abdurrahim karakoç
...yar,deyince kalem elden düşüyor
gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
lambada titreyen alev üşüyor
aşk kağıda yazılmıyor mihriban...
gibi muhteşem dizeleri çok sevip kavuşamadığı mihriban'ına yazan şairimiz.mihriban'ın bu satırlara karşılık olarak gönderdiği mektubuna ise abdürrahim karakoç efsanevi bir şekilde şöyle cevap vermiş:
“unutmak kolay mı? ” deme
unutursun mihriban’ım.
oğlun, kızın olsun hele
unutursun mihriban’ım.
zaman erir kelep kelep..
meyve dalında kalmaz hep.
unutturur birçok sebep
unutursun mihriban’ım.
yıllar sinene yaslanır
hâtıraların paslanır.
bu deli gönlün uslanır...
unutursun mihriban’ım.
süt emerdin gündüz gece
unuttun ya, büyüyünce...
ha işte tıpkı öylece
unutursun mihriban’ım.
gün geçer, azalır sevgi
değişir her şeyin rengi
bugün değil, yarın belki
unutursun mihriban’ım.
düzen böyle bu gemide
eskiler yiter yenide.
beni değil, sen seni de
unutursun mihriban’ım.
gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
lambada titreyen alev üşüyor
aşk kağıda yazılmıyor mihriban...
gibi muhteşem dizeleri çok sevip kavuşamadığı mihriban'ına yazan şairimiz.mihriban'ın bu satırlara karşılık olarak gönderdiği mektubuna ise abdürrahim karakoç efsanevi bir şekilde şöyle cevap vermiş:
“unutmak kolay mı? ” deme
unutursun mihriban’ım.
oğlun, kızın olsun hele
unutursun mihriban’ım.
zaman erir kelep kelep..
meyve dalında kalmaz hep.
unutturur birçok sebep
unutursun mihriban’ım.
yıllar sinene yaslanır
hâtıraların paslanır.
bu deli gönlün uslanır...
unutursun mihriban’ım.
süt emerdin gündüz gece
unuttun ya, büyüyünce...
ha işte tıpkı öylece
unutursun mihriban’ım.
gün geçer, azalır sevgi
değişir her şeyin rengi
bugün değil, yarın belki
unutursun mihriban’ım.
düzen böyle bu gemide
eskiler yiter yenide.
beni değil, sen seni de
unutursun mihriban’ım.
devamını gör...
yoldaş ile sahur programı
bu gece o güzel sürprizi bekleyeceğim. televizyon çalışmıyor nihat hatipoğlu izleyemiyorum. gecemi şenlendir yoldaş!
devamını gör...
insanlar neden ölünce kıymete biner sorunsalı
biraz da ölenle alakalı.
kimisi yaşarken sevgi saygı görsede görmesede fark edemiyor.
beslenemiyor o duygular ile.
kapatıyor tüm alıcılarını.
öfkesi ve acısı ile yaşamayı yeğliyor ısrarla.
karşısındaki insanın elini kolunu bağlıyor.
günün birinde, kimsenin onu anlamadığını sanıp yapayalnız ölüyor.
kalanlar,çaresizce ölene verebileceği tüm kıymeti veriyor ama onu geri getiremiyor.
geri getirme özlemi dolu bir kıymet o.
kimisi yaşarken sevgi saygı görsede görmesede fark edemiyor.
beslenemiyor o duygular ile.
kapatıyor tüm alıcılarını.
öfkesi ve acısı ile yaşamayı yeğliyor ısrarla.
karşısındaki insanın elini kolunu bağlıyor.
günün birinde, kimsenin onu anlamadığını sanıp yapayalnız ölüyor.
kalanlar,çaresizce ölene verebileceği tüm kıymeti veriyor ama onu geri getiremiyor.
geri getirme özlemi dolu bir kıymet o.
devamını gör...
gojira
doksanlı yıllarda kurulmuş, fransız progresif metal grubu. born in winter şarkısının şahsıma yazıldığına inanmaktayım.
devamını gör...
ruhu güzel insanlar
ruhlarındaki güzelliği sizlere de bulaştıran insandır. "yav ben senin canını yiyim" dedirtir. böyle insanlar varsa hayatınızda, değerini bilin. size her zaman iyi gelecek ve hatta iyileştirecektir de. sizler de böyle olun hatta ya. karşılaştığınızda birbirinizi daha çok yükseltin. ruh güzelliğinin enerjisine inanıyorum.
devamını gör...
normal sözlük'te darbe olurken kafa atm'ye koşanlar
tüm kafacoinleri çekip sözlükdışına kaçmaya çalışsalar da iko tarafından tespit edilmişlerdir ve kafalarına ödül konmuştur. benden duymuş olmayın ödül 10.000 kafacoinmiş. yani tanıdığınız biri eğer bunu yaptıysa hemen sözlük yönetimine bildirin.
(bkz: sözlük haini)
(bkz: sözlük haini)
devamını gör...
pink floyd
dünya'nın en iyi albümü olan the dark side of the moon gibi bir şaheseri yaratmış olan efsanevi gruptur.
the wall, wish you were here ve dark side of the moon yüzünden animals albümü çok underrated kalmıştır albüm george orwell'ın hayvan çiftliği romanından uyarlamadır. ağır sistem eleştirisi vardır.
nitekim hey you, money ve time gibi efsanelerin arasında en tatlı ve hafif mistik julia dream çok sönük kalmıştır. roger waters bu şarkıyı bir ninniden uyarlamıştır.
türkiye'de ben en çok redd grubunu benzetirim pink floyd'a ayrıca redd'in 21 albümü de the dark side of the moon'a benzemektedir.
the wall, wish you were here ve dark side of the moon yüzünden animals albümü çok underrated kalmıştır albüm george orwell'ın hayvan çiftliği romanından uyarlamadır. ağır sistem eleştirisi vardır.
nitekim hey you, money ve time gibi efsanelerin arasında en tatlı ve hafif mistik julia dream çok sönük kalmıştır. roger waters bu şarkıyı bir ninniden uyarlamıştır.
türkiye'de ben en çok redd grubunu benzetirim pink floyd'a ayrıca redd'in 21 albümü de the dark side of the moon'a benzemektedir.
devamını gör...
tepeyi terk eden moderatörler
tek bir asil moderatörü online görmemle aklıma düşmüş yakıştırma.
selam olsun o asil olana.
tepeyi terk edenler müşriktir.
selam olsun o asil olana.
tepeyi terk edenler müşriktir.
devamını gör...
the white stripes
dünyanın en güzel oksimoronlarından biri. 97 yılında bir araya gelmiş, inanılmaz bir harmoni ve müzikalite yakalamış ve dünyaya her biri ayrı şaheser olan parçalar bırakmış, michigan detroit çıkışlı amrikalı blues-rock ikilisi, ve grupla aynı adı taşıyan ilk albümleri. her ikisi de tek başına bir orkestra olabilen bu ikiliye rockçı deyip geçmek büyük bir kavramsal eksiklik yaratacağından elimden geldiğince boşlukları doldurarak anlatmaya çalışacağım destansı öykülerini. çünkü yıllardır ikili gibi değil de bir bütünün birbirini mucizevi bir rastlantısallıkla bulmuş iki yarısı gibi davranan bu iki ruh ne kadar anlatılsa az.
jack white -çoğunlukla vokalde gördüğümüz bey- ergenliğinde orduya katılmayı ve hatta rahip olmayı istemiş. şimdi olduğu yere bakınca yaratıcı ruhunun onu daha nerelere götüreceğini ve biz fanileri daha ne sürprizlerin beklediğini merak etmeden edemiyor insan. grubun tarihini şekillendiren akıl gibi görünüyor olsa da amma ve lakinki öyle değildir.
genellikle davulun arkasında görmeye alışık olduğumuz meg white'sa -grubun beyni vicdanı ve bence her şeyi- aşçı ve şef olmaya kararlı ve hatta bu fikre de tutkuyla bağlı bir gençmiş. kendisinin bir başka tutkusu olan nane şekerleriyse grubun adının çıkış noktası. görüntüsünü hatırlamakta hiç güçlük çekmeyeceğiniz şu kırmızı beyaz sarmal çizgili şekerlemelerden bahsediyoruz, evet.
bizden eski eş olduklarını saklayıp kardeş olduklarını öne süren ve durumun magazinelliğine şakalar haricinde asla ilişmeyen bu ikilinin ilk buluşması da tam bir kozmik şaka. 94 yılında meg'in o dönem çalıştığı restoranda gelip giden jack açık mikrofon etkinliklerinde sahneye çıkıp şiirlerini okumaya başlar ve olanlar olur. tanışır tanışmaz aşık olup birlikte müzik yapmaya, yerel kahvecileri ve civar kayıt stüdyolarını gezmeye başlarlar.
müzikal kariyerine hali hazırda bir davulcu olarak başlamış olan jack'in birlikte müzik yaptığı arkadaşları ve çaldığı mekanları zaten vardır. meg bu dünyaya adapte olmakla kalmayıp o dünyayı da kendine adapte edince, ortaya bir de çift başlı ideal müzikalite çıkınca evlenmeye karar verirler. 21 eylül 96 tarihinde geleneksel olana karşı duran, jack'in eşi meg'in soyadını aldığı bir evlilikle birleşir ve kendilerine özgü dünyalarının bizimkini kasıp kavurmasına sebep olacak fitili de ateşlerler.
97 yılında meg eşi jack'ten davul öğrenmeye ve onunla birlikte davul çalmaya başlar. jack sonradan bu ilk birlikte çalma deneyimlerinden şöyle bahsedecektir: "benimle davul çalmaya başladığında özgürleştirici ve taze bir etki yarattı. beni açan hızla açılmamı sağlayan bir etkisi oldu".
birlikte çalmak meg için de aynı tazelikte ve başkalaştıran hislere sebep olur, aralarındaki harmoniyi anlatırken "jack'in çalma şekline öyle aşinayım ki ne zaman ne yapacağını önceden biliyorum. çaldığı şeyle nereye varacağını ya da performansın neye evrileceğini jack'in tavrı ya da modundan hemen sezebiliyorum. beni kısır döngüye sürüklediği zamanlar da oluyor, ama çoğunlukla onu istediğim yerde tutabiliyorum." der.
99 yılı mart ayında ilk single "the big three killed my baby" ve takiben ilk albüm "the white stripes" gelir. ayrıca bu yazıyı hazırlarken dinlediğim albümdür grupla aynı adlı bu albüm.
ilerleyen zamanlarda "en ham tınlayan ve en yalın albümümüzdü, biraz kıyıda kaldı" diye anacakları bu 17 parçalık kayıt aslında müzik tarihinde önemli bir yere sahip olsa da gerçekten de kıyıda köşede kalır. benim kişisel tarihimdeyse apayrı bir yere sahip. o dönem alternatif müzikler çalan nadir radyolarla düşüp kalktığım, kulağımda radyoyla uyuyup uyandığım ve henüz az bildiğim ingilizcemle internette gezinmeye başladığım ilk ergenlik yıllarım olduğundan hayran hayran kendi kendime takılıyordum. az bilinen bir grup keşfetmiştim, deprem de neymiş?!fakat kimselere ses etmiyordum. davul döven beyaz kadın -ki alışıldık bir görüntü değil kabul edelim, hemcinsimi öyle görünce hep bir gaza gelirdim- ve gitar döven beyaz adam! iki beyaz güzel insan blues şov yapıyorlar! vay arkadaş! kozmik şaka gibi bir oksimoron! blues çalan beyaz insanlar!
ilk albümden hemen sonra boşanma haberi de gelir tabii. ürettik enerjimizi boşalttık bitti der gibi sanki. fakat burada hemcinsimi alkışlayacağım sözlük, kimse beni tutmasın. jack biz ayrıldık white stripes bitti diye ortalarda gezinir yeğenden kuzenden yedek kulübeden bulup buluşturduğu insanlarla kendine yeni bir grup düzmeye çalışırken meg çıkagelir. ve der ki "höst paşam! white stripes'ın bizim evliliğimizle ne alakası var? biz çalıp söylemeye devam edelim." tabii resmi kaynaklar bunu böyle yazmıyor, sadece meg jack'i ikna etti diyor, ben boşlukları böyle dolduruyorum, yanlış anlaşılmasın.
ikili bu ayrılıkla müzikalitelerinden hiçbir şey kaybetmediklerini de o yıl ortaya çıkardıkları ve white stripes'ı dünyayla tanıştıran ikinci albümleri de stijl'le ispatlarlar. billboard listelerine bir anda 38.sıradan yerleşen albüm de stijl'e ismini veren, grubun da ilham kaynağı olan, minimalizm ve yapıbozumu savunan, kırmızı siyah ve beyaz renkleri yücelten sanat akımının aynı zamanda grubun bundan sonraki görsel ve işistsel temasını da yansıtmasına karar verirler. dış dünyayla tüm bağlarını da bu üç ayaklı felsefi dil üzerinden kurar ve soran herkese aralarındaki tüm ilişkiyi bu yapboz oyununun bir parçası gibi bir şakayla anlatır, tüm dünyaya kardeş olduklarını söylerler. asıl amaç dikkatleri magazinel geçmişten ziyade müzikal icraya çekmektir. fakat benim kişisel görüşüm, tüm yaratım süreçlerini yapıbozumla şekillendiren bu ikilinin aralarındaki zamansız ve sıfatsız ilişkiye de aynı algıyla yaklaştığı yönünde.
zira de stijl akımı ve felsefesi sanıldığından daha da büyük yer kaplar müzikaletelerinde. her parçayı kırmızı siyah beyaz gibi üç ayaklı bir ses bütünlüğüyle inşa ederler. ya davul-vokal-gitar ya piyano-vokal-davul, ya piyano-gitar-vokal vb... bu matematiksel inşa icra ettikleri müziğin yalın kalmasını, ham tınlamasını sağladığı gibi onları da birer müzikal birey olarak hem stüdyoda hem sahnede daha özgür, özgün ve doğaç kılar.
az kanallı ses üretmek kayıt aşamasında da büyük bir özgürlük alanı sağlar ve ikisinin de tutkunu olduğu antika ekipman kullanımını beraberinde getirir. bozuk, bozulmuş, deforeme ve arıza seslerle uğraşmaya başlar, bambaşka ve yaratıcılıklarının her aşamasında yapıbozumdan ve üçlemelerden beslendikleri yeni bir dünya yaratırlar. son derece yalın olan canlı performansları ve videolarında da sahne kıyafetleri hep üç renkli -kırmızı siyah beyaz- bir kombinasyonla şekillenir. meg'e göre bu izleyicinin de algısını başka şeylerle yormamak adına anlamlı bir tercihtir. "okul üniforması gibi. herkes aynı şeyleri giydiği için odağı dağıtmadan icramız üzerinde tutabiliyoruz."
burdan sonrası az çok bilinen bir müzikal hikaye. ivmeyi hiç düşürmeden çıtayı her daim daha da yukarı taşıyan albümler ve on yıl sonra gelen müzikal ayrılık. tüm bu süreçlerde meg sessizliğini koruyan taraf olduğundan jack'in verdiği tek tük röportajlardan biliyoruz ki yine meg'in kararı bu ikilinin tarihini şekillendirir. saf, yalın ve küçük ölçekli başlayan maceranın büyüyüp dünyaya mal olması meg'de çocuğu evden kaçan anne kaygısı yaratmış olacak ki yoğun bir anksiyeteyle boğuşur, yorulur ve giderek sessizleşir. dev konserler yalınlıktan beslenen o'na göre değildir. gelen şöhret ve görkemi meg'e nazaran çok daha iyi göğüsleyen ve yöneten jack'in sonradan anlattıklarına göre yaratım süreçleri aynı büyünün etkisi altında sürse de meg yarattıkları müziğe eskisi kadar ne tezahürat etmekte ne de neşe patlamaları yaşamaktadır. hevesi kaçmış, jack'le birlikte üretmek ve ürettiklerini dünya kadar dinleyicinin bomboş tüketimine sunmak onun için tüketen ve yoran bir eylem halini almıştır artık.
2007 eylül ayı itibariyle meg dinlenmeye çekilir. iyi ki de çekilir çünkü hemen iyileşsindir, meg bize lazımdır!
aradan geçen iki yılın ve molanın ardından 2009 yılında ilk kez yeniden sahneye çıkan ikili alternatif bir we're going to be friends icrası sergiler. o güne dek duyulmamış olan bu icra yıllar sonra white stripes'ın bir grup olarak sahneye son kez çıkışının ilamı olarak yorumlanacaktır. fakat kötü haber bu kez yavaş vuku bulur ve yavaş yayılır.
2010da yeniden bir araya geleceklerinin ışıklarını yaksalar da 2011 yılında resmi bir duyuruyla dinleyenlerine white stripes'ın resmen son bulduğunu haber verirler.
bitti denmiş olsa da hala arkadaşlıkları ve müzikal birliktelikleri süren bu ikilinin her an bir yerlerden yeniden doğacaklarına inancım tam. biteviye bir yolculuk onlarınki, kırlardan gelecekler!
jack white -çoğunlukla vokalde gördüğümüz bey- ergenliğinde orduya katılmayı ve hatta rahip olmayı istemiş. şimdi olduğu yere bakınca yaratıcı ruhunun onu daha nerelere götüreceğini ve biz fanileri daha ne sürprizlerin beklediğini merak etmeden edemiyor insan. grubun tarihini şekillendiren akıl gibi görünüyor olsa da amma ve lakinki öyle değildir.
genellikle davulun arkasında görmeye alışık olduğumuz meg white'sa -grubun beyni vicdanı ve bence her şeyi- aşçı ve şef olmaya kararlı ve hatta bu fikre de tutkuyla bağlı bir gençmiş. kendisinin bir başka tutkusu olan nane şekerleriyse grubun adının çıkış noktası. görüntüsünü hatırlamakta hiç güçlük çekmeyeceğiniz şu kırmızı beyaz sarmal çizgili şekerlemelerden bahsediyoruz, evet.
bizden eski eş olduklarını saklayıp kardeş olduklarını öne süren ve durumun magazinelliğine şakalar haricinde asla ilişmeyen bu ikilinin ilk buluşması da tam bir kozmik şaka. 94 yılında meg'in o dönem çalıştığı restoranda gelip giden jack açık mikrofon etkinliklerinde sahneye çıkıp şiirlerini okumaya başlar ve olanlar olur. tanışır tanışmaz aşık olup birlikte müzik yapmaya, yerel kahvecileri ve civar kayıt stüdyolarını gezmeye başlarlar.
müzikal kariyerine hali hazırda bir davulcu olarak başlamış olan jack'in birlikte müzik yaptığı arkadaşları ve çaldığı mekanları zaten vardır. meg bu dünyaya adapte olmakla kalmayıp o dünyayı da kendine adapte edince, ortaya bir de çift başlı ideal müzikalite çıkınca evlenmeye karar verirler. 21 eylül 96 tarihinde geleneksel olana karşı duran, jack'in eşi meg'in soyadını aldığı bir evlilikle birleşir ve kendilerine özgü dünyalarının bizimkini kasıp kavurmasına sebep olacak fitili de ateşlerler.
97 yılında meg eşi jack'ten davul öğrenmeye ve onunla birlikte davul çalmaya başlar. jack sonradan bu ilk birlikte çalma deneyimlerinden şöyle bahsedecektir: "benimle davul çalmaya başladığında özgürleştirici ve taze bir etki yarattı. beni açan hızla açılmamı sağlayan bir etkisi oldu".
birlikte çalmak meg için de aynı tazelikte ve başkalaştıran hislere sebep olur, aralarındaki harmoniyi anlatırken "jack'in çalma şekline öyle aşinayım ki ne zaman ne yapacağını önceden biliyorum. çaldığı şeyle nereye varacağını ya da performansın neye evrileceğini jack'in tavrı ya da modundan hemen sezebiliyorum. beni kısır döngüye sürüklediği zamanlar da oluyor, ama çoğunlukla onu istediğim yerde tutabiliyorum." der.
99 yılı mart ayında ilk single "the big three killed my baby" ve takiben ilk albüm "the white stripes" gelir. ayrıca bu yazıyı hazırlarken dinlediğim albümdür grupla aynı adlı bu albüm.
ilerleyen zamanlarda "en ham tınlayan ve en yalın albümümüzdü, biraz kıyıda kaldı" diye anacakları bu 17 parçalık kayıt aslında müzik tarihinde önemli bir yere sahip olsa da gerçekten de kıyıda köşede kalır. benim kişisel tarihimdeyse apayrı bir yere sahip. o dönem alternatif müzikler çalan nadir radyolarla düşüp kalktığım, kulağımda radyoyla uyuyup uyandığım ve henüz az bildiğim ingilizcemle internette gezinmeye başladığım ilk ergenlik yıllarım olduğundan hayran hayran kendi kendime takılıyordum. az bilinen bir grup keşfetmiştim, deprem de neymiş?!fakat kimselere ses etmiyordum. davul döven beyaz kadın -ki alışıldık bir görüntü değil kabul edelim, hemcinsimi öyle görünce hep bir gaza gelirdim- ve gitar döven beyaz adam! iki beyaz güzel insan blues şov yapıyorlar! vay arkadaş! kozmik şaka gibi bir oksimoron! blues çalan beyaz insanlar!
ilk albümden hemen sonra boşanma haberi de gelir tabii. ürettik enerjimizi boşalttık bitti der gibi sanki. fakat burada hemcinsimi alkışlayacağım sözlük, kimse beni tutmasın. jack biz ayrıldık white stripes bitti diye ortalarda gezinir yeğenden kuzenden yedek kulübeden bulup buluşturduğu insanlarla kendine yeni bir grup düzmeye çalışırken meg çıkagelir. ve der ki "höst paşam! white stripes'ın bizim evliliğimizle ne alakası var? biz çalıp söylemeye devam edelim." tabii resmi kaynaklar bunu böyle yazmıyor, sadece meg jack'i ikna etti diyor, ben boşlukları böyle dolduruyorum, yanlış anlaşılmasın.
ikili bu ayrılıkla müzikalitelerinden hiçbir şey kaybetmediklerini de o yıl ortaya çıkardıkları ve white stripes'ı dünyayla tanıştıran ikinci albümleri de stijl'le ispatlarlar. billboard listelerine bir anda 38.sıradan yerleşen albüm de stijl'e ismini veren, grubun da ilham kaynağı olan, minimalizm ve yapıbozumu savunan, kırmızı siyah ve beyaz renkleri yücelten sanat akımının aynı zamanda grubun bundan sonraki görsel ve işistsel temasını da yansıtmasına karar verirler. dış dünyayla tüm bağlarını da bu üç ayaklı felsefi dil üzerinden kurar ve soran herkese aralarındaki tüm ilişkiyi bu yapboz oyununun bir parçası gibi bir şakayla anlatır, tüm dünyaya kardeş olduklarını söylerler. asıl amaç dikkatleri magazinel geçmişten ziyade müzikal icraya çekmektir. fakat benim kişisel görüşüm, tüm yaratım süreçlerini yapıbozumla şekillendiren bu ikilinin aralarındaki zamansız ve sıfatsız ilişkiye de aynı algıyla yaklaştığı yönünde.
zira de stijl akımı ve felsefesi sanıldığından daha da büyük yer kaplar müzikaletelerinde. her parçayı kırmızı siyah beyaz gibi üç ayaklı bir ses bütünlüğüyle inşa ederler. ya davul-vokal-gitar ya piyano-vokal-davul, ya piyano-gitar-vokal vb... bu matematiksel inşa icra ettikleri müziğin yalın kalmasını, ham tınlamasını sağladığı gibi onları da birer müzikal birey olarak hem stüdyoda hem sahnede daha özgür, özgün ve doğaç kılar.
az kanallı ses üretmek kayıt aşamasında da büyük bir özgürlük alanı sağlar ve ikisinin de tutkunu olduğu antika ekipman kullanımını beraberinde getirir. bozuk, bozulmuş, deforeme ve arıza seslerle uğraşmaya başlar, bambaşka ve yaratıcılıklarının her aşamasında yapıbozumdan ve üçlemelerden beslendikleri yeni bir dünya yaratırlar. son derece yalın olan canlı performansları ve videolarında da sahne kıyafetleri hep üç renkli -kırmızı siyah beyaz- bir kombinasyonla şekillenir. meg'e göre bu izleyicinin de algısını başka şeylerle yormamak adına anlamlı bir tercihtir. "okul üniforması gibi. herkes aynı şeyleri giydiği için odağı dağıtmadan icramız üzerinde tutabiliyoruz."
burdan sonrası az çok bilinen bir müzikal hikaye. ivmeyi hiç düşürmeden çıtayı her daim daha da yukarı taşıyan albümler ve on yıl sonra gelen müzikal ayrılık. tüm bu süreçlerde meg sessizliğini koruyan taraf olduğundan jack'in verdiği tek tük röportajlardan biliyoruz ki yine meg'in kararı bu ikilinin tarihini şekillendirir. saf, yalın ve küçük ölçekli başlayan maceranın büyüyüp dünyaya mal olması meg'de çocuğu evden kaçan anne kaygısı yaratmış olacak ki yoğun bir anksiyeteyle boğuşur, yorulur ve giderek sessizleşir. dev konserler yalınlıktan beslenen o'na göre değildir. gelen şöhret ve görkemi meg'e nazaran çok daha iyi göğüsleyen ve yöneten jack'in sonradan anlattıklarına göre yaratım süreçleri aynı büyünün etkisi altında sürse de meg yarattıkları müziğe eskisi kadar ne tezahürat etmekte ne de neşe patlamaları yaşamaktadır. hevesi kaçmış, jack'le birlikte üretmek ve ürettiklerini dünya kadar dinleyicinin bomboş tüketimine sunmak onun için tüketen ve yoran bir eylem halini almıştır artık.
2007 eylül ayı itibariyle meg dinlenmeye çekilir. iyi ki de çekilir çünkü hemen iyileşsindir, meg bize lazımdır!
aradan geçen iki yılın ve molanın ardından 2009 yılında ilk kez yeniden sahneye çıkan ikili alternatif bir we're going to be friends icrası sergiler. o güne dek duyulmamış olan bu icra yıllar sonra white stripes'ın bir grup olarak sahneye son kez çıkışının ilamı olarak yorumlanacaktır. fakat kötü haber bu kez yavaş vuku bulur ve yavaş yayılır.
2010da yeniden bir araya geleceklerinin ışıklarını yaksalar da 2011 yılında resmi bir duyuruyla dinleyenlerine white stripes'ın resmen son bulduğunu haber verirler.
bitti denmiş olsa da hala arkadaşlıkları ve müzikal birliktelikleri süren bu ikilinin her an bir yerlerden yeniden doğacaklarına inancım tam. biteviye bir yolculuk onlarınki, kırlardan gelecekler!
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çocukluk fotoğrafları

çocukluğunuza sahip çıkın arkadaşlar.
ha birde gözlerinizdeki o güzel ışığı kaybetmeyin. (bkz: kamu spotu)
devamını gör...
diyanet vakfı'nın kapanma sürecinde sigara hakkındaki açıklaması
buradan
türk diyanet vakıf-sen genel başkanı ünal " bu 18 günlük kapanma sürecinde, sigara satışının sınırlandırılması, ulaşılabilirliğin zorlanması için satış sınırlandırılması getirilmelidir." dedi.
konu bence virüs falan değil.
türk diyanet vakıf-sen genel başkanı ünal " bu 18 günlük kapanma sürecinde, sigara satışının sınırlandırılması, ulaşılabilirliğin zorlanması için satış sınırlandırılması getirilmelidir." dedi.
konu bence virüs falan değil.
devamını gör...
kalp ritmini hızlandıran şeyler
tanımadığım numaralar tarafından aranmak.
devamını gör...
büyükşen cinayeti katilinin vali ve polis müdürü ile fotosu
bu kadar uzatılacak hiç bir şey yoktu. ilk gün konuşulanlar neyse son gün de onlar konuşuldu. birkaç günde çözüldü mevzu. birileri birilerinin arkasını kollamış bu aşikar. büyük kardeş bağıra bağıra "ben konya'nın bürokrasisinden bıktım" diyordu zaten.
devamını gör...
depersonalizasyon ve derealizasyon
derealizasyon, kişinin kendini olduğu zamanda,yerde ve anda hissetmeme krizlerini yaşadığı, özellikle bebeklik ve çocukluk çağında yaşanan ağır stresin sonucu ile bağdaştırılan bir psikolojik rahatsızlıktır. en basitinden çocukken markette veya başka bir yerde annenizi bulamadığınız zaman yaşadığınız ağır stres bile bu hastalığın bilinmeyen bir tetikçisi olabilir.
bayılıyorum psikolojiye ya.sağlıklı adamı bile iki tutam freud kohberg erikson falan okuyunca ulan ne çile çekmişiz be dedirtir.
bu hastalığı ara ara krizler şeklinde yaşayan biri olarak yaşadığım hissiyatı kendi hayatımın kameramanı olmak olarak açıklayabilirim.yaşıyorum ancak izliyorum, dejavu ve jamais vu artık iki yoldaşım olmuş, sürekli bir yerlerde kendimi arıyorum, olmayan şeyleri olmuş sanıp, olmuş şeyler de sanki hiç olmamış gibi ve bu iki olaydan da kendimden o kadar eminim ki, aklımın bana oyun oynadığını anlamam bazen günler alıyor. o yüzden genellikle fotoğraflar çekip günlük tutuyorum. insanın bazı olayların yaşandığına ve orda olduğuna kendini inandırmak zorunda olması bana çok komik geliyor. anlık bir krizimde sözlükte yazmışım, merak eden varsa lütfen buyursun (bkz: #1123534
fakat avantajları yok mu, var tabii, zor bir ayrılık geçirdikten bir süre sonra olum zaten gerçek miydi ki o kız,sen burada değilsin o da burada değil hiç bir zaman olmadı diyip hastalığı kendime yorarak şakalar yapıyorum,lan yoksa şizofren miyim diyorum, ne şizofreni diyorum olmayan insanlarla konuşacak durumum yok ki zaten ben neyin olup olmadığını sorguluyorum, işim gücüm yok bir de kafamdan hayali persona uydurup onunla iki lafın belini kıracağım. oldu.
bu hastalığımı bilen muzip arkadaşlarım bazen krize girip farketmeden dalıp gittiğimde gittiğin evrenden pişmaniye getir şakalarıyla beni darlarken yarım bir gülüşle evrende iki şey gerçek değildir: pişmaniye ve bilecik diye düşünüyorum.
bu illeti çeken insanlar haricinde çoğu kişinin belki de dinledikleri zaman hissetmeyeceği ama sevgili şu anda olduğunu düşünüp aslında olmayan, yaşadığı şeyin similasyon olmasıyla kafayı bozmuş, yapıtaşları kodlardan oluşan derealizasyon muzdaribi arkadaşlara gerçek olmayan kardeşinizden bir hediye şarkı bırakıyorum sizlere: leprous-foreigner
ıt's a fight to stay alive
ıt's a fight against myself
became a foreigner in my
ın my own head
my sword is double-edged.
bayılıyorum psikolojiye ya.sağlıklı adamı bile iki tutam freud kohberg erikson falan okuyunca ulan ne çile çekmişiz be dedirtir.
bu hastalığı ara ara krizler şeklinde yaşayan biri olarak yaşadığım hissiyatı kendi hayatımın kameramanı olmak olarak açıklayabilirim.yaşıyorum ancak izliyorum, dejavu ve jamais vu artık iki yoldaşım olmuş, sürekli bir yerlerde kendimi arıyorum, olmayan şeyleri olmuş sanıp, olmuş şeyler de sanki hiç olmamış gibi ve bu iki olaydan da kendimden o kadar eminim ki, aklımın bana oyun oynadığını anlamam bazen günler alıyor. o yüzden genellikle fotoğraflar çekip günlük tutuyorum. insanın bazı olayların yaşandığına ve orda olduğuna kendini inandırmak zorunda olması bana çok komik geliyor. anlık bir krizimde sözlükte yazmışım, merak eden varsa lütfen buyursun (bkz: #1123534
fakat avantajları yok mu, var tabii, zor bir ayrılık geçirdikten bir süre sonra olum zaten gerçek miydi ki o kız,sen burada değilsin o da burada değil hiç bir zaman olmadı diyip hastalığı kendime yorarak şakalar yapıyorum,lan yoksa şizofren miyim diyorum, ne şizofreni diyorum olmayan insanlarla konuşacak durumum yok ki zaten ben neyin olup olmadığını sorguluyorum, işim gücüm yok bir de kafamdan hayali persona uydurup onunla iki lafın belini kıracağım. oldu.
bu hastalığımı bilen muzip arkadaşlarım bazen krize girip farketmeden dalıp gittiğimde gittiğin evrenden pişmaniye getir şakalarıyla beni darlarken yarım bir gülüşle evrende iki şey gerçek değildir: pişmaniye ve bilecik diye düşünüyorum.
bu illeti çeken insanlar haricinde çoğu kişinin belki de dinledikleri zaman hissetmeyeceği ama sevgili şu anda olduğunu düşünüp aslında olmayan, yaşadığı şeyin similasyon olmasıyla kafayı bozmuş, yapıtaşları kodlardan oluşan derealizasyon muzdaribi arkadaşlara gerçek olmayan kardeşinizden bir hediye şarkı bırakıyorum sizlere: leprous-foreigner
ıt's a fight to stay alive
ıt's a fight against myself
became a foreigner in my
ın my own head
my sword is double-edged.
devamını gör...
çizgi filmlerdeki en aptal karakter
bana göre tazmanya canavarıdır. zaten suratına bakınca aptallık seziliyor. böyle vahşice saldıran her şeyde aptallık vardır.
devamını gör...
the professor and the madman
türkçe adı deli ve dahi olan film.
büyük oxford sözlüğünün yazım sürecini anlatmaktadır.
izlerken 45 dakika çiş tutmaya sebep olacak kadar güzeldir.
büyük oxford sözlüğünün yazım sürecini anlatmaktadır.
izlerken 45 dakika çiş tutmaya sebep olacak kadar güzeldir.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
hem gelecek için umutluyum ve bunun için bir şeyler yapmak istiyorum, hem de hiç gücümün olmadığını iliklerime kadar hissediyorum. 98 km ötemdeki birine sarılsam her şey geçecekmiş ama aynı zamanda da hayat, bu buluşmayı engellemek için tüm kozlarını oynuyormuş gibi. karmaşığım ve ne zamana kadar böyle devam eder bilmiyorum.
devamını gör...
uyaran eksikliği
uyaran kişinin çevresinde var olan her şey demektir aslında bu bağlamda gelişen teknoloji ile birlikte çocukların siber dünya ile tanışmaları çok erken dönemlerine tekabül etmektedir. teknoloji ile bu kadar erken dönemde tanışan çocuklar çevrelerinde var olan kişilere, olaylara, seslere karşı zamanla duyarsızlaşmaya başlar. bu duyarsızlaşma sürecinde aile bireyleri farkında olmaz ise çocuk artık sosyal becerilerinde de gerilemeye başlar.
özellikle 0-3 yaş döneminde çocuğun zengin çevresel uyaranlara ihtiyacı vardır. bu şekilde yaşının gerektiği sosyal ilişkileri kurmaya, nesneleri tanımaya ve ifade edici dil becerilerini kazanmaya başlar ancak çevresel uyaranların azaldığı durumlarda ise otizm ile benzer özellikle göstermeye başlar. çevresindeki insanların farkına varamaz veya onları görmezden gelme eğiliminde olabilir, stereotipik hareketler gözlenebilir. nedir bu stereotipik hareketler? kişinin özellikle stresli anlarında artan yineleyici hareketlerdir. örneğin; saçlarını karıştırmak, elleri sallamak, dizleri titretmek vb. bunların yanında obsesyonlarda görülebilir. bu obsesyonlar yalnızca aynı ayakkabıyı giymek noktasında ısrarcı olmak gibi mevsim değişikliklerinde hayatın olağan akışını olumsuz etkileyebilecek derece belirgin olabileceği gibi arabaları aynı yöne bakacak şekilde dizmek gibi fark edilmesi zor şekilde de tezahür edebilir.
çocuklar sosyal rolleri özellikle oyunlar içinde keşfeder. örneğin; bir hemşireyi anlamlandırmaya çalışırken kendine iğne yaptığı oyunlar kurar, trafik kazalarını anlamlandırmaya çalışırken arabalarını çarpıştırır yada annesinin ev içinde yüklendiği sorumlulukları kavramak için oyuncaklarına yemek yedirir ancak çevresel uyaranların kısıtlı olduğu durumlarda bu oyunları kurabilecek bilişsel düzeye erişemediği için toplumsal rolleri de kavramakta zorluk çeker ve bu sebeple sosyal fobiler geliştirmesi de olağandır.
yine aynı şekilde dil gelişim becerileri taklit yolu ile öğrenilir. çocuk çevresinde duyduğu sesleri taklit ederek konuşmaya kendini ifade etmeye çalışır ancak tablet ve telefonlardan alınan mekanik sesler çocuğun dil gelişimi noktasında tamamen faydasızdır çünkü iletişim amacı taşımamaktadır ve ekoleli denilen problemin yaşanmasına da sebebiyet verir. ekolali iletişim amacı güdülmeden anlamsız sözel ifadelerdir. bu bir cümleyi olduğu gibi tekrar etmek olabileceği gibi bir sesi de tekrar etmek şekilde tezahür edilebilir. bu riskler göz önünde bulundurulduğunda çocuğun, tablet, telefon, bilgisayar vb. gibi mekanik ses yayan cihazlardan mümkün mertebe uzak tutulması dil gelişimi açısından büyük önem arz etmektedir.
uyaran eksikliğine maruz kalan çocuk ebeveyn tarafından ne kadar erken fark edilirse yaşıtları ile arasında ki makasın açılması o kadar engellenir. bu sebeple diğer engel türlerinde olduğunda gibi uyaran eksikliğinde de erken tanı çok önemlidir. çevrenizde bir çocuk yukarıda bahsettiğim karakteristik özellikleri gösteriyor ise en yakın sürede çocuk psikiyatri kliniğinden randevu alınmalı ve durum çocuk psikiyatristi ile paylaşılmalıdır. psikiyatrist gerekli bulduğu durumlarda çeşitli gelişim testlerinin uygulanması için pedagog yada birgelişim uzmanına yönlendirecektir. yapılan testler sonucunda çocuğun uyaran eksikliği yaşadığı tespit edilmesi durumunda yakın zamanda heyet raporu almak üzere randevu verilir. alınan heyet raporunun ardından çocuk rehberlik araştırma merkezine yönlendirilerek oradan da ram raporu alması sağlanır. alınan ram raporu ve heyet raporu ile beraber çocuk ailenin tercih ettiği bir rehabilitasyon merkezinde ücretsiz eğitim almaya başlar.
özellikle 0-3 yaş döneminde çocuğun zengin çevresel uyaranlara ihtiyacı vardır. bu şekilde yaşının gerektiği sosyal ilişkileri kurmaya, nesneleri tanımaya ve ifade edici dil becerilerini kazanmaya başlar ancak çevresel uyaranların azaldığı durumlarda ise otizm ile benzer özellikle göstermeye başlar. çevresindeki insanların farkına varamaz veya onları görmezden gelme eğiliminde olabilir, stereotipik hareketler gözlenebilir. nedir bu stereotipik hareketler? kişinin özellikle stresli anlarında artan yineleyici hareketlerdir. örneğin; saçlarını karıştırmak, elleri sallamak, dizleri titretmek vb. bunların yanında obsesyonlarda görülebilir. bu obsesyonlar yalnızca aynı ayakkabıyı giymek noktasında ısrarcı olmak gibi mevsim değişikliklerinde hayatın olağan akışını olumsuz etkileyebilecek derece belirgin olabileceği gibi arabaları aynı yöne bakacak şekilde dizmek gibi fark edilmesi zor şekilde de tezahür edebilir.
çocuklar sosyal rolleri özellikle oyunlar içinde keşfeder. örneğin; bir hemşireyi anlamlandırmaya çalışırken kendine iğne yaptığı oyunlar kurar, trafik kazalarını anlamlandırmaya çalışırken arabalarını çarpıştırır yada annesinin ev içinde yüklendiği sorumlulukları kavramak için oyuncaklarına yemek yedirir ancak çevresel uyaranların kısıtlı olduğu durumlarda bu oyunları kurabilecek bilişsel düzeye erişemediği için toplumsal rolleri de kavramakta zorluk çeker ve bu sebeple sosyal fobiler geliştirmesi de olağandır.
yine aynı şekilde dil gelişim becerileri taklit yolu ile öğrenilir. çocuk çevresinde duyduğu sesleri taklit ederek konuşmaya kendini ifade etmeye çalışır ancak tablet ve telefonlardan alınan mekanik sesler çocuğun dil gelişimi noktasında tamamen faydasızdır çünkü iletişim amacı taşımamaktadır ve ekoleli denilen problemin yaşanmasına da sebebiyet verir. ekolali iletişim amacı güdülmeden anlamsız sözel ifadelerdir. bu bir cümleyi olduğu gibi tekrar etmek olabileceği gibi bir sesi de tekrar etmek şekilde tezahür edilebilir. bu riskler göz önünde bulundurulduğunda çocuğun, tablet, telefon, bilgisayar vb. gibi mekanik ses yayan cihazlardan mümkün mertebe uzak tutulması dil gelişimi açısından büyük önem arz etmektedir.
uyaran eksikliğine maruz kalan çocuk ebeveyn tarafından ne kadar erken fark edilirse yaşıtları ile arasında ki makasın açılması o kadar engellenir. bu sebeple diğer engel türlerinde olduğunda gibi uyaran eksikliğinde de erken tanı çok önemlidir. çevrenizde bir çocuk yukarıda bahsettiğim karakteristik özellikleri gösteriyor ise en yakın sürede çocuk psikiyatri kliniğinden randevu alınmalı ve durum çocuk psikiyatristi ile paylaşılmalıdır. psikiyatrist gerekli bulduğu durumlarda çeşitli gelişim testlerinin uygulanması için pedagog yada birgelişim uzmanına yönlendirecektir. yapılan testler sonucunda çocuğun uyaran eksikliği yaşadığı tespit edilmesi durumunda yakın zamanda heyet raporu almak üzere randevu verilir. alınan heyet raporunun ardından çocuk rehberlik araştırma merkezine yönlendirilerek oradan da ram raporu alması sağlanır. alınan ram raporu ve heyet raporu ile beraber çocuk ailenin tercih ettiği bir rehabilitasyon merkezinde ücretsiz eğitim almaya başlar.
devamını gör...

