kalbimizi durdurmadık ya yetmez mi?
devamını gör...

inandigim degerlerin yalan olmasindan cok korkarim, her ne kadar "yalan cikma" ihtimalinin olabilecegini kendime sik sik hatirlatsamda... guvenmekten korkarim bir de. aslinda guvenmekten degil, guvendigimin hayal kirikligi yasatmasindan. yani yine yol ilk soyledigime cikmakta sanki... ne olur inandigim sevdigim ne varsa "sahte" cikmasin, yoksa ben toparlayamiyorum...
devamını gör...

bizim ufaklığa (yirmi yedi aylık) ona göre zor olan bir işi yapamadığında, yapabilirsin! diyorduk.
öğrenmiş artık kendini kendini motive ediyor, yapabiliysin oğlum, yapabiliysin.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kısaca "kalp hastası olmaktan korkma" olarak açıklanabilir.

genel olarak kalp krizi riski oluşturan şeylerden uzak durmaktan çok daha öte bir durum ortaya çıkar. kardiyofobisi olanlar, kalp hastalıklarından korkmayı takıntı haline getirmiştir. kalp krizinden oldukça korkan bu hastalar sürekli bir stres altında yaşarlar. aslında bu durum da kalp krizinin en büyük nedenlerinden birisidir.
devamını gör...

osmanlı ordusu ile safevi ordusu arasında yapılan pül-i şikeşte muharebesi'nin 16 gün sonrasında 26 eylül 1618 günü halil paşa, osmanlı safevi sulhunu imzaladı.bu antlaşmanın istanbul antlaşmasından tek farkı, safeviler'in osmanlılar'a yollayacakları 200 yük ipek şeklinde ki haracın 100 yüke indirilmesiydi. 6 yıl önce yapılan istanbul antlaşmasında ki sınırlar aynen muhafaza ediliyor, esirler iade ediliyordu. 1618 kasımında halil paşa, kışlamak üzere tokat'a geldi.

29 eylül 1619'da, doğuda sulh yapıp lehistan seferine çıkmak isteyen sultan osman, bu antlaşmayı onayladı. bu barış antlaşması 5 yıl kadar yürürlülükte kalmış ve 1624 yılında safevilerin bağdad'ı ele geçirmesiyle son bulmuştur.
devamını gör...

teknolojinin başımıza örebileceği çorapları anlatan, insanı paranoyak eden ve her bir bölümü, bir diğerinden bağımsız olan netflix dizisi.
ütopik senaryolarıyla beyin yakıyor olsa da adamı cidden ekrana kitleme gibi bir etkisi var.

oyuncularını harika seçiyor, uzun süren bölümleriyle her biri film tadında zevk veriyor. ''bundan 100 yıl sonra dünya nasıl olurdu lan acaba?'' diye düşünülüp yazılmış senaryolara sahip. teknolojinin çok fazla ilerlediği bir dünyanın spoiler'ı gibi..

ha şöyle de bir şey var ki;
diziyi izledikten sonra biraz paranoyaklaşıyorsunuz. hatta teknolojinin kötü bir şey olduğuna falan ikna ediyor neredeyse. şahsen ben diziden sonra webcam'in üzerine bir bant yapıştırıp, bilgisayarımı öyle kullanmaya başladım. yine de harika bir yapım, kesinlikle izlenmesi gereken dizilerden.

aslında bir nevi gelecekteki korku filmlerinin nasıl olacağını gösteriyor bize. bir dine inanan veya mistik olaylara insan sayısında epey azalma yaşandığı için korku sektörü, artık teknolojiyi ve yapay zekayı kullanmaya başlayacak bundan sonra. çünkü zaten teknolojiyle haşır neşiriz sürekli ve bir yandan da "yapay zeka gelecek hepimizi kesecek" korkusu aşılanıyor.
devamını gör...

sevgili san marinolu ve aurora'nın sunumlarıyla, mucit, bilim insanı, ressam, mühendis... leonardo da vinci ile ilgili bir toplantıyı az önce bitirdik. güzel ve çok verimliydi. tekrar çok teşekkürler.
"sanat bilimini çalışın. bilim sanatını çalışın. görmeyi öğrenin. tümünü, her şeyin bir şekilde her şeyle bağlantılı olduğu bilgisinin ışığında uygulayın."
"çizdiğim her resim, kendi hayatıma sorduğum bir soruydu." *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

neresinden baksak acaba, muhtemelen arkadaş doğru söylemiyor ama doğru söylediğini varsayalım.
türkiye dünyada en fazla mülteci/göçmen barındıran ülke. muhtemelen kayıtlı olmayan kişilerle birlikte bakarsak bu rakam 6 milyon kişi civarındadır.
ülke nüfusunun %8'i kadar mülteci/göçmen.

en büyük sorunlardan birisi türkiye'nin hala bir göçmen/mülteci geri dönüş politikası olmamasıdır.

dünyanın en fazla mülteci barındıran ikinci ülkesi 2.5 milyon civarında afgan mülteci/göçmen barındıran pakistandır.

pakistanın bir geri dönüş politikası var.
pakistan, afganistan hükümetleri ve birleşmiş milletler ortak projeler üretiyorlar geri dönüş konusunda.
bunlardan bir tanesi geri dönecek kişilere afgan hükümetinin arazi taahhüdü, pakistan hükümetinin ise nakit yardımıdır, tabii paranın kaynağı da bm.

türkiye ise, suriye rejimiyle hiçbir görüşme yapmadan suriyelilerin türkiye denetiminde olan topraklara dönmesini istiyor. doğal olarak kimse de dönmeyi istemiyor.

tüm bunların haricinde, iatanbul dışında suriyelilerin yoğun olarak bulunduğu yerler suriye ile sınırı olan kentler. hatta bazı yerlerde suriyeli nüfusu türk vatandaşı nüfusunu geçmiş durumdadır.
örnek reyhanlı. türk nüfusun 1.5 katı kadar suriyeli yaşamaktadır.

diğer taraftan esad da türkiye'ye gitmiş suriyelileri geri almak için herhangi bir isteğe sahip değildir ve öyle bir amacı da yoktur.

türkiye'ye göç etmiş suriyelilerin kayıtlı olanlarının en az %70'i okuma yazma bilmeyen, okur yazar veya ilkokul mezunu kişilerden oluşmaktadır (dileyen türkiye göç idaresi raporlarından bakabilir).
yani ekonomik olarak da katkıları son derece sınırlı veya yok denecek kadar az olacaktır.

bir diğer unsur ise gettolaşmadır ve ciddi bir tehdit olarak ortadadır. arap kültürü ile türk kültürü çatışır. oysa lübnan ile de sınırı olan suriyeden lübnana gidenler çok azdır ve lübnan suriyeli mültecileri kamplarda tutmuş, büyük ölçüde kentlere yerleşmelerine engel olmuştur. emin olmamakla beraber lübnana gidenlerin büyük kısmı geri dönmüştür.

mesele suriyelilerin büyük nüfus varlığıyla beraber ortada somut bir geri dönüş politikası olmamasıdır. ikide birde suriyelilere 40 milyar dolar harcadık söylemleri de suriyeli nefretini körüklemektedir.
devamını gör...

150 yaşında olduğumu söylediği için cimer kaydı oluşturmuştum. maddi ve manevi bu iftiranın beni çok zorladığını yazmıştım. hemen aradılar, müebbet ve idam etme arasında çok kararsız kaldık, ne dersiniz diye sordular. idam istedim, hemen idam kararı çıkarıyoruz dediler.

iyi bir insan olduğum için kendisini uyardım, durumu anlattım. birkaç gün önce bana şöyle bir mesaj göndermiş.

" merhaba. hiç uzatmadan konuya giriyorum hocam, 4 çocuğum var, 3 senedir dilendiriyorum, çok iyi randıman aldım şimdiye kadar. çocuklardan ikisi dilenmek için her tür ajitasyon ortamını yaratıyor ve sapsağlam. diğer ikisinin gözlerini askere gitmesinler diye bozdum, 6 numara astigmat. istiyorsan bir imza ile sana vereyim çocukları. ne dersin? boylece aramızda anlaşmış oluruz, kararı bozarız."

böbreksiz şekilde küvetin içinde uyanmak istemeyenler uzak durmalı. tehlikeli bir insan gibi görünüyor. açıkçası çok korktum ben.

bir yazar..
devamını gör...

ben genelde izleyici olarak katılıyorum. bir gece içip içip geleceğim buraya.
devamını gör...

sınıf farklılıklarını büyük bir ustalıkla işleyen, başta eğlenceli olsa da sonra kara komediye dönüp ciddileşen 2019 güney kore yapımı bir filmdir. oscar'a 6 dalda aday olup 4 ödül kazanmıştır.

edit: dün* ikinci kez izlemişken bugün ayrıntılı inceleyeyim dedim.
film, ilk yarısında gayet keyifli ilerlerken ilk yarıdan sonra gerilim türünde devam ediyor. evet, filmin ana konusu proletarya-burjuva çatışması. proletaryanın burjuva sınıfında yer edinmeye çalışması yani türlü oyunlarla işe girmeye çalışmasıyla başlıyor film. bunun için başkalarının kendi işlerinden olmasına neden oluyorlar. burada, insanın çıkarları için ve biraz güç elde ettiklerinde kendisine benzeyen (proletarya sınıfından) kişileri empati yapabilecekken yapmayıp ezdiğine şahitlik ediyoruz.

elbette türlü oyunlarla eve giren aile, bazı olaylar sonrasında o çıktıkları merdivenleri birer birer inerek kendi evlerine ulaşıyorlar. buradaki merdiven de o üstteki-alttaki'ni simgeliyor.

burada burjuva sınıfı acımasızdan ziyade melek gibi aktarılmış. ki gerçekten de evin annesi saf, herkesin her dediğine inanabilecek ve iyi niyetli bir kadın.

bu filmden anlıyoruz ki proletarya ne kadar plan kurarsa kursun bu planlar burjuva sınıfına göre işliyor ya da işlemiyor. sahip oldukları koku bile onları ele verebiliyor. işte bu yüzden "bir plan yaparsan hayat o planı hep bozar".
devamını gör...

sözlükte herkes birbirine girerken, ben sessizce tanım giriyorum... kendimi yalnız hissettiğim bir durumdur. *
devamını gör...

federal yönetimi yani eyalet sistemini savunan bu fikir akımı, osmanlı devletinin parçalanmasının ademi merkeziyetçilikle önlenebileceğini öne sürmüştür. bu fikir akımı, prens sabahattin tarafından ortaya atılmış; fakat osmanlı devletinde kabul görmemiştir.
devamını gör...

soğuk savaş diye bir şey olamaz. tekme tokat dalıyoruz genelde birbirimize. böyle alttan alttan rekabet mi olur lan dümbük müyüz biz.
devamını gör...

herkesin hayatında bir joe ya da herkesin içinde bir joe vardır diyebilirim. beck bence love 'dan daha güzel desem linç yiyebilirim. yeni sezon için spoi verebilirim.
devamını gör...

bilemiyorum artık bir parçamız gibi oldu maske fakat yine de kabul etmiyor beynim reddediyor bir şekilde kapının önüne çıkıyorsun yürümeye başlıyorsun tuhaf bakışlara maruz kaldığında tak kafanda şimşek çakıyor. koştura koştura eve geri dönüyorsun suç işlemiş gibisin arkadan polis mi geliyor ne oluyor böyle ne zaman bitecek bu işkence?
devamını gör...

"sustu. konuşmak gereksizdi. bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. biliyordu; anlamazlardı."
(aylak adam/ yusuf atılgan)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim