izmir'e esnafa destek veriyoruz
keşke izmir'de yaşasaydım.sıcağı sıcağına destek olurdum.
devamını gör...
17 şubat 2021 uludağ'da intihar eden doktor
kendisi üniversiteden abimdi. fotoğrafını görünce şoke oldum. üniversitede çok insan canlısı, yaşamayı seven ve pozitif biri olarak tanırdık. sebebini çok merak ediyorum. ama sebep ne olursa olsun konduramadım kendine, sebep çok büyük olmalı.
buradan
buradan
devamını gör...
fleabag
kara mizah ve "mockumentary" severlerin kaçırmaması gerektiğini düşündüğüm, kendisini bir çırpıda izleten, adeta şeytan tüyüne sahip dizi.
künyesini pas geçiyorum. ne hakkında olduğuna dair sağda solda bir şeyler okumadan, direkt olarak balıklama dalınması gereken bir dizi bence fleabag. bunun birkaç sebebi var. ilki, derdini daha ilk birkaç dakikadan anlatabiliyor. olayların ve diyalogların akıcılığı kadar, izleyici olarak bizleri de birer karakter haline getirmesinden kaynaklı bence bu. dizi boyunca gerçek adını asla duymadığımız fleabag, kendisini sürekli takip eden izleyiciye olanı biteni anlatmak, kameraya ara sıra haylaz bakışlar atmak ya da hiçbir kelimesine gerek kalmadan ne hissettiğini anlamamızı sağlayacak şekilde mimikler kullanmak suretiyle bizi dizinin içine çekiyor. adeta orada olan ama fleabag hariç kimsenin bunu bilmediği bir avatar gibi dolanıyoruz etrafta.
ikinci sebep ise, sadece bir ya da birkaç konuya saplanıp kalmaması yahut gerçek hayata bir ya da birkaç konuyla özetlenemeyecek kadar fazla kökle bağlanmış olması. 12 bölüm boyunca kendimizi aşkı, seksi, aileyi, sanatı, kariyeri, dini, felsefeyi, sosyolojiyi, ekonomiyi, psikolojiyi aynı zaman parçacıklarında anlamlandırmaya, bunlara dair zincirleme sorgular yapmaya dalmışken buluyoruz. her bir karakter o kadar incelikli ve duyarlı yazılmış ki, sahnelerin birçoğu en az iki karakterin herhangi bir sebeple kutuplaşması üzerine kurulu olsa da, bir haklı ya da haksız atayamıyoruz çünkü her iki tarafı da anlayabiliyor, özümseyebiliyoruz. dizinin kurgusu ve mimarisi buna izin veriyor. başarılması çok zor bir şey bu: bir kurgu içinde gerçek hayatı, gerçek hayatı yaşayan birilerine anlatmak. hissetmesini, merak etmesini, düşünmesini, sorgulamasını, empati yapmasını sağlamak. özellikle bir mini dizi için, harikulade bir başarı.
birçok detay var hoşuma giden ama, fleabag ve claire arasındaki abla-kardeş ilişkisinde her iki tarafın da kendilerinden en beklenmedik anlarda özverili davranabilmesi, dizi boyunca herkesin elinden geçen heykelin fleabag'in karakter gelişimini yansıtır şekilde oradan oraya savrulması ve aslında fleabag'in annesinden esinlenilmesi, fleabag'in bizimle konuştuğunu bir tek aşık olduğu rahibin duyması çünkü fleabag'i gerçekten can kulağıyla dinleyen tek karakterin o olması, kredi başvurusu için mülakata girdiği bankacıyla sürdürdükleri sessiz sakin ama samimi dostluk sanırım hafızamda kalıcı yer edinenlerden.
künyesini pas geçiyorum. ne hakkında olduğuna dair sağda solda bir şeyler okumadan, direkt olarak balıklama dalınması gereken bir dizi bence fleabag. bunun birkaç sebebi var. ilki, derdini daha ilk birkaç dakikadan anlatabiliyor. olayların ve diyalogların akıcılığı kadar, izleyici olarak bizleri de birer karakter haline getirmesinden kaynaklı bence bu. dizi boyunca gerçek adını asla duymadığımız fleabag, kendisini sürekli takip eden izleyiciye olanı biteni anlatmak, kameraya ara sıra haylaz bakışlar atmak ya da hiçbir kelimesine gerek kalmadan ne hissettiğini anlamamızı sağlayacak şekilde mimikler kullanmak suretiyle bizi dizinin içine çekiyor. adeta orada olan ama fleabag hariç kimsenin bunu bilmediği bir avatar gibi dolanıyoruz etrafta.
ikinci sebep ise, sadece bir ya da birkaç konuya saplanıp kalmaması yahut gerçek hayata bir ya da birkaç konuyla özetlenemeyecek kadar fazla kökle bağlanmış olması. 12 bölüm boyunca kendimizi aşkı, seksi, aileyi, sanatı, kariyeri, dini, felsefeyi, sosyolojiyi, ekonomiyi, psikolojiyi aynı zaman parçacıklarında anlamlandırmaya, bunlara dair zincirleme sorgular yapmaya dalmışken buluyoruz. her bir karakter o kadar incelikli ve duyarlı yazılmış ki, sahnelerin birçoğu en az iki karakterin herhangi bir sebeple kutuplaşması üzerine kurulu olsa da, bir haklı ya da haksız atayamıyoruz çünkü her iki tarafı da anlayabiliyor, özümseyebiliyoruz. dizinin kurgusu ve mimarisi buna izin veriyor. başarılması çok zor bir şey bu: bir kurgu içinde gerçek hayatı, gerçek hayatı yaşayan birilerine anlatmak. hissetmesini, merak etmesini, düşünmesini, sorgulamasını, empati yapmasını sağlamak. özellikle bir mini dizi için, harikulade bir başarı.
birçok detay var hoşuma giden ama, fleabag ve claire arasındaki abla-kardeş ilişkisinde her iki tarafın da kendilerinden en beklenmedik anlarda özverili davranabilmesi, dizi boyunca herkesin elinden geçen heykelin fleabag'in karakter gelişimini yansıtır şekilde oradan oraya savrulması ve aslında fleabag'in annesinden esinlenilmesi, fleabag'in bizimle konuştuğunu bir tek aşık olduğu rahibin duyması çünkü fleabag'i gerçekten can kulağıyla dinleyen tek karakterin o olması, kredi başvurusu için mülakata girdiği bankacıyla sürdürdükleri sessiz sakin ama samimi dostluk sanırım hafızamda kalıcı yer edinenlerden.
devamını gör...
teknoloji ilerlerken hayatımız kolaylaşıyor mu yoksa zorlaşıyor mu sorunsalı
hiç şüphesiz teknoloji yaptığımız işleri pek çok alanda kolaylaştırıyor. en basit sistemlerden, en gelişmiş sistemlere kadar teknolojinin insan hayatına pek çok faydası oluyor.
fakat teknolojiyi kullanan her birey, teknolojinin insanları daha depresif, daha sinirli, daha sabırsız ve daha mutsuz bir hâle getirdiğini gözlemlemiştir diye düşünüyorum.
bize iş hayatımızda bu kadar kolaylık sağlayan bu şey, ruhsal olarak büyük zorluklar yaşamamıza sebep oluyor.
son dönemlerde -yaklaşık 5-6 senedir- çok kafamı kurcalayan bir sorunsal bu. gece yastığa başımı koyduktan sonra, köy hayatında, teknolojiden uzak bir hayat sürme hayalleri kuruyorum.
fakat teknolojiyi kullanan her birey, teknolojinin insanları daha depresif, daha sinirli, daha sabırsız ve daha mutsuz bir hâle getirdiğini gözlemlemiştir diye düşünüyorum.
bize iş hayatımızda bu kadar kolaylık sağlayan bu şey, ruhsal olarak büyük zorluklar yaşamamıza sebep oluyor.
son dönemlerde -yaklaşık 5-6 senedir- çok kafamı kurcalayan bir sorunsal bu. gece yastığa başımı koyduktan sonra, köy hayatında, teknolojiden uzak bir hayat sürme hayalleri kuruyorum.
devamını gör...
normal sözlük'ten kız düşmemesi
yanlışlıkla kız diye beni düşürmeye çalışmışlardı.
hatta erkek düşürmeye çalışan erkekler de oldu, o da bana denk geldi.
hatta erkek düşürmeye çalışan erkekler de oldu, o da bana denk geldi.
devamını gör...
hoşlantı sevgi aşk kelimelerinin sözlükçülerdeki tanımı
-karşı koyulamayan bir merak, her şeyiyle tanıma isteği varsa hoşlantı.
-gözlerine bakınca, ellerini tutunca tarifsiz bir huzur hissi varsa sevgi.
-her an her saniye düşünmek, her şeyi onunla hayal etmek, sorgusuz ve çoğunlukla şuursuz bir sevme hali varsa aşk. bu son batağa düşenlere keşbiş olsun.
-gözlerine bakınca, ellerini tutunca tarifsiz bir huzur hissi varsa sevgi.
-her an her saniye düşünmek, her şeyi onunla hayal etmek, sorgusuz ve çoğunlukla şuursuz bir sevme hali varsa aşk. bu son batağa düşenlere keşbiş olsun.
devamını gör...
iq testi nasıl yapılıyor sorunsalı
zekâ yaşı ile gerçek yaş çarpımının 100'e bölünmesiyle elde edilen, yani sorunsal olacak kadar ne idüğü belirsiz olmayan durum.
iq testleri genel olarak insanın zekâsını ölçmez. zekâ, tek bir testle ölçülebilecek bir şey değil. bu testler sahip olduğunuz zekânın seviyesinden ziyade, onu ve öğrendiğiniz bilgileri kullanabilme yeteneğinizi ölçer. hayatınız boyunca aynı değildir bu testlerin sonuçları, değişim gösterir. testlerden yüksek sonuçlar almak son derece zeki ve iyi işler başaracak biri olduğunuzu garantilemediği gibi, düşük sonuçlar almak da aptal olduğunuz anlamına gelmez.
internet üzerindeki testler pek de iq ölçebilecek cinsten değil. dünya çapında genel olarak bu konuda en iyi kabul edilen testler, birleşik krallık'taki mensa adlı topluluk tarafından yapılanlar. randevu ile alıyorlar ve her isteyene yapmıyorlar bildiğim kadarıyla.
iq testleri genel olarak insanın zekâsını ölçmez. zekâ, tek bir testle ölçülebilecek bir şey değil. bu testler sahip olduğunuz zekânın seviyesinden ziyade, onu ve öğrendiğiniz bilgileri kullanabilme yeteneğinizi ölçer. hayatınız boyunca aynı değildir bu testlerin sonuçları, değişim gösterir. testlerden yüksek sonuçlar almak son derece zeki ve iyi işler başaracak biri olduğunuzu garantilemediği gibi, düşük sonuçlar almak da aptal olduğunuz anlamına gelmez.
internet üzerindeki testler pek de iq ölçebilecek cinsten değil. dünya çapında genel olarak bu konuda en iyi kabul edilen testler, birleşik krallık'taki mensa adlı topluluk tarafından yapılanlar. randevu ile alıyorlar ve her isteyene yapmıyorlar bildiğim kadarıyla.
devamını gör...
yennefer of vengerberg
yennefer 1173 yılında aedirn'in topraklarından birisi olan vengerberg'de mayıs gecesi/çiçek açan olarak bilinen belleteyn zamanında doğmuştur. ciri'nin de bu zamanda doğduğu rivayet edilir. annesinin yarı elf olmasından ötürü kendisi çeyrek elftir.andrzej sapkowski yennefer karakterini yaratırken okuyucunun klasiğin dışında bir karakter okuması için yarattığını söylemiştir.
dış görünüş olarak üçgenimsi bir yüzü, uzun bir burnu, keskin yüz hatları, soluk beyaz teni, derin bir sesi vardır. kendisini tarif ederken herkesin aklına kazınan siyah, dalgalı saçları, menekşe gözleri, leylak ve bektaşi kokuya sahip, boynunda takılı olan obsidyen kolyesi ve her zaman giydiği siyah-beyaz kıyafetleri vardır. kitaplarda, dizide ve oyunlardaki görüntüsü 20-30 yaş arasında olsa da kendisi 100 yaşına yakın bir büyücüdür. - geralt'tan da büyüktür-
kişilik olarak ise kurnaz, kendisinin tek nefret ettiğim özelliği olan çok gururlu olması, iyi bir mizaha sahip oluşu, büyüleyici ve tehditkar, hırslı ve zeki, zamanının değeceğini düşünmediği kişilere karşı içine kapanık ve soğuk, aşk için her şeyi yapabilecek birisi -ki kitaplarda bunun örneğini birçok kez gördük- oldukça zalim birisi olabiliyor özellikle manevi kızı ciri için. kitaplarda yan karakter, ikinci oyunda ana karakterimiz geralt'ın hafıza kaybının yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla birlikte yer yer eski sahneleri görürüz ve son oyunda ise oyuncuya bağlı olarak olası bir ilişki içinde olabileceğimiz bir karakter kendisi. kitaplarda ve oyunlarda kendisiyle kıyaslanabilecek bir karakter yok zira akla ilk gelen isimlerden birisi olan triss merigold kitaplarda yan karakterin de yan karakteri gibi bir konumda ki triss hiçbir zaman yennefer gibi olamayacaktır.
yennefer, diziden de hatırlayacağımız üzere doğuştan gelen bir kamburluğu vardır ve bu kamburluk nedeniyle zor bir çocukluk geçirmiştir. babası bu kamburluk nedeniyle kendisinden nefret etmiş ve fiziksel şiddete maruz bırakıp annesini suçlamayı da ihmal etmemiştir. annesi bu durumda kızını hep korumaya çalışmış, bu doğumun tanrıların isteği olduğunu söylemiştir. ilerleyen zamanlarda babası ailesini terk etmiş ve annesi bu durum üzerine terk eden kocası rolünü üstlenip yennefer'ı suçlayıp şiddet uygulamaya başlamıştır.
yennefer büyüdükçe içindeki büyü potansiyeli de artmış ve bu durum aretuza büyücülük okulunun rektörlerinden birisi olan tissaia de vries'in dikkatini çekmiş ve kendisi tarafından okula alınmış ve eğitimlere başlamıştır. hayata dair hep bir nefreti olan yennefer okulda diğer öğrencilere kıyasla başarısız olmasından dolayı bu nefret daha da artmış ve bileklerini kesip intihar etmeye çalışmış ve başarısız olmuştur. kim bilebilir ki bu hayata olan kin ve nefretinin ilerleyen yıllarda hayata tutunmasının en büyük nedenlerinden birisi olacağını. okulda eğitim gördüğü süre boyunca tissaia'nın kendisine olan ilgisiyle birlikte zamanla kendisine bir anne figürü olmuştur. eğitiminin sonlarına büyücülerin geleneklerinden birisi olan aşamadan geçmiş ve tüm fiziksel kusurları ortadan kalkmış ve tissaia'nın büyücülerin çocukları olması halinde dünya için tehlikeli sonuçlar doğuracağını düşündüğü için diğer büyücüler gibi yennefer'ı da kısırlaştırmıştır. yen artık bir büyücü olmuş ve okul tarihinin en başarılı büyücülerinden birisi olarak mezun olmuştur.
yennefer, büyücülük yapanların çok ağır vergi ve cezalar ödediği rinde kasabına yerleşmiş ve büyü hizmeti isteyen kişilere el uzatmıştır. orada bulunduğu süre boyunca hiçbir vergi ve ceza ödememesi novigrad büyükelçisi beau berrant'ın kulağına gitmiş ve kendisini kelepçeleyip evine götürmüş fakat yennefer kendisinin aklıyla oynayıp kendi hizmetkarı yapmıştır.
şimdi witcher evreninin en çok tanınan canavar avcısı geralt of rivia ile en yakın dostu dandelion balık avı için su kenarına giderler ve oltalarına eski bir amfora takılır. dandelion bu eski amforayı yakından incelerken mühründen dolayı içince cin olduğunu anlamış ve mührü bozmaya çalışmıştır. her zaman yaptığı gibi geralt'ın uyarılarına rağmen mührü bozmaya çalışmış ve ikili arasında ufak bir arbede çıkmıştır. bu arbede sonucunda testi kırılmış ve içinden ışıklı, kızıl bir duman göğe doğru yükselmiştir. geralt kendisini yana atıp atından kılıcını almaya gittiği esnada ozanımız kollarını göğsünde kavuşturmuş ve gözlerini açmadan duruyordu. göğe yükselen duman yoğunlaşıp toplanmış ve irili çıkıntılı bir küre olmuş, ozanın baş hizasında süzülmeye başlamış ve burunsuz, kocaman gözlü ve gaga benzeri bir ağıza sahip kafaya dönüşmüştü. dandelion sahip olduğunu düşündüğü üç dilek hakkından ikisini çoktan söylemiş ve üçüncüyü söyleyecekken korkunç kafadan iki tane kol çıkmış ve dandelion'ı boğazlamış ve ozanı nefessiz bırakmıştı. geralt her ne kadar kılıçla kafaya saldırsa bile her atağı etkisiz kalıyordu. kafa artık daha da büyümüş ve dandelion'ı havaya kaldırıp yere çarpıyordu. parmaklarıyla aard işareti yapmış ve toplayabildiği tüm enerjisiyle birlikte kafayı hedef alıp büyü ile ona saldırmıştı. bu büyük enerji saldırısının sonucu çıkan gürültü geralt'ın kulaklarını çınlamaya yetmiş ve ağaçları sallandırmıştı. cin tüyler ürpertici bir çığlık atıp göğe yükselmiş ve suyun üzerinden uçmuştu. geralt hemen ozanın yanına gidip onu kaldırmak için atladığında parmakları kuma gömülü bir nesneye değmişti. dikkatle incelediğinde kırık bir haç ve dokuz köşeli bir yıldız olduğunu görmüştü. nehrin üzerinde süzülen kafa artık saman yığını boyutuna ulaşmış geralt'a saldırmak üzere hızla kendisine doğru yola çıkmıştı. geralt hemen mührü eline almış ve kolunu canavara doğru uzatıp bir zamanlar bir rahibeden öğrendiği cin kovma formülünü bağırarak söylemişti. batıl inançlara sahip olmayan geralt bundan dolayı bu formülü daha önce hiç kullanmamıştı. mühür cızırdamış ve el yakacak kadar bir sıcaklığa ulaşmıştı. kafa havada asılı kalıp nehrin üzerinde hareketsiz süzülüp uzaklaşmaya başlamıştı. geralt hemen yakın dostunun yanına gitmiş ve kendisinin kan kustuğunu görmüş ve yardım için yola çıkmıştır. bir kamp civarına yaklaşan ikili yardım için gittikleri zaman elf kendilerine bu yaranın büyücülükle tedavi edileceğini ve ellerinden bir şey gelemeyeceklerini söylemiş ve ozanın yarasını hafifletmek amacıyla ufak bir yardım yapmıştır. geralt'ın "yakınlarda büyücü var mı" sorusuna ise bir bu kasabada büyücülüğün imkansıza yakın olduğunu fakat elçinin malikanesine sığınan bir büyücünün olduğunu söylemiş ve böylelikle ikili yardım istemek için yola çıkmıştır.
malikanenin kapısındaki iri yarı olan korumayı para kesesi ile devirmiş ve evin içine girmişlerdi. malikanenin mutfağına inen geralt orada elçi berrant ile karşılaşmış ve beyninin yıkandığını anlamıştır. berrant elma suyunu götürmesi gerektiğini söylediğinde geralt elma suyunu almış ve yukarı çıkmış ve mum, şarap ve meyve gibi karışık kokular arasında leylak ve bektaşi üzümü kokusunu yoğun almaya başlamış ve bu kokuyu takip etmiş ve yolun sonunda hayatının aşkı olacak kişi olan yennefer'ın odasına varmıştı. susuzluktan ölmek üzere olduğunu söyleyen kadının bardağına elma suyunu boşalttıktan sonra kadın kendisine teşekkür etmiş ve kim olduğu konusunda soru yağmuruna tutmuştur. geralt "bu sorulardan hangi birini cevaplayayım" yanıtı verince kadın bulunduğu yataktan kalkmış ve ayaklarıyla ışık huzmesi yaratmış ve geralt ise içgüdüsel olarak ellerini heliotrop -büyü işareti olarak quen'e benzer fakat bunun farkı sadece fiziksel saldırılara karşı işe yaramıyor oluşu- işareti yapmış ve bedeni duvara savrulmuştur. kadın tekrar saldıracağı esnada korumalar odaya gelmiş ve geralt'ın buraya yardım için geldiğini söylemesi üzerine kadın durup korumalara dönüp azarlamış ve banyosunun hazırlanmasını istemiştir. yennefer, bu büyüsünü savuşturan adamın kim olduğunu öğrenmek için çeşitli sorular sormuş ve ikili arasında tanışma faslı başlamıştı. yennefer geralt'a dönüp "fırsatın varken sen de banyo yap. kokundan atının yalnızca cinsini ve yaşını değil, rengini de anladım." diyerek banyo yapmaya davet etmiştir. banyo yaparken birbirlerini tanımak için soru sormaya devam etmişler ve banyo bittikten sonra geralt yardım istediğini söylemek için nehir kenarında başlarına gelen olayı anlatmaya başlamıştır. yennefer'ın dikkatini ise cin kısmı çekmiş ve niyetini pek belli etmeye çalışmadan tüm sorularını cin üzerinden sormaya başlamıştı. mührün nerede olduğunu sorusunu sorunca geralt uyanık davranmaya çalışıp duraksayarak önemsiz bir şey olduğunu düşündüğünü söylemiş ve mührün dandelion'da olduğunu söylemiş fakat bu olay büyücü kadının gözünden kaçmamıştı. yennefer, dandelion'ın bulunduğu kampa bir sihir yapıp portal açmış ve -geralt'ın oyunlarda "i hate portals." cümlesinin nereden geldiğini bu kısımda öğrenmiş oluyoruz. geralt, portaldan geçen birisinin sadece vücudunun yarısının diğer taraftan çıktığını ve diğer yarısının nerede olduğunu hiç bulunamadığını kendi gözleriyle görmüştü.- geralt bu esnada şuurunu kaybetmişti. kendine geldiğinde bir saat geçmiş ve bilgi almak için saatler önce tanıştığı elf arkadaşının yanına gitmişti. elf kendisine büyücü kadının çok tehlikeli olduğunu ve ona güvenmemesi gerektiğini söylemişti. geralt, ozan arkadaşını görmek için yennefer'ın yanına gittiğinde büyücü kadın ona üst kattan seslenmiş ve yanına çağırmıştı. geralt kapının başına geldiğinde yennefer'in sol omzunu incelemiş ve diğer omzuna göre eşitsizlik olduğunu, burnunun daha önce gördüğü boyutuna göre daha uzadığını, dudaklarının inceldiğini, çenesinin kısaldığını ve kaşlarının eşitsizliğini fark etmişti. dandelion'ın nerede olduğunu sorduktan sonra birlikte yatağının başına gelmişlerdi ve geralt odayı dikkatle incelediğinde bir ritüeli andıran ögeleri odanın içinde olduğunu fark etmişti. ozanın iyi olduğu gördükten sonra geralt odaya dağılan dokuz köşeli yıldızı sorduğunda ise bunun tuzak olduğunu ve son kalan dilek hakkına sahip olmak istediğinin cevabını almıştı. ikili arasındaki konuşmanın sonucunda yen, geralt'ı öperek tıpkı berrant gibi onun da zihniyle oynamış ve hizmetkarı yapıp görevler vermişti. geralt kendine geldiğinde karşısında 3 kişi vardı ve bunlardan birisi elf arkadaşıydı. etrafına baktığında zindanda olduğunu fark etmiş ve neler olduğunu sormuştu. elf, kısaca kendisinin kasabayı birbirine kattığını ve devlet görevlilerine birkaç kez saldırdığını ve kalabalık bir ordunun üzerine doğru gittiği sırada bayıldığını söyledi. geralt neden kendisinin burada olduğunu sordu ve elf, ordunun kendisine saldıracağını ve bu yüzden yardım için yanına geldiğini fakat kafasına darbe yediği için bayıldığını söyledi. malikanenin girişinde bayılttığı iri adam mahzenin içine girip geralt'tan intikam almak için onu çözdü ve saldırmaya başladı. ne kadar saldırırsa saldırsın bayılmayan geralt'a son bir dileğinin olup olmadığını sordu ve geralt cevap olarak "bir tane var... patlamanı istiyorum orospu çocuğu" dedi. gardiyan son kez tüm gücünü kullanıp kafa atmak üzereyken kafayı atamadı ve garip şekillere girdi. ellerini karnına götürüp kıpkırmızı kesildi ve ardından patladı..
geralt kendine geldiğinde elf arkadaşı onu dışarı çıkarmıştı. o esnada bölgenin valisi kendilerini her şeyin suçlusu olarak görüp lanetler okuyordu. vali, papaz, elf ve geralt kendi aralarında tartışma yaparken dandelion ortaya çıktı ve geralt'ın masum olduğunu savundu. uzun bir konuşma sonucunda geralt'ın cinin efendisi olduğunu ve dilek hakkına sahip oldukları konusunda hemfikir oldukları sırada malikaneden sesler geliyor ve yer sallanıyordu. geralt veda edip malikanenin en üst kattaki odasına çıktı ve yennefer'ın acı çekerek bir ritüel yaptığını gördü. geralt'ın her ne kadar onu vazgeçirmek için yaptığı konuşmanın bir sonucu olmasa da yen cini ehlilleştirmek için büyük bir çaba içerisindeydi fakat cin tüm odaya yayılmıştı. uzun bir kapışma sonucunda ikili portaldan geçip bir meyhanenin içine düşmüşlerdi. yennefer, geralt'a neredeyse cini ele geçirmek üzere olduğunu ve bu işe karışmasaydı başarılı olacağını söyleyip ona saldırmaya başlamıştı. geralt her ne kadar ona dilek hakkının kendisinde olduğunu söylemeye çalışsa da yen onu dinlemiyor ve saldırmaya devam ediyordu. ikili arasında gerçekleşen uzun kavga sırasında cin daha da büyümüş ve kasabanın yok olmasına ramak kalmıştı. geralt dilek hakkının sahibi olduğunu ve son bir dilek hakkı kaldığını yennefer'a söylemişti. yen kendisine "dileğin geralt? çabuk! ne istiyorsun? ölümsüzlük mü? servet mi? şöhret mi? kudret mi? güç mü? meziyetler mi? çabuk, zamanımız kalmadı!" diyor ve bu esnada geralt susuyordu.
insan olmak, dedi yennefer ansızın, çirkin çirkin sırıtarak. "bildim değil mi? dileğin bu çünkü bunun düşünü kuruyorsun. olmak istediğin kişiye dönüşmek ve olmak zorunda bırakıldığın kimlikten çıkabilmek için serbest kalmak, kurtulmak istiyorsun. cin dileğini yerine getirecek geralt. söyle dileğini." dedi yennefer.
geralt susmaya devam ediyordu ve bu esnada yen yüzünü geralt'ın yüzüne yaklaştırdı ve witcher onun leylak ve bektaşi üzümü olan kokusu aldı. yennefer ona bu pozisyonda bir daha eline böyle bir ikinci şans geçmeyecek, dileğin nedir sorusunu sorunca geralt gerçekliğe döndü ve bu büyücü kadının bir zamanlar kim olduğunu, neleri hatırladığını ve neleri hiç unutamayacağını biliyordu. büyücü olmadan önce bu kadının kim olduğunu öğrenmişti artık. çünkü geralt'a bakan kişinin kambur bir kadının, keskin, hain ve bilge gözleriydi. geralt'ın içini korku kapladı ve bu korkunun sebebi bu öğrendiği şeyler değil tam aksine yennefer'ın düşüncelerini okuması ve öğrendiği şeyleri bilmesinden ve asla bağışlanamayacak olmasından korkuyordu. güçlenen cin yennefer'ın üstüne atılmış ve yennefer karşılık olarak ellerinden ışık huzmesi yayıyordu ama çok zayıf bir ışık. tam bu esnada ansızın geralt ne dileyeceğini fark etti dileğini getirdi. böylece bu evrende bilinen en büyük aşk hikayesi başlamış oldu.
sodden tepesi savaşında büyücülerin kardeşiliği'nin safında kuzeyliler'in tarafında olmuş ve nilfgaard büyücüsü olan fringilla vigo tarafından kör edilmiştir. daha sonra bu körlüğü çeşitli büyüler ile ortadan kaldırsa da ömrü boyunca bu duygusal yarayı içinde yaşatmıştır.
serinin 7. ve hikaye olarak son kitabı olan gölün hanımı'nda geralt ve cüceler rivia'da savaş sonrası dinlenmek için bulundukları ortamda geralt emekli olmaya karar verir fakat bu karar insanların, elflerin ve diğer cücelerin biraz sonra başlatacağı savaştan önce verilmiştir. geralt bu savaşa son bir savaş gözüyle bakıyordu ve gerçekten de son bir savaştı. kendisine bir mızrakla saldırmaya çalışan kişinin mızrağını kırıp tam öldürecekken o kişinin merhamet istediğini gördükten sonra vazgeçti ve arkasını döndüğü esnada bu kişinin eline üç dişli gübre yabasını gördü ve ters yöne kaçmak için döndüğünde kalabalığın arasında sıkıştı ve yabaya bakmaktan başka bir şey yapamadı.
yennefer olay yerine geldiğinde gözü hiçbir şeyi görmüyor ve sadece geralt ve ciri'yi arıyordu. yanındaki triss ise kaçmanın derdindeydi. -işte bu yüzden triss hiçbir zaman yennefer gibi karakter sahibi olamayacak. - yennefer kendisine atılan taşlardan dolayı kendini kaybetmeye başlamış ve yüzüne gelen son taş darbesiyle her şey kapkara bir kadifeye bürünmüştü. kendine geldiğinde anne olarak gördüğü tissaia'yı karşısında bulmuştu. kısa bir muhabbet sonucunda yennefer kendine gelmiş ve birisinin onu yerde sürüklediğini fark etmişti, bu kişi triss merigold'dan başkası değildi. triss ile yennefer birlikte son kez büyü yaparak gökyüzünden dolu yağdırmış ve bu büyü "merigold'un yıkıcı dolu fırtınası" olarak kayıtlara geçmiş, triss'in ağzındaki yarasından dolayı ne dediği anlaşılamadığı için hiçbir zaman tekrar edilememiştir. dolu sonrası ortalık sessizleşmişti. yennefer hayatının aşkının yanına gittiğinde mecali kalmamıştı ve üzerine yığılmıştı. yapacak hiçbir şey kalmamıştı artık ta ki sislerin arasında beliren tekboynuz ıhuarraquax'ı gören kelpi'nin kişnemesi duyuluncaya kadar. ciri bir eliyle boynuza dokundu ve diğer elini de yerde hareketsiz yatan geralt'a doğru uzattı. parmaklarının arasından lav gibi kızgın bir ışık zinciri yayıldı ve herkes bu olayın içinde kaybolmuştu, düş gibiydi. gitgide yoğunlaşan sislerin içinde bulanıklaşan tekboynuz kişledi ve bir şey göstermeye çalışırcasına ayaklarını yere vurdu. triss o tarafa baktı ve gölün üzerinde bir teknenin siyah gölgesini fark etti. iki aşığı sandalın içine koymaya çalışan ciri yardım istedi ve dandelion önce davranıp baygın yennefer'ı kucakladı. kadının ne kadar narin ve hafif olduğunu şaşırdı ve destek aldığına yemin edebilirdi. omzunun yanında eski savaş arkadaşı cahir'i gördüğüne de yemin edebilirdi. milva'nın sarı saç örgüsünü gördüğünü de... yennefer'ı sandala yatırırken angoulême'in küpeşteyi tutan ellerini gördüğüne yemin edebilirdi. cüceler witcher'ı taşıyor, onlara geralt'ın başını tutan triss yardım ediyordu. yarpen zigrin gözlerini kırpıştırdı çünkü bir an için dahlberg kardeşleri görmüştü. zoltan chivay, witcher'ı sandala yatırırken caleb stratton'un yardım ettiğine yemin edebilirdi. triss merigold, mercan adıyla bilinen lytta neyd'in parfümünün kokusunu aldığına bahse girebilirdi. bir an için kaer morhen'den tanıdığı coen'in ela gözlerini görür gibi olmuştu. ciri sandala bindi ve anne, baba ve kız olarak üçü sisler arasında kayboldu ve kısa bir süre sonra ciri'nin silüetini göremez oldular.
bana yalan söyledi, diye düşündü triss. onu bir daha hiç göremeyeceğim. göremeyeceğim çünkü... va'esse deireadh aep eigean, va'esse eigh faidh'ar. bir şey biter...
"bir şey bitti." dedi dandelion değişik bir sesle.
"bir şey başlıyor," diye ekledi yarpen zigrin.
kentin bir yerlerinde horoz öttü. sis hızla dağıldı.
geralt kendine geldiğinde rivia'yı ve üç dişli yabanın hayal olmadığını hatırladı. yennefer kendisine hareketsizce yatmasını söyledi ve geralt ciri'nin nerede olduğunu sordu. yennefer ise gitti diyerek cevap verdi ve kalkıp geralt'ın başının altındaki kolunu çekti ve onun gözlerine uzanacak şekilde çimlere uzandı.
"ciri ile sandala binmiştik" diye anımsadı geralt. "göl üzerindeydik. sonra bir nehir. akıntı çok şiddetliydi. sis vardı..."
yennefer, geralt'ın elini tutup bütün kuvvetiyle sıktı. "kıpırdama sevgilim. yanındayım. olanlar ve o zaman nerede olduğumuzun bir önemi yok. yanındayım şimdi. senden asla ayrılmayacağım." asla."
"seni seviyorum yen."
"biliyorum."
"ama yine de," diye iç geçirdi geralt, "nerede olduğumuzu bilmek isterdim."
"ben de," dedi yennefer, kısık sesle ve biraz çekimser.
"bu şimdi hikayenin sonu mu?" diye bir süre sonra sordu galahad.
"nereden çıkardın?" diye itiraz etti ciri ve ellerinde ve ayak tabanlarında kuruyan kumlardan kurtulmak için ayaklarını birbirine sürttü. "bir hikayenin böyle bitmesini ister misin? yok öyle şey! ben istemem mesela!"
"ne oldu peki sonra?"
"ne olacak?" dedi ciri. "evlendiler."
"anlat."
"anlatacak ne var ki? güzel bir düğünleri oldu. herkes bir araya geldi; dandelion, nenneke ana, ıola ve eurneid, yarpen zigrin, vesemir, eskel... coen, milva, angoulême... ve mistle'ım... ben de oradaydım, yedim, içtim. onlar, yani geralt ve yennefer daha sonraları kendilerine bir ev yaptırıp mutlu, çok ama çok mutlu yaşadılar. masallardaki gibi. anlıyor musun?"
"neden ağlıyorsun gölün hanımı?"
"ağlamıyorum. rüzgar gözlerimi yaşartıyor. o kadar!"
dış görünüş olarak üçgenimsi bir yüzü, uzun bir burnu, keskin yüz hatları, soluk beyaz teni, derin bir sesi vardır. kendisini tarif ederken herkesin aklına kazınan siyah, dalgalı saçları, menekşe gözleri, leylak ve bektaşi kokuya sahip, boynunda takılı olan obsidyen kolyesi ve her zaman giydiği siyah-beyaz kıyafetleri vardır. kitaplarda, dizide ve oyunlardaki görüntüsü 20-30 yaş arasında olsa da kendisi 100 yaşına yakın bir büyücüdür. - geralt'tan da büyüktür-
kişilik olarak ise kurnaz, kendisinin tek nefret ettiğim özelliği olan çok gururlu olması, iyi bir mizaha sahip oluşu, büyüleyici ve tehditkar, hırslı ve zeki, zamanının değeceğini düşünmediği kişilere karşı içine kapanık ve soğuk, aşk için her şeyi yapabilecek birisi -ki kitaplarda bunun örneğini birçok kez gördük- oldukça zalim birisi olabiliyor özellikle manevi kızı ciri için. kitaplarda yan karakter, ikinci oyunda ana karakterimiz geralt'ın hafıza kaybının yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla birlikte yer yer eski sahneleri görürüz ve son oyunda ise oyuncuya bağlı olarak olası bir ilişki içinde olabileceğimiz bir karakter kendisi. kitaplarda ve oyunlarda kendisiyle kıyaslanabilecek bir karakter yok zira akla ilk gelen isimlerden birisi olan triss merigold kitaplarda yan karakterin de yan karakteri gibi bir konumda ki triss hiçbir zaman yennefer gibi olamayacaktır.
yennefer, diziden de hatırlayacağımız üzere doğuştan gelen bir kamburluğu vardır ve bu kamburluk nedeniyle zor bir çocukluk geçirmiştir. babası bu kamburluk nedeniyle kendisinden nefret etmiş ve fiziksel şiddete maruz bırakıp annesini suçlamayı da ihmal etmemiştir. annesi bu durumda kızını hep korumaya çalışmış, bu doğumun tanrıların isteği olduğunu söylemiştir. ilerleyen zamanlarda babası ailesini terk etmiş ve annesi bu durum üzerine terk eden kocası rolünü üstlenip yennefer'ı suçlayıp şiddet uygulamaya başlamıştır.
yennefer büyüdükçe içindeki büyü potansiyeli de artmış ve bu durum aretuza büyücülük okulunun rektörlerinden birisi olan tissaia de vries'in dikkatini çekmiş ve kendisi tarafından okula alınmış ve eğitimlere başlamıştır. hayata dair hep bir nefreti olan yennefer okulda diğer öğrencilere kıyasla başarısız olmasından dolayı bu nefret daha da artmış ve bileklerini kesip intihar etmeye çalışmış ve başarısız olmuştur. kim bilebilir ki bu hayata olan kin ve nefretinin ilerleyen yıllarda hayata tutunmasının en büyük nedenlerinden birisi olacağını. okulda eğitim gördüğü süre boyunca tissaia'nın kendisine olan ilgisiyle birlikte zamanla kendisine bir anne figürü olmuştur. eğitiminin sonlarına büyücülerin geleneklerinden birisi olan aşamadan geçmiş ve tüm fiziksel kusurları ortadan kalkmış ve tissaia'nın büyücülerin çocukları olması halinde dünya için tehlikeli sonuçlar doğuracağını düşündüğü için diğer büyücüler gibi yennefer'ı da kısırlaştırmıştır. yen artık bir büyücü olmuş ve okul tarihinin en başarılı büyücülerinden birisi olarak mezun olmuştur.
yennefer, büyücülük yapanların çok ağır vergi ve cezalar ödediği rinde kasabına yerleşmiş ve büyü hizmeti isteyen kişilere el uzatmıştır. orada bulunduğu süre boyunca hiçbir vergi ve ceza ödememesi novigrad büyükelçisi beau berrant'ın kulağına gitmiş ve kendisini kelepçeleyip evine götürmüş fakat yennefer kendisinin aklıyla oynayıp kendi hizmetkarı yapmıştır.
şimdi witcher evreninin en çok tanınan canavar avcısı geralt of rivia ile en yakın dostu dandelion balık avı için su kenarına giderler ve oltalarına eski bir amfora takılır. dandelion bu eski amforayı yakından incelerken mühründen dolayı içince cin olduğunu anlamış ve mührü bozmaya çalışmıştır. her zaman yaptığı gibi geralt'ın uyarılarına rağmen mührü bozmaya çalışmış ve ikili arasında ufak bir arbede çıkmıştır. bu arbede sonucunda testi kırılmış ve içinden ışıklı, kızıl bir duman göğe doğru yükselmiştir. geralt kendisini yana atıp atından kılıcını almaya gittiği esnada ozanımız kollarını göğsünde kavuşturmuş ve gözlerini açmadan duruyordu. göğe yükselen duman yoğunlaşıp toplanmış ve irili çıkıntılı bir küre olmuş, ozanın baş hizasında süzülmeye başlamış ve burunsuz, kocaman gözlü ve gaga benzeri bir ağıza sahip kafaya dönüşmüştü. dandelion sahip olduğunu düşündüğü üç dilek hakkından ikisini çoktan söylemiş ve üçüncüyü söyleyecekken korkunç kafadan iki tane kol çıkmış ve dandelion'ı boğazlamış ve ozanı nefessiz bırakmıştı. geralt her ne kadar kılıçla kafaya saldırsa bile her atağı etkisiz kalıyordu. kafa artık daha da büyümüş ve dandelion'ı havaya kaldırıp yere çarpıyordu. parmaklarıyla aard işareti yapmış ve toplayabildiği tüm enerjisiyle birlikte kafayı hedef alıp büyü ile ona saldırmıştı. bu büyük enerji saldırısının sonucu çıkan gürültü geralt'ın kulaklarını çınlamaya yetmiş ve ağaçları sallandırmıştı. cin tüyler ürpertici bir çığlık atıp göğe yükselmiş ve suyun üzerinden uçmuştu. geralt hemen ozanın yanına gidip onu kaldırmak için atladığında parmakları kuma gömülü bir nesneye değmişti. dikkatle incelediğinde kırık bir haç ve dokuz köşeli bir yıldız olduğunu görmüştü. nehrin üzerinde süzülen kafa artık saman yığını boyutuna ulaşmış geralt'a saldırmak üzere hızla kendisine doğru yola çıkmıştı. geralt hemen mührü eline almış ve kolunu canavara doğru uzatıp bir zamanlar bir rahibeden öğrendiği cin kovma formülünü bağırarak söylemişti. batıl inançlara sahip olmayan geralt bundan dolayı bu formülü daha önce hiç kullanmamıştı. mühür cızırdamış ve el yakacak kadar bir sıcaklığa ulaşmıştı. kafa havada asılı kalıp nehrin üzerinde hareketsiz süzülüp uzaklaşmaya başlamıştı. geralt hemen yakın dostunun yanına gitmiş ve kendisinin kan kustuğunu görmüş ve yardım için yola çıkmıştır. bir kamp civarına yaklaşan ikili yardım için gittikleri zaman elf kendilerine bu yaranın büyücülükle tedavi edileceğini ve ellerinden bir şey gelemeyeceklerini söylemiş ve ozanın yarasını hafifletmek amacıyla ufak bir yardım yapmıştır. geralt'ın "yakınlarda büyücü var mı" sorusuna ise bir bu kasabada büyücülüğün imkansıza yakın olduğunu fakat elçinin malikanesine sığınan bir büyücünün olduğunu söylemiş ve böylelikle ikili yardım istemek için yola çıkmıştır.
malikanenin kapısındaki iri yarı olan korumayı para kesesi ile devirmiş ve evin içine girmişlerdi. malikanenin mutfağına inen geralt orada elçi berrant ile karşılaşmış ve beyninin yıkandığını anlamıştır. berrant elma suyunu götürmesi gerektiğini söylediğinde geralt elma suyunu almış ve yukarı çıkmış ve mum, şarap ve meyve gibi karışık kokular arasında leylak ve bektaşi üzümü kokusunu yoğun almaya başlamış ve bu kokuyu takip etmiş ve yolun sonunda hayatının aşkı olacak kişi olan yennefer'ın odasına varmıştı. susuzluktan ölmek üzere olduğunu söyleyen kadının bardağına elma suyunu boşalttıktan sonra kadın kendisine teşekkür etmiş ve kim olduğu konusunda soru yağmuruna tutmuştur. geralt "bu sorulardan hangi birini cevaplayayım" yanıtı verince kadın bulunduğu yataktan kalkmış ve ayaklarıyla ışık huzmesi yaratmış ve geralt ise içgüdüsel olarak ellerini heliotrop -büyü işareti olarak quen'e benzer fakat bunun farkı sadece fiziksel saldırılara karşı işe yaramıyor oluşu- işareti yapmış ve bedeni duvara savrulmuştur. kadın tekrar saldıracağı esnada korumalar odaya gelmiş ve geralt'ın buraya yardım için geldiğini söylemesi üzerine kadın durup korumalara dönüp azarlamış ve banyosunun hazırlanmasını istemiştir. yennefer, bu büyüsünü savuşturan adamın kim olduğunu öğrenmek için çeşitli sorular sormuş ve ikili arasında tanışma faslı başlamıştı. yennefer geralt'a dönüp "fırsatın varken sen de banyo yap. kokundan atının yalnızca cinsini ve yaşını değil, rengini de anladım." diyerek banyo yapmaya davet etmiştir. banyo yaparken birbirlerini tanımak için soru sormaya devam etmişler ve banyo bittikten sonra geralt yardım istediğini söylemek için nehir kenarında başlarına gelen olayı anlatmaya başlamıştır. yennefer'ın dikkatini ise cin kısmı çekmiş ve niyetini pek belli etmeye çalışmadan tüm sorularını cin üzerinden sormaya başlamıştı. mührün nerede olduğunu sorusunu sorunca geralt uyanık davranmaya çalışıp duraksayarak önemsiz bir şey olduğunu düşündüğünü söylemiş ve mührün dandelion'da olduğunu söylemiş fakat bu olay büyücü kadının gözünden kaçmamıştı. yennefer, dandelion'ın bulunduğu kampa bir sihir yapıp portal açmış ve -geralt'ın oyunlarda "i hate portals." cümlesinin nereden geldiğini bu kısımda öğrenmiş oluyoruz. geralt, portaldan geçen birisinin sadece vücudunun yarısının diğer taraftan çıktığını ve diğer yarısının nerede olduğunu hiç bulunamadığını kendi gözleriyle görmüştü.- geralt bu esnada şuurunu kaybetmişti. kendine geldiğinde bir saat geçmiş ve bilgi almak için saatler önce tanıştığı elf arkadaşının yanına gitmişti. elf kendisine büyücü kadının çok tehlikeli olduğunu ve ona güvenmemesi gerektiğini söylemişti. geralt, ozan arkadaşını görmek için yennefer'ın yanına gittiğinde büyücü kadın ona üst kattan seslenmiş ve yanına çağırmıştı. geralt kapının başına geldiğinde yennefer'in sol omzunu incelemiş ve diğer omzuna göre eşitsizlik olduğunu, burnunun daha önce gördüğü boyutuna göre daha uzadığını, dudaklarının inceldiğini, çenesinin kısaldığını ve kaşlarının eşitsizliğini fark etmişti. dandelion'ın nerede olduğunu sorduktan sonra birlikte yatağının başına gelmişlerdi ve geralt odayı dikkatle incelediğinde bir ritüeli andıran ögeleri odanın içinde olduğunu fark etmişti. ozanın iyi olduğu gördükten sonra geralt odaya dağılan dokuz köşeli yıldızı sorduğunda ise bunun tuzak olduğunu ve son kalan dilek hakkına sahip olmak istediğinin cevabını almıştı. ikili arasındaki konuşmanın sonucunda yen, geralt'ı öperek tıpkı berrant gibi onun da zihniyle oynamış ve hizmetkarı yapıp görevler vermişti. geralt kendine geldiğinde karşısında 3 kişi vardı ve bunlardan birisi elf arkadaşıydı. etrafına baktığında zindanda olduğunu fark etmiş ve neler olduğunu sormuştu. elf, kısaca kendisinin kasabayı birbirine kattığını ve devlet görevlilerine birkaç kez saldırdığını ve kalabalık bir ordunun üzerine doğru gittiği sırada bayıldığını söyledi. geralt neden kendisinin burada olduğunu sordu ve elf, ordunun kendisine saldıracağını ve bu yüzden yardım için yanına geldiğini fakat kafasına darbe yediği için bayıldığını söyledi. malikanenin girişinde bayılttığı iri adam mahzenin içine girip geralt'tan intikam almak için onu çözdü ve saldırmaya başladı. ne kadar saldırırsa saldırsın bayılmayan geralt'a son bir dileğinin olup olmadığını sordu ve geralt cevap olarak "bir tane var... patlamanı istiyorum orospu çocuğu" dedi. gardiyan son kez tüm gücünü kullanıp kafa atmak üzereyken kafayı atamadı ve garip şekillere girdi. ellerini karnına götürüp kıpkırmızı kesildi ve ardından patladı..
geralt kendine geldiğinde elf arkadaşı onu dışarı çıkarmıştı. o esnada bölgenin valisi kendilerini her şeyin suçlusu olarak görüp lanetler okuyordu. vali, papaz, elf ve geralt kendi aralarında tartışma yaparken dandelion ortaya çıktı ve geralt'ın masum olduğunu savundu. uzun bir konuşma sonucunda geralt'ın cinin efendisi olduğunu ve dilek hakkına sahip oldukları konusunda hemfikir oldukları sırada malikaneden sesler geliyor ve yer sallanıyordu. geralt veda edip malikanenin en üst kattaki odasına çıktı ve yennefer'ın acı çekerek bir ritüel yaptığını gördü. geralt'ın her ne kadar onu vazgeçirmek için yaptığı konuşmanın bir sonucu olmasa da yen cini ehlilleştirmek için büyük bir çaba içerisindeydi fakat cin tüm odaya yayılmıştı. uzun bir kapışma sonucunda ikili portaldan geçip bir meyhanenin içine düşmüşlerdi. yennefer, geralt'a neredeyse cini ele geçirmek üzere olduğunu ve bu işe karışmasaydı başarılı olacağını söyleyip ona saldırmaya başlamıştı. geralt her ne kadar ona dilek hakkının kendisinde olduğunu söylemeye çalışsa da yen onu dinlemiyor ve saldırmaya devam ediyordu. ikili arasında gerçekleşen uzun kavga sırasında cin daha da büyümüş ve kasabanın yok olmasına ramak kalmıştı. geralt dilek hakkının sahibi olduğunu ve son bir dilek hakkı kaldığını yennefer'a söylemişti. yen kendisine "dileğin geralt? çabuk! ne istiyorsun? ölümsüzlük mü? servet mi? şöhret mi? kudret mi? güç mü? meziyetler mi? çabuk, zamanımız kalmadı!" diyor ve bu esnada geralt susuyordu.
insan olmak, dedi yennefer ansızın, çirkin çirkin sırıtarak. "bildim değil mi? dileğin bu çünkü bunun düşünü kuruyorsun. olmak istediğin kişiye dönüşmek ve olmak zorunda bırakıldığın kimlikten çıkabilmek için serbest kalmak, kurtulmak istiyorsun. cin dileğini yerine getirecek geralt. söyle dileğini." dedi yennefer.
geralt susmaya devam ediyordu ve bu esnada yen yüzünü geralt'ın yüzüne yaklaştırdı ve witcher onun leylak ve bektaşi üzümü olan kokusu aldı. yennefer ona bu pozisyonda bir daha eline böyle bir ikinci şans geçmeyecek, dileğin nedir sorusunu sorunca geralt gerçekliğe döndü ve bu büyücü kadının bir zamanlar kim olduğunu, neleri hatırladığını ve neleri hiç unutamayacağını biliyordu. büyücü olmadan önce bu kadının kim olduğunu öğrenmişti artık. çünkü geralt'a bakan kişinin kambur bir kadının, keskin, hain ve bilge gözleriydi. geralt'ın içini korku kapladı ve bu korkunun sebebi bu öğrendiği şeyler değil tam aksine yennefer'ın düşüncelerini okuması ve öğrendiği şeyleri bilmesinden ve asla bağışlanamayacak olmasından korkuyordu. güçlenen cin yennefer'ın üstüne atılmış ve yennefer karşılık olarak ellerinden ışık huzmesi yayıyordu ama çok zayıf bir ışık. tam bu esnada ansızın geralt ne dileyeceğini fark etti dileğini getirdi. böylece bu evrende bilinen en büyük aşk hikayesi başlamış oldu.
sodden tepesi savaşında büyücülerin kardeşiliği'nin safında kuzeyliler'in tarafında olmuş ve nilfgaard büyücüsü olan fringilla vigo tarafından kör edilmiştir. daha sonra bu körlüğü çeşitli büyüler ile ortadan kaldırsa da ömrü boyunca bu duygusal yarayı içinde yaşatmıştır.
serinin 7. ve hikaye olarak son kitabı olan gölün hanımı'nda geralt ve cüceler rivia'da savaş sonrası dinlenmek için bulundukları ortamda geralt emekli olmaya karar verir fakat bu karar insanların, elflerin ve diğer cücelerin biraz sonra başlatacağı savaştan önce verilmiştir. geralt bu savaşa son bir savaş gözüyle bakıyordu ve gerçekten de son bir savaştı. kendisine bir mızrakla saldırmaya çalışan kişinin mızrağını kırıp tam öldürecekken o kişinin merhamet istediğini gördükten sonra vazgeçti ve arkasını döndüğü esnada bu kişinin eline üç dişli gübre yabasını gördü ve ters yöne kaçmak için döndüğünde kalabalığın arasında sıkıştı ve yabaya bakmaktan başka bir şey yapamadı.
yennefer olay yerine geldiğinde gözü hiçbir şeyi görmüyor ve sadece geralt ve ciri'yi arıyordu. yanındaki triss ise kaçmanın derdindeydi. -işte bu yüzden triss hiçbir zaman yennefer gibi karakter sahibi olamayacak. - yennefer kendisine atılan taşlardan dolayı kendini kaybetmeye başlamış ve yüzüne gelen son taş darbesiyle her şey kapkara bir kadifeye bürünmüştü. kendine geldiğinde anne olarak gördüğü tissaia'yı karşısında bulmuştu. kısa bir muhabbet sonucunda yennefer kendine gelmiş ve birisinin onu yerde sürüklediğini fark etmişti, bu kişi triss merigold'dan başkası değildi. triss ile yennefer birlikte son kez büyü yaparak gökyüzünden dolu yağdırmış ve bu büyü "merigold'un yıkıcı dolu fırtınası" olarak kayıtlara geçmiş, triss'in ağzındaki yarasından dolayı ne dediği anlaşılamadığı için hiçbir zaman tekrar edilememiştir. dolu sonrası ortalık sessizleşmişti. yennefer hayatının aşkının yanına gittiğinde mecali kalmamıştı ve üzerine yığılmıştı. yapacak hiçbir şey kalmamıştı artık ta ki sislerin arasında beliren tekboynuz ıhuarraquax'ı gören kelpi'nin kişnemesi duyuluncaya kadar. ciri bir eliyle boynuza dokundu ve diğer elini de yerde hareketsiz yatan geralt'a doğru uzattı. parmaklarının arasından lav gibi kızgın bir ışık zinciri yayıldı ve herkes bu olayın içinde kaybolmuştu, düş gibiydi. gitgide yoğunlaşan sislerin içinde bulanıklaşan tekboynuz kişledi ve bir şey göstermeye çalışırcasına ayaklarını yere vurdu. triss o tarafa baktı ve gölün üzerinde bir teknenin siyah gölgesini fark etti. iki aşığı sandalın içine koymaya çalışan ciri yardım istedi ve dandelion önce davranıp baygın yennefer'ı kucakladı. kadının ne kadar narin ve hafif olduğunu şaşırdı ve destek aldığına yemin edebilirdi. omzunun yanında eski savaş arkadaşı cahir'i gördüğüne de yemin edebilirdi. milva'nın sarı saç örgüsünü gördüğünü de... yennefer'ı sandala yatırırken angoulême'in küpeşteyi tutan ellerini gördüğüne yemin edebilirdi. cüceler witcher'ı taşıyor, onlara geralt'ın başını tutan triss yardım ediyordu. yarpen zigrin gözlerini kırpıştırdı çünkü bir an için dahlberg kardeşleri görmüştü. zoltan chivay, witcher'ı sandala yatırırken caleb stratton'un yardım ettiğine yemin edebilirdi. triss merigold, mercan adıyla bilinen lytta neyd'in parfümünün kokusunu aldığına bahse girebilirdi. bir an için kaer morhen'den tanıdığı coen'in ela gözlerini görür gibi olmuştu. ciri sandala bindi ve anne, baba ve kız olarak üçü sisler arasında kayboldu ve kısa bir süre sonra ciri'nin silüetini göremez oldular.
bana yalan söyledi, diye düşündü triss. onu bir daha hiç göremeyeceğim. göremeyeceğim çünkü... va'esse deireadh aep eigean, va'esse eigh faidh'ar. bir şey biter...
"bir şey bitti." dedi dandelion değişik bir sesle.
"bir şey başlıyor," diye ekledi yarpen zigrin.
kentin bir yerlerinde horoz öttü. sis hızla dağıldı.
geralt kendine geldiğinde rivia'yı ve üç dişli yabanın hayal olmadığını hatırladı. yennefer kendisine hareketsizce yatmasını söyledi ve geralt ciri'nin nerede olduğunu sordu. yennefer ise gitti diyerek cevap verdi ve kalkıp geralt'ın başının altındaki kolunu çekti ve onun gözlerine uzanacak şekilde çimlere uzandı.
"ciri ile sandala binmiştik" diye anımsadı geralt. "göl üzerindeydik. sonra bir nehir. akıntı çok şiddetliydi. sis vardı..."
yennefer, geralt'ın elini tutup bütün kuvvetiyle sıktı. "kıpırdama sevgilim. yanındayım. olanlar ve o zaman nerede olduğumuzun bir önemi yok. yanındayım şimdi. senden asla ayrılmayacağım." asla."
"seni seviyorum yen."
"biliyorum."
"ama yine de," diye iç geçirdi geralt, "nerede olduğumuzu bilmek isterdim."
"ben de," dedi yennefer, kısık sesle ve biraz çekimser.
"bu şimdi hikayenin sonu mu?" diye bir süre sonra sordu galahad.
"nereden çıkardın?" diye itiraz etti ciri ve ellerinde ve ayak tabanlarında kuruyan kumlardan kurtulmak için ayaklarını birbirine sürttü. "bir hikayenin böyle bitmesini ister misin? yok öyle şey! ben istemem mesela!"
"ne oldu peki sonra?"
"ne olacak?" dedi ciri. "evlendiler."
"anlat."
"anlatacak ne var ki? güzel bir düğünleri oldu. herkes bir araya geldi; dandelion, nenneke ana, ıola ve eurneid, yarpen zigrin, vesemir, eskel... coen, milva, angoulême... ve mistle'ım... ben de oradaydım, yedim, içtim. onlar, yani geralt ve yennefer daha sonraları kendilerine bir ev yaptırıp mutlu, çok ama çok mutlu yaşadılar. masallardaki gibi. anlıyor musun?"
"neden ağlıyorsun gölün hanımı?"
"ağlamıyorum. rüzgar gözlerimi yaşartıyor. o kadar!"
devamını gör...
ankara
benim için ankara eşittir soğuk hava ama anıtkabir ile içimizi ısıtıyor o ayrı.
devamını gör...
çocuklarla girilen komik diyaloglar
son zamanlarda kızım * benim bebekliğime takmış vaziyette.
-babacım sen bebekken bana ne diyodun biliyo musun?
+ne diyordum kızım?
-abla diyodun. çünkü ben senden büyüktüm sen bebekken.
birlikte alışverişten geliyoruz ellerim çanta dolu.
-babacım çok yoruldum kucağıma* alır mısın?
+alamam kızım ellerim dolu.
-ama sen bebekken ben hep seni kucağında taşıyodum.
bir gün kahvaltı yapıyoruz.
- babacım ben peynir yemek istemiyorum. sevmiyorum peynir.
+ama peynir yemezsen büyüyemezsin, kemiklerin güçsüz olur.
- sen bebekken sevmediğin bi şeyi yemen için zorlamadım ben seni.
cevaplara bak. sen büyüdükçe napıcam ben böyle.
-babacım sen bebekken bana ne diyodun biliyo musun?
+ne diyordum kızım?
-abla diyodun. çünkü ben senden büyüktüm sen bebekken.
birlikte alışverişten geliyoruz ellerim çanta dolu.
-babacım çok yoruldum kucağıma* alır mısın?
+alamam kızım ellerim dolu.
-ama sen bebekken ben hep seni kucağında taşıyodum.
bir gün kahvaltı yapıyoruz.
- babacım ben peynir yemek istemiyorum. sevmiyorum peynir.
+ama peynir yemezsen büyüyemezsin, kemiklerin güçsüz olur.
- sen bebekken sevmediğin bi şeyi yemen için zorlamadım ben seni.
cevaplara bak. sen büyüdükçe napıcam ben böyle.
devamını gör...
john petrucci
zamanında, glasgow kiss adlı eseriyle ne kadar hayvan bir gitar virtüözü olduğunu göstermiş yakışıklı.
devamını gör...
yaşadığın şehri çekici yapan detaylar
kanlı kavak parkı...denize nazır olmasa da huzur veriyor...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çocukluk fotoğrafları
tabi o zamanlar biraz daha kahverengi tonlarındayım gittikçe açılmış rengim.*
hatta gözlerim de kömür karasıymış.*

küçüğüm, tatlıyım diye sıkı sıkı seviyorlardı beni. yavruyum ya hani. ya kardeş sen seveceksin diye ben nefes alamayacak mıyım ?
hayvan gibi şey yapıyorsunuz ya* sıkıyorsa şimdi sevsinler gagalarım he.
hatta gözlerim de kömür karasıymış.*

küçüğüm, tatlıyım diye sıkı sıkı seviyorlardı beni. yavruyum ya hani. ya kardeş sen seveceksin diye ben nefes alamayacak mıyım ?
hayvan gibi şey yapıyorsunuz ya* sıkıyorsa şimdi sevsinler gagalarım he.
devamını gör...
oruç tutmanın tamamen sağlıksız olması
allah allah.
ilk iki-üç gün, biraz anksiyete yaşarım, sonra kuş gibi olurum ramazan sayesinde.
ortaokuldan beri oruç tutuyorum elhamdulillah. hiç bir zararını görmedim bilakis çok faydasını gördüm. 30 küsür senedir ömrüme ömür katıyor ruhumu iyileştiriyor.
bir hamileliğimde doktorum bu duruma hastalık yok hasta var demişti.
bir arkadaşım, çalıştığı okuldaki tutmayan arkadaşları için, her ramazan yeni hastalıklar öğreniyoruz demişti.*
siz tutmayın sağlıklı kalın, biz oruç tutarak sağlıklı kalabiliyoruz, müsterih olun.
ilk iki-üç gün, biraz anksiyete yaşarım, sonra kuş gibi olurum ramazan sayesinde.
ortaokuldan beri oruç tutuyorum elhamdulillah. hiç bir zararını görmedim bilakis çok faydasını gördüm. 30 küsür senedir ömrüme ömür katıyor ruhumu iyileştiriyor.
bir hamileliğimde doktorum bu duruma hastalık yok hasta var demişti.
bir arkadaşım, çalıştığı okuldaki tutmayan arkadaşları için, her ramazan yeni hastalıklar öğreniyoruz demişti.*
siz tutmayın sağlıklı kalın, biz oruç tutarak sağlıklı kalabiliyoruz, müsterih olun.
devamını gör...
kadınların bakir erkek istememesi
hangi kızlarmış onlar da bizim haberimiz yok. yalan yanlış bilgilerle genç erkekleri yemeyin buralarda.
yavrularım koçlarım aziz pıtırcıklar. pipiciğinize sahip çıkınız. evlenme zamanınız geldiğinde sevdiğim kız bana neden hıyar ay aman hayır dedi diye ağlarsınız rakı sofracıklarında.
yapmayın öyle şeyler emi ablacım. güççüksünüz bak daha. 30dan sonra zaten siz de evde kalıyorsunuz.
sizinle eğlenirler ama evlenmezler.
şimdiye dek jelatini açılmış abilerinizle sadece eğlenip geçtim. açılmayanı yoktu olsaydı evlenirdim zaaar.
yavrularım koçlarım aziz pıtırcıklar. pipiciğinize sahip çıkınız. evlenme zamanınız geldiğinde sevdiğim kız bana neden hıyar ay aman hayır dedi diye ağlarsınız rakı sofracıklarında.
yapmayın öyle şeyler emi ablacım. güççüksünüz bak daha. 30dan sonra zaten siz de evde kalıyorsunuz.
sizinle eğlenirler ama evlenmezler.
şimdiye dek jelatini açılmış abilerinizle sadece eğlenip geçtim. açılmayanı yoktu olsaydı evlenirdim zaaar.
devamını gör...
halk ekmek
ankara'da, anadolu bulvarı'nın 1km'lik alanını, ekmek kokusu ile kaplayan kocaman mekan. o nasıl davetkar bir kokudur.
devamını gör...
normal sözlük’te darağacının hazırlanması
sözlükteki deniz gezmiş ruhuna sahip olan gençleri ortaya çıkarmış olan başlık. hey yavrum hey, tüyler tiken tiken oldu.
devamını gör...
sevgiparçacığı (yazar)
paylaştığınız şarkıyı dinler, önerdiğiniz kitabı okur. ölüyorum şöyle değer verdiğini gösteren insanlara yahu!
tanımlamaları da çok kalitelidir. *
tanımlamaları da çok kalitelidir. *
devamını gör...
yazarların yaşadığı en utanç verici anı
sanırım üniversiteyi kazandığım senenin yaz tatiliydi, 17-18 yaş civarı.
yazlık sitede sokağın üst tarafında oturuyorduk, sokak da hafif yokuş aşağı. en alt evde bir abla kardeş ama ikisi de ay parçası. hangisine aşık olacağımı şaşırıyorum her gördüğümde. baktım bahçede oturmuş çay içiyorlar, ben de basketbol oynamaya gideceğim evlerinin önünden geçerek. yeni spor ayakkabıları çektim, tertemiz giyindim, atladım bisikletime, topu da kolumun altına aldım, bastım pedala.
fakat hangi akla hikmetse hem bisiklet süreyim hem de topu sektireyim de şov katsayım ikiye katlansın, kızların aklını alayım diye düşündüm. lan böyle bir şeyden hangi kız, daha doğrusu hangi insan evladı niye etkilensin? o yaşta ben bunun muhakemesini yapabilecek durumda değilmişim demek ki.
neyse, yokuş aşağı indiğim için bisiklet de hızlanıyor, bir yandan topu sektiriyorum ama hem topun hem bisikletin kontrolünü hafif hafif kaybediyorum. tam kızların hizaya geldim, top bir taştan sekip biraz sağa doğru açılınca gidonu tuttuğumu unutup, topa doğru uzanmam ile yüz üstü yere yapışmam bir oldu. kaldırıma da fazla yaklaşmışım, o hızla kafamı bir de kaldırıma vurdum, yemin ediyorum görüntü gitti. sadece bir takım kahkahalar duyuyorum, birileri yanıma geliyor falan.
kızlar beni yerden kaldırdı, iyi misin falan derken biri dedi ki "yüzün çok kötü soyulmuş, eve git istersen". elimi götüremiyorum zira hem elim ayağım titriyor hem de yüzüm kezzap atılmış gibi yanıyor. yok, yok iyiyim ben dedim, köşede duran topa uzandım, silkindim falan. aldım topu, sahaya doğru seyirttim. bir kaç adım gittim gitmedim, arkamdan tekrar gülüşmeler. büyük olandı sanırım, "bisikletini unuttun" dedi.
o an ölümü düşledim anne.
yazlık sitede sokağın üst tarafında oturuyorduk, sokak da hafif yokuş aşağı. en alt evde bir abla kardeş ama ikisi de ay parçası. hangisine aşık olacağımı şaşırıyorum her gördüğümde. baktım bahçede oturmuş çay içiyorlar, ben de basketbol oynamaya gideceğim evlerinin önünden geçerek. yeni spor ayakkabıları çektim, tertemiz giyindim, atladım bisikletime, topu da kolumun altına aldım, bastım pedala.
fakat hangi akla hikmetse hem bisiklet süreyim hem de topu sektireyim de şov katsayım ikiye katlansın, kızların aklını alayım diye düşündüm. lan böyle bir şeyden hangi kız, daha doğrusu hangi insan evladı niye etkilensin? o yaşta ben bunun muhakemesini yapabilecek durumda değilmişim demek ki.
neyse, yokuş aşağı indiğim için bisiklet de hızlanıyor, bir yandan topu sektiriyorum ama hem topun hem bisikletin kontrolünü hafif hafif kaybediyorum. tam kızların hizaya geldim, top bir taştan sekip biraz sağa doğru açılınca gidonu tuttuğumu unutup, topa doğru uzanmam ile yüz üstü yere yapışmam bir oldu. kaldırıma da fazla yaklaşmışım, o hızla kafamı bir de kaldırıma vurdum, yemin ediyorum görüntü gitti. sadece bir takım kahkahalar duyuyorum, birileri yanıma geliyor falan.
kızlar beni yerden kaldırdı, iyi misin falan derken biri dedi ki "yüzün çok kötü soyulmuş, eve git istersen". elimi götüremiyorum zira hem elim ayağım titriyor hem de yüzüm kezzap atılmış gibi yanıyor. yok, yok iyiyim ben dedim, köşede duran topa uzandım, silkindim falan. aldım topu, sahaya doğru seyirttim. bir kaç adım gittim gitmedim, arkamdan tekrar gülüşmeler. büyük olandı sanırım, "bisikletini unuttun" dedi.
o an ölümü düşledim anne.
devamını gör...
ebeveyn yalanları
çoğu zaman kendi istekdiklerini çocuklara yaptırabilmeleri için söyledikleri yalanlardır.
"eğer bunu yaparsan istediğin bisikleti alırım."
"eğer benim sözümden çıkmazsan sana en pahalı ayakkabıyı alırım."
"eğer bunu yaparsan istediğin bisikleti alırım."
"eğer benim sözümden çıkmazsan sana en pahalı ayakkabıyı alırım."
devamını gör...