intihar girişiminde bulunan sözlük yazarı
kendinizi yargılamayı bırakın dostlarım, insan bu dünyada en çok kendisine acımasızca davranıyor ama şu teknik işe yarıyor. sevdiğiniz bir arkadaşınız sizinle aynı durumda olsa ona nasıl davranırdınız, neler söylerdiniz, işte kendinize karşı, sevdiğiniz bir arkadaşınıza davrandığınız gibi daha nazik, coşkulu, kusurlarına karşı hoşgörülü ve niteliklerini takdir eder tarzda davranın. şimdi zor bir durumu özellikle sizi bezdirmek için uydurulmuş bir felaket olarak değil de, öğrendiğiniz becerileri test edebilme, olumsuz düşüncelerinizle mücadele edebilme, güçlerinizi tekrar toparlayabilme ve yaşamla baş edebilmek için yeteneklerinize duyduğunuz güveni tazeleyebilme fırsatı olarak görün. bir de böyle deneyin dostlarım, yok ben bu kadarını yapacak durumda değilim diyorsanız da size sıradışı bir teknik önereyim: buradan
devamını gör...
yeni çıkan şarkılar
ben de az önce bu başlığı açmayı düşünüyordum.
birileri benden çok yaşayacak.
ilgi görmemesi ilginç geldi.
aslında bold olması gereken bir başlık.
neyyyse
*
dün radyoda bir şarkı duydum.
o an bunu bir daha dinlerim diye düşündüm.
müsait olunca bakındım bir yerde bulamadım.
çocukları seferber ettim.
onlar da bulamadı.
yok anacım dediler.
açtım aynı radyoyu bulacam seni
şarkım dedim ve buldum.*
ama yani, yeni şarkı duyanlar,
yazın canım buraya,
sözlüğün misyonuna yaraşır bir başlık,
arşiv gibi olur,
10 sene sonra bakarız duygulanırız.
ben yazıyorum,
sizden de bekliyorum,
oturmaya mı geldiniz?
vera
cam kenarı
birileri benden çok yaşayacak.
ilgi görmemesi ilginç geldi.
aslında bold olması gereken bir başlık.
neyyyse
*
dün radyoda bir şarkı duydum.
o an bunu bir daha dinlerim diye düşündüm.
müsait olunca bakındım bir yerde bulamadım.
çocukları seferber ettim.
onlar da bulamadı.
yok anacım dediler.
açtım aynı radyoyu bulacam seni
şarkım dedim ve buldum.*
ama yani, yeni şarkı duyanlar,
yazın canım buraya,
sözlüğün misyonuna yaraşır bir başlık,
arşiv gibi olur,
10 sene sonra bakarız duygulanırız.
ben yazıyorum,
sizden de bekliyorum,
oturmaya mı geldiniz?
vera
cam kenarı
devamını gör...
çikolataya en çok yakışan şey
kesinlikle çam fıstığıdır.
üstüne tanımam.
üstüne tanımam.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının favori yara izleri
efendim daha önce favori yara izimi anlatmıştım. bu ikinci favorim ve aynı zamanda da aldığım en kötü iltifatın sebebidir.
zaman; lisans eğitimimin yine çılgın geçen bir vize haftasının son teslimi. tüm çalışmalar bitmiş sadece paspartusunu yapıp eve gidip bayılacağım.
-şimdi bundan sonrası kan görünce içi bir tuhaf olanlar için sakıncalı olabilir baştan söyleyeyim-
kağıdın kenarında pütürcükler kalmaması için falçatayı tek seferde ve hızlı şekilde çekmek gerekiyor ki kağıt jilet gibi olsun. amma ve lakin benim t cetvelim metal değil pleksi olduğu için ve daha öncesinde fark etmediğim minik bir çentik açıldığı için maket bıçağı o yola girip cetvelin ve benim sol başparmağımın üzerinden büyük bir hızla geçti. parmağımın ve tırnağımın ortadan ikiye ayrılmasına rağmen benim tek derdimin günlerdir uğraştığım çalışmanın kan lekesi olması olduğunu itiraf etmem gerekiyor ancak bu daha çok bu tarz şeyler kendi başıma geldiğinde inanılmaz bir sakinlikle karşılamamdan. yoksa ruhastası değilim. valla. neyse efendim yere iri bir ceviz büyüklüğünde kan damlalarının çok hızlı bir şekilde arka arakaya damlamasından mütevellit arkadaşlarımdan birisi koca resim kağıdını parmağıma sardı (ki bunun için daha sonrasında hemşirelerden güzel bir azar işittim) ve beni hastaneye götürmek için sürüklemeye başladı. ben parmağımda 35x50 santim bir kağıtla hastaneye sürüklenirken bir kaç metre sonra kan kaybının tahminimden fazla olduğunu hissettim çünkü gözlerim kararmaya ve kulaklarım uğuldamaya başlamıştı. daha önce bir kaç kere bayıldığım ve kafamı betona çok sağlam çarptığım için (eheh bu yüzden mi böylesin esprisi yapanın kalbini kırarım) bir de o anda pekmezi akıtmamak için yanımdaki arkadaşıma sakince birazdan bayılacağımı haber verdim. tabi kendisi bunu "sakın bayılma!" diyerek bertaraf etmeye çalıştı. ki bence de çok makul bir talep ancak yine kendisine oldukça sakin bir şekilde bunun kontrol edebileceğim bir şey olmadığını anlatmaya başladım. zaten o noktada görme yetimi tamamen kaybetmiştim. neyse sağ olsun beni kucaklayıp hastaneye kadar taşıdığı için buradan kendisine bir şey demek istemiyorum çünkü oldukça ufak tefek de olsam o kadar merdiveni kucağında birisi ile tırmanmanın hoş bir deneyim olmadığını tahmin ediyorum.
acile vardığımızda hemşireler tarafından devasa resim kağıdından söylenile söylenile kurtarıldım, sedyeye yatırıldım ayaklarım havaya kaldırıldı falan, dikiş atılması gerekli hazırlıklar yapılırken doktor bey geldi. o arada ben görme yetime tekrar kavuştuğum için büyük bir merakla neler yaptıklarını izlemeye başladım tabii. doktor sürekli "kafanı diğer tarafa çevir!" dese de ben merakıma yenik düşüp milim milim operasyonun yapıldığı tarafa dönüyordum. vallahi mazoşist değilim ya! bir daha ne zaman nasıl dikiş atıldığını bu kadar yakından izleme şansına sahip olabilirim belli değildi sonuçta! neyse sonunda doktor bey benden yılıp iki tane hemşireyi bir örtüyü önümde perde gibi tutmaları için görevlendirerek biraz beni küstürdü.
sonra sanıyorum gönlümü almak istedi ki "daha önce ellerinin çok güzel olduğunu söyleyen olmuş muydu?" diye bir soru yöneltti. operasyon esnasında beni merak edip beş dakikada bir endişe ile giren erkek arkadaşlarımı kovalayıp "benden daha popülersin haa" dediği halde bana yürümediğinden eminim ve bu tarz bir durumda iltifat beklemediğim için bi on saniye mavi ekran verdim. sonrasında erörüm devam ediyor olsa gerek ki "eeeeeöööö evet?" diyebildim sadece. "ama benim kadar emin olarak söyleyen olmamıştır çünkü ben hem dışını hem içini gördüm eheh" dedi*.
ellerin de çok güzelmiş, normal dikiş yerine estetik dikiş atalım diye beni mi yedin bilmiyorum çünkü yara izi kabak gibi görünüyor. seni unutmayayım diye yaptıysan vallahi espri yeterliydi. şimdiye kadar daha kötüsünü yapan olmadı çünkü. sevgili doktor amca yara izine baktıkça seni anıyorum.
zaman; lisans eğitimimin yine çılgın geçen bir vize haftasının son teslimi. tüm çalışmalar bitmiş sadece paspartusunu yapıp eve gidip bayılacağım.
-şimdi bundan sonrası kan görünce içi bir tuhaf olanlar için sakıncalı olabilir baştan söyleyeyim-
kağıdın kenarında pütürcükler kalmaması için falçatayı tek seferde ve hızlı şekilde çekmek gerekiyor ki kağıt jilet gibi olsun. amma ve lakin benim t cetvelim metal değil pleksi olduğu için ve daha öncesinde fark etmediğim minik bir çentik açıldığı için maket bıçağı o yola girip cetvelin ve benim sol başparmağımın üzerinden büyük bir hızla geçti. parmağımın ve tırnağımın ortadan ikiye ayrılmasına rağmen benim tek derdimin günlerdir uğraştığım çalışmanın kan lekesi olması olduğunu itiraf etmem gerekiyor ancak bu daha çok bu tarz şeyler kendi başıma geldiğinde inanılmaz bir sakinlikle karşılamamdan. yoksa ruhastası değilim. valla. neyse efendim yere iri bir ceviz büyüklüğünde kan damlalarının çok hızlı bir şekilde arka arakaya damlamasından mütevellit arkadaşlarımdan birisi koca resim kağıdını parmağıma sardı (ki bunun için daha sonrasında hemşirelerden güzel bir azar işittim) ve beni hastaneye götürmek için sürüklemeye başladı. ben parmağımda 35x50 santim bir kağıtla hastaneye sürüklenirken bir kaç metre sonra kan kaybının tahminimden fazla olduğunu hissettim çünkü gözlerim kararmaya ve kulaklarım uğuldamaya başlamıştı. daha önce bir kaç kere bayıldığım ve kafamı betona çok sağlam çarptığım için (eheh bu yüzden mi böylesin esprisi yapanın kalbini kırarım) bir de o anda pekmezi akıtmamak için yanımdaki arkadaşıma sakince birazdan bayılacağımı haber verdim. tabi kendisi bunu "sakın bayılma!" diyerek bertaraf etmeye çalıştı. ki bence de çok makul bir talep ancak yine kendisine oldukça sakin bir şekilde bunun kontrol edebileceğim bir şey olmadığını anlatmaya başladım. zaten o noktada görme yetimi tamamen kaybetmiştim. neyse sağ olsun beni kucaklayıp hastaneye kadar taşıdığı için buradan kendisine bir şey demek istemiyorum çünkü oldukça ufak tefek de olsam o kadar merdiveni kucağında birisi ile tırmanmanın hoş bir deneyim olmadığını tahmin ediyorum.
acile vardığımızda hemşireler tarafından devasa resim kağıdından söylenile söylenile kurtarıldım, sedyeye yatırıldım ayaklarım havaya kaldırıldı falan, dikiş atılması gerekli hazırlıklar yapılırken doktor bey geldi. o arada ben görme yetime tekrar kavuştuğum için büyük bir merakla neler yaptıklarını izlemeye başladım tabii. doktor sürekli "kafanı diğer tarafa çevir!" dese de ben merakıma yenik düşüp milim milim operasyonun yapıldığı tarafa dönüyordum. vallahi mazoşist değilim ya! bir daha ne zaman nasıl dikiş atıldığını bu kadar yakından izleme şansına sahip olabilirim belli değildi sonuçta! neyse sonunda doktor bey benden yılıp iki tane hemşireyi bir örtüyü önümde perde gibi tutmaları için görevlendirerek biraz beni küstürdü.
sonra sanıyorum gönlümü almak istedi ki "daha önce ellerinin çok güzel olduğunu söyleyen olmuş muydu?" diye bir soru yöneltti. operasyon esnasında beni merak edip beş dakikada bir endişe ile giren erkek arkadaşlarımı kovalayıp "benden daha popülersin haa" dediği halde bana yürümediğinden eminim ve bu tarz bir durumda iltifat beklemediğim için bi on saniye mavi ekran verdim. sonrasında erörüm devam ediyor olsa gerek ki "eeeeeöööö evet?" diyebildim sadece. "ama benim kadar emin olarak söyleyen olmamıştır çünkü ben hem dışını hem içini gördüm eheh" dedi*.
ellerin de çok güzelmiş, normal dikiş yerine estetik dikiş atalım diye beni mi yedin bilmiyorum çünkü yara izi kabak gibi görünüyor. seni unutmayayım diye yaptıysan vallahi espri yeterliydi. şimdiye kadar daha kötüsünü yapan olmadı çünkü. sevgili doktor amca yara izine baktıkça seni anıyorum.
devamını gör...
mebus paltosu
kendisine zirve boyunca 8 kez falan nickini sordum bir kere de dönüp "senin iq'un mu düşük ablacım" demedi. hayır bi' de bu kadar yaratıcı bir nicki nasıl unutursun yani. yeni pp önerimi de dikkate almadı ama bırakayım yine de buraya. bence yeterince bastırırsak değerlendirebilir. canı sağolsun. takipteyiz.
devamını gör...
dertlendiren şarkılar
eskimeyen, eskitilmek istenmeyen anılar için icat edilmiş şarkı sanki.
kimseye etmem şikayet
kimseye etmem şikayet
devamını gör...
20 aralık 2021 ani kur ve altın düşüşü
hükümet karşıtları akıllanır mı mı?... piyasanın bu kadar güvensiz, bu kadar değişken olduğu günlerde, hem de piyasalar kapalıyken yaşanan bu gelişmeler karşısında akıl sağlığınızı nasıl koruyorsunuz hükümet yandaşları?
reis konuşmuşmuş da 14e inmiş.. 18e de ben konuşunca çıktı zaten..
reis konuşmuşmuş da 14e inmiş.. 18e de ben konuşunca çıktı zaten..
devamını gör...
halen türkiye'de yaşayan en klas insan
haluk bilginer.
devamını gör...
beşiktaş'ta sokakta seks yapanlara ev hapsi verilmesi
idam mı bekliyordunuz ? kuran kursunda çocuklara tecavüz edene 4 gün oda hapsi verilmişti. unuttunuz mu yoksa ?
devamını gör...
percewell
hakkında tanım yazılmamış yazar arkadaşımız için ilk siftah bana düştü. tanım, tespit ve eleştirileri gayet yerinde ve yapıcı olan, mutlak surette takip edilmeye, tanımlarının baştan sona okunmaya ve incelenmeye değer bulduğum saygılı, kibar ve hatırşinas bir sözlüktaşımız. kaleminin sürekli olmasını temenni ediyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
yılın bu vakitleri, bazı spesifik günler, ağlamak için yer arıyorum. dolup taşmışlık hissi sınırda geziyor ve içime çekiliyorum. kibarlaşıyorum, çevremi daha çok tölere etmeye başlıyorum. sanki mutlu etmeliymişim gibi, güçlü durması gereken kişi benmişim gibi. bu misyonu nasıl kazandım bilmiyorum ama bana ağır bir yük. neyse, keşke anlaşılsaydım. dizinde ağlayabileceğim, ağlamama karşı duygusuz, buna izin veren biri olsaydı.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
'kuş koysunlar yoluna'
bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu.
hep böyle mi bu?
bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer...
kafatasımın içini, bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden!
paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben.
oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.
niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına
niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
"öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş.
nilgün marmara
bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu.
hep böyle mi bu?
bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer...
kafatasımın içini, bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden!
paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben.
oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.
niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına
niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
"öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş.
nilgün marmara
devamını gör...
beş dil bilen insan
beş tane dil bilen dümdüz normal insandır.
dil öğrenme konusunda kabiliyetli birisidir.
aynı zamanda yazar arkadaşın az önce tanıştığı fransız beyefendidir.
dil öğrenme konusunda kabiliyetli birisidir.
aynı zamanda yazar arkadaşın az önce tanıştığı fransız beyefendidir.
devamını gör...
çay içince gerici kahve içince laik gibi hissetmek
bazen öyle hissediyorum ben kendimi. çay içince gerici hissediyorum, kahve içtiğimde de laik, ilerici, modern.
devamını gör...
feminizm çöplüktür
komik başlık. eminim ki feminizm hakkında bir kitap bile okumamış ergen bir erkek tarafından açıldı.
devamını gör...
sözlükten soğumak
soğumak da mümkün tabii
daha alışamadan
portakala dahi girmeden
oysa ne heyecanlıydı ilk günler
o ilk beğeniler
karşılıklı oylaştığın o yazar
unuttu mu yoksa artık seni
okumuyor değil mi eskisi gibi
kalmadı eski tadı biliyorum
sen yine de yaz arada
bakma sıfır beğeniye sıfır fava
okunuyor tanımların mutlaka*
akış desen çoktandır akmıyor
kimse eskisi gibi yazmıyor
başlıklar rafa kalkıyor
gidesim mi geliyor ne
soğuttular bizi sözlükten
yazıyorduk oysa gönülden
yolum düşmez artık buralara
giderim tez elden
soğuyan yazarın ahvali budur
muradını arar durur
küser sözlüğe
lanet eder
kim bilir
belki kafa iznindedir
belki kalbimizde...*
daha alışamadan
portakala dahi girmeden
oysa ne heyecanlıydı ilk günler
o ilk beğeniler
karşılıklı oylaştığın o yazar
unuttu mu yoksa artık seni
okumuyor değil mi eskisi gibi
kalmadı eski tadı biliyorum
sen yine de yaz arada
bakma sıfır beğeniye sıfır fava
okunuyor tanımların mutlaka*
akış desen çoktandır akmıyor
kimse eskisi gibi yazmıyor
başlıklar rafa kalkıyor
gidesim mi geliyor ne
soğuttular bizi sözlükten
yazıyorduk oysa gönülden
yolum düşmez artık buralara
giderim tez elden
soğuyan yazarın ahvali budur
muradını arar durur
küser sözlüğe
lanet eder
kim bilir
belki kafa iznindedir
belki kalbimizde...*
devamını gör...
yeşil-uzum
sayesinde bu akşam kaplumbağa terbiyecisi ile iyice bir hasret gidermiş oldum. tabloyu yakından görmeyeli epey zaman geçmişti.
devamını gör...
gece hortlayan yemek başlıkları
müzdarip olduğum başlıklardır. ben gece gece içli köfte'yi nereden bulayım. yapmayın sevgili yazarlar valla canımız çekiyor.
devamını gör...
tanis half-elven
asıl adı tanthalas'tır. değişik bir adamdır. ejderha mızrağı ana kurgusunun olmazsa olmaz karakterleri arasında yer alır. hikâyenin büyük bir bölümünü onun gözünden görürsünüz. tanis'le ilgili en değerli şey, bu melez abimizdeki sadeliktir. fantastik kurgu dünyasında genel olarak olağanüstü olaylar, olağanüstü yetenekler/güçler dikkat çeker. kahramanlar ya doğuştan ya da sonradan böyle yeteneklere/tılsımlara sahip olurlar. tanis ise dümdüzdür. olduğu gibidir. evet, iyi kılıç kullanır ama bu yeteneğini genelde zorda kaldığı durumlarda ortaya çıkarır. ne drizzt d'ourden gibi kılıçları ile bütünleşir. ne de elric gibi kılıcıyla birlikte kanı arzular. tanrılara bile bu sade tavrı ve duruşu ile kafa tutmuştur. cesur adamdır ama hataları ile yaşamayı öğrenmiştir. burnundan kıl aldırır. kibir dediğiniz şey onun çok uzağındadır.
tanis'in hayatında bazı dönüm noktaları var; bunlardan birincisi ve en önemlisi flint fireforge ile tanışması ki bu tanışma onun karakteri ve yetenekleri üzerinde ciddi anlamda etki icra etmiştir. flint'ten demircilik sanatını öğrenip, kılıç yapmak için uğraştığı dönemler, kanımca onun birçok şeye kafa yorduğu ve sorularına cevap bulduğu dönemdir. zaten ondan sonradır ki flint ile birlikte qualinost'u terk eder.
qualinost'da yetiştiği dönem onun için çok zor geçen bir dönem. melez olması sebebiyle, akran zorbalığının kralına uğramış olsa da tanis bu durumu hep kendi lehine çevirmeyi başarmıştır. kendisine yapılanları kin ve nefret ögesi haline getirmemiştir. aslında bu noktadan bakarsanız, tanis raistlin majere'in tam karşı kutbunda yer alıyor diyebiliriz. tanis, bu sıkıntıları karakterinin inşasında olumlu basamaklar olarak kullanırken raist ise olumsuz ve yıkıcı şekilde kullanmıştır.
kitiara uth matar gibi bir karakterle tanışması da bildiğiniz ateşte pişmesine neden olmuştur * hamdım, yandım, piştim... liderliği ve koruyucu figür olma yolundaki ilerleyişi bu zamandan sonraya denk gelir. tabi bir de laurana ikilemi var. aslında hepsi birbirini tamamlıyor.
sanırım bozkırlı nehiryeli ile arasında geçen şu konuşma, tanis'in geldiği noktayı ve bilgeliğini de gözler önüne serer;
nehiryeli: neden sana yarım insan demiyorlar da yarım elf diyorlar?
tanis: çünkü yarım bir elf, elf yaşamının yarısı demektir. yarım bir insan ise sakat bir insan...
ölümü bile ani ve sade olmuştur. bir mızrak kahramanın, grubun en önemli yapı taşlarından birisinin, bu şekilde ebediyete intikali çoklarını şaşırtsa da tanis karakterinin çizdiği profil açısından en doğrusu olmuştur diye düşünürüm.
tanis'in hayatında bazı dönüm noktaları var; bunlardan birincisi ve en önemlisi flint fireforge ile tanışması ki bu tanışma onun karakteri ve yetenekleri üzerinde ciddi anlamda etki icra etmiştir. flint'ten demircilik sanatını öğrenip, kılıç yapmak için uğraştığı dönemler, kanımca onun birçok şeye kafa yorduğu ve sorularına cevap bulduğu dönemdir. zaten ondan sonradır ki flint ile birlikte qualinost'u terk eder.
qualinost'da yetiştiği dönem onun için çok zor geçen bir dönem. melez olması sebebiyle, akran zorbalığının kralına uğramış olsa da tanis bu durumu hep kendi lehine çevirmeyi başarmıştır. kendisine yapılanları kin ve nefret ögesi haline getirmemiştir. aslında bu noktadan bakarsanız, tanis raistlin majere'in tam karşı kutbunda yer alıyor diyebiliriz. tanis, bu sıkıntıları karakterinin inşasında olumlu basamaklar olarak kullanırken raist ise olumsuz ve yıkıcı şekilde kullanmıştır.
kitiara uth matar gibi bir karakterle tanışması da bildiğiniz ateşte pişmesine neden olmuştur * hamdım, yandım, piştim... liderliği ve koruyucu figür olma yolundaki ilerleyişi bu zamandan sonraya denk gelir. tabi bir de laurana ikilemi var. aslında hepsi birbirini tamamlıyor.
sanırım bozkırlı nehiryeli ile arasında geçen şu konuşma, tanis'in geldiği noktayı ve bilgeliğini de gözler önüne serer;
nehiryeli: neden sana yarım insan demiyorlar da yarım elf diyorlar?
tanis: çünkü yarım bir elf, elf yaşamının yarısı demektir. yarım bir insan ise sakat bir insan...
ölümü bile ani ve sade olmuştur. bir mızrak kahramanın, grubun en önemli yapı taşlarından birisinin, bu şekilde ebediyete intikali çoklarını şaşırtsa da tanis karakterinin çizdiği profil açısından en doğrusu olmuştur diye düşünürüm.
devamını gör...
