sevgilin ya da eşin tarafından aldatılsan affeder misin sorunsalı
arkaaşlar bir kere yapan bir daha yapar...
devamını gör...
kedi annesi
kedisini evlat gibi seven, her türlü ihtiyacını karşılayabilmek için kendi ihtiyaçlarını kısan kadınlara kedi annesi denir. çok da doğru bir ifadedir. aylardır kendime tek çöp almazken ona en kaliteli mamayı ve çeşit çeşit oyuncaklar alıp kısırlaştırma için deli gibi para biriktiriyorsam; geceleri yok burnu mu tıkanmış yok üşümüş mü yok rahat pozisyonda mı uyuyor diye başını bekliyorsam tabii ki kendimi annesi olarak görebilirim. bunun gerizekalılıkla alakasını çözemedim.
devamını gör...
detaylı arama
akıllara (bkz: işte feraset işte fazilet işte adam gibi adamlık) cümlesini getiren sözlük'ü geliştirecek bir buton.
teşekkür ediyor; klavyesine uzun ömür, parmaklarına sağlık diyoruz.
teşekkür ediyor; klavyesine uzun ömür, parmaklarına sağlık diyoruz.
devamını gör...
leopoldo fregoli
2 temmuz 1867 tarihinde roma'da doğmuş, 1y6 kasım 1936'da viareggio'da ölmüş italyan aktör, sahne sanatçısı, taklitçi.
hızlı bir şekilde kıyafet ve kişilik değiştirme gösterisinde zamanının en iyisi kabul edilmiştir. londra'da yaptığı bir sahnede kıyafetlerini o kadar hızlı değiştirmiştir ki, kendisinden birden fazla olduğu dedikoduları çıkmıştır. bu dedikoduları, gazetecileri sahne arkasına davet ederek asılsız çıkaran leopoldo kendisine ilham vermiş çoğu göstericiyi de ziyaret etmiş, onlarla fikir alışverişinde bulunmuştur. aynı oyunda çeşitli rolleri, kadın-erkek karışık kişilikleri tek başına canlandıran aktör bir yerde okuduğuma göre son yıllarında sahneye çıkarken gittiği yerlere 30 ton ağırlığı bulan sahne takımlarını da taşıyormuş. fakat sayı bana biraz fazla geldiği için belirtmeden geçmeyeyim. farklı ülkelerde sahnelere çıkmış, kimilerine ilham olmuş, kimilerince karalanmaya çalışılmış fregoli italya'da toprağa verildiğinde mezar taşında ''onun son dönüşümü-değişimi'' yazmakta idi.
başarılı sanatçı aynı zamanda tıp dünyasında fregoli sendromu olarak geçmiş psikolojik rahatsızlığa, nörolojik bozukluğa da adını vermiştir. binbir surat sendromu olarak çevrilmiş hastalık, leopoldo fregoli'nin binbir kişiliğe girip çıktığı bir gösterisini izlemiş bir kadının bundan etkilenerek hayatı boyunca onu gördüğünü düşünmesinden kaynaklanmıştır. anlayacağınız üzere çevrenizdeki insanların kılık değiştirerek sizi aldattığınızı düşündüğünüz bir hastalıktır. tek bir kişinin, kılıklar değiştirerek sizi takip ettiğini düşünürsünüz; aynı bu izleyicinin fregoli'nin kendisini takip ettiğini düşünmesi gibi.
capgras sendromuna (kısaca: tanıdığı kişilerin veya kendisinin, kendilerine benzer bir ikizleri ile değiştirildiklerine inanmak) benzemekle beraber ondan daha seyrek görülmektedir. çok seyrek görüldüğü için fregoli sendromu için bir tedavi yöntemi oluşturulamamıştır.
hızlı bir şekilde kıyafet ve kişilik değiştirme gösterisinde zamanının en iyisi kabul edilmiştir. londra'da yaptığı bir sahnede kıyafetlerini o kadar hızlı değiştirmiştir ki, kendisinden birden fazla olduğu dedikoduları çıkmıştır. bu dedikoduları, gazetecileri sahne arkasına davet ederek asılsız çıkaran leopoldo kendisine ilham vermiş çoğu göstericiyi de ziyaret etmiş, onlarla fikir alışverişinde bulunmuştur. aynı oyunda çeşitli rolleri, kadın-erkek karışık kişilikleri tek başına canlandıran aktör bir yerde okuduğuma göre son yıllarında sahneye çıkarken gittiği yerlere 30 ton ağırlığı bulan sahne takımlarını da taşıyormuş. fakat sayı bana biraz fazla geldiği için belirtmeden geçmeyeyim. farklı ülkelerde sahnelere çıkmış, kimilerine ilham olmuş, kimilerince karalanmaya çalışılmış fregoli italya'da toprağa verildiğinde mezar taşında ''onun son dönüşümü-değişimi'' yazmakta idi.
başarılı sanatçı aynı zamanda tıp dünyasında fregoli sendromu olarak geçmiş psikolojik rahatsızlığa, nörolojik bozukluğa da adını vermiştir. binbir surat sendromu olarak çevrilmiş hastalık, leopoldo fregoli'nin binbir kişiliğe girip çıktığı bir gösterisini izlemiş bir kadının bundan etkilenerek hayatı boyunca onu gördüğünü düşünmesinden kaynaklanmıştır. anlayacağınız üzere çevrenizdeki insanların kılık değiştirerek sizi aldattığınızı düşündüğünüz bir hastalıktır. tek bir kişinin, kılıklar değiştirerek sizi takip ettiğini düşünürsünüz; aynı bu izleyicinin fregoli'nin kendisini takip ettiğini düşünmesi gibi.
capgras sendromuna (kısaca: tanıdığı kişilerin veya kendisinin, kendilerine benzer bir ikizleri ile değiştirildiklerine inanmak) benzemekle beraber ondan daha seyrek görülmektedir. çok seyrek görüldüğü için fregoli sendromu için bir tedavi yöntemi oluşturulamamıştır.
devamını gör...
can sıkan dürümler
ince lavaşlı dürümlerdir. yırtılır, dökülür yahu.
devamını gör...
dibe vurmuş insanlara tavsiyeler
olmayan tavsiyelerdir.
dibe vuran insan tavsiye alan değil, tersine tavsiye veren insandır.
dibe vuran insan tavsiye alan değil, tersine tavsiye veren insandır.
devamını gör...
anasının babasının ilgilenmediği çocuklar
çok zor bir çocukluk geçirir. devamlı travmalarla seneler ziyan olur.
devamını gör...
elde ettikten sonra erkeklerin kadınlara yaptığı şeyler
cepte görüp başka kadınlara salça olması.
devamını gör...
renkli mahlas alıp kendini üstün zannetmek
zaten alan kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.
hepsi ile de az buçuk muhabbetimiz var, 10 numara beş yıldız insanlar.
altı üstü karma puan ile alınan bir özellik bu, daha fazlası değil. niye bunu alan kişi kendini üstün görsün ki?
bu yanlış bir düşünce bence.
hepsi ile de az buçuk muhabbetimiz var, 10 numara beş yıldız insanlar.
altı üstü karma puan ile alınan bir özellik bu, daha fazlası değil. niye bunu alan kişi kendini üstün görsün ki?
bu yanlış bir düşünce bence.
devamını gör...
colorado
kum deresi katliamı'nın yaşandığı topraklarda, bir market basılıp, biri polis on kişi öldürülmüş. colorado'lularda saldırganlık dededen miras galiba, biri okul basar, biri market basar...
devamını gör...
pozitif olmak için tavsiyeler
insanlarla olan mesafeyi korumaktır.
sosyal ilişkiler ne kadar kontrol altında olursa, olumsuzluklar da o kadar azalır.
sosyal ilişkiler ne kadar kontrol altında olursa, olumsuzluklar da o kadar azalır.
devamını gör...
yazar nicklerinden cümle kurmak
guneslibirpazartesi günü... herkesin kısaca ormanci dediği memur kocası bugün tatil olduğundan işe gitmemiş, içeriden sesleniyor:
- bi' kahve yapsana bana!
ev işlerinden bıkmış artık. gözlerini devirerek dolabı açıyor. biraz bakındıktan sonra sesleniyor içeriye:
- kahvemiz kalmamış.
içinden söylenmeyi de ihmal etmiyor o sırada:
- hizmetçiyim ben onun gözünde. benden istediği tek şey bu evet; hizmet etmem. bir gün olsun nasılsın, mutlu musun diye sormaz, benimle ilgilenmez. varsa yoksa onu yap, bunu getir... neydi o kelime, fransızlar hizmetçi yerine kullanırdı? hah! domestik... işte oyum ben; domestic hıyarın tekiyim! hıyarım evet. hâlâ bu evde durduğuma göre...
dışarıdan bakınca herkes kocasını örnek vatandaş olarak görür. herkese gülümser, işine hiçbir zaman geç bile kalmaz. herkesin yardımına koşar ama evde oldu mu tam bir ayıya dönüşür. düşüncesiz bir ayı...
tam bunları düşünürken beklediği cümleyi duyuyor:
- ben kahveye gidiyorum.
"oh be!" diyor içinden. nihayet... git de rahat bir nefes alayım. iki dakika koltuk yüzü görsün popom.
koltuğa oturacakken sehpanın üzerindeki dergiye ilişiyor gözü: северное сияние yazıyor kapağında kocaman harflerle.
"severnoe siyanie" diye mırıldanıyor alçak sesle. ne kadar da istiyordu dünyayı gezen kelebek misali dünyanın her yanını görmeyi! böyle bir hayat değildi düşlediği. akşamları televizyon karşısında hassas türk aile yapısına uymayan görüntülerin sansürlendiği yayınları izleyip, kocası tarafından görünmezadam muamelesi görmek değildi... o an aklından çok kötü birkaç düşünce geçti ama çok sevdiği filmden bir kareyi hatırlayıp "intikam iyi bişey değil mathilda" dedi kendi kendine gülümseyerek.
tam o sırada televizyonda kadın haklarıyla ilgili bir programdan gelen "kadınlar çiçektir" cümlesini duydu. "sanki benimle alay ediyorlar" diye düşündü ve bütün öfkesini bu cümleden çıkarırcasına "çiçek babandır" diye bağırdı televizyona doğru. televizyonu kapatıp müziği açtı ve efkâra dalmasına neden olan şarkı nesrin sipahi'nin sesiyle yükseldi hoparlörlerden: biraz kül biraz duman, o benim işte...
- bi' kahve yapsana bana!
ev işlerinden bıkmış artık. gözlerini devirerek dolabı açıyor. biraz bakındıktan sonra sesleniyor içeriye:
- kahvemiz kalmamış.
içinden söylenmeyi de ihmal etmiyor o sırada:
- hizmetçiyim ben onun gözünde. benden istediği tek şey bu evet; hizmet etmem. bir gün olsun nasılsın, mutlu musun diye sormaz, benimle ilgilenmez. varsa yoksa onu yap, bunu getir... neydi o kelime, fransızlar hizmetçi yerine kullanırdı? hah! domestik... işte oyum ben; domestic hıyarın tekiyim! hıyarım evet. hâlâ bu evde durduğuma göre...
dışarıdan bakınca herkes kocasını örnek vatandaş olarak görür. herkese gülümser, işine hiçbir zaman geç bile kalmaz. herkesin yardımına koşar ama evde oldu mu tam bir ayıya dönüşür. düşüncesiz bir ayı...
tam bunları düşünürken beklediği cümleyi duyuyor:
- ben kahveye gidiyorum.
"oh be!" diyor içinden. nihayet... git de rahat bir nefes alayım. iki dakika koltuk yüzü görsün popom.
koltuğa oturacakken sehpanın üzerindeki dergiye ilişiyor gözü: северное сияние yazıyor kapağında kocaman harflerle.
"severnoe siyanie" diye mırıldanıyor alçak sesle. ne kadar da istiyordu dünyayı gezen kelebek misali dünyanın her yanını görmeyi! böyle bir hayat değildi düşlediği. akşamları televizyon karşısında hassas türk aile yapısına uymayan görüntülerin sansürlendiği yayınları izleyip, kocası tarafından görünmezadam muamelesi görmek değildi... o an aklından çok kötü birkaç düşünce geçti ama çok sevdiği filmden bir kareyi hatırlayıp "intikam iyi bişey değil mathilda" dedi kendi kendine gülümseyerek.
tam o sırada televizyonda kadın haklarıyla ilgili bir programdan gelen "kadınlar çiçektir" cümlesini duydu. "sanki benimle alay ediyorlar" diye düşündü ve bütün öfkesini bu cümleden çıkarırcasına "çiçek babandır" diye bağırdı televizyona doğru. televizyonu kapatıp müziği açtı ve efkâra dalmasına neden olan şarkı nesrin sipahi'nin sesiyle yükseldi hoparlörlerden: biraz kül biraz duman, o benim işte...
devamını gör...
tanımlarını kimin oyladığını kontrol eden yazar
tek tek bakıyorum. liste var tik atıyorum. şahsıma yapılan beğenisi 800 e ulaşacak ilk 100 yazara kitap hediyesi vardır.*
devamını gör...
yaşlı yazarlar
gömünüz bizi. kendi çapında yaşayan yazarlardır.
devamını gör...
sis
tevfik fikret şiiri.
sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid,
bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid.
tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh,
bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh;
bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar
dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar!
lâkin sana lâyık bu derin sürte-i muzlim,
lâyık bu tesettür sana, ey sahn-ı mezâlim!
ey sahn-ı mezâlim…evet, ey sahne-i garrâ,
ey sahne-i zî-şâ'şaa-i hâile-pîrâ!
ey şa'şaanın, kevkebenin mehdi, mezârı
şarkın ezelî hâkime-i câzibedârı;
ey kanlı mahabbetleri bî-lerziş-i nefret
perverde eden sîne-i meshûf-ı sefâhet;
ey marmara'nın mâi der-âguuşu içinde
ölmüş gibi dalgın uyuyan tûde-i zinde;
ey köhne bizans, ey koca fertût-ı müsahhir,
ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir;
hüsnünde henüz tâzeliğin sihri hüveydâ,
hâlâ titrer üstüne enzâr-ı temâşâ.
hâriçten, uzaktan açılan gözlere süzgün
çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün!
mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis;
üstünde coşan giryelerin hepsine bî-his.
te'sîs olunurken daha, bir dest-i hıyânet
bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet!
hep levs-i riyâ, dalgalanır zerrelerinde,
bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde.
hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffu';
yalnız bu… ve yalnız bunun ümmîd-i tereffu'.
milyonla barındırdığın ecsâd arasından
kaç nâsiye vardır çıkacak pâk u dirahşan?
örtün, evet, ey hâile… örtün, evet, ey şehr;
örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!..
ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
kaatil kuleler, kal'alı zindanlı saraylar;
ey dahme-i mersûs-i havâtır, ulu ma'bed;
ey gırre sütunlar ki birer dîv-i mukayyed,
mâzîleri âtîlere nakletmeye me'mûr;
ey dişleri düşmüş, sırıtan kaafile-i sûr;
ey kubbeler, ey şanlı mebânî-i münâcât;
ey doğruluğun mahmil-i ezkârı minârat;
ey sakfı çökük medreseler, mahkemecikler;
ey servilerin zıll-ı siyâhında birer yer
te'mîn edebilmiş nice bin sâil-i sâbir;
"geçmişlere rahmet!" diyen elvâh-ı mekaabir;
ey türbeler, ey herbiri pür-velvele bir yâd
iykâz ederek sâmit ü sâkin yatan ecdâd;
ey ma'reke-i tîn ü gubâr eski sokaklar;
ey her açılan rahnesi bir vak'a sayıklar
vîrâneler, ey mekmen-i pür-hâb-ı eşirrâ;
ey kapkara damlarla birer mâtem-i ber-pâ
temsîl eden âsûde ve fersûde mesâkin;
ey her biri bir leyleğe, bir çaylağa mavtın
gam-dîde ocaklar ki merâretle somurtmuş,
yıllarca zamandan beri, tütmek ne…unutmuş;
ey mi'delerin zehr-i tekâzâsı önünde
her zilleti bel'eyleyen efvâh-ı kadîde;
ey fazl-ı tabîatle en âmâde ve mün'im
bir fıtrata makrûn iken aç, âtıl ü âkim;
her ni'meti, her fazlı, her esbâb-ı rehâyı
gökten dilenen züll-i tevekkül ki.. mürâyi!
ey savt-ı kilâb, ey şeref-i nutk ile mümtâz
insanda şu nankörlüğü tel'in eden âvâz;
ey girye-i bî-fâide, ey hande-i zehrîn;
ey nâtıka-ı acz ü elem, nazra-i nefrîn;
ey cevf-i esâtîre düşen hâtıra: nâmus;
ey kıble-i ikbâle çıkan yol: reh-i pâ-bûs;
ey havf-i müsellâh, ki hasârâtına râci'
öksüz, dul ağızlardaki her şevke-i tâli';
ey şahsa masûniyyet ü hürriyyete makrûn
bir hakk-ı teneffüs veren efsâne-i kaanûn;
ey va'd-i muhâl, ey ebedî kizb-i muhakkak,
ey mahkemelerden mütemâdî sürülen hak;
ey savlet-i evhâm ile bî-tâb-ı tahassüs
vicdanlara temdîd edilen gûş-ı tecessüs;
ey bîm-i tecessüsle kilitlenmiş ağızlar;
ey gayret-i milliye ki mebgûz u muhakkar;
ey seyf ü kalem, ey iki mahkûm-ı siyâsî;
ey behre-i fazl ü edeb, ey çehre-i mensî;
ey bâr-ı hazerle iki kat gezmeye me'lûf;
eşrâf ü tevâbi', koca bir unsûr-ı ma'rûf;
ey re's-i fürûberde, ki akpak, fakat iğrenç;
ey taze kadın, ey onu ta'kîbe koşan genç;
ey mâder-i hicranzede, ey hemser-i muğber;
ey kimsesiz, âvâre çocuklar… hele sizler,
hele sizler…
örtün, evet, ey hâile… örtün, evet, ey şehr;
örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!...
sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid,
bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid.
tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh,
bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh;
bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar
dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar!
lâkin sana lâyık bu derin sürte-i muzlim,
lâyık bu tesettür sana, ey sahn-ı mezâlim!
ey sahn-ı mezâlim…evet, ey sahne-i garrâ,
ey sahne-i zî-şâ'şaa-i hâile-pîrâ!
ey şa'şaanın, kevkebenin mehdi, mezârı
şarkın ezelî hâkime-i câzibedârı;
ey kanlı mahabbetleri bî-lerziş-i nefret
perverde eden sîne-i meshûf-ı sefâhet;
ey marmara'nın mâi der-âguuşu içinde
ölmüş gibi dalgın uyuyan tûde-i zinde;
ey köhne bizans, ey koca fertût-ı müsahhir,
ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir;
hüsnünde henüz tâzeliğin sihri hüveydâ,
hâlâ titrer üstüne enzâr-ı temâşâ.
hâriçten, uzaktan açılan gözlere süzgün
çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün!
mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis;
üstünde coşan giryelerin hepsine bî-his.
te'sîs olunurken daha, bir dest-i hıyânet
bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet!
hep levs-i riyâ, dalgalanır zerrelerinde,
bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde.
hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffu';
yalnız bu… ve yalnız bunun ümmîd-i tereffu'.
milyonla barındırdığın ecsâd arasından
kaç nâsiye vardır çıkacak pâk u dirahşan?
örtün, evet, ey hâile… örtün, evet, ey şehr;
örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!..
ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
kaatil kuleler, kal'alı zindanlı saraylar;
ey dahme-i mersûs-i havâtır, ulu ma'bed;
ey gırre sütunlar ki birer dîv-i mukayyed,
mâzîleri âtîlere nakletmeye me'mûr;
ey dişleri düşmüş, sırıtan kaafile-i sûr;
ey kubbeler, ey şanlı mebânî-i münâcât;
ey doğruluğun mahmil-i ezkârı minârat;
ey sakfı çökük medreseler, mahkemecikler;
ey servilerin zıll-ı siyâhında birer yer
te'mîn edebilmiş nice bin sâil-i sâbir;
"geçmişlere rahmet!" diyen elvâh-ı mekaabir;
ey türbeler, ey herbiri pür-velvele bir yâd
iykâz ederek sâmit ü sâkin yatan ecdâd;
ey ma'reke-i tîn ü gubâr eski sokaklar;
ey her açılan rahnesi bir vak'a sayıklar
vîrâneler, ey mekmen-i pür-hâb-ı eşirrâ;
ey kapkara damlarla birer mâtem-i ber-pâ
temsîl eden âsûde ve fersûde mesâkin;
ey her biri bir leyleğe, bir çaylağa mavtın
gam-dîde ocaklar ki merâretle somurtmuş,
yıllarca zamandan beri, tütmek ne…unutmuş;
ey mi'delerin zehr-i tekâzâsı önünde
her zilleti bel'eyleyen efvâh-ı kadîde;
ey fazl-ı tabîatle en âmâde ve mün'im
bir fıtrata makrûn iken aç, âtıl ü âkim;
her ni'meti, her fazlı, her esbâb-ı rehâyı
gökten dilenen züll-i tevekkül ki.. mürâyi!
ey savt-ı kilâb, ey şeref-i nutk ile mümtâz
insanda şu nankörlüğü tel'in eden âvâz;
ey girye-i bî-fâide, ey hande-i zehrîn;
ey nâtıka-ı acz ü elem, nazra-i nefrîn;
ey cevf-i esâtîre düşen hâtıra: nâmus;
ey kıble-i ikbâle çıkan yol: reh-i pâ-bûs;
ey havf-i müsellâh, ki hasârâtına râci'
öksüz, dul ağızlardaki her şevke-i tâli';
ey şahsa masûniyyet ü hürriyyete makrûn
bir hakk-ı teneffüs veren efsâne-i kaanûn;
ey va'd-i muhâl, ey ebedî kizb-i muhakkak,
ey mahkemelerden mütemâdî sürülen hak;
ey savlet-i evhâm ile bî-tâb-ı tahassüs
vicdanlara temdîd edilen gûş-ı tecessüs;
ey bîm-i tecessüsle kilitlenmiş ağızlar;
ey gayret-i milliye ki mebgûz u muhakkar;
ey seyf ü kalem, ey iki mahkûm-ı siyâsî;
ey behre-i fazl ü edeb, ey çehre-i mensî;
ey bâr-ı hazerle iki kat gezmeye me'lûf;
eşrâf ü tevâbi', koca bir unsûr-ı ma'rûf;
ey re's-i fürûberde, ki akpak, fakat iğrenç;
ey taze kadın, ey onu ta'kîbe koşan genç;
ey mâder-i hicranzede, ey hemser-i muğber;
ey kimsesiz, âvâre çocuklar… hele sizler,
hele sizler…
örtün, evet, ey hâile… örtün, evet, ey şehr;
örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!...
devamını gör...



