ali koç
bilimum sosyal medya ve diğer platformlarda, parasını verip tasmasını çekiştirdiği trolleri olan fenerbahçe tarihinin en vasat başkanı olan şahıs.
aziz yıldırım ile kıyas edilmesi dahi abesle iştigaldir, saçmadır. aziz yıldırım'ın, her ne kadar sportif başarıları koltukta kaldığı yaklaşık 20 yıla göre sınırlı kalsa da, en azından rakip takımların teknik direktörleri hakkında demeç vermemiştir ve ayrıca gerçekten yönetme vasfına sahip biriydi, oturduğu koltuğa yakışıyordu.
ali koç ise bazı şeyleri değiştirmek, kulübü daha üst seviyelerde temsil edilebilir duruma getirmek, mali açıdan düzlüğe çıkarmak, fenerbahçeyi avrupa düzeyinde bir kulüp yapma vaatleriyle başa geldi e tabii ailesinin sahibi olduğu servetinde etkisiyle tasmasını elinde tuttuğu binlerce fenerbahçe üyesi sayesinde.
döneminde başaramadıklarına bakacak olursak;
*şampiyonluk alamadı
*kupa kazanamadı
*kulüp avrupa kupalarına gidemedi
*ezeli rakibi* galatasaray'a karşı hiç galibiyet alamadı ayrıca meşhur kadıköy serisi bir tarafında 2 sene üst üste patladı*
*her fırsatta bir zamanlar eski twitter trolleri olan yöneticileri (bkz: alper pirşen ve selahattin baki) en ufak bir olayda ortalığı yaygaraya verip ağladılar, sızladılar, akıllara zarar açıklamalar yaptılar.
*kulüp yıllar sonra ilk kez son haftalara girilirken kümede kalmayı garantiledi.
*aziz yıldırım sezon ortasında hoca değiştirmezdi ama ali koç bir çok kez bu deneyimi kulübe yaşattı.
son olarak oynadıkları alanyaspor maçında kural hatası olduğu yönünde resmi başvuru yapmışlar şaka gibiler vallahi haha*
dua edin maç tekrarı falan olmasın bu kez direkten dönmez o kadar top bir ikisi illaki girer kaleye*
evet birisi vizyon demişti sanırım? hani nerede o arkadaş görünmüyor bu günlerde?*
aziz yıldırım ile kıyas edilmesi dahi abesle iştigaldir, saçmadır. aziz yıldırım'ın, her ne kadar sportif başarıları koltukta kaldığı yaklaşık 20 yıla göre sınırlı kalsa da, en azından rakip takımların teknik direktörleri hakkında demeç vermemiştir ve ayrıca gerçekten yönetme vasfına sahip biriydi, oturduğu koltuğa yakışıyordu.
ali koç ise bazı şeyleri değiştirmek, kulübü daha üst seviyelerde temsil edilebilir duruma getirmek, mali açıdan düzlüğe çıkarmak, fenerbahçeyi avrupa düzeyinde bir kulüp yapma vaatleriyle başa geldi e tabii ailesinin sahibi olduğu servetinde etkisiyle tasmasını elinde tuttuğu binlerce fenerbahçe üyesi sayesinde.
döneminde başaramadıklarına bakacak olursak;
*şampiyonluk alamadı
*kupa kazanamadı
*kulüp avrupa kupalarına gidemedi
*ezeli rakibi* galatasaray'a karşı hiç galibiyet alamadı ayrıca meşhur kadıköy serisi bir tarafında 2 sene üst üste patladı*
*her fırsatta bir zamanlar eski twitter trolleri olan yöneticileri (bkz: alper pirşen ve selahattin baki) en ufak bir olayda ortalığı yaygaraya verip ağladılar, sızladılar, akıllara zarar açıklamalar yaptılar.
*kulüp yıllar sonra ilk kez son haftalara girilirken kümede kalmayı garantiledi.
*aziz yıldırım sezon ortasında hoca değiştirmezdi ama ali koç bir çok kez bu deneyimi kulübe yaşattı.
son olarak oynadıkları alanyaspor maçında kural hatası olduğu yönünde resmi başvuru yapmışlar şaka gibiler vallahi haha*
dua edin maç tekrarı falan olmasın bu kez direkten dönmez o kadar top bir ikisi illaki girer kaleye*
evet birisi vizyon demişti sanırım? hani nerede o arkadaş görünmüyor bu günlerde?*
devamını gör...
bu yazara yakın zamanda çok fazla beğeni yaptığınız için oyunuz kaydedilmedi
yıkıldım, sözlük. kırıldım, sözlük. okuyup okuyup beğeniyordum. onu da çok gördün bana. hiç mi için sızlamadı diye sorarlar ama.
devamını gör...
yeni gelin sorunsalı
instagram yüzünden kendilerinden geçen; yemeği, çayı, suyu içilmez kılan, yeni evlenmiş kadına verilen ünvan.
*
*
devamını gör...
geceye bir sanat eseri bırak

| buğday tarlası ve kuzgunlar -van gogh
van gogh; sağlık durumununun kötüye gittiğini hissettiği, umutsuluğun ve yalnızlığın dalgalarında boğulurken yaptığı resim.
bir iç döküş.
van gogh'un en sevdiğim eseri denebilir. sahiplenebilecek kadar sade ve ünsüz.
devamını gör...
duşakabinde zeybek oynarken sabuna basıp kafayı yarmak
bir saat önce başıma gelmiş olan talihsiz durumdur.
biliyorum bunu itiraf etmesi zor, biraz da anonim oluşumun arkasına saklanıyorum dostlarım lakin bilirsiniz işte... her erkeğin herkesten sakladığı gizli, biraz sapık bir huyu vardır. herkesten gizlediğimiz, ve hatta; eşimizden dostumuzdan, en yakınlarımızdan sakladığımız tuhaf fetişlerimiz takıntılarımız elbette var yani... bu gayet de normal bir şey ve bu insani özelliğimden asla utanmıyorum, asla gocunmuyorum.
bilen bilir daha önceden söylemiştim, bir fabrikada güvenlikten sorumlu şef olarak çalışıyorum ve vardiyalı olduğum için saat 1 gibi bitti mesaim ve eve doğru yol aldım. her ayın 15'inde yaptığım bu ritüelimi tekrar gerçekleştirecek olmanın derin arzuları içerisinde şevkle gülümseyerek servis camından dışarıyı seyrederek hayaller alemine daldım. bir yandan proleterya sınıfın neden hala ayaklanmadığını düşünüp bir yandan arabayı satıp gs - malatya maçına 4-6 oran oynasam mı acaba diye bir risk sorgulaması yaptım. nefesimle buğulanan cama birtakım garip, anlaşılmaz işaretler bıraktım ve yol böylece bitti.
kız arkadaşım esra kapıyı açtı:
esra: hoş geldin bebeğim. günün nasıldı?
ben: iyiydi hayatım işte aynı nasıl olsun... fabrika aynı. hee. yeni gelen çocuk...
sözümü kesti:
esra: ramazan'ı diyorsun. alışabildi mi.
ben: ne gezer, elli nasır tutmamış körpecik bir çocuk daha. ama pek cevval... incelikleri öğrendi, kavraması uzun sürmeyecektir.
işle alakalı muhabbetimin infosunu verdikten sonra hızlıca duşa girmeye yeltendim. esra, yanıma müstehzi bir kadın hareketiyle yaklaştı. öpüp koklamak için sokulduğunda, az sonra gerçekleştireceğim kutlu davamın izzetine hâlel getirmesin diye bu dünyevi zevki ertelemek zorundaydım. onu kibarca ittim ve uzaklaştırdım kendimden. hışımla gözlerimin içine bakarak bağırdı:
"ne var selim?? neden böyle yapıyorsun. seni düşündüm ben akşama kadar. yoksa beni istemiyor musun artık?"
" ne alakası var hayatım biraz yorgunum sadece... hem... hem gece daha uzun kaçmıyorum ya eheh. (delikanlıca alnından öptüm)"
"aramızdaki ten uyumu gitgide yok oluyor selim, bunu anlayamıyor musun!..."
"neden?"
"sen benimle ilgilenmiyorsun artık...!"
bir an düşündüm ve hayatı sorguladım:
neden her ayın 15'inde bu oluyor tanrım?
neden ben?
neden esra böyle?
sonra üstümü değiştirmek için banyoya hücum ettim. banyoda bir tek benim ve tanrının bildiği fayansı kaldırarak altındaki zuladan gizli kasayı gün yüzüne çıkardım. şifreyi "1922" girerek tuşladım. kliks* diye açıldı kasa. içeriden efe kıyafetlerini çıkardım. potinlerimi giydim, fesimi taktım, üstüme ceketimi aldım... hemen altındaki oyuktan rahmetli dedem seyid ali efe çavuş'un 1879 model paslanmaz winchester kırma tüfeği çıkarttım. telefondan çakal çökerten zeybeğini açarak duşakabine girdim. bir yandan winchester tüfeği tutuyorum karşımda işgalci düşman varmış gibi doğrultuyorum.
bre düşman bozuntusu!
bre gafletin yılmaz vurucusu!
bilmez misin aydın'ın efeleri sevdim mi tam sever, kızdım mı da tüfengini alır bitene kadar mermisini vurur!
ben selim efe, babam kadir efe, dedem seyid ali efe çavuş...
bir yandan sıcak su akıyor üstüme sırılsıklam oldum ve üstümdeki beyaz gömlek iyice üstüme yapıştı. kıyafetlerim ıslakken hemen hemen 6-7 kg ağırlığa çıktı ve hareket kabiliyetimi zorlaştırdı. bir elimde tüfek çakal çökerten zeybeği oynuyorum, yere üç kez vurup peşrev veriyorum.
"bre ayanlar, bre kendin bilmezler, efelerin seçmesi selim çavuşa çattınız gari!"
"efeleee silah sabit!"
"gez!"
"göz!"
"arpacık!"
"ateş!"
karşıda bir düşman var gibi tüfeğimi doldurup ateşledim. karşımdaki hayali düşmanı yerle bir ettim, al kanlar kahpe vücudunu boyamıştı o'nun.
sonra bağırdım:
"behey kanı bozuk tahta kuruları, kılıncımızı sizin ak mintanlarınıza sildik! gidin bu vatandan, tez elden!"
mutlak zaferi kazandığımda, zeybek oynamaya başladım tekrardan. sonra birdenbire istemediğim bir şey oldu, yerde duran zeytinyağlı kellik sabunuma bastım. yere "şlaks" diye boylu boyunca düştüm, o kadar gürültülü bir şekilde düşmüştüm ki, bilincimi kaybederken fark ettiğim son detay, esra'nın bağırarak kapıyı zorlaması olmuştu.
esra benim bu absürt görüntümü görünce anlam verememiş ve kafamdan akan kanı ve yerdeki tüfeği görünce intihar ettiğimi zannedip sinir krizi geçirmiş. bir süre baygın kalmışım, öldü diye polisi çağırmış. savcılar ve adli tıp gelmiş fotoğraf falan çekmişler, allah'a şükür bir kişi nabzıma bakmış da, baygın olduğumu anlayabilmiş. acil doktoru kafama dikiş attıktan ve gerekli pansumanı yaptıktan sonra doğruca eve geldik. esra'ya ne diyeceğimi bilemiyorum dostlar. kız odada kendi kendine konuşuyor herhalde. ya da annesini arıyor... bu olayı nasıl açıklayacağımı bilemiyorum başım çok fena zonkluyor. ilişkimiz zaten onun psikolojik sorunları sebebiyle hep çalkantılı geçiyor. onu çok seviyorum ama efe olmayı da seviyorum. artık daha fazla bu sırrımı saklayamadım ve kötü bir deneyimle öğrenmiş oldu. ne yapacağım ben yardım edin. bilsem de buraya yazmazdım zaten, içimi dökmeye ihtiyacım var sözlük.
biliyorum bunu itiraf etmesi zor, biraz da anonim oluşumun arkasına saklanıyorum dostlarım lakin bilirsiniz işte... her erkeğin herkesten sakladığı gizli, biraz sapık bir huyu vardır. herkesten gizlediğimiz, ve hatta; eşimizden dostumuzdan, en yakınlarımızdan sakladığımız tuhaf fetişlerimiz takıntılarımız elbette var yani... bu gayet de normal bir şey ve bu insani özelliğimden asla utanmıyorum, asla gocunmuyorum.
bilen bilir daha önceden söylemiştim, bir fabrikada güvenlikten sorumlu şef olarak çalışıyorum ve vardiyalı olduğum için saat 1 gibi bitti mesaim ve eve doğru yol aldım. her ayın 15'inde yaptığım bu ritüelimi tekrar gerçekleştirecek olmanın derin arzuları içerisinde şevkle gülümseyerek servis camından dışarıyı seyrederek hayaller alemine daldım. bir yandan proleterya sınıfın neden hala ayaklanmadığını düşünüp bir yandan arabayı satıp gs - malatya maçına 4-6 oran oynasam mı acaba diye bir risk sorgulaması yaptım. nefesimle buğulanan cama birtakım garip, anlaşılmaz işaretler bıraktım ve yol böylece bitti.
kız arkadaşım esra kapıyı açtı:
esra: hoş geldin bebeğim. günün nasıldı?
ben: iyiydi hayatım işte aynı nasıl olsun... fabrika aynı. hee. yeni gelen çocuk...
sözümü kesti:
esra: ramazan'ı diyorsun. alışabildi mi.
ben: ne gezer, elli nasır tutmamış körpecik bir çocuk daha. ama pek cevval... incelikleri öğrendi, kavraması uzun sürmeyecektir.
işle alakalı muhabbetimin infosunu verdikten sonra hızlıca duşa girmeye yeltendim. esra, yanıma müstehzi bir kadın hareketiyle yaklaştı. öpüp koklamak için sokulduğunda, az sonra gerçekleştireceğim kutlu davamın izzetine hâlel getirmesin diye bu dünyevi zevki ertelemek zorundaydım. onu kibarca ittim ve uzaklaştırdım kendimden. hışımla gözlerimin içine bakarak bağırdı:
"ne var selim?? neden böyle yapıyorsun. seni düşündüm ben akşama kadar. yoksa beni istemiyor musun artık?"
" ne alakası var hayatım biraz yorgunum sadece... hem... hem gece daha uzun kaçmıyorum ya eheh. (delikanlıca alnından öptüm)"
"aramızdaki ten uyumu gitgide yok oluyor selim, bunu anlayamıyor musun!..."
"neden?"
"sen benimle ilgilenmiyorsun artık...!"
bir an düşündüm ve hayatı sorguladım:
neden her ayın 15'inde bu oluyor tanrım?
neden ben?
neden esra böyle?
sonra üstümü değiştirmek için banyoya hücum ettim. banyoda bir tek benim ve tanrının bildiği fayansı kaldırarak altındaki zuladan gizli kasayı gün yüzüne çıkardım. şifreyi "1922" girerek tuşladım. kliks* diye açıldı kasa. içeriden efe kıyafetlerini çıkardım. potinlerimi giydim, fesimi taktım, üstüme ceketimi aldım... hemen altındaki oyuktan rahmetli dedem seyid ali efe çavuş'un 1879 model paslanmaz winchester kırma tüfeği çıkarttım. telefondan çakal çökerten zeybeğini açarak duşakabine girdim. bir yandan winchester tüfeği tutuyorum karşımda işgalci düşman varmış gibi doğrultuyorum.
bre düşman bozuntusu!
bre gafletin yılmaz vurucusu!
bilmez misin aydın'ın efeleri sevdim mi tam sever, kızdım mı da tüfengini alır bitene kadar mermisini vurur!
ben selim efe, babam kadir efe, dedem seyid ali efe çavuş...
bir yandan sıcak su akıyor üstüme sırılsıklam oldum ve üstümdeki beyaz gömlek iyice üstüme yapıştı. kıyafetlerim ıslakken hemen hemen 6-7 kg ağırlığa çıktı ve hareket kabiliyetimi zorlaştırdı. bir elimde tüfek çakal çökerten zeybeği oynuyorum, yere üç kez vurup peşrev veriyorum.
"bre ayanlar, bre kendin bilmezler, efelerin seçmesi selim çavuşa çattınız gari!"
"efeleee silah sabit!"
"gez!"
"göz!"
"arpacık!"
"ateş!"
karşıda bir düşman var gibi tüfeğimi doldurup ateşledim. karşımdaki hayali düşmanı yerle bir ettim, al kanlar kahpe vücudunu boyamıştı o'nun.
sonra bağırdım:
"behey kanı bozuk tahta kuruları, kılıncımızı sizin ak mintanlarınıza sildik! gidin bu vatandan, tez elden!"
mutlak zaferi kazandığımda, zeybek oynamaya başladım tekrardan. sonra birdenbire istemediğim bir şey oldu, yerde duran zeytinyağlı kellik sabunuma bastım. yere "şlaks" diye boylu boyunca düştüm, o kadar gürültülü bir şekilde düşmüştüm ki, bilincimi kaybederken fark ettiğim son detay, esra'nın bağırarak kapıyı zorlaması olmuştu.
esra benim bu absürt görüntümü görünce anlam verememiş ve kafamdan akan kanı ve yerdeki tüfeği görünce intihar ettiğimi zannedip sinir krizi geçirmiş. bir süre baygın kalmışım, öldü diye polisi çağırmış. savcılar ve adli tıp gelmiş fotoğraf falan çekmişler, allah'a şükür bir kişi nabzıma bakmış da, baygın olduğumu anlayabilmiş. acil doktoru kafama dikiş attıktan ve gerekli pansumanı yaptıktan sonra doğruca eve geldik. esra'ya ne diyeceğimi bilemiyorum dostlar. kız odada kendi kendine konuşuyor herhalde. ya da annesini arıyor... bu olayı nasıl açıklayacağımı bilemiyorum başım çok fena zonkluyor. ilişkimiz zaten onun psikolojik sorunları sebebiyle hep çalkantılı geçiyor. onu çok seviyorum ama efe olmayı da seviyorum. artık daha fazla bu sırrımı saklayamadım ve kötü bir deneyimle öğrenmiş oldu. ne yapacağım ben yardım edin. bilsem de buraya yazmazdım zaten, içimi dökmeye ihtiyacım var sözlük.
devamını gör...
gençlerin kolay evlenip kolay boşanması
eskiden insanların boşanması kocaman bir tabu ve ahlahsızlık olarak görüldüğü için şimdi daha sık görülmesi gayet normal bir olay. kadınların hayat standartlarının artması nedeniyle hayat boyu istemedikleri evliliklerini sürdürmeleri olayının azaldığını gösterir.
devamını gör...
gece on ikiden sonra zamanın hızla akması
güzel bir insanla konuşuyorsanız maalesef gerçek olan olaydır.
hoşunuza giden bir eylem yaparken gerçekten zaman hızlı geçiyor ve üzülüyor insan.
psikolojide adı ne bu olayın sözlüğün psikoloji okuyan tayfası açıklayın lan.
hoşunuza giden bir eylem yaparken gerçekten zaman hızlı geçiyor ve üzülüyor insan.
psikolojide adı ne bu olayın sözlüğün psikoloji okuyan tayfası açıklayın lan.
devamını gör...
1000 liralık kitap alışverişi yapan booktuberlar
böyle alışveriş videoları görünce insanların kitap alıp kitaplıklarını doldurma hevesine kapıldığını düşünüyorum (benim de zamanında böyle hissetmişliğim var.) elinizde okumadığınız kitap varken yeni kitap alamazsınız demiyorum bir anda da alınabilir, ancak normal koşullarda bir insan bu kadar parayı bir anda kitaba veremez zannımca. artık insanlar kitapları okumayı değil satın almayı sevmeye başlıyor. bunda da 'bazı' booktuber'ların etkisi büyük. bakın tüm booktuber'lardan bahsetmiyorum ancak bir oda dolusu kitabı alıp süs misali arka plan olarak kullananlardan bahsediyorum. artık kitapların da linki bırakılacak hatta belki bırakılıyordur. influencer'lığın edebiyat hali. :)
devamını gör...
aile ile dizi izlerken normal sözlük’ü televizyona aktarmak
... ve utanmamak...
yani onca sözlükte yazdım bir o kadar yerde görev aldım bu kadar kural ihlali, daha doğrusu ısrarlı kural ihlalini görmedim.
bakınız bu gerçekten mühim. ben ailem ile dizi izlerken veyahut herhangi bir zamanda sözlüğün anasayfasını duvara yansıtsam, utanmam arkadaş. neden mi? küfür yok. mümkün mertebe emmeli gömmeli oturtmalı kaldırmalı evirmeli çevirmeli bağlamalı düğümlemeli başlıklara müsaade edilmiyor. fakat bir ekşiyi, bir uludağı... zaten inciyi söylemiyorum ben bakarken bazen utanıyorum... bunları açamam abi ailemin yanında. yani bu kadar zor mu ya? adamlar küfür yok demiş. küfür yoksa hakarette yoktur. cinsellik de argo ifadelerle yoktur demek ki. kimse sana bir kadının boynunun güzelliğinden bahsetme demiyor ki. ama eve atılan manitanın boynuna yumulma teknikleri diye başlık açarsan olmaz. 2+2 daha 4 bu kadar. hani her şey format da demek değildir bu arada. ar sahibi edep sahibi olursun kişi olarak kendinden bilirsin işi ve ona uygun, kendi ahlakına edebine ters düşmeyecek biçimde yazarsın. eee bana ne yeaağğ ihihihi ohh bana ne yazıcam tarzı çoluk çocuk gibi inatlaşmanın kavganın hakaretin ne gereği var? gerçekten bunu mu istiyoruz? kaldı ki siz aile büyüklerinizin veyahut patronunuzun ya da varsa eşinizin, sevgilinizin ailesinin yanında gayet rahat küfür edebiliyor musunuz? ya da ederseniz size bakış açıları ne olur? bir miktar düşünsek keşke.
yani onca sözlükte yazdım bir o kadar yerde görev aldım bu kadar kural ihlali, daha doğrusu ısrarlı kural ihlalini görmedim.
bakınız bu gerçekten mühim. ben ailem ile dizi izlerken veyahut herhangi bir zamanda sözlüğün anasayfasını duvara yansıtsam, utanmam arkadaş. neden mi? küfür yok. mümkün mertebe emmeli gömmeli oturtmalı kaldırmalı evirmeli çevirmeli bağlamalı düğümlemeli başlıklara müsaade edilmiyor. fakat bir ekşiyi, bir uludağı... zaten inciyi söylemiyorum ben bakarken bazen utanıyorum... bunları açamam abi ailemin yanında. yani bu kadar zor mu ya? adamlar küfür yok demiş. küfür yoksa hakarette yoktur. cinsellik de argo ifadelerle yoktur demek ki. kimse sana bir kadının boynunun güzelliğinden bahsetme demiyor ki. ama eve atılan manitanın boynuna yumulma teknikleri diye başlık açarsan olmaz. 2+2 daha 4 bu kadar. hani her şey format da demek değildir bu arada. ar sahibi edep sahibi olursun kişi olarak kendinden bilirsin işi ve ona uygun, kendi ahlakına edebine ters düşmeyecek biçimde yazarsın. eee bana ne yeaağğ ihihihi ohh bana ne yazıcam tarzı çoluk çocuk gibi inatlaşmanın kavganın hakaretin ne gereği var? gerçekten bunu mu istiyoruz? kaldı ki siz aile büyüklerinizin veyahut patronunuzun ya da varsa eşinizin, sevgilinizin ailesinin yanında gayet rahat küfür edebiliyor musunuz? ya da ederseniz size bakış açıları ne olur? bir miktar düşünsek keşke.
devamını gör...
bir insanın sizden hoşlandığını anlamanın yolları
devamını gör...
normal sözlük hunidaşlar kulübü
değerli dostum, doğuştan kontağı bozmuş olan kafadan deniz ile yaptığımız transfer görüşmeleri olumlu sonuçlanmıştır. eltisinin eltisi olduğunun farkında olmadığı dönemlerde, hatta daha öncesinde her şey bir gaz ve toz bulutuyken 0330 ve benim hunileri takıp gezdiğimizi görünce, hunilerimizi kıskanmış, bende isterim diye tutturmuştu. canı sağ olsun dedik o dönemlerde kendisine bir huni hediye ettik. sonra hunisi ile birlikte sırra kadem bastı. derler ki; o sırada şeytanla karşılaşmış ve onunla bir anlaşma yapmış. şeytan efendi kendisine ''iron maiden'la olan bağını keseceksin! bende seni, metal müzik aleminin eltisini bile tanımayan en iyi radyo programcısı yapacağım!'' demiş. deniz'de bunu kabul edince tabi aramıza sıra dağlar girdi. malum bizim kırmızı çizgimiz maiden.
baktım olacak gibi değil. önce şeytanı def etme işlerine girdik. iron maiden büyüsü yaparak üzerindeki baskıyı kırmayı hedefledik. ve şeytana rest çektik.

arkasından kendisine bir doz tenacious d in the pick of destiny yazdık. cesaretlenip, kendisini toparlaması gerekiyordu. cidden işe yaradı. ve şeytana postayı koydu.

şeytan anlaşma şartlarını denizin önüne serdi ama nafile. iş işten geçmişti çünkü deniz şeytanın boynuzunu kırıp, huni olarak kafasına takmıştı bile.

bu olaylar sonrasında biraz sakinleşmek ve morallenmek adına kedi almış. fotoğrafını gönderdi bize.

tabi biz bu fotoğrafı görünce verdiği mücadeleyi de bildiğimizden ziyadesiyle mutlu olduk. şeytan boynuzundan taktığın huniler sana şans getirsin kafadan kontak dostum. hoş geldin! bir daha yanlış yollara meyletme, hunini de kafandan eksik etme.
baktım olacak gibi değil. önce şeytanı def etme işlerine girdik. iron maiden büyüsü yaparak üzerindeki baskıyı kırmayı hedefledik. ve şeytana rest çektik.

arkasından kendisine bir doz tenacious d in the pick of destiny yazdık. cesaretlenip, kendisini toparlaması gerekiyordu. cidden işe yaradı. ve şeytana postayı koydu.

şeytan anlaşma şartlarını denizin önüne serdi ama nafile. iş işten geçmişti çünkü deniz şeytanın boynuzunu kırıp, huni olarak kafasına takmıştı bile.

bu olaylar sonrasında biraz sakinleşmek ve morallenmek adına kedi almış. fotoğrafını gönderdi bize.

tabi biz bu fotoğrafı görünce verdiği mücadeleyi de bildiğimizden ziyadesiyle mutlu olduk. şeytan boynuzundan taktığın huniler sana şans getirsin kafadan kontak dostum. hoş geldin! bir daha yanlış yollara meyletme, hunini de kafandan eksik etme.
devamını gör...
türk evlerindeki en gereksiz eşya
(bkz: dantel)
devamını gör...
robnaja
kibar ve sohbeti akıcı, eğitimci bir kafa sözlük yazarı. henüz çok az giri girmiş olmasına rağmen yazdıkları dolu dolu ve okura çok şeyler katıyor. biraz daha sık yazdığında ise kafa sözlük’ün kültür seviyesini geometrik olarak katlayacaktır.
devamını gör...
yazarların normal sözlük’te yazma nedenleri
çevremdeki insanlarla konuşmanın beni kesmemesi.
devamını gör...
kadın asker olmak
kurtuluş savaşımızda nezahat onbaşı, nene hatun, çete emir ayşe, erzurumlu kara fatma, gördesli makbule, tayyar rahmiye, kılavuz hatice hatun, şerife bacı ve birçok kadın cephede erkekler ile birlikte savaşarak büyük kahramanlıklara imza atmışlardır.
türk kültüründe erkek destan kahramanları iyi ata binen, iyi savaşan, iyi kılıç kullanan kadınlarla evlenmek isterdi. örnek olarak korkut ata‘nın bamsı beyrek hikayesindeki banu çiçek hatun’u gösterebiliriz.
türk tarihinin ilk kadın hükümdarı saka kraliçesi tomris hatun ordusunun başında birçok zafere imza atmıştır.
dünyanın ilk kadın savaş pilotu ise sabiha gökçen’dir.
günümüzde norveç kadın askerlere önem vermektedir. norveç’te kadınlar için zorunlu askerlik hizmeti 19 yaşında başlar ve videoda görüldüğü gibi erkek ve kadın askerler aynı koğuşlarda kalır.
kadın ve erkek askerler aynı koğuşta uyurken
26.000 kişilik norveç ordusunun % 35’i kadın askerlerden oluşuyor. son 5 savunma bakanının 4'ü de kadın.
türkiye’de ise kadınlar subay ya da astsubay olarak görev yapabilirler. şartlar aşağıdaki gibidir:
• türkiye cumhuriyeti vatandaşı olmak
• 4 yıllık lisans eğitimini tamamlamış olmak
• 27 yaşını tamamlamış ve 32 yaşını doldurmamış olmak.
• silahlı görev yapmaya engel teşkil edecek hukuki bir engeli bulunmamak
• türk silahlı kuvvetlerinin belirlemiş olduğu sağlık yeteneği yönetmeliğinde belirtilen şartlara uygun olmak
• 5237 sayılı türk ceza kanununun 53. maddesine göre adayın kendisinin ya da evliyse eşinin adli sicil kaydının olmaması
• disiplinsizlik ya da ahlaksızlık gibi suçlardan ceza almamış olmak
• kamu haklarından mahrum olmamak
• herhangi bir nedenle askeri okullar ile jandarma ve sahil güvenlik eğitim kurumlarından ayrılmamış olmak
• terör örgütleri ile herhangi bir alakası bulunmamak
• herhangi bir siyasi partiye üye olmamak ve bunu yazılı bir belge ile göstermek
• güvenlik soruşturmasında herhangi bir sorunun çıkmaması
• alkol ya da uyuşturucu gibi zararlı madde kullanmamak ve geçmişte madde bağımlılığı tedavisi görmemiş olmak
• vücudunun herhangi bir yerinde yara, iz ve frengi gibi bir sorunun olmaması
• kel olunmaması
• boyun 1.64 cm’den kısa olmaması
• ağız, çene ve diş yapısının düzgün olması
• vücudun herhangi bir yerinde dövme olmaması
• kekemelik, tutukluk, pelteklik gibi konuşma bozukluklarının olmaması
ayrıca adaylar için, subay olmaya engel teşkil edecek hiçbir sağlık sorununun olmaması, şaşılık ya da renk körlüğü gibi herhangi bir görme sorununun olmaması ve sürekli ilaç kullanmasını gerektiren bir hastalığının olmaması gerekir.
tüm bu koşulları sağlayan adaylar tam teşekküllü bir hastaneden sağlık raporu alarak subay ya da astsubay olmaya elverişli olduklarını kanıtlayarak kadın asker olma yolunda ilk adımı atmış olurlar.
türk kültüründe erkek destan kahramanları iyi ata binen, iyi savaşan, iyi kılıç kullanan kadınlarla evlenmek isterdi. örnek olarak korkut ata‘nın bamsı beyrek hikayesindeki banu çiçek hatun’u gösterebiliriz.
türk tarihinin ilk kadın hükümdarı saka kraliçesi tomris hatun ordusunun başında birçok zafere imza atmıştır.
dünyanın ilk kadın savaş pilotu ise sabiha gökçen’dir.
günümüzde norveç kadın askerlere önem vermektedir. norveç’te kadınlar için zorunlu askerlik hizmeti 19 yaşında başlar ve videoda görüldüğü gibi erkek ve kadın askerler aynı koğuşlarda kalır.
kadın ve erkek askerler aynı koğuşta uyurken
26.000 kişilik norveç ordusunun % 35’i kadın askerlerden oluşuyor. son 5 savunma bakanının 4'ü de kadın.
türkiye’de ise kadınlar subay ya da astsubay olarak görev yapabilirler. şartlar aşağıdaki gibidir:
• türkiye cumhuriyeti vatandaşı olmak
• 4 yıllık lisans eğitimini tamamlamış olmak
• 27 yaşını tamamlamış ve 32 yaşını doldurmamış olmak.
• silahlı görev yapmaya engel teşkil edecek hukuki bir engeli bulunmamak
• türk silahlı kuvvetlerinin belirlemiş olduğu sağlık yeteneği yönetmeliğinde belirtilen şartlara uygun olmak
• 5237 sayılı türk ceza kanununun 53. maddesine göre adayın kendisinin ya da evliyse eşinin adli sicil kaydının olmaması
• disiplinsizlik ya da ahlaksızlık gibi suçlardan ceza almamış olmak
• kamu haklarından mahrum olmamak
• herhangi bir nedenle askeri okullar ile jandarma ve sahil güvenlik eğitim kurumlarından ayrılmamış olmak
• terör örgütleri ile herhangi bir alakası bulunmamak
• herhangi bir siyasi partiye üye olmamak ve bunu yazılı bir belge ile göstermek
• güvenlik soruşturmasında herhangi bir sorunun çıkmaması
• alkol ya da uyuşturucu gibi zararlı madde kullanmamak ve geçmişte madde bağımlılığı tedavisi görmemiş olmak
• vücudunun herhangi bir yerinde yara, iz ve frengi gibi bir sorunun olmaması
• kel olunmaması
• boyun 1.64 cm’den kısa olmaması
• ağız, çene ve diş yapısının düzgün olması
• vücudun herhangi bir yerinde dövme olmaması
• kekemelik, tutukluk, pelteklik gibi konuşma bozukluklarının olmaması
ayrıca adaylar için, subay olmaya engel teşkil edecek hiçbir sağlık sorununun olmaması, şaşılık ya da renk körlüğü gibi herhangi bir görme sorununun olmaması ve sürekli ilaç kullanmasını gerektiren bir hastalığının olmaması gerekir.
tüm bu koşulları sağlayan adaylar tam teşekküllü bir hastaneden sağlık raporu alarak subay ya da astsubay olmaya elverişli olduklarını kanıtlayarak kadın asker olma yolunda ilk adımı atmış olurlar.
devamını gör...
akineton
hapçıların doktora yazdırıp yazdırıp piyasada sattıkları ilaç. bu nedenle bu ilacı yazarken dikkatli olmak gerekir.
devamını gör...
dünyanın en pis hissi
pişmanlık hissidir. keşkelerle yaşatır insanı. keşke öyle deseydim/demeseydim, keşke öyle yapsaydım/yapmasaydım... düşündükçe daha da içinden çıkılmaz bir hal alır ve insan içini kemiren bu duygudan kurtulamaz.
devamını gör...
pessoa lunaparkı
fernando pessoa’nın bizi yazın aracılığıyla oynamaya davet ettiği düşsel oyun alanıdır.
fernando pessoa öldüğünde ondan geriye kalan sandıkta 25.000 metin vardı. ama bu metinler sadece pessoa tarafından yazılmamıştı, yani aslında onun tarafından yazılmıştı ama pessoanın içinde gezinen 70 farklı kökteş yazar olarak. bu kökteş yazarlardan en bilinenleri alberto caeiro, alvaro de campos, ricardo reis, bernardo soares ve fernando pessoa’nın bizzat kendisidir.
pessoa’nın içi çok kalabalıktır. herkes kendi üslubuyla bir şeyler yazar, bir şeyler anlatır, bir şeyler söyler. kimisi roman yazar, kimi öykü, kimi şiir.
işte ben de kendimi ve benim gibi olan insanları bu lunaparkta dolaşan ve atlı karınca sırası bekleyen insanlar olarak görüyorum.
bazense en korkuncu oluyor. geceleri yalnız başıma kütüphanemdeki kitapları izler, tozlarını alır, onlara bakarak unuttuklarımı hatırlarken içimde açılırken cııııv diye bir ses çıkartan lunapark makinelerin sesini duyuyorum. içinde dolaştığım pessoa lunaparkından çıkıp içimde dolaşan pessoa lunaparkına giriyorum.
lunaparklardan korkmayın, korkmayın ki derinlerden bir yunus sesi gelirken bir sizin için parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği diyebilesin.
fernando pessoa öldüğünde ondan geriye kalan sandıkta 25.000 metin vardı. ama bu metinler sadece pessoa tarafından yazılmamıştı, yani aslında onun tarafından yazılmıştı ama pessoanın içinde gezinen 70 farklı kökteş yazar olarak. bu kökteş yazarlardan en bilinenleri alberto caeiro, alvaro de campos, ricardo reis, bernardo soares ve fernando pessoa’nın bizzat kendisidir.
pessoa’nın içi çok kalabalıktır. herkes kendi üslubuyla bir şeyler yazar, bir şeyler anlatır, bir şeyler söyler. kimisi roman yazar, kimi öykü, kimi şiir.
işte ben de kendimi ve benim gibi olan insanları bu lunaparkta dolaşan ve atlı karınca sırası bekleyen insanlar olarak görüyorum.
bazense en korkuncu oluyor. geceleri yalnız başıma kütüphanemdeki kitapları izler, tozlarını alır, onlara bakarak unuttuklarımı hatırlarken içimde açılırken cııııv diye bir ses çıkartan lunapark makinelerin sesini duyuyorum. içinde dolaştığım pessoa lunaparkından çıkıp içimde dolaşan pessoa lunaparkına giriyorum.
lunaparklardan korkmayın, korkmayın ki derinlerden bir yunus sesi gelirken bir sizin için parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği diyebilesin.
devamını gör...

