kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gerçek hayatta da birçok şeyin çabucak olmasını istemelerine neden olabilecek bir durumdur. kolay ulaşılabilirlik kavramını sorgulatır insana. az emek verilen şey insanı az yorar, evet iyidir ama bazen beklemenin o dayanılmaz heyecanını yaşamak daha keyifli olabilmektedir.

bilgiye kolay ulaşabilmenin olumlu ve olumsuz yönleri de olacaktır elbet, artık niyete bakacağız.
devamını gör...

bazen gurur, bazen dram, bazen ders, bazen duadır.
ezcümle sonsuz mesai.
dün boyumu aşan iki oğlumla gittiğim yerde müthiş bir gurur duydum. onların cüssesinin ihtişamına ihtiyaç duyuyordum ve oldu.
çok yakışıklılar, kimin oğulları bunlar.*
bu aralar kızımın dramları bitmiyor.
sınavları bir yandan, manevi halleri bir yandan.
yılların üstüne kimya çalıştık.
allahtan kimya seviyorum.
ders üstüne motivasyon yüklemesi yaptım.
psikoloji de bende.
sabah bana dua notu bıraktı ve okula gitti.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

1998 içimdeki deli hiç bırakmamış beni.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hüseyin nihal atsız’ın ince ama dev romanıdır. ideolojik olarak yazara ve dolayısı ile bu esere önyargılı yaklaşanlar olacaktır. önyargılarını yıkıp okuyan türk edebiyat tarihinin en iyi psikolojik romanlarından birini okumuş olmanın hazzını duyacak, belki 2. kez okuyacak yada başucu kitabı yapacaktır. önyargılı olanlar ise okumadığı halde nihal atsız gibi dev bir yazara burun kıvıracaktır.

ayrıca romanda öyle güzel diyaloglar, öyle ince düşünce, fikir ve sözler yer almaktadır ki insan ezberlemek ister, arada aklına geldikçe açar okur.
selim pusat, güntülü, leyla mutlak gibi karakterlerin arasında, çevremde ki okurlardan gözlemlediğim kadarıyla geri planda kalan bir karakter var ki beni esas etkileyen karakter odur. ayşe pusat. yanımda öyle güçlü duracak bir kadın olduğunu düşünürüm de, ah ulan iradesiz selim derim, sen adam mısın diye kızarım.

+ niçin severiz güntülü.
- sevginin niçini olmaz ki efendim... düşünsem makul bir sebep bulabilirim. fakat bu hakiki sebep olmaz. çünkü biz önce severiz. sonra sevdiğimiz şeyin güzel taraflarını bulmaya çalışırız. bu da hodbinliğimizden doğar.




ummadık yerden gelen iyilik ve nezaket insanları daha çok sarar ve sarsar.





insanlar, babalarıyla analarının dağ gibi ümitleriyle dünyaya geldikten sonra denizler gibi ümitsizlikler içinde boğularak kaybolup gidiyorlardı.




-bazen bir sevgili için her şey bırakılır yüzbaşım.
insan bir öfke anında arkadaşını; bir buhran dakikasında kendini öldürebildiği gibi, aşk denen hastalığın şiddetlendiği bir sırada da istikbalini, halini, mazisini, her şeyini feda edebilir.
pusat doktora istihkarla baktı:
+bunları iradesiz, karaktersiz ve zayıf adamlar yapar.
doktor büsbütün hüzünlenen bakışlarını pencereden ta uzaklara çevirerek cevap verdi:
-en kuvvetli insanların da zayıf anları olur





bana insanlardan mı bahsediyorsun? insanlar mazide ve tarihin yaprakları arasında kaldılar. bu gördüklerin birer karikatürden başka bir şey değildir.





tiyatro bitti, beklemeye lüzum görmüyorum.



roman kısmen hüseyin nihal atsız’ın otobiyografisidir. baş kahramanımız yzb.selim pusat en iyi subayların krallık rejimlerinde yetiştiğini savunması nedeniyle kralcılıkla suçlanarak ordudan atılmış bir subaydır.(romanda tarih geçmez ancak anlatılan yıllar tahminimce 1940 lardır.) selim pusat’ın babası ve dedesi de subaydır.
hüseyin nihal atsız tıbbiyeden arap kökenli olduğu için bir teğmene selam vermemesi nedeniyle atılmış bir subay namzetidir. onun da babası ve dedesi subaydır.
devamını gör...

önceleri şahane olan ama son zamanda iyiden iyiye bozulan sözlüktür. nedenini yazmaya gerek yok aslında sözlüğün akışı gayet bunu kanıtlar nitelikte. ilk buraya üye olduğumda gayet iyiydi, herkes kafasına göre takılıyordu, milletin nikaltına gidip linç girişimi düzenlenmiyordu, karşıt görüşlülere saygı vardı lakin bunlar artık burada mevcut değil. sebebi de aslında yönetimin iti kopuğu buraya doldurmasıdır.

çok yazarla sözlük kaliteli olmaz, çokluk olan yerde bokluk olur bunu hiçbir zaman unutmayın. bakın sayın sözlüğün yöneticileri, moderatörleri, editörleri. editörler ne alaka ya neyse… buraya belli bi emek vermişsiniz, güzel de bi ortam oluşturmuşsunuz gayet şahane ama bu ortamın içine etmek isteyen 31ci ergenler var, kendisi gibi düşünmeyeni anında vatan haini ilan eden klavye milliyetçileri var, hiçbir görüşe saygı duymayıp bel altı vuran dallamalar var. bunlara karşı tedbir almazsanız inanın çok yazar kaybı yaşarsınız aynı uludağ sözlük gibi.

bakın oradan kaçtık geldik burada huzur bulalım diye ama burayı da mahvetmek isteyen uludağ sözlük kaşarları var bilginiz olsun, onlara fırsat vermemenizi öneririm. sözlüğünüzü düşünüyorsanız artık bir şeyler yapın, huzurla mutlulukla yazalım şurada, daha çok emek verelim buraya ama şu dediğim malları sözlükten uzaklaştırarak yaparsınız bu işlemi. sevgiler saygılar..
devamını gör...

intiharı düşünen bir insan için en kötü şey kendisini öldürmesi değil, bunu düşünüp yapamamasıdır.

cesare pavese
devamını gör...

the lord of the rings-two towers.
devamını gör...

"bilge her şeyi bilmez, sadece ahmaklar her şeyi bilir."
devamını gör...

(bkz: anonim kalmanın önemi) çerçevesinde katılamayacağım yemektir. katılacak olan arkadaşlara afiyet olsun dileklerimi iletiyorum şimdiden.
devamını gör...

ben de haberi okurken kaç kişinin reklamı yapıldı diye saydım, avşar ın doktor kuzeni bile nasiplenmiş. işte maksimum fayda, işte optimizasyon bilgisi.
devamını gör...

zevkle katıldığım bağımlılık.adam gece evde takımla oturuyor.izlerken bana sıkıntı basıyor.geceyarısı olmuş çıkar şunları artık!
yaprak dökümü ali rıza bey gibi.kravatı gevşet bari.
devamını gör...

deli deli olma filminde mişka'nın piyano eşliğinde söylediği rus manisini anımsatan başlıktır.

bir sarmaşık olsaydım,
sıkıca tutunsaydım bir yere.
sökülüp atılmasaydım,
köklerimi salsaydım derinlere.

bir sarmaşık olsaydım,
dolasaydım gövdemi döne döne.
günlerce aynı yerde kalsaydım,
hareketsizlikten uyusaydım.

bense ayrık otuyum,
her çıktığı yerden sökülen.
sarmaşık olmak isteyip de;
basit bir ot bilinen.

bir ayrık otuyum,
kökü olmayan, sevilmeyen.
sarmaşık olmaya özenen
.
devamını gör...

nasıl koronanın her gün bir mutasyonu çıkıyorsa bu da trollün başarısız bir mutasyonu. fazla dayanamaz buralarda!
devamını gör...

esra
esrarkeş babanın esrarı hatırlatsın diye kız çocuğuna verdiği isim.
devamını gör...

uyku süresi boyunca hiç uyanılmayan uzun uyku.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yine bir cumartesi, yine yalnızım ve yine çılgınlar gibi yiyeceğim.
devamını gör...

asıl adı tahir baykurt'tur. postacının tahir sözcüğünü fakir diye söyleyişini benimseyerek adını 1927 yılında fakir baykurt olarak değiştirmiştir.

yılanların öcü, yazarımızın ilk romanı ve aynı zamanda ırazca üçlemesi'nin ilk cildidir. romanda muhtarın haksızlıklarına karşı direnen yoksul köy halkı işlenir. eser cumhuriyet gazetesi'nde tefrika edilir. hatta yunus nadi roman yarışmasında birincilik bile almıştır fakat romanın oyun haline getirilmiş versiyonu devlet tiyatrosu'nca oynanması engellenmiş ayrıca film sansür kurulunca engellenmek istenmiş. dönemin cumhurbaşkanı cemal gürsel'in kişisel buyruğu sayesinde sinemalarda gösterime girmesi sağlanmışsa bile ankara'da ulus sineması'ndaki gala gecesinde film ve yazar el altından kışkırtılan kişiler tarafından gazoz şişeleri atılarak saldırya uğramıştır.. protestolar piyeste ve filmde "müstehcen fıkra" olduğu için yapılmıştır amma velakin filmde ve piyeste herhangi bir "müstehcen fıkra" söz konusu bile değildir. eylemlerin asıl nedeni siyasi ve toplumsal nedenlere bağlanabilir.

fazla söze gerek yok.. fakir baykurt eserlerinde ankara'nın bitmiş köylerinde dolaşrken gördüğü bozkır köylerini onların yağmura aç otlarını hayvanlarını ve halka sırt çeviren yönetimini anlatmıştır.
devamını gör...

harlow'un maymunlar üzerinde gerçekleştirdiği acımasız deneylerdir.

1950-60'lı yıllarda bazı psikologlar bebeklerin annelerine olan düşkünlüklerinin nedeninin annenin yavruya besin vermesi olduğunu düşünüyordu. o dönem psikologlarından harry harlow ise bunun sadece besinle alakalı olmayıp annenin yavruya verdiği rahatlık, sevgi gibi faktörlerin de önemli olduğunu ileri sürdü. elinde kanıt olmadığı için deney yapmaya karar verip talihsiz denekleri de rhesus maymunları olarak seçti.

1932'de zaten laboratuvarında maymun evi açan harlow, bazı maymunları ebeveynlerinden ayrı büyütüp gözlemledi (buna anneden yoksunluk denir ve etik olmadığı için günümüzde yasaktır). deneylerde ne kadar maymunların tüm bakımları yapılsa da anneyle büyüyen maymunlar ve annesiz büyüyen maymunların davranışlarının farklı olduğu gözlemlendi:
''...içe dönüklerdi, sosyal becerilerden yoksunlardı. çünkü bu yavrular sadece annelerinden değil, diğer yaşıtlarından da yoksun bir şekilde büyüyorlardı. bu şekilde büyüyen yavruların daha agresif ve korku dolu olduklarını fark ettiler. bir de... bebek bezlerine aşırı düşkünlerdi.''

harlow, bebek bezine olan bu aşırı düşkünlüğün huzur, konfor, sevgi, sıcaklık, vb. faktörlerden ileri geldiğini düşündü. bezlerine son derece düşkünlerdi çünkü annelerinden almayı bekledikleri sıcaklığı ve konforu bu bez parçasında buluyorlardı.

deneye gelecek olursak, harlow sahte maket maymun anneler üretti. bir tarafta bezlerle üretilmiş anne, bir tarafta ise tellerle üretilmiş anne... harlow, ilk koşulda tel olan annenin eline biberon ve maymunların çok sevdiği yiyeceklerden koyuyor. bez annede ise biberon olmuyor. diğer koşulda, bez annede biberon oluyor ve tel annede olmuyor. yürekleri dağlayan kısım ise maymunlar her iki koşulda da bez anneyi tercih ediyor. bez annenin elinde biberon varken maymunların onu seçmesi zaten beklenen bir durum (bezlere düşkünlükleri vardı) fakat tel annenin elinde biberon varken orada beslendikten sonra bez annenin yanına gidiyorlar! o sıcaklığı hissedebilmek için. tabi o dönem psikologlarına bu durum tokat gibi çarpıyor çünkü ‘’bebekler annelerine, kendilerine sağladıkları besin için değil, yumuşak ve sıcak bedenleri için bağlanıyor!’’ bu deneylerle kalınmayıp çok daha ileri gidiliyor ve her seferinde bezden annenin yanında olan yavrunun daha rahat olduğu gözlemleniyor.

harlow etik sınırlarını zorlayarak her seferinde yavruları izole ederek deneylerini sürdürüyor.. maymunlar bu deneylerden etkilenip intihara kalkışınca eleştirilere maruz kalıyor ve "maymunları nasıl sevebilirsiniz ki?" diye bir cümle sarf ediyor, bunu da sizin yorumunuza bırakıyorum.
devamını gör...


ayrılık diye bir şey yok, bu bizim yalanımız. sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim