tartarus
yunan mitolojisine göre cehennemdir. katiller ve tanrılara isyan edenler yeraltının en dipteki katmanı olan tartaros'a gönderilir. hades tarafından yönetilir. ölüler diyarının en altında, hades'in bile en uzağında yer alır. ılyada'da tartaros'la dünya arasındaki mesafe ile dünyayla cennet arasındaki mesafenin eşit olduğu yazar. hesiodos'a göre ağır bir demirin cennetten dünyaya düşmesi dokuz gün sürer. yine hesiodos'a göre dünyadan tartaros'a ulaşması bir 9 gün daha sürer.
devamını gör...
sizi neden işe alalım sorusu
duyulması en sinir bozucu, en rahatsız eden sorulardan biridir. sonuçta çalışan iş ilanını okumuş, bir şekilde uygun olduğuna inanmış ve başvurmuştur. iş görüşmesi sırasında da bu kişinin o pozisyona gerçekten uygun olup olmadığı zaten iyi bir insan kaynakları çalışanı tarafından rahatça anlaşılabilmeli, süreç o şekilde organize edilip o şekilde işlemeli.
işverenler ve insan kaynakları açısından baktığımızda ise bu soru sizinle ilgili birkaç farklı şey öğrenmek için sorulabilir. birincisi, sizi görüştükleri diğer adaylardan neyin ayırdığını bilmek isterler. başka bir deyişle, sizi özellikle diğer görüşülen kişilerden daha fazla işe alırlarsa ne kazanırlar, bunu anlamak isterler. aynı zamanda, bu soruyu zor durumlarla nasıl başa çıktığınızı görmek için de sorabilirler çünkü bu soru adayları şaşırtma potansiyeline sahiptir. bir iş için neden en iyi kişi olduğunuzu alçakgönüllü ve düşünceli bir şekilde açıklamak zor olabilir.
sorunun cevabını iyi bir şekilde vermek için görüşmeden önce muhakkak iş tanımını iyice araştırmanız, şirket hakkında minik bir çalışma yapmanız ve sonrasında tecrübelerinizi ve başarılarınızı bu ikisine bir şekilde bağlamanız gerekiyor. burada da biraz yaratıcılık biraz deneyim devreye giriyor. çok alakasız iki iş arasında bile bağlantı kurmak sizin elinizde, o yüzden iş görüşmelerinde 'bu alanda hiç çalışmadım, deneyimim yok' demek yerine bunu daha yapıcı bir şekilde açıklamak önemli. mesela, 'direkt olarak bu alanda çalışmamış olsam da şu iş/staj/eğitim tecrübemde bu alanla ortak olan şu işleri yaptım' tarzı açıklamalar size her zaman artı puan kazandırır.
kaynak
işverenler ve insan kaynakları açısından baktığımızda ise bu soru sizinle ilgili birkaç farklı şey öğrenmek için sorulabilir. birincisi, sizi görüştükleri diğer adaylardan neyin ayırdığını bilmek isterler. başka bir deyişle, sizi özellikle diğer görüşülen kişilerden daha fazla işe alırlarsa ne kazanırlar, bunu anlamak isterler. aynı zamanda, bu soruyu zor durumlarla nasıl başa çıktığınızı görmek için de sorabilirler çünkü bu soru adayları şaşırtma potansiyeline sahiptir. bir iş için neden en iyi kişi olduğunuzu alçakgönüllü ve düşünceli bir şekilde açıklamak zor olabilir.
sorunun cevabını iyi bir şekilde vermek için görüşmeden önce muhakkak iş tanımını iyice araştırmanız, şirket hakkında minik bir çalışma yapmanız ve sonrasında tecrübelerinizi ve başarılarınızı bu ikisine bir şekilde bağlamanız gerekiyor. burada da biraz yaratıcılık biraz deneyim devreye giriyor. çok alakasız iki iş arasında bile bağlantı kurmak sizin elinizde, o yüzden iş görüşmelerinde 'bu alanda hiç çalışmadım, deneyimim yok' demek yerine bunu daha yapıcı bir şekilde açıklamak önemli. mesela, 'direkt olarak bu alanda çalışmamış olsam da şu iş/staj/eğitim tecrübemde bu alanla ortak olan şu işleri yaptım' tarzı açıklamalar size her zaman artı puan kazandırır.
kaynak
devamını gör...
yazarların en sevdiği mfö şarkısı
ali desidero.
devamını gör...
teselli kılığına girmiş boş laflar
bir şey olmuyorsa ya daha iyisi olacağından ya da hayır getirmeyeceğinden olmuyordur.
teselli etmek adına kurulmasına rağmen bu kadar boş, bomboş olan çok az laf kalabalığı vardır. nerde duysam, kimin için söylense üzülürüm.
teselli etmek adına kurulmasına rağmen bu kadar boş, bomboş olan çok az laf kalabalığı vardır. nerde duysam, kimin için söylense üzülürüm.
devamını gör...
yazarların insta ve face adresleri
tc kimlik no ve kan grubu da lazımsa verelim..
devamını gör...
martin rigss
bir richard donner serisi olan ve dört filmden oluşan lethal weapon serisinde richard donner’ın birlikte çalışmayı çok sevdiği mel gibson tarafından canlandırılan cinayet masası dedektifidir.

daha on dokuz yaşındayken orduya giren ve burada sert bir askeri eğitim alan martin riggs daha sonra sniper olarak görev alır ve bu esnada da psikolojik durumu giderek bozulmaya başlar. vietnam’da uzun süre savaştıktan sonra da klasik bir savaş sonrası sendromu yaşar.
ordudan sonra victoria lynn ile evlenen martin riggs daha sonra bir cinayet olduğu anlaşılan trafik kazasında eşini kaybettikten sonra hayata iyice küser. bir polis olarak çalışmaya başladığında sürekli bir şekilde gereksiz cesaret gösterilerine soyunur ve öldürülmek için çaba sarf eder.
dengesizlikleri arşa eren riggs narkotik büroda bir olaya karışınca cinayet masasına artık emekliliği için gün sayan roger murtaugh’a ortak olarak atanır. başlarda gergin olan ikili film ilerledikçe çok yakın arkadaş olurlar.
klasik bir amerikan polisiye hikayesi olan filmde denge unsuru olan roger murtaugh ve deli dolu depresif ve korkusuz martin riggs birçok sorunu kendi yöntemleri ile çözerler.
martin riggs’in bir bütün soğanı ısıra ısıra yediği sahne ve intihar etmeye çalışan bir adamı bu eylemden ömür boyu alıkoyacak müdahelesi her zaman aklımdadır.

daha on dokuz yaşındayken orduya giren ve burada sert bir askeri eğitim alan martin riggs daha sonra sniper olarak görev alır ve bu esnada da psikolojik durumu giderek bozulmaya başlar. vietnam’da uzun süre savaştıktan sonra da klasik bir savaş sonrası sendromu yaşar.
ordudan sonra victoria lynn ile evlenen martin riggs daha sonra bir cinayet olduğu anlaşılan trafik kazasında eşini kaybettikten sonra hayata iyice küser. bir polis olarak çalışmaya başladığında sürekli bir şekilde gereksiz cesaret gösterilerine soyunur ve öldürülmek için çaba sarf eder.
dengesizlikleri arşa eren riggs narkotik büroda bir olaya karışınca cinayet masasına artık emekliliği için gün sayan roger murtaugh’a ortak olarak atanır. başlarda gergin olan ikili film ilerledikçe çok yakın arkadaş olurlar.
klasik bir amerikan polisiye hikayesi olan filmde denge unsuru olan roger murtaugh ve deli dolu depresif ve korkusuz martin riggs birçok sorunu kendi yöntemleri ile çözerler.
martin riggs’in bir bütün soğanı ısıra ısıra yediği sahne ve intihar etmeye çalışan bir adamı bu eylemden ömür boyu alıkoyacak müdahelesi her zaman aklımdadır.
devamını gör...
moderatör olduğum halde istediğim rozeti alamamam rezaleti
kafa store'daki içeriklerin moderatörlere beleş olmaması durumudur.
devamını gör...
görünmez heykelin 150 bin liraya satılması
bu benim nasıl aklıma gelmedi dedirten olay, yine yırtamadık.
devamını gör...
9 kere leyla
bir ezel akay filmidir.

ilk defa sonunu göremediğim bir film ile ilgili tanım yazıyorum. filmi izlemek için binbir hevesle ekranın karşısına kurulan çoğu insan beni anlayacak ve bana hak verecektir.
filmin başrolünde haluk bilginer ve demet akbağ olunca insanda bir neredesin firuze hissiyatı uyanıyor elbette. en azından filmin bir şekilde o seviye ulaşacağını düşünüyor insan ama olmuyor işte. bazen hayat böyledir.
böyle güçlü bir oyuncu kadrosunun filmi kurtarabileceğine inandım ilk on dakika. ama sonra o oyuncuların da o kadar iyi oynamadığını fark ettim. sanki hepsinde “bitse de gitsek” havası vardı.
konu belki ilgi çekici olabilir ama ezel akay ezop olma hevesiyle masallar anlatırken zannederim amaçladığı şey izleyenleri ekran başında uyutmaktı bu filmde.
filmin otuz beşinci dakikasına doğru artık tamamen umudumu kaybedip kapattım ve bir daha da açmaya niyetim yok.
sanki dokuz kere leyla biraz fazla olmuş, üç kere leyla yetermiş. bazı şeyleri tadında bırakmak gerekir.

ilk defa sonunu göremediğim bir film ile ilgili tanım yazıyorum. filmi izlemek için binbir hevesle ekranın karşısına kurulan çoğu insan beni anlayacak ve bana hak verecektir.
filmin başrolünde haluk bilginer ve demet akbağ olunca insanda bir neredesin firuze hissiyatı uyanıyor elbette. en azından filmin bir şekilde o seviye ulaşacağını düşünüyor insan ama olmuyor işte. bazen hayat böyledir.
böyle güçlü bir oyuncu kadrosunun filmi kurtarabileceğine inandım ilk on dakika. ama sonra o oyuncuların da o kadar iyi oynamadığını fark ettim. sanki hepsinde “bitse de gitsek” havası vardı.
konu belki ilgi çekici olabilir ama ezel akay ezop olma hevesiyle masallar anlatırken zannederim amaçladığı şey izleyenleri ekran başında uyutmaktı bu filmde.
filmin otuz beşinci dakikasına doğru artık tamamen umudumu kaybedip kapattım ve bir daha da açmaya niyetim yok.
sanki dokuz kere leyla biraz fazla olmuş, üç kere leyla yetermiş. bazı şeyleri tadında bırakmak gerekir.
devamını gör...
namazu
japon mitolojisinde depremlere neden olan dev bir yayın balığıdır. gök tanrısı olan kashima bu balığı yerin altında bir taşla sabitlemektedir fakat kashima'nın dikkati dağıldığı sırada namazu kuyruğunu hareket ettirerek yeryüzünde depremler yaratmaktadır. acil durum için deprem hazırlık faaliyetlerinde resmi kullanılan namazu, aynı zamanda japonya'da depremi erken uyaran cihazlarda da logo olarak kullanılmaktadır.
devamını gör...
nutuk’u yasaklamak
gözümü zar zor açarken bu başlığa denk gelip anlık bir sinir krizi geçirdim. ne sanıyor bunlar kendini ya? nereden geliyor bu deli cesareti? yapamazsınız. elimden geldiği kadar size dur diyeceğim, insanların da farkına varması için çabalayacağım. elbet gün gelecek.. elbet. ne bu böyle ya!. perişan ettiler ülkeyi. ah, bunlara oy veren akılsız insanlar.. şimdi pişman mısınız acaba?*
devamını gör...
okuyana ilaç olacak sözler
her şeyin çaresi içimizde aslında:
"dış dünyaya yönelik algımızın kaynağı, dış dünya değil, içimizdeki, sert ya da ılıman iklimlerdir."
(üstün dökmen)
"dış dünyaya yönelik algımızın kaynağı, dış dünya değil, içimizdeki, sert ya da ılıman iklimlerdir."
(üstün dökmen)
devamını gör...
cevizli yaban mersinli ekşi mayalı ekmek
devamını gör...
sürekli aldatılsa da insanlara güvenen kişi
temiz kalpli saf olanlar daha çok yaşar evet, ama bu onun elinde olan birşey değildir, bilimsel olarak açıklamasını da yaptım ama kimse tanım okumuyor anladığım kadarıyla, bilmiyor arkadaşlar bilmiyor.. neden bu insanlara inandığını kişinin kendisi bilmiyor, içine girdiği döngüden çıkamıyor..
çünkü kimse kendi davranışlarının sebebine, kaynağına bakmıyor, bununla ilgilenmiyor, herkesin çok güzel süsleyerek anlattığı birçok hayat hikayesinin arkasında, örtbas ettiği kırgınlıkları, travmaları var, onlar insanların hayatı boyunca canlı bir virüs gibi bünyesinde yaşamaya devam eder, bunları bulup, etkisiz hale getirmek mümkün, bunlar insanın hızını kesen şeylerdir, enerjisini emen şeylerdir, su alan bir gemi gibi düşünebilirsiniz, hayatınızda istediğiniz şeylerin olmasına, işlerin ilerlemesine engeldir bunlar, konsantre olmaya, ileriye bakmaya engeldir,
son olarak evet saf temiz insanlardır, çünkü bencil ve sadece kendini düşünen bazı insanlar, annesinin babasının yaşattığı travmayı, travma olarak algılamaz, onun karakteri de yalan söylemeyi, kandırmayı kendine hak gören, çıkarı için sözünde durmamayı mübah gören bir karakterse,
ona göre de kötü olmadığı için, kırılmaz.. yine hayatına aynı uyanıklıkla devam edecektir, ve kendisini kandırmaya çalışan insanlara inanmayacaktır, çünkü hep sadece ben diyen insanların, dikkat ettiyseniz, kendisine bencillik yapanlara, aynı kendisi gibi olanlara sesi çıkmaz, çünkü kendi silahını tanır.. bencil insanlar zaten hiç bir şeye karşı duyarlı değildir.. kendisi hariç, nerde baş köşeye oturan, sırf kendini yerleştiren tipler varsa, bunlar kendileri dışında hiçbirşeye duyarlı değildir..
"bence"
burada yazdıklarımı bir yerde okumadım bilgi olarak, bu konuyla ilgili okuduklarımın, ve diğer tanımımda yazdığımın tersini düşünerek fikir yürüttüm
**diğer tanımım da, okuduklarımdan yaptığım çıkarımlarımdır, hiçbir yerde, benim yazdığım şekilde yorumlanmış, örneklenmiş değildir bu konu, kopyala yapıştır yapmak tarzım değil, zaten üşenmeyip, nerde izlediğimi kimden duyduğumu uzun uzun yazıyorum, kendi adıma yazdıklarım, benim tespitlerim ve düşüncelerimdir.
çünkü kimse kendi davranışlarının sebebine, kaynağına bakmıyor, bununla ilgilenmiyor, herkesin çok güzel süsleyerek anlattığı birçok hayat hikayesinin arkasında, örtbas ettiği kırgınlıkları, travmaları var, onlar insanların hayatı boyunca canlı bir virüs gibi bünyesinde yaşamaya devam eder, bunları bulup, etkisiz hale getirmek mümkün, bunlar insanın hızını kesen şeylerdir, enerjisini emen şeylerdir, su alan bir gemi gibi düşünebilirsiniz, hayatınızda istediğiniz şeylerin olmasına, işlerin ilerlemesine engeldir bunlar, konsantre olmaya, ileriye bakmaya engeldir,
son olarak evet saf temiz insanlardır, çünkü bencil ve sadece kendini düşünen bazı insanlar, annesinin babasının yaşattığı travmayı, travma olarak algılamaz, onun karakteri de yalan söylemeyi, kandırmayı kendine hak gören, çıkarı için sözünde durmamayı mübah gören bir karakterse,
ona göre de kötü olmadığı için, kırılmaz.. yine hayatına aynı uyanıklıkla devam edecektir, ve kendisini kandırmaya çalışan insanlara inanmayacaktır, çünkü hep sadece ben diyen insanların, dikkat ettiyseniz, kendisine bencillik yapanlara, aynı kendisi gibi olanlara sesi çıkmaz, çünkü kendi silahını tanır.. bencil insanlar zaten hiç bir şeye karşı duyarlı değildir.. kendisi hariç, nerde baş köşeye oturan, sırf kendini yerleştiren tipler varsa, bunlar kendileri dışında hiçbirşeye duyarlı değildir..
"bence"
burada yazdıklarımı bir yerde okumadım bilgi olarak, bu konuyla ilgili okuduklarımın, ve diğer tanımımda yazdığımın tersini düşünerek fikir yürüttüm
**diğer tanımım da, okuduklarımdan yaptığım çıkarımlarımdır, hiçbir yerde, benim yazdığım şekilde yorumlanmış, örneklenmiş değildir bu konu, kopyala yapıştır yapmak tarzım değil, zaten üşenmeyip, nerde izlediğimi kimden duyduğumu uzun uzun yazıyorum, kendi adıma yazdıklarım, benim tespitlerim ve düşüncelerimdir.
devamını gör...
kitap kulübü okuma arenası
okuma alışkanlığını devamlı kılabilmek adına, anlamlı olan, kitap kulübü etkinliği.
ocak ayını liderlikle bitiren sevgili jinjuyu tebrik ediyorum.
bizim için isee ocak ayı geçti önümüzdeki maçlara bakacağız artık.
ocak ayını liderlikle bitiren sevgili jinjuyu tebrik ediyorum.
bizim için isee ocak ayı geçti önümüzdeki maçlara bakacağız artık.
devamını gör...
bekaret
yukarıdaki entriyi okuyunca üniversitede yemediği halt kalmayan fakat sonuncu partnerine/kocişine kendisini basbakire sunan hanım arkadaşlar aklıma geldi. bu ülkede bir grup erkek ayakta uyutulduğu halde delikanlılık, genişlik muhabbeti yapıyor ya ona çok gülüyorum. hiç acımıyorum, kadınları da eleştirmiyorum. talep buysa, arz da bu olacak.
devamını gör...
çizgi film replikleri
"nam nam nam
eeee nası gidiyor cınım!?"
eeee nası gidiyor cınım!?"
devamını gör...


