eylül’dü.
dalından kopan yaprakların
sararan yanlarına yazdım adını
sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.
eylül’dü.
di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
adımlarımızın kısalığı bundandı
bundandı gözlerimin durgunluğu.
sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
ellerin kadar ıssız,
sen kadar zamansız molalar veriyordum
ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.
eylül’dü.
izlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun.
çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
en çok sesini aradım.
gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
gözlerini sildi zaman..
dedim ya… eylül’dü.
savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.

cemal süreyya
devamını gör...

tatile çıkmak olacak.
devamını gör...

denis villeneuve imzalı 2013 yapımı psikolojik gerilim filmi. josé saramago'nun o homem duplicado* isimli kitabından uyarlama. ama tam bir uyarlama. sonları dahil kitapla film arasında birçok farklılık mevcut. sadece konsept oturuyor.
yönetmenin filmografisi ve kabiliyetlerini bilmesek pek ala hatalı bir senaryosu olduğunu iddia edebiliriz. defalarca kez izledim, "bellllkiii şöyle olabilir" gibi bir tahminin ötesine geçemedim. filmi izleyenler için;



anladığımdan değil, yazarak çalışmayı sevdiğimden belki anlarım umuduyla yazıyorum.

1- anthony gerçekten kaza yapıyor.
2- adam bell gerçekten var olan bir tarih öğretmeni.
3- annenin düzgün bir işin ve güzel bir dairen var konuşması. 3. sınıf oyunculuk hayallerini bir kenara bırakmalısın demesi.
4- annenin baştaki kötü apartman dairesi vurgusu.
5- anthony'nin yaşadığı apartmanın görevlisi.

şimdi çoklu kişilik bozukluğundan söz etmemiz mümkün değil. çünkü adam da var, anthony de kesin olarak. (apartman görevlisi, gelen posta ve üniversitenin websitesi) iki farklı hayat ve iki farklı insan var ama tıpatıp aynı görünüyorlar. ikiz olmaları da söz konusu değil; yara izlerine kadar aynılar. bu durumda elimizdeki verilerle net olarak hiçbir yere varamıyoruz. annenin konuşmalarını da baz alamıyoruz çünkü ne adıyla hitap ediyor anne ne de işi ile ilgili net bir şey söylüyor.

aklıma tek bir şey geliyor benim; iki kadın da (mary ve helen) adam ve anthony'nin yarattığı gerçekte var olmayan karakterler. bir şekilde bu iki birbirinden bağımsız hasta insan aynı noktada buluşup birbirlerine benzediklerini sanıyorlar. anthony helen ile değil başka bir kadınla evli, parmağında yüzük izi olan biri. adam bell ise gerçekten tarih öğretmeni olan ve güzel apartman dairesinde oturan kişi. bu durumda film şöyle oluyor;

adam tarih öğretmeni. güzel apartman dairesinde oturuyor ve filmde anne olarak gördüğümüz kadının oğlu. annesi hasta olduğunu biliyor, öbür daireyi de tutmuş hastalığından dolayı, önceden birkaç yerel filmde figüranlık yapmış hala oyunculuk hayalleri sürmekte olan biri.
anthony'nin nerede yaşadığını ve kimle evli olduğunu bilmiyoruz. görünüşü adam'dan tamamen farklı.

bu iki kişinin tek ortak yanı hayali birer dünyaları olması. bir şekilde hayat onları karşı karşıya getiriyor ve birbirlerine benzediklerini sanıp savaşmaya başlıyorlar. en nihayetinde anthony adam'ın sevgilisi ile romantik bir gece geçirdiğini sandığını buhranlı bir gecede trafik kazası yapıp ölüyor. çünkü aslında mary gerçek değil.
hayır böyle olmaz (dedim ya yazarak düşünüyorum) olmaz çünkü apartman görevlisinin tanıdığı kişi anthony. posta da anthony adına geliyor. cast ajansına gittiğinde de ona anthony olarak hitap ediliyor. bu durumda anthony güzel apartman dairesinde oturan oyuncu olmak zorunda.
şimdiye kadar yazdıklarımın tersini düşünsek? adam'ın evli olduğunu ve ölenin de adam olduğunu düşünsek? tarih öğretmeni adam. evli, güzel bir apartman dairesinde karısıyla yaşıyor. bir de öbür kötü daireyi tutmuş. annesi de ona laf çakıyor. hakikaten 3. sınıf oyunculuk hayalleri kuran biri olsa? bu durumda...
olmaz yüzük yine işleri karıştırıyor. o zaman hem anthony'de hem de adam'da yüzük izi olmalı. olmuyor olm.
hah ! ne komik. film mi çok kötü yapılmış, ben mi zaman geçtikçe gerizekalılaştım acaba? fight club, memento, matrix çözümlemeleri yaptığımız günler vardı... hey gidin...

şimdiye kadar kaldırıp "olmamış bu film yeaaa" diye bi' köşeye koyamamış olmam dediğim gibi tamamen saygıdan. bende bir sorun olmalı.
anlayan, tüm sorularıma cevap verebileceğini iddia eden beri gelsin, beni de bu dertten kurtarsın.
devamını gör...

insanoğlunun eylemlerinin ardında iki temel amaç var, bir şeyi ya acıdan kaçmak ya da zevke ulaşmak için yapıyoruz. geleceğe dair güzel hayaller kurarak motive olmak/etmek varken bize bu topraklarda daha çocukluktan itibaren acıdan kaçmak öğretiliyor, o yüzden böyle oluyor gençler ama ben bir hayalperest olarak güzel hayaller kurarak motive olmaktan/etmekten yanayım...
devamını gör...

yönetmenliğini kartal tibet’in yaptığı senaryosunu ise yavuz turgul’un yazdığı ve benim için türk sinema tarihinin en iyi ve en çok güldüren komedi filmidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kardeşlerimle sinematik bir evrende yaşadığımızı zannettiğimiz için sürekli film replikleri ile anlaşıyoruz. bu hem daha eğlenceli bir iletişim sağlıyor hem de bir replik onlarca cümlenin anlatacağı şeyi kısaca ifade etmeye yarıyor.

tosun paşa da repliklerini en çok kullandığımız filmlerden biridir. kişisel tarihimde en çok izlediğim filmlerden biri olan tosun paşa filmini benimle izlemek çok keyifsiz olabilir. çünkü filmin başından sonuna kadar tüm konuşmalara eşlik ederek izliyorum filmi. ama bu tanımda spoiler vermek gibi bir niyetim yok.

bu filmden alıntılayarak en çok kullandığımız repliklerden biri “ hakiki tosun paşa benim”dir. mutfağa çay almaya gidip geri döndüğümüzde içeri girerek tamamen gereksiz bir şekilde bu replikle kendimizi tanıtabiliriz mesela.

ya da aramızda en küçük olan kardeşlerimizden biri aşka gelip coştuğunda kendini daha rahat ifade etmesine imkan tanımak için “ tutmayın küçük enişteyi” diyebiliriz.

ya da yine saçmalayan bir kardeşimizin zeka seviyesine atıfta bulunmak için ama onu kırmak istemediğimiz zaman hemen bir başka tosun paşa repliği imdada koşar: “ ne kadar salaksın lütfücüğüm.”

ya da gitmek üzere kalkan kardeşimizin eğer kalmaya gönlü varsa ancak bizden ısrar beklediği için gitmeye kalkıyorsa, gitmesine gerek olmadığını belli etmek için ensesine vurarak “ kal, kal” diyebiliriz.

bizden sürekli bir şeyler talep eden kardeşimize ise artık istediği şeyler imkansızlaşmaya başladığında “ hepsini yapabiliyorum da gözlerimden ateş çıkaramıyorum” diyebiliriz.

son olarak da uzun uzun bir şeyler anlattıktan sonra aramızda şu diyalog geçebilir:

- anladın mı?
- gayet iyi anladım.
- sen salaksın anlamazsın.


velhasılı; kemal sunal, şener şen, müjde ar ve adile naşit gibi isimlerin harikalar yarattığı bu film artık bizim için bir film olmaktan çıkmıştır. derimizin altına nüfuz etmiştir neredeyse.

o yüzden bu tanımı bir replikle bitirmek isterim.

“ kesin artık, rezil oldunuz, eşşoğlu eşekler, bir sürü namussuz, ırz düşmanları… öff yeter be, artık içelim… çok iyi konuştum ama!”
devamını gör...

köylü olduğumdan mütevellit, öncelerden sıkça yaptığım eylem.
3 kız kardeş giderdik, bazen teyze kızımızda katılırdı bize.
amacımız ya odun yapmak olurdu, ya yaprak yapmak.
sen karanlıkta yap onu birde.
ayılar fındık yemesin diye, ormana yakın yerde ateş yakardık.
en öndekinin elinde pilli fener olurdu.
ötekinin
elinde, eski kara lastik ve kibrit olurdu.
bağıra bağıra yürürdük.
fındığı yemesin diye ayıyı korkutmaya çalışırdık.
allahtan o bizi korkutmaya çalışmadı.
babannem bir şey olmaz derdi, salardı bizi karanlığa doğru.
o bir şey olmaz dediği için mi bilmem, gerçekten bir şey olmazdı.
bu yazın, çok kafam bozulduğu bir an, yalnız başına ormana dalıp bir saat şarkı söyledim.
elimde bir çubukla bekledim.
öyle bir canım sıkkındı ki ayı çıksa ne var diyecektim, kuş bile görmedim.*
babannem haklı olabilir, yabani hayvanlar insanlara görünmüyor.
devamını gör...

sadrazam lala mehmet paşa tarafından 16 mayıs 1605'te başlayan ve 3 ekim 1605'te zaferle sonuçlanan seferdir. tabi bu başarılı olan seferden önce lala mehmet paşanın birde başarısız olan estergon seferi var ve ordan başlamak gerektiğini düşünüyorum.

lala mehmet paşa gibi bütün hayatını alman sınırında geçiren devrin en iyi askerlerinden birinin sadrazam ve serdar olması ordu tarafından sevinçle karşılandığı kadar, alman tarafında da telaş uyandırmıştı. lala paşa görev verilir verilmez belgrad'dan budin'e geldiğinde tarihler 5 ağustos 1604'ü gösteriyordu. ve bir önceki sene kaybedilen peşte'yi almanların elinden 25 eylül 1604'te geri aldı.
almanlar muharebe başlamadn çok önce peşteyi boşaltıp kaçmışlardı. kaçarken kaleye lağımlar koymuş ve fitili ateşlemişler fakat, türkler tam zamanında yetişip fitili söndürmüşlerdir.

lala paşa, almanlar'ın yıktığı büyük budin - peşte köprüsünü yeniden yaptırdıktan sonra vaç kalesinin üzerine yürüdü. budin'in az kuzeyinde ve tunanın dirsek yaptığı yerde, doğu kıyısında bulunan kale, 16 ekim günü alındı. almanlar topkı peşte gibi hatvan ve vaç kalesinide savunmadan türklere bırakıp kaçtılar. her üç kaleden çekilen düşman askerleri, estergon da toplandılar. lala paşa 18 ekimde başarısız olacağı estergon kalesini kuşatmaya başladı.

9 yıl önce almanlar'ın eline geçen estergon, 18 kasıma kadar 31 gün muhasara edildi, fakat alınamadı. şiddetli yağmurlardan sonra kar düşmeye de başlaması üzerine lala mehmed paşa muhaarayı gelecek yaza bırakarak budine döndü.

bir sonraki sene başarılı olacağı muhasaraya 29 ağustos 1605 tarihinde başladı. estergon muhasarası 35 gün sürdü ve çok şiddetli oldu. lala mehmet paşanın en büyük başarısı olan ve almanya'nın sulhu kabul etmesine, osmanlı'nın iran ile karşı kaşıya kalmasına zemin hazırlayan estergon'un fethi, yıllardan beri devam eden büyük savaşın son mühim hadisesidir.

estergon'u alman hizmetine girmiş bir fransız olan dampierre kontu savunuyordu, bu kontun ismi nedense bilinmemektedir.
kont, türkler yaklaşır yaklaşmaz kaledeki bütün macar askerlerini dışarı çıkarttı. çünkü macarların türklere olan dostluğu ve almanlara karşı olan düşmanlığı bilinen bir gerçekti. estergondan çıkarılan macarlar, avusturyaya geçmek yerine lala mehmed paşanın ordusuna katılmayı tercih ettiler. zaten sadrazamın ordusunda erdelli macar askerleride bulunuyordu.

lala paşa, estergon'un çevresindeki, wissegrad, tepedelen ve ciğerdelen kalelerine yanında bulunan üç beylerbeyini sevk etti..
ciğerdelen estergon'ın karşısında ve tuna'nın kuzey kıyısındaydı. 8 eylülde bosna beylerbeyi hüsrev paşa wissegrad'ı aldı. 10 yıl önce almanların eline geçen diğer kalelerin muhasarası da aynı şekilde devam etti. büyük tarihçi peçevi'de yakın akrabası da olan lala mehmet paşanın yanında bu sefere iştirak edenler arasındadır. 19 eylülde tepedelen kaleside zaptedildi ve bu kaleyi savunan 4200 asker imha edildi. artık estergonun bütün kaçış yolları kapatılmış durumdaydı.

lala paşa bir önceki yıl yaptığı muhasaradan büyük ders çıkarmıştı ve bu kez gayet hazırlıklı olarak gelmişti. yanında 25 muhasara topu. 30 bin gülle ve 10 kental barut getirmişti.estergon muhasarası sırasında fethedilen ciğerdelen kaleside dampierre kontuna artık fazla bir seçenek bırakmıyordu. 3 ekim sabahı teslim şartlarını görüşmek istediğini bildirdi.

lala paşa macarca konuşabilen ve aynı zamanda akrabası da olan büyük tarihçi peçeviyi bu görüşmelere memur olarak atadı. kontun elinde kala kala 5400 civarı askeri kalmıştı. ve tek istediği bu askerlerin sağ salim çekip gitmeleriydi. bu şart lala paşa tarafından kabul edildi. ancak kalede bulunan fransız gönüllüleri çekip gitmek yerine osmanlı hizmetine girmeyi tercih ettiler ve lala paşa kabul etti. bu suretle türk ordusu 3 ekim 1605'te estergon'a girdi. estergonda ki alman işgali tam olarak 10 yıl 1 ay ve 1 gün sürmüştü. kanuni'nin ilk kez fethettiği bu mühim kale tekrar osmanlı idaresine geçmiş oldu.

10 yıl önce estergon'u kahramanca savunan ve teslim etmek zorunda kalan kişi yine lala mehmed paşadır, ve tekrar fethide ona nasip olmuştur. o sırada 21 yaşında olan tarihçi peçeviye bir gün yine burayı alacağını söylemiştir. peçevi bunu şöyle aktarır: "cenab-ı rabbul alemin ol mahalde duamız kabul etmiş imiş: aynıyle nece istemiş isem, öylece ruzi kıldı."

lala mehmed paşa estergon fethi müjdesini istanbula bildirmek için hemen peçevi, kapıcı başı hızır ağa ve kara hasan çavuşu gönderdi. fetihte bulunan süvarilerin yevmiyesine 2 akçe piyadelere ise 1 akçe zam yapıldı. estergon katedrali yeniden camiiye çevrildi.
devamını gör...

hokey benzeri bir oyun. hokeyde sürüklediğin topu burada fileli bir sopa ile taşıyorsun.
devamını gör...

(bkz: geometri bilmeyen giremez)
devamını gör...

"asılmak üzere olan bir adamı düşün mesela. onu asarsın ve her şey biter. ama onu, asılması için yapılan bütün hazırlıklara şahit olmaya zorlarsan ve tam darağacının önüne getirildiğinde infazının ertelendiğini söylersen adamın hayatının geri kalanını ona zehir etmiş olursun".
.
.

babaya mektup .
devamını gör...

????:????:

''asla şüphem yoktur ki, türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.'' -atatürk-

(*

"türük oguz begleri budun eşiding. üze tengri basmasar, asra yir telinmeser türük budun ilingin törüngin kim artatı udaç erti." -bilge kağan-
devamını gör...

anket cami çıkışında mı yapılmış?
devamını gör...

new york’un manhattan adası bir tüccar tarafından kızılderililerden 24 dolar değerindeki incik boncuk karşılığında satın alınmıştır. ada şu an abd’ nin en pahalı arazisidir.

hollanda ile scilly adaları arasında gerçekleşen savaş tarihte bilinen en uzun savaştır. başlaması için "hiçbir gerekçe olmayan" savaş 1651 - 1986 yılları arası sürmüştür.
devamını gör...

gençliğe hitabe dışında da sorun var. "koli koli diye ağlayanlar" ifadesini kullanıyor. sosyal yardıma fazla muhtaç olmak ekonominin kötü olduğunu gösterir bunun sorumlusu bilin bakalım kim ? ekonomiden sorumlu iktidar. fakirleştirdikleri halkla dalga geçmeye başladılar.
psikolojik sorunları varmış diye personeli çıkarmışlar. aynen intihar eden işsizlerin de vardı yeni moda bahane de bu oldu artık. niye çalıştırıyorsun ki zaten bunca işsizlik varken madem sorunları var liyakatsizlik olmuyor mu diye sorarlar.
devamını gör...

basit şeylerin değerini bilen, basit şeylerle mutlu olabilen insandır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu seni hiç alakadar etmez
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

fosforlu cevriye’si belki de hiç tanıyamayacağımız hayatları o kadar içten o kadar sıcak anlatır ki, cevriye’den, o hem acı hem de umut dolu hayattan uzak kalmayalım diye bitirmek istemez, ya da tekrar tekrar okumak ister insan kitabı.içtenliği, mertliği, safiyane sevgiyi, kabullenmişliği, hayatı çözmüşlüğü ile oturur kalır gencecik bir kadın yüreğinize.
devamını gör...

ayağa kalkmak isteyenlerin açıp açıp dinlediği bir şarkı. ince ince sızlamaların artık durulduğu, ee hadi kalk artık demenin zamanı gelince dinleniyor sanki.
devamını gör...

kültürlü bir insan. zıt fikir olup arkadaş olunacak tip. nickini neden böyle yapmış bilmiyorum, eğer değişmek isterse yönetime mesaj atınca anında hallediyorlar bi seferlik.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim