cinsel seçilim
doğal seçilimle birlikte evrimin en önemli dinamiklerinden biridir. orijinal terim "sexual selection" olup türkçede seksüel seçilim ve eşeysel seçilim olarak da bilinir. charles darwin bu konudan türlerin kökeni kitabında kısa bir bölümde bahseder. buna karşın konuyu öylesine önemser ki "the descent of man and selection in relation to sex" isimli kitabını sırf bu konu üzerine yazar. kitap türkçeye çoğu yayınevince insanın türeyişi olarak çevrilse de kitabın sadece beşte birinin insan açısından eşeysel seçilimi açıklaması nedeniyle bazı yayınevleri haklı olarak kitabı seksüel seçme adıyla basmıştır.
darwin'in hms beagle ile olan yolculuğunda topladığı kanıtlar (alkol dolu kavanozlara koyduğu böcek, kuş ve sürüngenlere ait dişi ve erkek örnekler) ve yaptırdığı dişi erkek karşılaştırmalı ayrıntılı çizimler bu konuya çok kafa yorduğunun göstergesidir.
aynı tür içinde dişi ve erkeğin birlikte geliştirdiği farklılıklar adaptasyon ile ilişkiliyken cinsiyetler arası fiziksel farklılıklar genel olarak seksüel seçilimle ilişkilidir. doğal seçililim ile karşılaştırınca gereksiz gibi görülebilir ama en az onun kadar önemlidir, hatta lokomotifidir denilebilir. ayrıca doğal seçilime de doğrudan katkısı vardır.
seksüel seçilimde anahtar dişidir. içgüdüsel olarak her iki cins de üreme isteğiyle yanar tutuşur. ancak ufacık bir fark vardır ki türü evrimsel gelişim açısından hep ileri taşır. erkek sadece kendi soyunu bir sonraki nesle aktarma derdindedir ve bunun için seçici değildir. dişiyse erkek gibi soyunu devam ettirmek istese de sadece kendi sosyal çevresindeki en iyi erkek ile birleşme içgüdüsünü taşır ve bu konuda çok katıdır. en iyi erkeği, türe göre dişinin hoşuna giden ses, koku, görünüm, tavır, cüsse belirler, bazı durumlarda istekli başka erkek kalmaması da bu seçimi etkiler ki bu da güç ile ilişkilendirilebilir.
güç kriteri en yaygın olan seçim kriterlerindendir. kısaca erkekler arası dövüşe dayanan bu seçilimde dişi ya da dişiler sadece erkekler arası kavgada galip gelen erkek ile çiftleşir, bu ise sadece güçlü bireylerin neslini devam ettirdiği anlamına gelmekle birlikte, sağlıksız olan bireylerin de şans eseri doğal seçilime uğramasa bile seksüel seçilimle elendiği bir sistemin işlemesini sağlar. aslanlar sürü halinde yaşayan hayvanlardır ve dişi ile erkeği ayıran en önemli fiziksel fark cüsse ve yeledir. genel olarak dişinin avlandığı bu hayvan türünde, erkeğin başının çevresinde bulunan bu kıl yumağının tek nedeni sürü liderliği ve dişilerle çiftleşme hakkı için erkekler arasında yaşanan kavgalar ve bu kavgalardaki ölümcül yaralanmalardan korunmaktır. dişilerde bu özelliğin olmaması da tamamen dişiler arası bu tarz bir rekabetin olamayışından kaynaklanır. kaplanlarda da aynı güç kriteri dişinin seçimlerinde etkilidir ancak aslanla karşılaştırılacak olunursa onlardaki gibi bir cüsse farkı mevcuttur ancak yele gibi bir savunma geliştirilmemiştir. bu da kaplanların sürü halinde yaşamaması ve aslanlardaki gibi erkekler arası sürekli bir rekabet yaşanmaması ile ilgilidir. kaplanlar tek yaşayan bölgeci hyvanlardır. erkek kaplan bölgesini iyi koruduğu ve bölgesine başka erkek sokmadığı sürece bölge içindeki dişilerle çiftleşme hakkına sahip olacaktır. bu bölgeler onlarca kilometre kare olduğu ve idrar ile işaretlendiği için erkeklerin karşılaşması ve kavgası nadir olur.
ses kriteri için verilebilecek en güzel örnek ağustos böcekleridir. bu türün erkeklerinin iç organlarının yüzde altmışı sadece ses çıkarmak için evrimleşmiştir, dişilerde ise böyle bir gelişim yoktur. dişi en gür sesli ağustos böceğini çiftleşmek için seçer, ama aslında seçtiği en sağlıklı genlerdir. ayrıca sesin mesafe ile ilişkisi düşünülürse en gür sesi çıkaran ağustos böceğinin en uzaktaki dişiyle bile şansı olabileceğini anlayabiliriz.
koku da hayvanlar arasında kimilerince de insanlar arasındaki seksüel seçimi belirleyen kriterlerdendir. en bilinen örnek sadece erkek geyiklerde bulunan misk feromonudur. dişinin seçiminde bu feromonun yoğunluğu değil yapısı etkili olur. bize her erkek misk geyiğinin kokusu aynı gelse de bilim adamlarına göre dişi misk geyiği için hoşuna giden ve cinsel açlık uyandıran hoş bir koku gibi görünse de, arka planda erkeğin gen çeşitliliği ve benzerliğini karşılaştırabileceği bir kitabı okumak gibidir. dişi en hoş kokulu erkeği seçerek aslında genetik yapısı en farklı bireyi seçmektedir ki bu da gen havuzunu çeşitlendirip, bir sonraki nesillerin hastalıklara ve çevresel zorluklara karşı daha dirençli olma ihtimalini artırmaktadır.
görünüm ve tavır kriterleri ile ilgili sadece örnek verip açıklama yapmayacağım, hem yazıyı uzatıp sıkmak istemem hem de meraklı olanlarda araştırma isteği doğurabilrim belki. bu örneklerde de dişi birey ile erkek bireyler bu kriterler özelinde farklılaşmıştır. görünüm için tavuskuşu ve dul kuşunu örnek verebilirim. tavır için gözlemleyebileceğiniz bir tür olan güvercinleri örnek verebilirim, özellikle ilkbaharda erkeklerin kur yapışını ve danslarını her yerde görebilirsiniz.
insanda seksüel seçilimle ilgili tüm bu kriterlerden bir miktar bulmak mümkün gibi görünüyor. genel olarak türden bağımsız, insanın oluşturduğu sosyal çevre (kültür) bu seçilim sistemini ya bozmuş ya da farklı kriterleri öne çıkarmıştır. statü, fiziksel belirginlikler, meslek, tavır, dans, ses, koku, varlık, bakım, giyim, zeka, duygu vs. çok fazla kriter söz konusu ve kültürler arası önceliklerin yanında bireysel seçimler de kültürden bağımsız değişkenlik gösterebiliyor.
darwin'in hms beagle ile olan yolculuğunda topladığı kanıtlar (alkol dolu kavanozlara koyduğu böcek, kuş ve sürüngenlere ait dişi ve erkek örnekler) ve yaptırdığı dişi erkek karşılaştırmalı ayrıntılı çizimler bu konuya çok kafa yorduğunun göstergesidir.
aynı tür içinde dişi ve erkeğin birlikte geliştirdiği farklılıklar adaptasyon ile ilişkiliyken cinsiyetler arası fiziksel farklılıklar genel olarak seksüel seçilimle ilişkilidir. doğal seçililim ile karşılaştırınca gereksiz gibi görülebilir ama en az onun kadar önemlidir, hatta lokomotifidir denilebilir. ayrıca doğal seçilime de doğrudan katkısı vardır.
seksüel seçilimde anahtar dişidir. içgüdüsel olarak her iki cins de üreme isteğiyle yanar tutuşur. ancak ufacık bir fark vardır ki türü evrimsel gelişim açısından hep ileri taşır. erkek sadece kendi soyunu bir sonraki nesle aktarma derdindedir ve bunun için seçici değildir. dişiyse erkek gibi soyunu devam ettirmek istese de sadece kendi sosyal çevresindeki en iyi erkek ile birleşme içgüdüsünü taşır ve bu konuda çok katıdır. en iyi erkeği, türe göre dişinin hoşuna giden ses, koku, görünüm, tavır, cüsse belirler, bazı durumlarda istekli başka erkek kalmaması da bu seçimi etkiler ki bu da güç ile ilişkilendirilebilir.
güç kriteri en yaygın olan seçim kriterlerindendir. kısaca erkekler arası dövüşe dayanan bu seçilimde dişi ya da dişiler sadece erkekler arası kavgada galip gelen erkek ile çiftleşir, bu ise sadece güçlü bireylerin neslini devam ettirdiği anlamına gelmekle birlikte, sağlıksız olan bireylerin de şans eseri doğal seçilime uğramasa bile seksüel seçilimle elendiği bir sistemin işlemesini sağlar. aslanlar sürü halinde yaşayan hayvanlardır ve dişi ile erkeği ayıran en önemli fiziksel fark cüsse ve yeledir. genel olarak dişinin avlandığı bu hayvan türünde, erkeğin başının çevresinde bulunan bu kıl yumağının tek nedeni sürü liderliği ve dişilerle çiftleşme hakkı için erkekler arasında yaşanan kavgalar ve bu kavgalardaki ölümcül yaralanmalardan korunmaktır. dişilerde bu özelliğin olmaması da tamamen dişiler arası bu tarz bir rekabetin olamayışından kaynaklanır. kaplanlarda da aynı güç kriteri dişinin seçimlerinde etkilidir ancak aslanla karşılaştırılacak olunursa onlardaki gibi bir cüsse farkı mevcuttur ancak yele gibi bir savunma geliştirilmemiştir. bu da kaplanların sürü halinde yaşamaması ve aslanlardaki gibi erkekler arası sürekli bir rekabet yaşanmaması ile ilgilidir. kaplanlar tek yaşayan bölgeci hyvanlardır. erkek kaplan bölgesini iyi koruduğu ve bölgesine başka erkek sokmadığı sürece bölge içindeki dişilerle çiftleşme hakkına sahip olacaktır. bu bölgeler onlarca kilometre kare olduğu ve idrar ile işaretlendiği için erkeklerin karşılaşması ve kavgası nadir olur.
ses kriteri için verilebilecek en güzel örnek ağustos böcekleridir. bu türün erkeklerinin iç organlarının yüzde altmışı sadece ses çıkarmak için evrimleşmiştir, dişilerde ise böyle bir gelişim yoktur. dişi en gür sesli ağustos böceğini çiftleşmek için seçer, ama aslında seçtiği en sağlıklı genlerdir. ayrıca sesin mesafe ile ilişkisi düşünülürse en gür sesi çıkaran ağustos böceğinin en uzaktaki dişiyle bile şansı olabileceğini anlayabiliriz.
koku da hayvanlar arasında kimilerince de insanlar arasındaki seksüel seçimi belirleyen kriterlerdendir. en bilinen örnek sadece erkek geyiklerde bulunan misk feromonudur. dişinin seçiminde bu feromonun yoğunluğu değil yapısı etkili olur. bize her erkek misk geyiğinin kokusu aynı gelse de bilim adamlarına göre dişi misk geyiği için hoşuna giden ve cinsel açlık uyandıran hoş bir koku gibi görünse de, arka planda erkeğin gen çeşitliliği ve benzerliğini karşılaştırabileceği bir kitabı okumak gibidir. dişi en hoş kokulu erkeği seçerek aslında genetik yapısı en farklı bireyi seçmektedir ki bu da gen havuzunu çeşitlendirip, bir sonraki nesillerin hastalıklara ve çevresel zorluklara karşı daha dirençli olma ihtimalini artırmaktadır.
görünüm ve tavır kriterleri ile ilgili sadece örnek verip açıklama yapmayacağım, hem yazıyı uzatıp sıkmak istemem hem de meraklı olanlarda araştırma isteği doğurabilrim belki. bu örneklerde de dişi birey ile erkek bireyler bu kriterler özelinde farklılaşmıştır. görünüm için tavuskuşu ve dul kuşunu örnek verebilirim. tavır için gözlemleyebileceğiniz bir tür olan güvercinleri örnek verebilirim, özellikle ilkbaharda erkeklerin kur yapışını ve danslarını her yerde görebilirsiniz.
insanda seksüel seçilimle ilgili tüm bu kriterlerden bir miktar bulmak mümkün gibi görünüyor. genel olarak türden bağımsız, insanın oluşturduğu sosyal çevre (kültür) bu seçilim sistemini ya bozmuş ya da farklı kriterleri öne çıkarmıştır. statü, fiziksel belirginlikler, meslek, tavır, dans, ses, koku, varlık, bakım, giyim, zeka, duygu vs. çok fazla kriter söz konusu ve kültürler arası önceliklerin yanında bireysel seçimler de kültürden bağımsız değişkenlik gösterebiliyor.
devamını gör...
normal sözlük diktatörlüğü
iyi olmuş dedirten diktatörlüktür. sevişmeye nereden başlanacağını forumlarda tartışabilirsiniz. bu konu hakkında sözlük'e bir şeyler yazmak istiyorsanız da size şöyle rehberlik edeyim:
(bkz: seks)
(bkz: ön sevişme)
(bkz: aramaya inanmak)
(bkz: seks)
(bkz: ön sevişme)
(bkz: aramaya inanmak)
devamını gör...
unnecessary (yazar)
gerçek anlamda "tanım" başlıkları açan müzik zevkini de çok sevdiğim yazardır kendisi.
devamını gör...
russell paradoksu
(bkz: bertnard russell)'ın alman matematikçi (bkz: gottlob frege)'nin ''aritmetiğin temelleri'' isimli kitabını okuduktan sonra kendisine yazdığı mektupta bahsettiği paradokstur. frege ortaya koyduğu üç ciltlik eserin tek bir paradoksa yıkılmasına fazlasıyla üzülmüş olsa da bu paradoks ilerleyen yıllarda kendisinin ortaya koyduğu sistemin gelişmesini sağlamıştır.
russel paradoksu en basit haliyle "kendini içermeyen kümeler kümesi" kendini içerir mi? sorusuna cevap aramaktadır. örnek vermek gerekirse;
bir köyde yaşayan bir berber düşünelim. bu berber sadece kendi saçını kesemeyenlerin saçını kesiyor olsun. peki bu berber kendi saçını kesebilir mi ?
russel paradoksu en basit haliyle "kendini içermeyen kümeler kümesi" kendini içerir mi? sorusuna cevap aramaktadır. örnek vermek gerekirse;
bir köyde yaşayan bir berber düşünelim. bu berber sadece kendi saçını kesemeyenlerin saçını kesiyor olsun. peki bu berber kendi saçını kesebilir mi ?
devamını gör...
kelenderis (yazar)
her zaman "hodri meydan" a açık yazardır. "dünya" da çürüyen hiç bir şeyim yok. hep yeşertmeye çabalarım, gübrelerim, sularım,
gerekirse gdo bile veririm, değişmeyen hiç bir şeyin olmayacağına inanan tipik bir materyalist ateistim.
gerekirse gdo bile veririm, değişmeyen hiç bir şeyin olmayacağına inanan tipik bir materyalist ateistim.
devamını gör...
kalbe zarar veren iki şey
kalpsiz insanlar.
devamını gör...
cep telefonuyla oynamaktan karşındakiyle sohbet etmemek
karşımdaki beni sarmıyorsa yaparım alırım o telefonu elime neticede o da beni takmıyordur ya da öyle hissettiriyordur. sevdiğim hoş sohbet biri olsun bak bakalım.. telefonumu nereye koymuşum onu bile unuturum.
devamını gör...
john locke
john locke: sessizlik abidesi, nesne sınıfı: keter
oxford'da okuduğu yıllar boyunca sessizlik abidesi olarak anılan locke, siyaset felsefesinde kilit bir öneme sahip bir kimsedir. thomas hobbes başlığındaki yazım tamamen bitmemişti ve muhtemelen locke hakkında yazdıklarımı da bitiremeyeceğim ama madem hobbes'tan bahsettim o halde locke'tan bahsetmenin de zamanı gelmiştir. (biraz da olsa.) konumuz siyaset felsefesi.
thomas hobbes vahşiydi. dünyasını, kurgulamış olduğu doğa durumunu güvensizlik ve korku üzerine inşa etmişti. ardından da insanların, gurur ve korkunun çekişmesinden doğan yaratık "leviathan"a yetkilerini bir sözleşmeyle devrettiğinden bahsetmişti. hatta makyavelist bir üslup geliştirip insan doğası'nın kötücüllüğünden söz etmişti. dolayısıyla anlıyoruz ki hobbes da birilerinden etkilenmiş. tıpkı locke'un hobbes'tan etkilendiği gibi.
tam olarak etkilendi diyemeyiz belki fakat locke, hobbes'un geliştirdiği doğa durumunu yumuşatan kişidir. daha liberal bir anayasal devlet teorisi geliştirdiğini söyleyebiliriz locke'un. seküler bir mutlakiyet doktrini geliştiren hobbes'un tam karşısına yerleştirebiliriz locke'un dinsel hoşgörüyle sentezlenmiş liberal anayasal teorisini.
locke için mülkiyet kavramı çok önemli bir kere. insanın mülkiyete yönelik doğal hakları olduğunu söyler ki biraz sonra doğa durumunda bu konuyu açacağım. locke için meşru yönetim, sınırlı yönetimdir ve rızaya dayalı yönetimdir. pek mutlak monarşi taraftarı olmasa da herhangi bir yönetim şekli sınırlı olması şartıyla pekala meşrudur. tiranlık bile...
ki bunun karşısında da direnme hakkı denen şeyi ortaya atar. sınırlı yönetimden sapan bir yönetim (örneğin bir tiran), kendi bireysel çıkarına göre hareket ediyorsa halk, bu kamu yararından uzaksallığa karşı direnebilir, devrim yapabilir. çünkü sözleşme yapılmıştır. fakat bu sözleşme thomas hobbes'un leviathan'ından farklıdır. bu sözleşmenin bir tarafıdır devlet. fakat leviathan'da her ne kadar geçenki yazıda da "sözleşme" demişsem de bir sözleşme yoktur. bir ahit vardır. tek taraflıdır. locke'unki ise tam anlamıyla bir sözleşmedir. ve eğer ki yönetim, yani egemen bu sözleşmeyi bozacak olursa ve sınırlarını halkın rızası aleyhine ihlal edecek olursa işte o zaman halkın yani yönetilenlerin direnme hakkı meşru hale gelecektir.
locke tam bir halk adamıdır denilebilir bu açıdan. zaten eserlerini de halkın anlaması için yazmıştır, filozoflar için değil.
locke'un doğa durumunda sivil otoritenin olmadığı bir durum vardır. bir özgürlük betimler bize. hobbes ve aristoteles'in tasvirlerinin aksine yönetme yönetilme durumu da söz konusu değildir.
hobbes herkesin herkesle savaştığı bir korku dünyası çizmişti. savaş vardı ve bu kaos halinden kurtulmak için insanlar haklarını leviathan'a devretmişti. aristoteles'te ise polis doğaldı ve varlığımız o toplumun üyesi olmakla gerçekleşiyordu.
locke daha farklı bir çerçeve çizer. hobbes'un fikrini evcilleştirmesi de bu yüzdendir. locke için doğa durumu dinsel bir hoşgörüye dayandırılabilir. ahlakidir, toplumsal bir düzeni buyurur. herkesin mülkü kendinedir. bu mülkiyet sözünü birazdan açacağım. çünkü mülkiyet denince sadece eşya anlaşılmamalı, özgürlüğümüz de anlaşılmalı.
doğa durumu, doğa kanunlarıyla barışı amaçlar. fakat buradaki barışı amaçlaması insanlarla beraber bir ölçüde bozulur. bir belirsizlik hakim olur ve ardından da bir huzursuzluk. buraya birazdan geliriz.
bütün bu "hoşgörü hali" aslında geleneksel bir yaklaşımdır da denebilir.
fakat sivil otoritenin olmadığından bahsedince bu doğa durumunu, ahlaki durumun da denetlenmesi söz konusu olamıyor. çünkü bir makam yok. dolayısıyla denetleyici olmadığından kaos doğuyor. bir güvensizlik doğuyor. ve bu güvensizlik zaman içinde doğa durumunu yozlaştırmaya başlar. bu durumda da bir iktidarın olmadığı toplumda yaşayan bireyler kendi kendilerinin hakimi, infazcısı hatta ve hatta tanrısı olur. ve hobbes'un bahsettiği o kaos, savaş hali doğmuş olur. niye? çünkü doğanın temel kanunudur insanların kendi kendisini koruması hakkı. ve bu durumda da bir sivil yönetime ihtiyaç duyulur.
o halde sorabilirsiniz: hobbes aslında locke mu? ya da locke, hobbes'un şekil değiştirmiş hali midir?
hayır. locke geleneksel bir dil kullanır. ayrıyeten hobbesçu bir dil de ullanır, kişinin güvenlik ihtiyacı bakımından.
en temel kavram locke için mülkiyettir.
mülkiyet çalışmamız sonucu elde ettiğimiz şeydir. bizler locke için mülk edinen hayvanlarızdır. ve sivil bir otoritenin olmadığı doğa durumunda mülkiyet, tüm insanlara ortak olarak verilmiştir. bu, ortak mülkiyettir. diğer yandan doğa durumunda özel bir çaba, emek harcayan insan ortaya özel mülkiyeti çıkarır. emek sayesinde doğanın bize verdiğinden fazlasını üretmiş oluruz ve üretimimiz kişinin özel hakkı haline gelir. locke bize tam olarak bunu söylüyor işte. emek, özel hakkın da mülkiyet hakkının da kaynağıdır. dolayısıyla doğal hukuk, özel mülkiyet hakkını öngören bir yapılanmadır. ve yönetim de bu hakkı güvence altına almak adına kurulmuştur. kim tarafından? rızasıyla bunu isteyen halk tarafından.
bütün bu anlattıklarımı ileriki zamanlarda tamamlayacak isim adam smith'tir. söylememe gerek yok gerçi, apaçık görülüyor. ticari bir devlet modeliyle karşı karşıyayız. locke bugüne kadar geri planda kalmış ekonomiyi, politikanın önüne geçirmeye çalışır aslında. dünya, çalışana ve rasyonel olana aittir., der.
emek neydi? emek her şeydi. toplum emek sayesinde yaratılmıştı. dolayısıyla mülkiyet edinmenin doğal sınırlarının da olmadığını söyler. para da ortaya çıktıktan sonra, sınırsız sermaye birikimiyle bir görev haline gelir adeta. çünkü olay ilahi bir egemenlik doktrinine de dayandırılabilir geleneksel bir tavırla. tanrı, dünyayı insanlara bahşetmiştir der çünkü. ve bunlar sonucunda da artık erdemle değil, ticaretle ilgilenmeye başlarız. locke'un inancına göre de zaten ticaret; insanı uysallaştırır, savaştan uzaklaştırır ve daha medeni yapar.
dolayısıyla devlet, işte bu ticaret halini korumayı amaçlayan bir varlık olarak ortaya çıkarılmıştır.
peki ya böyle bir piyasa ekonomisine geçişi ne meşru kılar?
bu kısımdan sonra hobbes'un gurur-korku çekişmesine benzer bir çekişmeden bahsedeceğiz: mülkiyet ve mülkiyet üzerine çıkan anlaşmazlıklar.
geri kalanını sonra yazarım. çok üşengecim. her yazıyı yarıda kesiyorum. *
yazının devamında bu sözleşmenin nasıl bir şey olduğundan falan bahseder, vatandaşlık mevzusuna değinir, mülkiyeti açar ve kuvvetler ayrılığından bahsederim.
oxford'da okuduğu yıllar boyunca sessizlik abidesi olarak anılan locke, siyaset felsefesinde kilit bir öneme sahip bir kimsedir. thomas hobbes başlığındaki yazım tamamen bitmemişti ve muhtemelen locke hakkında yazdıklarımı da bitiremeyeceğim ama madem hobbes'tan bahsettim o halde locke'tan bahsetmenin de zamanı gelmiştir. (biraz da olsa.) konumuz siyaset felsefesi.
thomas hobbes vahşiydi. dünyasını, kurgulamış olduğu doğa durumunu güvensizlik ve korku üzerine inşa etmişti. ardından da insanların, gurur ve korkunun çekişmesinden doğan yaratık "leviathan"a yetkilerini bir sözleşmeyle devrettiğinden bahsetmişti. hatta makyavelist bir üslup geliştirip insan doğası'nın kötücüllüğünden söz etmişti. dolayısıyla anlıyoruz ki hobbes da birilerinden etkilenmiş. tıpkı locke'un hobbes'tan etkilendiği gibi.
tam olarak etkilendi diyemeyiz belki fakat locke, hobbes'un geliştirdiği doğa durumunu yumuşatan kişidir. daha liberal bir anayasal devlet teorisi geliştirdiğini söyleyebiliriz locke'un. seküler bir mutlakiyet doktrini geliştiren hobbes'un tam karşısına yerleştirebiliriz locke'un dinsel hoşgörüyle sentezlenmiş liberal anayasal teorisini.
locke için mülkiyet kavramı çok önemli bir kere. insanın mülkiyete yönelik doğal hakları olduğunu söyler ki biraz sonra doğa durumunda bu konuyu açacağım. locke için meşru yönetim, sınırlı yönetimdir ve rızaya dayalı yönetimdir. pek mutlak monarşi taraftarı olmasa da herhangi bir yönetim şekli sınırlı olması şartıyla pekala meşrudur. tiranlık bile...
ki bunun karşısında da direnme hakkı denen şeyi ortaya atar. sınırlı yönetimden sapan bir yönetim (örneğin bir tiran), kendi bireysel çıkarına göre hareket ediyorsa halk, bu kamu yararından uzaksallığa karşı direnebilir, devrim yapabilir. çünkü sözleşme yapılmıştır. fakat bu sözleşme thomas hobbes'un leviathan'ından farklıdır. bu sözleşmenin bir tarafıdır devlet. fakat leviathan'da her ne kadar geçenki yazıda da "sözleşme" demişsem de bir sözleşme yoktur. bir ahit vardır. tek taraflıdır. locke'unki ise tam anlamıyla bir sözleşmedir. ve eğer ki yönetim, yani egemen bu sözleşmeyi bozacak olursa ve sınırlarını halkın rızası aleyhine ihlal edecek olursa işte o zaman halkın yani yönetilenlerin direnme hakkı meşru hale gelecektir.
locke tam bir halk adamıdır denilebilir bu açıdan. zaten eserlerini de halkın anlaması için yazmıştır, filozoflar için değil.
locke'un doğa durumunda sivil otoritenin olmadığı bir durum vardır. bir özgürlük betimler bize. hobbes ve aristoteles'in tasvirlerinin aksine yönetme yönetilme durumu da söz konusu değildir.
hobbes herkesin herkesle savaştığı bir korku dünyası çizmişti. savaş vardı ve bu kaos halinden kurtulmak için insanlar haklarını leviathan'a devretmişti. aristoteles'te ise polis doğaldı ve varlığımız o toplumun üyesi olmakla gerçekleşiyordu.
locke daha farklı bir çerçeve çizer. hobbes'un fikrini evcilleştirmesi de bu yüzdendir. locke için doğa durumu dinsel bir hoşgörüye dayandırılabilir. ahlakidir, toplumsal bir düzeni buyurur. herkesin mülkü kendinedir. bu mülkiyet sözünü birazdan açacağım. çünkü mülkiyet denince sadece eşya anlaşılmamalı, özgürlüğümüz de anlaşılmalı.
doğa durumu, doğa kanunlarıyla barışı amaçlar. fakat buradaki barışı amaçlaması insanlarla beraber bir ölçüde bozulur. bir belirsizlik hakim olur ve ardından da bir huzursuzluk. buraya birazdan geliriz.
bütün bu "hoşgörü hali" aslında geleneksel bir yaklaşımdır da denebilir.
fakat sivil otoritenin olmadığından bahsedince bu doğa durumunu, ahlaki durumun da denetlenmesi söz konusu olamıyor. çünkü bir makam yok. dolayısıyla denetleyici olmadığından kaos doğuyor. bir güvensizlik doğuyor. ve bu güvensizlik zaman içinde doğa durumunu yozlaştırmaya başlar. bu durumda da bir iktidarın olmadığı toplumda yaşayan bireyler kendi kendilerinin hakimi, infazcısı hatta ve hatta tanrısı olur. ve hobbes'un bahsettiği o kaos, savaş hali doğmuş olur. niye? çünkü doğanın temel kanunudur insanların kendi kendisini koruması hakkı. ve bu durumda da bir sivil yönetime ihtiyaç duyulur.
o halde sorabilirsiniz: hobbes aslında locke mu? ya da locke, hobbes'un şekil değiştirmiş hali midir?
hayır. locke geleneksel bir dil kullanır. ayrıyeten hobbesçu bir dil de ullanır, kişinin güvenlik ihtiyacı bakımından.
en temel kavram locke için mülkiyettir.
mülkiyet çalışmamız sonucu elde ettiğimiz şeydir. bizler locke için mülk edinen hayvanlarızdır. ve sivil bir otoritenin olmadığı doğa durumunda mülkiyet, tüm insanlara ortak olarak verilmiştir. bu, ortak mülkiyettir. diğer yandan doğa durumunda özel bir çaba, emek harcayan insan ortaya özel mülkiyeti çıkarır. emek sayesinde doğanın bize verdiğinden fazlasını üretmiş oluruz ve üretimimiz kişinin özel hakkı haline gelir. locke bize tam olarak bunu söylüyor işte. emek, özel hakkın da mülkiyet hakkının da kaynağıdır. dolayısıyla doğal hukuk, özel mülkiyet hakkını öngören bir yapılanmadır. ve yönetim de bu hakkı güvence altına almak adına kurulmuştur. kim tarafından? rızasıyla bunu isteyen halk tarafından.
bütün bu anlattıklarımı ileriki zamanlarda tamamlayacak isim adam smith'tir. söylememe gerek yok gerçi, apaçık görülüyor. ticari bir devlet modeliyle karşı karşıyayız. locke bugüne kadar geri planda kalmış ekonomiyi, politikanın önüne geçirmeye çalışır aslında. dünya, çalışana ve rasyonel olana aittir., der.
emek neydi? emek her şeydi. toplum emek sayesinde yaratılmıştı. dolayısıyla mülkiyet edinmenin doğal sınırlarının da olmadığını söyler. para da ortaya çıktıktan sonra, sınırsız sermaye birikimiyle bir görev haline gelir adeta. çünkü olay ilahi bir egemenlik doktrinine de dayandırılabilir geleneksel bir tavırla. tanrı, dünyayı insanlara bahşetmiştir der çünkü. ve bunlar sonucunda da artık erdemle değil, ticaretle ilgilenmeye başlarız. locke'un inancına göre de zaten ticaret; insanı uysallaştırır, savaştan uzaklaştırır ve daha medeni yapar.
dolayısıyla devlet, işte bu ticaret halini korumayı amaçlayan bir varlık olarak ortaya çıkarılmıştır.
peki ya böyle bir piyasa ekonomisine geçişi ne meşru kılar?
bu kısımdan sonra hobbes'un gurur-korku çekişmesine benzer bir çekişmeden bahsedeceğiz: mülkiyet ve mülkiyet üzerine çıkan anlaşmazlıklar.
geri kalanını sonra yazarım. çok üşengecim. her yazıyı yarıda kesiyorum. *
yazının devamında bu sözleşmenin nasıl bir şey olduğundan falan bahseder, vatandaşlık mevzusuna değinir, mülkiyeti açar ve kuvvetler ayrılığından bahsederim.
devamını gör...
ekşi sözlük
kimsenin hiçbir şeyi beğenmediği ve sürekli bir kusurunu bulduğu sözlük.
devamını gör...
normal sözlük'ün flash tv'ye benzemesi
sözlüğe geldiğimden beri gözlemlediğim durum. twittera bakıyoruz hep bir kaos ekşiye bakıyoruz hep bi kaos her yerde olaylar olaylar. buraya bir giriyorum sanki başka ülkeyi paylaşıyoruz bu insanlarla. dünya kırılırken, ülke kırılırken biz burda minnoş minnoş birbirimize film kitap öneriyoruz *. gargamelin henüz keşfetmediği şirinler köyü gibi. galiba herkes sakinliği özlemiş.
eğer uçurulursam franklinin diktatörlüğü kanıtlanmış olur. hakkınızı helal edin istenmediğim yerde durmam.
eğer uçurulursam franklinin diktatörlüğü kanıtlanmış olur. hakkınızı helal edin istenmediğim yerde durmam.
devamını gör...
nickaltına tanım gelince korkmak
mütemadiyen başıma gelen olay, ne zaman ismimi akış sekmesinde gördüğümde ''acaba ne hata ettim, yine kim sinirlendi acaba?'' diye soruyorum kendime, sonra bakıyorum ki dostlar renklendirmişler, sağolsunlar. o anda o panik, korku yerini sırıtmaya bırakıyor.
devamını gör...
snuff
sözleri içerde bir yeri cam gibi tuzla buz eden slipknot şarkısı. ilk dinlenildiğinde dünyalar parçalara ayrılıyor gibi hissettirmesi kaçınılmaz. grubun en güzel şarkısı değildir ama sadece "i only wish you weren't my friend then i could hurt you in the end." kısmında hissedilen hüsran bir çok albümü darmaduman etmeye yeter. şarkı hem suçluluk hem öfke hem de kırgınlığı aynı anda şiddetli biçimde hissettirmek için yazılmış gibi. aynı zamanda chuck palahniuk'un ölüm pornosu olarak çevrilen kitabının da orijinal ismi. kendi adıma şarkıyı 3 kere dinleyince kitaptan daha fazla balyoz etkisi yaratıyor ama kitap da fena değil diyerek şarkının sözlerini en alta not düşüyorum.
tüm sırlarını tenimin içine göm
masumiyetinle beraber uzaklaş ve günahlarımla beni yalnız bırak
etrafımdaki hava hâlâ bir kafesteymişim gibi hissettiriyor
ve aşk yalnızca öfkeye benzeyen bir kamuflaj yine.
bu yüzden eğer beni seviyorsan, bırak gideyim
ve ben fark etmeden önce uzaklaş
kalbim bunu umursayamayacak kadar karanlık
burada olmayan bir şeyi yok edemem
beni kaderime teslim et
eğer yalnız başımaysam nefret de edemem
ve ben sana sahip olmayı hak etmiyorum.
gülümsemelerim uzun zaman önce benden alındı
eğer değiştirebilseydim bunu asla bilmemeyi dilerdim
hâlâ mektuplarını dudaklarımın arasına sıkıştırıyorum
ve onları her öpücüğün tadını çıkarabilecek şekilde tüm parçalarımda yaşatıyorum
ışığın olmadan hayatla yüzleşmeyi başaramadım
ama sen savaşmayı reddettiğinde, hepsi parçalara ayrıldı
bu yüzden nefesini boşa harcama, seni duymayacağım
bunu açıkça belirttiğimi düşünüyorum
sen sevecek kadar nefret edemedin
peki, bu yeterli mi?
keşke hiçbir zaman arkadaşım olmasaydın
böylece her şey bittiğinde canını yakabilirdim
bir aziz olduğumu asla iddia etmedim.
kendimi uzun zaman önce sürgün ettim
gitmene izin vermek için umudumun sonra ermesi gerekliydi
bu yüzden kendini taşlarım karşısında parçalara ayır
ve merhametini ruhuma tükür.
hiç yardıma ihtiyacın olmadı
sadece kendini kurtarmak için beni sattın
ve senin utancını dinlemeyeceğim
kaçmayı tercih ettin - hep aynısın
melekler kontrolü sağlamak için yalan söylerler.
sevgim uzun zaman önce cezalandırıldı
eğer hâlâ önemsiyorsan bunu bilmeme izin verme
eğer beni hâlâ umursuyorsan, bilmeme izin verme!
tüm sırlarını tenimin içine göm
masumiyetinle beraber uzaklaş ve günahlarımla beni yalnız bırak
etrafımdaki hava hâlâ bir kafesteymişim gibi hissettiriyor
ve aşk yalnızca öfkeye benzeyen bir kamuflaj yine.
bu yüzden eğer beni seviyorsan, bırak gideyim
ve ben fark etmeden önce uzaklaş
kalbim bunu umursayamayacak kadar karanlık
burada olmayan bir şeyi yok edemem
beni kaderime teslim et
eğer yalnız başımaysam nefret de edemem
ve ben sana sahip olmayı hak etmiyorum.
gülümsemelerim uzun zaman önce benden alındı
eğer değiştirebilseydim bunu asla bilmemeyi dilerdim
hâlâ mektuplarını dudaklarımın arasına sıkıştırıyorum
ve onları her öpücüğün tadını çıkarabilecek şekilde tüm parçalarımda yaşatıyorum
ışığın olmadan hayatla yüzleşmeyi başaramadım
ama sen savaşmayı reddettiğinde, hepsi parçalara ayrıldı
bu yüzden nefesini boşa harcama, seni duymayacağım
bunu açıkça belirttiğimi düşünüyorum
sen sevecek kadar nefret edemedin
peki, bu yeterli mi?
keşke hiçbir zaman arkadaşım olmasaydın
böylece her şey bittiğinde canını yakabilirdim
bir aziz olduğumu asla iddia etmedim.
kendimi uzun zaman önce sürgün ettim
gitmene izin vermek için umudumun sonra ermesi gerekliydi
bu yüzden kendini taşlarım karşısında parçalara ayır
ve merhametini ruhuma tükür.
hiç yardıma ihtiyacın olmadı
sadece kendini kurtarmak için beni sattın
ve senin utancını dinlemeyeceğim
kaçmayı tercih ettin - hep aynısın
melekler kontrolü sağlamak için yalan söylerler.
sevgim uzun zaman önce cezalandırıldı
eğer hâlâ önemsiyorsan bunu bilmeme izin verme
eğer beni hâlâ umursuyorsan, bilmeme izin verme!
devamını gör...
çaya şeker atmadan içen kişi
çay dediğin şekersiz içilir, hem şeker atmazsan çayın yanında tatlı bir şey yersen daha çok keyif alırsın
devamını gör...
boşanan kadının davul zurna ile kutlama yapması
ben böyle bir ablanın kardeşini seveceğim ya da annenin oğlunu seveceğim diye çok korkuyorum biliyünüz mü? yemin ederim şu ülke toprakları içinde şöyle ağız tadıyla birinden hoşlanamıyorum. çünkü tanışıyorsun adamla, saygılı, özenli, kasıntı biri değil. ne bileyim iyi eğitimli, güzel bir mesleği var. anasını ziyarete gidiyor, o ara da özlüyor bir kenarda arayıp fısır fısır konusuyor seninle. kapı bir açılıyor sanki kırıldı ha. oradan duyuyorum. kapı çalmak yok. o mu diye soruyor, o mu? o mu aradı? içeri gelsene hadi. bak ne yemekler yaptım sana. gelsene. anasına bakıyorsun ve soğuyorsun adamdan. başıma gelecekleri anlıyorum çünkü.
mesela her şey gösterişli şekilde yapılacak. düğün mesela, çok gösterişli olmak zorunda. istemezsen ayrıl oğlum bundan diyip tüm aile kadınları olay çıkarır. takılar gösterişli şekilde takılıyor. sıraya giriyorlar, herkesin ne taktığı ortada. pasta geliyor, 10 katlı, o da gösterişli. gelinlikler, gösterişli. düğüne gelen insanların saçları ve kıyafetleri gösterişli. davullar ve zurnalar, belki ortaya saçılan paralar ve dahi oyun havaları. duvara çıkan halay başı, yerlere en son gücüyle vurulan ayaklar, bir anda kaldırılan kollar. her şey çok gösterişli, gürültülü, seyircili.
evleniyorsun. kocişle yapılan kahvaltı qeyifsileri, koçişle banyo ve olabildiğine seks qeyifsileri. öncesinde çeyizi sermişsin, liflerden tut sabahlıklara kadar sergileniyor orada. jartiyerler saklanıyor ama, ayıp çünkü fanteziler ama sadece 1 ay giyip yüzüne bakmayacağı saten geceliklerin bir ayıbı yok. ilk gece sonrası ablası girer belki eve, bir yıkanmadan görsün bakalım kanlı çarşafı. ben damadına penislik ören teyze gördüm. üşümesin diye mi bilmiyorum. boyutunu falan affedersiniz nasıl hesapladı bilemem ama çeyize koymak için yapmıştı. ergendik, arkadaşın anasıdır diye de gülememiştik çok. aklımız da almamıştı daha 17 yaşındayız. kaç yaşına geldim hâlâ onun tam olarak ne işe yaradığını çözemedim. kanlar, cinsel organlar falan bile ailelerin bilgisi dahilinde hep.
sonra çocuk oluyor. o da gösterişli hastane odalarında süslenmiş şekilde sergileniyor. komşular geliyor, dualar ediliyor. biri de ulan komşu doyurmak yerine şu yemekleri yoksullara dağıtalım, evde kendimiz dua okuruz, demiyor. amaç sevap kazanmak ya da dua edilmesi değil, komşulara biz yapabiliyoruzu göstermek. kurban kesemediği için komşulara rezil olduğunu söyleyen kadının olayları boşanmaya kadar götürmesi mesela. ya da ailesine eşi ile gösteriş yapamayan adamın o gece eşini dövmesi. hepsi bahsettiğim insan tiplerine özel.
ve sonra bir gün işler iyi gitmiyor. ayrılma noktasına geliyorsun. önce aileler oturup iknaya çabalıyor ve sonra birbirlerine giriyorlar. erkek tarafı kızın çeyizlerinden işlerine yaramayan kısımları kamyonlarla getirip bağırarak kapının önüne getiriyor. bakın benim oğlum bıraktı bunu demek için yapıyorlar bunu. kız tarafı dedikodu çıkarıyor, damat erkeklik görevini yerine getiremiyor diyor, kızımız o nedenle ayrıldı. evlenme programına katılan kadin 3 eşimin ereksiyon problemi vardı diyor mesela, bakireyim diye ekliyor. böyle bir tesadüf olmayacağına göre nasıl mümkündür? değildir ama çamur at izi kalsın. bakirelik bile bir tür gösteriş aracı.
bu olay son noktası işte. tüm bu gösterişin geldiği son nokta. boşanma sonrası davullarla kutlama. bakın onu ben istemedim, hiç etkilemiyor bu süreç beni diye komşulara hava atmaktan başka bir şey değil.
oysa bir anne ve babanın önceliği kendi hırsları değildir, olamaz. öncelik her zaman çocuklar olmalı. çocukları bile birbirlerine nefretleri ya da cilveleri için kullanacak insanlara elbette çocuk hakları üzerine ders vermek mümkün de değildir. ha elbette bu hanimefendi yazdığım hiçbir şeyi kabul etmeyecek, o kesimden olduğunu düşünmeyecek, bunu sadece bir zafer kutlaması olarak lanse edecektir ancak ben yine de hadi oradan demek istiyorum.
ne olursa olsun mahkemenin uygun gördüğü aylık 2 gün ile babalarını görmelerine karar verilmiş çocukların fikri alındı mı bu gösteri öncesinde? bu çocukların eğitim ve sosyal hayatlarına eşlik eden akranların bu gösteriye ne tepki verecegi bir an düşünüldü mü? çocuklar evet dediyse psikolojileri aslında ne kadar sağlıklıdır?
hanım! hanım! ben şiddete uğradım ve çocuklarım bunu gördü denilmesi haklı bir bahanedir ancak bu şekilde duygusal zarara uğratılmış çocukların psikolojik gelişimi için o parayı harcamak yine daha uygun olacaktır.
ablayla kendi kafamda kavga ediyorum ahahah. iyice şizofrene bağladım. valla kendi kafamda bunları yaşıyorsam ben de az değilim ha.
neyse efendim, başa dönelim, ne zaman bir adamdan hoşlansam hep şunu düşünürüm. boşanma davası açtığımız zaman eşyalarım evimin kapısına annesi ve ablası tarafından gürültülü şekilde bırakılır mı? oğullarından ayrıldım diye sokakta oynarlar mı? sonra sessizce kendi hayatıma döner ve yalnızlığımı daha çok severim.
ayrıca bu kutlamayı aile arasında sessizce halletmek yerine sokakta yapmayı normal bulanlar insanlara ders vermek yerine oturup bir düşünmeli. gerekirse çevresini değiştirmeli. tabii.
mesela her şey gösterişli şekilde yapılacak. düğün mesela, çok gösterişli olmak zorunda. istemezsen ayrıl oğlum bundan diyip tüm aile kadınları olay çıkarır. takılar gösterişli şekilde takılıyor. sıraya giriyorlar, herkesin ne taktığı ortada. pasta geliyor, 10 katlı, o da gösterişli. gelinlikler, gösterişli. düğüne gelen insanların saçları ve kıyafetleri gösterişli. davullar ve zurnalar, belki ortaya saçılan paralar ve dahi oyun havaları. duvara çıkan halay başı, yerlere en son gücüyle vurulan ayaklar, bir anda kaldırılan kollar. her şey çok gösterişli, gürültülü, seyircili.
evleniyorsun. kocişle yapılan kahvaltı qeyifsileri, koçişle banyo ve olabildiğine seks qeyifsileri. öncesinde çeyizi sermişsin, liflerden tut sabahlıklara kadar sergileniyor orada. jartiyerler saklanıyor ama, ayıp çünkü fanteziler ama sadece 1 ay giyip yüzüne bakmayacağı saten geceliklerin bir ayıbı yok. ilk gece sonrası ablası girer belki eve, bir yıkanmadan görsün bakalım kanlı çarşafı. ben damadına penislik ören teyze gördüm. üşümesin diye mi bilmiyorum. boyutunu falan affedersiniz nasıl hesapladı bilemem ama çeyize koymak için yapmıştı. ergendik, arkadaşın anasıdır diye de gülememiştik çok. aklımız da almamıştı daha 17 yaşındayız. kaç yaşına geldim hâlâ onun tam olarak ne işe yaradığını çözemedim. kanlar, cinsel organlar falan bile ailelerin bilgisi dahilinde hep.
sonra çocuk oluyor. o da gösterişli hastane odalarında süslenmiş şekilde sergileniyor. komşular geliyor, dualar ediliyor. biri de ulan komşu doyurmak yerine şu yemekleri yoksullara dağıtalım, evde kendimiz dua okuruz, demiyor. amaç sevap kazanmak ya da dua edilmesi değil, komşulara biz yapabiliyoruzu göstermek. kurban kesemediği için komşulara rezil olduğunu söyleyen kadının olayları boşanmaya kadar götürmesi mesela. ya da ailesine eşi ile gösteriş yapamayan adamın o gece eşini dövmesi. hepsi bahsettiğim insan tiplerine özel.
ve sonra bir gün işler iyi gitmiyor. ayrılma noktasına geliyorsun. önce aileler oturup iknaya çabalıyor ve sonra birbirlerine giriyorlar. erkek tarafı kızın çeyizlerinden işlerine yaramayan kısımları kamyonlarla getirip bağırarak kapının önüne getiriyor. bakın benim oğlum bıraktı bunu demek için yapıyorlar bunu. kız tarafı dedikodu çıkarıyor, damat erkeklik görevini yerine getiremiyor diyor, kızımız o nedenle ayrıldı. evlenme programına katılan kadin 3 eşimin ereksiyon problemi vardı diyor mesela, bakireyim diye ekliyor. böyle bir tesadüf olmayacağına göre nasıl mümkündür? değildir ama çamur at izi kalsın. bakirelik bile bir tür gösteriş aracı.
bu olay son noktası işte. tüm bu gösterişin geldiği son nokta. boşanma sonrası davullarla kutlama. bakın onu ben istemedim, hiç etkilemiyor bu süreç beni diye komşulara hava atmaktan başka bir şey değil.
oysa bir anne ve babanın önceliği kendi hırsları değildir, olamaz. öncelik her zaman çocuklar olmalı. çocukları bile birbirlerine nefretleri ya da cilveleri için kullanacak insanlara elbette çocuk hakları üzerine ders vermek mümkün de değildir. ha elbette bu hanimefendi yazdığım hiçbir şeyi kabul etmeyecek, o kesimden olduğunu düşünmeyecek, bunu sadece bir zafer kutlaması olarak lanse edecektir ancak ben yine de hadi oradan demek istiyorum.
ne olursa olsun mahkemenin uygun gördüğü aylık 2 gün ile babalarını görmelerine karar verilmiş çocukların fikri alındı mı bu gösteri öncesinde? bu çocukların eğitim ve sosyal hayatlarına eşlik eden akranların bu gösteriye ne tepki verecegi bir an düşünüldü mü? çocuklar evet dediyse psikolojileri aslında ne kadar sağlıklıdır?
hanım! hanım! ben şiddete uğradım ve çocuklarım bunu gördü denilmesi haklı bir bahanedir ancak bu şekilde duygusal zarara uğratılmış çocukların psikolojik gelişimi için o parayı harcamak yine daha uygun olacaktır.
ablayla kendi kafamda kavga ediyorum ahahah. iyice şizofrene bağladım. valla kendi kafamda bunları yaşıyorsam ben de az değilim ha.
neyse efendim, başa dönelim, ne zaman bir adamdan hoşlansam hep şunu düşünürüm. boşanma davası açtığımız zaman eşyalarım evimin kapısına annesi ve ablası tarafından gürültülü şekilde bırakılır mı? oğullarından ayrıldım diye sokakta oynarlar mı? sonra sessizce kendi hayatıma döner ve yalnızlığımı daha çok severim.
ayrıca bu kutlamayı aile arasında sessizce halletmek yerine sokakta yapmayı normal bulanlar insanlara ders vermek yerine oturup bir düşünmeli. gerekirse çevresini değiştirmeli. tabii.
devamını gör...
teknoloji ve tasarım dersi
genellikle uyuz hocalar tarafından verilen derstir. en azından benim gördüğüm kadarıyla.
ama eğer değer verilirse oldukça yararlı olabilecek bir derstir. belki de geleceğin tasarımcıları bu dersin dikkate alınmaması ve hocaların uyuz olması sebebiyle boşlukta kayboluyor.
ama eğer değer verilirse oldukça yararlı olabilecek bir derstir. belki de geleceğin tasarımcıları bu dersin dikkate alınmaması ve hocaların uyuz olması sebebiyle boşlukta kayboluyor.
devamını gör...
kavimler göçünü başlatan cümle
nerde hareket orda bereket.
devamını gör...
kız isterken annenin laik atak geçirmesi
allah'ın emri peygamberin kavliler, hayırlısı olsunlar, nasipler, kısmetler, selamlar, dualar vs. derken annenin dayanamayıp burası atatürk'ün kurduğu laik bir ülke inancınızı belli edemezsiniz ne yaşıyorsanız içinizde yaşayacaksınız böyle konuşacaksanız yallah arabistan'a diyerek misafir olduğumuz kız tarafını kendi evlerinden kovması durumudur. rezil olduk. evet.
devamını gör...
yazarların bugüne kadar hissettiği en büyük fiziksel acı
henüz daha yürümeyi yeni öğrenmiş mink bir çocukken elime düşen ütü. hastaneye götürüldüğümde doktor parmaklarımdaki eti çekmiş artık bir işe yaramaz diye ve ben çığlıklarla inletmişim hastaneyi. annem tabii dayanamayıp kızmış doktora, kucağına alıp eve götürmüş.* bütün elim yandığı hâlde yalnızca etimi cımbızla çektiği iki parmağımda iz kaldı.
ah ah... o doktoru bulsam da parmaklarımda kalan izden yüzüne dövme yapsam.
ah ah... o doktoru bulsam da parmaklarımda kalan izden yüzüne dövme yapsam.
devamını gör...
sevdiği erkeğe çiçek alan kadın
* (!)
sokakta yürürken köşe başındaki çiçekçi önünde bahar kokusu alıp bunu en sevdiği insanla paylaşmak isteyen kadındır. ama öyle suni görünümlü güller falan değil; sümbüller, yaseminler... papatyalardan taç örebilen adama, onları koklamak da çok yakışmıştır.
sokakta yürürken köşe başındaki çiçekçi önünde bahar kokusu alıp bunu en sevdiği insanla paylaşmak isteyen kadındır. ama öyle suni görünümlü güller falan değil; sümbüller, yaseminler... papatyalardan taç örebilen adama, onları koklamak da çok yakışmıştır.
devamını gör...
