28 aralık 2020 türkiye'de uygulanan çin aşısında yan etki açıklaması
--- alıntı ---
çin'de üretilen covid-19 aşısının gönüllü olarak testlerine katılan akdeniz üniversitesi rektörü prof. dr. özlenen özkan, "hastanemizde çalışmaya katılan 280 kişide mutlulukla söyleyebilirim ki ciddi bir yan etki olmadı. etkilerini bir iki hafta içinde daha net göreceğiz. aşıdan ümitliyim, öngörüm aşının işe yaradığı ile ilgilidir" dedi.
--- alıntı ---
buradan
çin'de üretilen covid-19 aşısının gönüllü olarak testlerine katılan akdeniz üniversitesi rektörü prof. dr. özlenen özkan, "hastanemizde çalışmaya katılan 280 kişide mutlulukla söyleyebilirim ki ciddi bir yan etki olmadı. etkilerini bir iki hafta içinde daha net göreceğiz. aşıdan ümitliyim, öngörüm aşının işe yaradığı ile ilgilidir" dedi.
--- alıntı ---
buradan
devamını gör...
sözlük yazarlarının gittikleri ilk yabancı ülke
ingiltere.
uçak penceresinden baktığımda bu kadar ağacın, parkın, bahçenin bir şehirde nasıl olabileceğine inanamamıştım.oysa atatürk hava limanından kalkarken görebildiğim sadece betonların arasına sıkışıp kalmış biraz yeşillikti.
bir iş gezisi dolasıyla leicester ve londra’ya kısa bir ziyaret yapmış, mumya müzesini de dolaşma imkanım olmuştu.
aylardan kasımdı, gri bulutlu bir hava hakimdi.
uçak penceresinden baktığımda bu kadar ağacın, parkın, bahçenin bir şehirde nasıl olabileceğine inanamamıştım.oysa atatürk hava limanından kalkarken görebildiğim sadece betonların arasına sıkışıp kalmış biraz yeşillikti.
bir iş gezisi dolasıyla leicester ve londra’ya kısa bir ziyaret yapmış, mumya müzesini de dolaşma imkanım olmuştu.
aylardan kasımdı, gri bulutlu bir hava hakimdi.
devamını gör...
çaylakların ezildiği gerçeği
mini mini bir çaylak olarak çok haklı bulduğum gerçektir. ne tarafa gülüyorduk? kıps
devamını gör...
ikea
ayrı bir dünya, girince çıkamıyorsun içinden, muhakkak bir şey de aldırttırır.
devamını gör...
talk dirty to me
fiki fiki esnasında kendilerine terbiyesiz sözler söylenmesinden hoşlanan poison grubunun '86 yılında çıkardıkları şarkı.
so baby, talk dirty to me.
so baby, talk dirty to me.
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
(bkz: gönlü geniş kafadar)*
zira insan gönlü geniş de olsa kimseyi kendinden fazla sevemez.
(bkz: ablan sözlük yazarı bebeğim)
zira insan gönlü geniş de olsa kimseyi kendinden fazla sevemez.
(bkz: ablan sözlük yazarı bebeğim)
devamını gör...
namuslu bir şekilde battık
''bizim köyde adalet ablamız var'' diyen trabzon'da yıllarca kafe işleten ibrahim odabaş, '' namuslu bir şekilde batık '' afişi asarak işletmesini satışa çıkarma hadisesi.
dükkânı önünde eylem de yapan esnafın şunları söyledi:
namuslu bir şekilde battık derken devletimizin koyduğu kurallara uyduk, hiçbir şekilde açmadık, bir şey yapmadık. ama yapmadığımız halde onlar söylenenin tam tersini yaptı. kongreler yaptı, kayak merkezini açtı. hiç alakası olmayan insanlar güzel yaşarken benim çalışan işçilerime bile maaş hacizleri geliyor şu anda.
pandemi sürecinde işyerimiz kapandı, bir lira destek alamadık. haberlerde söylenildiği gibi ‘halka para dağıttık’ ama ben o paradan hiçbir şey alamadım. berat albayrak’ın televizyonda yaptığı reklamlar gibi ‘her esnafımızın arkasında türkiye cumhuriyeti ve onun hazinesi vardır’ dediği yerde o hazineden bana bir çeyrek altın bile düşmedi. kredilerimiz vardı, eşimizin dostumuzun üstüne aldığımız. ödeyemedik. ödeyemediğimiz gibi de faizli para alarak ki devletimizden daha iyi o faizcilik yapanlar, sorumluluk sahibi olduğum arkadaşların üzerine aldığımız kredileri ödedik.
televizyonda konuşulurken her şey çok farklı, toz pembe. biz kepenk kapatmadık. güllük gülistanlık. evimize ekmek alıyoruz. ama onlar bilmez, cuma günleri karantinaya girerken biz iki günlük süreçte evimize nasıl ekmek alacağız? 100-200 tl cebimize nakit para bizde yokken, kredi kartları patlamışken, icralar üst üste gelirken. onların hiçbirinin haberi yok. seçim zamanları kapı kapı dolaşan insanlar neredeydiniz. labeleb salonları doldururken, koskoca 450 metrekare işyerindeki oturan iki kişi. daha geçen cumartesi kapalı işyerinde otururken, polis ışıkları açıp kapalı işyerine girip bana ceza yazdı. bana o cezayı yazan polis neden bunu ak parti kongrelerinde kimseye yazmadı. adaletse nerede adalet, adalet kalkınma partisi. adalet türkiye’de sadece kadın ismidir, bizim köyde de var bir adalet ablamız.
dükkânı önünde eylem de yapan esnafın şunları söyledi:
namuslu bir şekilde battık derken devletimizin koyduğu kurallara uyduk, hiçbir şekilde açmadık, bir şey yapmadık. ama yapmadığımız halde onlar söylenenin tam tersini yaptı. kongreler yaptı, kayak merkezini açtı. hiç alakası olmayan insanlar güzel yaşarken benim çalışan işçilerime bile maaş hacizleri geliyor şu anda.
pandemi sürecinde işyerimiz kapandı, bir lira destek alamadık. haberlerde söylenildiği gibi ‘halka para dağıttık’ ama ben o paradan hiçbir şey alamadım. berat albayrak’ın televizyonda yaptığı reklamlar gibi ‘her esnafımızın arkasında türkiye cumhuriyeti ve onun hazinesi vardır’ dediği yerde o hazineden bana bir çeyrek altın bile düşmedi. kredilerimiz vardı, eşimizin dostumuzun üstüne aldığımız. ödeyemedik. ödeyemediğimiz gibi de faizli para alarak ki devletimizden daha iyi o faizcilik yapanlar, sorumluluk sahibi olduğum arkadaşların üzerine aldığımız kredileri ödedik.
televizyonda konuşulurken her şey çok farklı, toz pembe. biz kepenk kapatmadık. güllük gülistanlık. evimize ekmek alıyoruz. ama onlar bilmez, cuma günleri karantinaya girerken biz iki günlük süreçte evimize nasıl ekmek alacağız? 100-200 tl cebimize nakit para bizde yokken, kredi kartları patlamışken, icralar üst üste gelirken. onların hiçbirinin haberi yok. seçim zamanları kapı kapı dolaşan insanlar neredeydiniz. labeleb salonları doldururken, koskoca 450 metrekare işyerindeki oturan iki kişi. daha geçen cumartesi kapalı işyerinde otururken, polis ışıkları açıp kapalı işyerine girip bana ceza yazdı. bana o cezayı yazan polis neden bunu ak parti kongrelerinde kimseye yazmadı. adaletse nerede adalet, adalet kalkınma partisi. adalet türkiye’de sadece kadın ismidir, bizim köyde de var bir adalet ablamız.
devamını gör...
avustralya denince akla gelen
ufak bir fırtına sonrası oluşabilecek su baskını suretiyle evde şöyle bir manzara ile karşı karşıya kalmak.

kaynak: buradan
kaynak: buradan
devamını gör...
sinirsiz stressiz bir hayat
söyleyin nerede diyesim geldi.bu kadar kısıtlı bir zaman dilimi içinde yığınla stres yaşıyoruz..ne yaşıyorsun sen be arkadaş...herkeste aynı durum eskiden savaşlarda bombalar patlardı şimdi stresten insanlar patlayacak..vallahi tehlikedeyiz..
devamını gör...
anneye söylenen yalanlar
kendi yaşadıklarını başkası yaşamış gibi anlatmak
devamını gör...
gerçek kesit
ne kadar kötü olsa da insanda izleme isteği uyandıran program.sarı bıyık'ın payı büyüktür.
devamını gör...
ülkemizde matematiğin sevilmeme nedeni
insan başarısız olduğu, çabasının takdir edilmediği, varlığının önemsenmediği alandan veya insanlardan uzak duracaktır. bu sorunun o kadar çok sebebi var ki, o kadar.
-matematiği sevmeyen, bilmeyen ve matematikten anlamayan öğretmenlerin matematik öğretmeni olması (bunu söyleyip buna neyin sebep olabileceği konusunda düşünmemek çok acımasızca lütfen yapmayın). insanların ilgileri, yetenekleri doğrultusunda meslek seçimi yapabilmelerine izin vermeyen ekonomik, sosyal, kültürel bir sistemin varlığından söz edilebilir diye düşünüyorum. matematik bilen, seven, ilgi duyan insanlar neden matematik öğretmenliğini tercih etmiyorlar bu önemli bir soru bana kalırsa.
-mezun olup da atanma şerefine nail olan (çünkü güzel ülkemizde bu da deveye hendek atlatmaktan daha zor olabiliyor) bir öğretmenin mesleğine dair heyecan duymaması, duyamaması. bir yığın derdi var insanın. bir öğretmeni, diğer kimliklerinden sıyırıp sadece öğretmen olarak düşünmek doğru değil. her şeyden önce bahsedilen kişi bir insan ve her insan üzerinde ülkenin refah düzeyinin etkisi var.
-eleştirmeye çoğu zaman izin verilmemesi. dolayısıyla eleştirinin öğretilmemesi, sözel becerilerin gelişmemesi. kitap okumuyor oluşumuz. okuyan adama da madalya takılmıyor zaten son 10 yıldır. okumak elbette içsel motivasyon gerektiren bir eylemdir ancak bir çocuğa bu alışkanlığı kazandırabilmeniz için zaman zaman takdir etmeniz, ödüllendirmeniz yani öncelikle dışsal motivasyon sunmanız gerekebilir.
-matematiği neden öğrendiğimizi bilmememiz, bunun anlatılamaması
-öğretmenin kullandığı öğretim yöntemleri, bir canlının nasıl öğrenebileceğinin anlaşılamamış olması
-kalabalık sınıflar
-teknolojik yetersizlikler
-ilgisiz ebeveyn. "hocam benim çocuğum matematiği bir türlü yapamıyor" genellikle bu cümleyi anne kurar (çünkü çocuktan kadın sorumludur). o da dönemde bir kez geldiği (yani geliyorsa) veli toplantısında.
çoğunlukla edilgen cümleler kurduğumun farkındayım ama bazı şeyleri bireysel çabaların insafına bırakmak bana doğru gelmiyor. "ülkemizde matematiğin sevilmemesi" bir sistem sorunudur. bu sadece matematiğin sevilmemesi değildir. fiziğin sevilmemesi, tarihin sevilmemesi, geometrinin sevilmemesi, türkçenin sevilmemesi şeklinde listelenip uzatılabilir ancak hepsinin kaynağı aynıdır.
bireysel çabalar için bir öneri; çocuğun yapabilirim hissiyatını geliştirmek fayda sağlayabilir. her insanın farklı bir becerisi olduğu fikrinden yola çıkarak, kişinin bir alandaki yetkinliğini geliştirirseniz diğer alanlarda da başarılı olabileceğine dair kendisine güven duymasını sağlayabilirsiniz ve bu inancı yıkmadığınız sürece, ilgi ve destekle matematikte başarılı olacak ve başarılı olduğunu hissettiği alanı sevecektir.
-matematiği sevmeyen, bilmeyen ve matematikten anlamayan öğretmenlerin matematik öğretmeni olması (bunu söyleyip buna neyin sebep olabileceği konusunda düşünmemek çok acımasızca lütfen yapmayın). insanların ilgileri, yetenekleri doğrultusunda meslek seçimi yapabilmelerine izin vermeyen ekonomik, sosyal, kültürel bir sistemin varlığından söz edilebilir diye düşünüyorum. matematik bilen, seven, ilgi duyan insanlar neden matematik öğretmenliğini tercih etmiyorlar bu önemli bir soru bana kalırsa.
-mezun olup da atanma şerefine nail olan (çünkü güzel ülkemizde bu da deveye hendek atlatmaktan daha zor olabiliyor) bir öğretmenin mesleğine dair heyecan duymaması, duyamaması. bir yığın derdi var insanın. bir öğretmeni, diğer kimliklerinden sıyırıp sadece öğretmen olarak düşünmek doğru değil. her şeyden önce bahsedilen kişi bir insan ve her insan üzerinde ülkenin refah düzeyinin etkisi var.
-eleştirmeye çoğu zaman izin verilmemesi. dolayısıyla eleştirinin öğretilmemesi, sözel becerilerin gelişmemesi. kitap okumuyor oluşumuz. okuyan adama da madalya takılmıyor zaten son 10 yıldır. okumak elbette içsel motivasyon gerektiren bir eylemdir ancak bir çocuğa bu alışkanlığı kazandırabilmeniz için zaman zaman takdir etmeniz, ödüllendirmeniz yani öncelikle dışsal motivasyon sunmanız gerekebilir.
-matematiği neden öğrendiğimizi bilmememiz, bunun anlatılamaması
-öğretmenin kullandığı öğretim yöntemleri, bir canlının nasıl öğrenebileceğinin anlaşılamamış olması
-kalabalık sınıflar
-teknolojik yetersizlikler
-ilgisiz ebeveyn. "hocam benim çocuğum matematiği bir türlü yapamıyor" genellikle bu cümleyi anne kurar (çünkü çocuktan kadın sorumludur). o da dönemde bir kez geldiği (yani geliyorsa) veli toplantısında.
çoğunlukla edilgen cümleler kurduğumun farkındayım ama bazı şeyleri bireysel çabaların insafına bırakmak bana doğru gelmiyor. "ülkemizde matematiğin sevilmemesi" bir sistem sorunudur. bu sadece matematiğin sevilmemesi değildir. fiziğin sevilmemesi, tarihin sevilmemesi, geometrinin sevilmemesi, türkçenin sevilmemesi şeklinde listelenip uzatılabilir ancak hepsinin kaynağı aynıdır.
bireysel çabalar için bir öneri; çocuğun yapabilirim hissiyatını geliştirmek fayda sağlayabilir. her insanın farklı bir becerisi olduğu fikrinden yola çıkarak, kişinin bir alandaki yetkinliğini geliştirirseniz diğer alanlarda da başarılı olabileceğine dair kendisine güven duymasını sağlayabilirsiniz ve bu inancı yıkmadığınız sürece, ilgi ve destekle matematikte başarılı olacak ve başarılı olduğunu hissettiği alanı sevecektir.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
sıkı bir kayahan hayranı olarak an itibarı ile mest olduğum program.muhteşem seçim.
devamını gör...
marko paşa
kaynaklarda yazılanlara bakılırsa, marko paşa olarak sözü geçen kişi, padişah abdülaziz zamanında yaşamış olan, asıl ismi marko apostolidis olan rum kökenli bir hekimmiş. devlet katında uzun süre idarecilik yapan bu kişinin, diğer bürokratlardan farklı bir özelliği varmış, o da insanların derdini dinlemesi ve kimseyi başından savmamasıymış. onun bu dert babası tavrı, zaman içinde derdini söylemek isteyenin yönlendirildiği amiyane adres olan derdini markopaşaya anlat sözüne kaynaklık etmiş.
rıfat ılgaz, sabahattin ali, aziz nesin 'in 1946 senesinde çıkarmış oldukları dergi de ismini bu dert babası tarihi kişilikten almıştır. çünkü, dergiyi çıkaran bu yazarlar da aynı şekilde halkın dertlerine eğilmeyi, yani dert babalığı misyonu edinmişlerdi. dergi, yayın yaptığı süre içerisinde gittikçe etkisini göstererek, o dönem önemli bir işlev yürütmüştür. tabi bunun karşılığında da baskılara uğramasına karşın halkın meselelerine eğilmekten geri durmamıştı. şimdi bu isimde bir dergi yok ama markopaşalılık yapan, yapmak isteyen, halk sorunlarına eğilen ve yakın ilgi gösteren farklı yazarlar ve yayın organları da var.
not : yazım kuralı konusunda dikkatli yazarların gözünden kaçmayacaktır. tarihi kişilik olan ve özel isim olduğu için marko paşa olarak, yani sözcükler ayrı yazılır. dergi ismi ve kalıplaşmış deyim şeklinde olanı da markopaşa şeklinde bitişik yazılır. ben de bu kurala uyarak yazmış oldum.
rıfat ılgaz, sabahattin ali, aziz nesin 'in 1946 senesinde çıkarmış oldukları dergi de ismini bu dert babası tarihi kişilikten almıştır. çünkü, dergiyi çıkaran bu yazarlar da aynı şekilde halkın dertlerine eğilmeyi, yani dert babalığı misyonu edinmişlerdi. dergi, yayın yaptığı süre içerisinde gittikçe etkisini göstererek, o dönem önemli bir işlev yürütmüştür. tabi bunun karşılığında da baskılara uğramasına karşın halkın meselelerine eğilmekten geri durmamıştı. şimdi bu isimde bir dergi yok ama markopaşalılık yapan, yapmak isteyen, halk sorunlarına eğilen ve yakın ilgi gösteren farklı yazarlar ve yayın organları da var.
not : yazım kuralı konusunda dikkatli yazarların gözünden kaçmayacaktır. tarihi kişilik olan ve özel isim olduğu için marko paşa olarak, yani sözcükler ayrı yazılır. dergi ismi ve kalıplaşmış deyim şeklinde olanı da markopaşa şeklinde bitişik yazılır. ben de bu kurala uyarak yazmış oldum.
devamını gör...
ders çalışırken uykunun gelmesi sorunsalı
nefret ettiğim durumdur. dur şunu iki el burakıp pes atayım desem cin gibi olacağım, eminim. ama çalışmak zorunda olduğum dersi çalışamıyorum, hemen uyku bastırıyor. başımın belası uyku, bir huzur ver de şu vizelere çalışayım be. bizi bitirdin be.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının aşk hayatları
yok ki.
devamını gör...
unutulmayan enteresan arkadaşlar
çocukluğumdaki hatçe'nin ibram.
mahallede en az 4 tane ibrahim vardı. biri sümüklü, biri uzun ve biri de kız ibraam.
dördüncü de hatçe'nin ibram.
hatçe'nin ibram her türlü böceği yerdi. bir keresinde bir ağustos böceğini kurabiye gibi yemişti ve bu olay mahallede yıllarca konuşulmuştu.
hatçe'nin ibram'ın tek zayıf noktası, kendi el bileğini ısıran biriydi. kendi el bileğini ısıran birini görünce ağzından köpükler çıkarak bayılır, bazen altını ıslatırdı.
hatçe'nin ibram'dan en son 2000 yılında haber aldım. askere van'a gitmiş. garip bir çocuktu...
mahallede en az 4 tane ibrahim vardı. biri sümüklü, biri uzun ve biri de kız ibraam.
dördüncü de hatçe'nin ibram.
hatçe'nin ibram her türlü böceği yerdi. bir keresinde bir ağustos böceğini kurabiye gibi yemişti ve bu olay mahallede yıllarca konuşulmuştu.
hatçe'nin ibram'ın tek zayıf noktası, kendi el bileğini ısıran biriydi. kendi el bileğini ısıran birini görünce ağzından köpükler çıkarak bayılır, bazen altını ıslatırdı.
hatçe'nin ibram'dan en son 2000 yılında haber aldım. askere van'a gitmiş. garip bir çocuktu...
devamını gör...
yazarların önerdiği kolonya markaları
bee beauty - japon kiraz çiçeği kolonyası. eyüp sabri tunçer'in japon kirazı çiçeği kolonyasından daha iyi olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
banka personelinin sohbet açma uğraşı
maalesef güzel kalple veya incelikle alakası olmayan durumdur. bu kişilerin görev tanımlarında zaten sizinle bu şekilde iletişim kurma görevi yer alır. yaşınıza, işinize, kırsalda ya da şehir merkezinde yaşıyor olmanıza, konuşmanıza göre sizinle nasıl iletişim kuracaklarını çok iyi bilirler. kişiye kendini değerli hissettirmek amaçlanır, iyilik yapmak değil.
insanlar kendini önemli, kıymetli, özel hissettiği insanlar ve mekanlarla ilişki kurmaya dolayısıyla da alışveriş yapmaya meyillidir. banka personelinin kurduğu iletişim neticesinde banka, bir insan değil "müşteri" kazanma uğraşındadır. yani personel sizinle konuşurken kişisel iletişim kuruyor olsa da insan kimliğiyle değil bir satıcı olarak yapar bunu.
insanlar kendini önemli, kıymetli, özel hissettiği insanlar ve mekanlarla ilişki kurmaya dolayısıyla da alışveriş yapmaya meyillidir. banka personelinin kurduğu iletişim neticesinde banka, bir insan değil "müşteri" kazanma uğraşındadır. yani personel sizinle konuşurken kişisel iletişim kuruyor olsa da insan kimliğiyle değil bir satıcı olarak yapar bunu.
devamını gör...
nar ekşisi
bir kilosu 10 kilo nardan ancak elde edilebiliyor. has olanı her yerde bulunamıyor. o yüzden nar ekşisi, her türlü hileye açık olabiliyor. dünya çapında karşısına çıkacak en büyük rakibi de italyanların ünlü balzamik sirkesidir.
devamını gör...