naif bir adamdır. bu sabaha onun aşağıdaki şarkısıyla başladım.
nedir derdin söyle diye
bir gün bana sormadın
yüzüme bakmadın

anla beni sevgilim
bıraktım seni kal, hoşça kal

bugünlerin, yarınları var
gidiyorum ben, sen hoşça kal

devamını gör...

olur biter,
geçer gider.
ama canımı yaka yaka yutkunduğum şeyler var.
olup bitmeyen,
geçip gitmeyen.
zaman zaman yine uykusuzluk çekiyorum ama...
çok da takılmıyorum artık bu uyku konusuna,
uyuyunca geçmeyen şeylerin olduğunu anladığımdan bu yana.

cahit sıtkı tarancı
devamını gör...

her şeye plandemi diyenler, o aşının içinde biontech veya sinovac olmadığına inanacak mı?
bidonlarla gelip, ampullerere doldurulmadığı ne malum.
benim, devlete güvenim tam da bir tür ikna taktiği olabilir mi diye bir an aklıma gelmedi değil.
bana ilaç olsun, aşı olsun yeter, yerli yabancı takıntım yok.
ucunda, pandemi finali varsa, çipi olsa razıyım. bana bir şey olmaz evelallah.
devamını gör...

meriç ne demek diye beni düşündüren başlık.
devamını gör...

kalabalık evde, anası tüm sütü sütlaç yapınca, aldığı kutu sütü korumaya çalışan, amacı uzamak olan bir ergen yazısı.
iyi ki sümerler yazıyı icat etmiş. *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

''sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin,
sana kafir dediler, diş biledim hakka bile.''
devamını gör...

kaybetmekten korkup kandırmaya çalışmaktır. fakat kandırmak kaybetmenin en büyük sebeplerinden biridir.
devamını gör...

"acı çekmek ruhun fiyakasıdır."

acı çekmek bir bağımlılıktır. nasıl ki bedenimizi terbiye etmek , dinç kalmak, daha iyi görünmek veya daha sağlıklı yaşamak için bedenimizi yormamız; 150 kilogram ile bench press yapmamız , günde 8 km koşmamız veya plates topunun üstünde zıplamamız gerekiyorsa ruhumuzu dinç tutmanın yolu da düzenli olarak acı çekmektir. belirli periyodik aralıklarla yaptığımız fiziksel aktiviteyi yapmayı bir anda kestiğimizde hem fiziksel hem de psikolojik bir boşluğa düşeriz, binaenaleyh acı çekmediğimiz zaman da elimiz ayağımız titreyecek, yoksunluk hissi beynimizin içinde dönüp duracaktır.

acı çekmeye alışmış bir insan, acı çekilen konunun unutulması veya durumun düzelmesi sayesinde bir rahatlamaya ulaşır. bu rahatlama hissi acı çekmesi sayesinde oluşmuştur. bunun tersi durumda, acı çekmeyen insan sürekli keyif halindedir ancak bunun farkında değildir. çünkü acıyı tatmadığı için içinde olduğu durumun güzelliğini içselleştirememiştir. n.ş.a'da periyodik olarak acı çeken insanı ele aldığımızda, acı çekme durumundan kurtulduğu anda keyif parametresindeki ani yükseliş inanılmaz bir haz vermektedir. işte acı çekmediğimiz zaman oraya buraya sataşıp kırılıp paramparça olmaya çalışmamızın sebebi budur.

son olarak konuyla ilgili düşüncelerimin gelişmesinde bana yardımcı olan , serdar ortaç'ın muhteşeme yakın şarkısında söylediği şu sözlerle tanımımı noktalamak istiyorum:

masumum, dışarıdan daha masumum
maalesef, bunun için sana mecburum
yüksek uçan kuşun, yüreği sarhoşun
acı çeker gibi, kölesi olmuşum
devamını gör...

tiyatroda sahnede unutulan replikleri seyircilere duyurmadan söyleyerek oyuncuya hatırlatma işi.
devamını gör...

şu aralar sürekli aklımdan geçirdiğim cümledir. param olsaydı;
-piyano alırdım.
-keman kursuna başlardım.
-kendime bir sürü boya alırdım.
-duvarımı kocaman bir kitaplık haline getirirdim.
-bir sürü kitap alırdım.
-insanlara hediyeler alır onları mutlu ederdim.
sanırım bunları yapmak için bir süre daha çalışmam gerekiyor..
devamını gör...

1992 tarihli orhan oğuz'un yönetmenliğini yaptığı yeraltı ve drama türündeki film. beyoğlu'nun arka sokakları ile yolda karşılaştığımızda kafamızı çevirdiğimiz, görmek istemediğimiz hatta varlıklarından bile rahatsız olduğumuz insanların hikayesi. bu filmi türk sinemasında bu kadar güçlü yapan şey, birbirine tutunan insanlar benzerliklerinden dolayı değil, aslında farklılıklarından dolayı bir aradalar ve birbirlerinden farklı olmalarına rağmen biz normal insanların(!) gözünde aslında aynılar, kusurlular. bu açıdan gayet güçlü bir mesajı olan film, fikret kuşkan ve mevlüt demiryay'ın muazzam performansı ile birleşince ortaya da kendi janrasında kült bir film çıkıyor.
devamını gör...

birkaç aylık sar oradan abicim.
devamını gör...

giriyoz da noluyo cevap veren, şukulayan mı var pehhh.
devamını gör...

“aşk...
doğru duyguların en vazgeçilmezi!
ama aynı zamanda en çok acı vereni...
ve en gururlu olanıdır.”

canan tan “yüreğim seni çok sevdi” kitabından.
devamını gör...

bazen dejavu ile birbirine karışıyor galiba ama rüyamda gördüğüme emin olduğum bir olay oluyor.önce anımsatıcı bir durum oluyor ve şak diye aklım uyanıyor.devamında yaşadığım her şey tam olarak rüyada olduğu gibi oluyor.yani şaşırmam gereken duruma şaşıramıyorum fakat bu yaşanmışlık tekrarına şaşırıyorum.
böyle durumlarda zamanın düz bir çizgi gibi değil de iç içe geçmiş döngüsel parçalardan oluştuğuna dair ortaya attığım hipoteze atıfta bulunuyorum.
devamını gör...

kanzuk: içerde misin?
pembekriko: içerdeyim patron.
devamını gör...

bazen gerekli oluyor ya evet her şeyi like edemeyiz sevgili adminler
devamını gör...

ımdb top 50 - ımdb top 100 - ımdb top 250 sıralamalarında, tüm zamanların en iyi filmi olmayı 9.3/10 puanla dibine kadar hak eden, frank darabont tarafından senaryosu yazılmış ve yönetilmiş, başrollerini tim robbins ve morgan freeman'ın paylaştığı, 1994 yapımı dram/polisiye/gizem tarzında efsane filmdir. türkiye'de film esaretin bedeli ismi ile yayınlanmıştır. filmin uyarlandığı eser ise stephen king'in rita hayworth ve shawshank'in kefareti kitabıdır. 1994'teki oscar ödülleri törenine 7 dalda aday gösterilen bu film, en iyi film ödülünü tom hanks'in oynadığı forrest gump'a kaptırmıştır.

film, tim robbins ve morgan freeman'ın üstün başarılı oyunculuklarının yanı sıra bir çok yardımcı karakterde de aynı üstün başarıyı göstermiş ve bir başyapıt olarak sanat dünyasında yerini en üste taşımıştır. filmin neredeyse tamamı pek iç açıcı olmayan bir hapishanede çekilmiş olsa da görüntü yönetmeni roger deakins'in ustalığı sayesinde her sahnesi ayrı bir hava ve güzellik içermektedir. baştan sona tüm sahneleriyle akıllara kazınsa da dikkatimi çeken bir nokta oldu. şöyle ki;

morgan freeman'ın canlandırdığı red karakterinin hapishaneden çıktığı sahnede kamera içeriden dışarıyı gösterirken, james whitmore'un canlandırdığı brooks'un çıktığı sahnede kamera dışarıdan içeriyi göstermektedir. hatta kapıdaki parmaklıkların gölgesinin brooks'un önüne düştüğünü görüyoruz. bu da brooks'un, red'in aksine hâlâ esaretten kurtulamadığını, kurtulamayacağını; dışarıdaki hayatının, hapishanenin ve esaretinin gölgesinde kalacağını temsil ediyor fikrimce. bu da brooks'un esaretinin bedelidir.
devamını gör...

geçen gün telegramdan aldığım ilginç mesaj. bir süre evvel bir hanım kızımız için nickaltı girmiştim, meğer manitusu da burdaymış. kızmış çok. araları bozulmuş. rica etti benden. sildim tabi. delağanlıyız sonuçta. kimsenin manitusunda gözümüz yok.
devamını gör...

votkamı aldım dinliyorum, ne demek kahve veya bira. rusları zor tutuyorum, putin hatta! skandal, votkaya yapılan tarihi bir hakaret söz konusu!!
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim