biraz siyah olsan...
devamını gör...

doktora tezi yazan biri olarak yüksek lisans tezi yazmak oldukça zordur diyebilirim. ancak bu tezlerde en büyük kusur danışmanların basite almalarıdır. sonradan pişmanlık yaşayacağınız bir tez yazmamanızı -kendimden bildiğim için- tavsiye ediyorum. zor olsun, orijinal olsun ama güzel olsun.
devamını gör...

ilginç ve ütopik bir olay.

tabii ki dünya'nın çekirdeğine doğru bir kazı yapabilmemiz, günümüz teknolojisi için pek mümkün değil. ancak bunu yapabilseydik ne olurdu sorusunu düşünmek için teknolojiye gerek yok. beynimiz bunun için yeterli malzeme.

diyelim ki dünya'nın çekirdeğine doğru yüzeyden bir delik açmaya başladık. bu delik içinden geçebileceğimiz kadar geniş olsun. hatta bulunduğumuz noktanın tam karşısından tekrar yerin yüzeyine çıkabileceğimiz bir tünel olsun bu. bu bir düşünce deneyi olduğundan, bunu yapmamızı imkânsız kılacak şeyleri gözardı edebiliriz. yani tünel üzerimize çökmeyecek, aletlerimiz böyle bir tünel kazacak kapasiteye sahip olacak, çekirdeğe indiğimizde erimeyeceğiz, basınçtan ölmeyeceğiz vesaire...

kendimizi bıraktığımız tünelin içerisinde ilerlerken merkeze doğru serbest düşmeyle gittiğimiz için ivme kazanırız çünkü üzerimizde yerin çekim etkisi var. tabii bununla birlikte hızımız da gittikçe artar. ancak bunun bir sınırı vardır çünkü iki ucu açık tünelimiz havayla dolu ve ortamda sürtünme kuvveti var. dolayısıyla limit hıza ulaştığımızda daha fazla hızlanmamıza olanak yok.

merkeze doğru indikçe bir süreliğine ivmemiz artar fakat belirli bir noktadan sonra yerin kütle çekim kuvveti gittikçe zayıflamaya başlar. bunun nedeni, çekirdeğe doğru indikçe, dünya'nın kütlesinin çok büyük bir kısmını artık geride, yani üzerinizde bırakmış olmanızdır. işler tersine dönmüş gibi düşünebilirsiniz; daha önce siz dünyanın üzerinde duruyordunuz, artık merkeze geldiğinizde o sizin üzerinizde duruyor olanca kütlesiyle. dünya küresel yapıya sahip olduğundan ve üzerinizde bıraktığınız kütle her yönde hemen hemen eşit dağıldığından, merkezde hissedeceğiniz kütle çekimi artık sıfır olur.

burada hemen zınk diye duracağınızı ve merkeze hapsolacağınızı zannedebilirsiniz. fakat öyle olmaz. hareketli bir cisimdiniz ve sahip olduğunuz hızdan dolayı belirli bir momentumunuz vardı. bu sizin merkezde durmanızı engeller ve tünelin, yüzeyin diğer tarafından çıkabileceğiniz yönüne doğru harekete devam edersiniz.

bu hareket yüzeye kadar sürmez çünkü ilerledikçe yine dünya altınızda kalmaya başlayacak ve çekim kuvveti ile sizi yeniden merkezine doğru çekmeye başlayacak. artık momentumunuz nedeniyle bir süre merkezin bir bu tarafına bir diğer tarafına doğru salınıp duracaksınız. fakat bu sonsuza dek sürmeyecek. hava yeniden oyuna girecek ve zamanla size ivme kaybettirecek. finalde ise merkezde, havada yüzer halde asılı kalacaksınız.

işte dünyanın merkezine bir tünel kazabilseydik ve kendimizi içerisine bırakabilseydik, başımıza gelecekler kabaca bu şekilde olurdu.
devamını gör...

sklerostin'e karşı geliştirilen osteoporoz tedavisinde kullanılan monoklonal antikordur.
(bkz: osteoporoz)
devamını gör...

neydi hikaye,
feodal beyin himayesindeki serf, fırsatını bulunca burg'a* kaçar
prangalarından kurtulmak, nefes almak, yaşamak için.
batı insanının bireysellik mücadelesinin başladığı yer burası.

bu bireyselliğin bir şeyle desteklenmesi gerekiyor.
siyasi güç genel olarak feodal beylikler, prenslikler ve din sınıfı arasında dağılmış durumda.
bu yüzden serf para kazanmalı ki
burjuva olabilsin,
ben de varım kardeşim,
yıllarca bizi sömürdünüz,
diyebilsin.
çıkmayın dışarı öcü var dışarıda,
okumayın incil'i biz size anlatırız
diyenlere karşı çıkabilsin.
yoksa kim takar eskinin kölesini.

ama doğu insanı öyle mi?
bir devletin himayesinde.
aç olduğunda doyurulacak
çıplak olduğunda giydirilecek
adalet istediğinde şikayeti dinlenecek durumda.

siyasetnamede ne anlatıyor nizamü'l-mülk?
bir sultanın tebaasını nasıl idare etmesi gerektiğini anlatıyor.
adil olması gerektiğinden bahsediyor.*

bir düşünelim feodal bir beylikte pis bir ahırda karın tokluğuna yaşamak mı
yoksa bir devletin himayesinde yaşamak mı?
şahsen o dönemlerde olsam doğuyu tercih ederdim. dönemin batılısına sorsanız o da doğuyu tercih ederdi sanırım.

ama gelin görün ki o zamanların o mekanların ruhu bugün hâlâ yaşıyor ve geleceğimizi şekillendiriyor.
o gün avantaj olan şey bugün dezavantaj olabiliyor.

t: asırlardır süregelen sebeptir.

burjuva
devamını gör...

tadı damağımda kalan dizidir.
bu kadar eğlenceli samimi bir dizinin sonradan bozulması çok üzücüydü.
ayrıca paintball bölümleri efsanedir hatta muazzamdır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim