kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sağlam, güçlü yahut kudretli manasına gelen eski türkçe sözcük.
devamını gör...

en büyük cehalet.. kadın üstünden yapılan genellemelerdir..
bazen ziyadesiyle aşılıyor..
bir de kadın tarafından yazmak varda.. terbiyem müsaade etmiyor bu akşam..
devamını gör...

haklı bir isyana sebep olan, türkiye'de artık şaşırtmayan ve sevgili yazarımızın hak etmediği bir olaydır.
göz göre göre insanlar fakirliğe, çaresizliğe mahkum ediliyor. ne yazık ki yazar arkadaşımızın durumunda olan milyonlar var. ve hatta ne yazık ki, bu durumda olmayı kendi durumlarında olmaya tercih edecek binlerce insan da var bu ülkede.
ve maalesef elden hiçbir şey gelmiyor. bugünler de geçsin daha iyi olur bir şeyler diyemiyoruz, her geçen günün bir öncekini aratacağını biliyoruz. korkunç bir yaşama mahkum edilmek isteniyoruz.
ama yine de, ne olursa olsun, umudu kaybetmemek gerek. bir şekilde hayatta kalmaya devam ediyorsak çıkış yolu aramak, umut etmeye çalışmak gerek.
umarım en kısa zamanda bu durumdaki herkes bir iş bulur mucizevi bir şekilde.
devamını gör...

letgoda satış yaptığım zamanlar birisi satış gününü değiştirmek istemişti.kabul edince bana iki sayfalık kendi yazdığı bir şiiri gönderdi.tavlama yok gerçi.
devamını gör...

o arkadaşin olamaz..
devamını gör...

bazen çocuk olsam şimdi ne yapıyor olurdum diye düşünüyorum. bir kış akşamını düşlüyorum çocukluğumdan kalma. film izlemek için istiklal caddesine gelmişim annem ve babamla. sinema çıkışı hava soğuk. havada, o kışın karakteristik kömür kokusu ile istiklal caddesindeki kestane satıcılarından gelen kestane kokusu karışıyor. istiklal caddesinde yılbaşı ışıkları gözümü büyülüyor, onlarca insanın arasında yürümek bile zor geliyor. bir kese kağıdında kestane alıyoruz. o kese kağıdının dokusunu bile hatırlıyorum hâlâ. hiçbir kestanenin tadı o kadar güzel gelmiyor artık. kestaneleri yerken düşündüğüm tek şey elimin üşümesi. başka hiçbir derdim yok. o günü özlüyorum. her şeyin çok daha basit, her şeyin çok daha saf ve mükemmel olduğu çocukluğumu özlüyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
sübhanallah kaç kişinin okumasına vesile oldum? lütfen feminist ve feminazi yi iyi ayırın.
devamını gör...

ahh ahh sıpam bir aralar bana dokunmadan uyuyamazdı. ey gidi minnak şeks:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ölene kadar kendine mektup yazıp gönderen şair.
devamını gör...

hayatta, anlaşılmak üzere yaşadığımızı farkettiğimiz andır.

beni anlasınlar artık diye söylendiğimiz sessiz çığlıkların anlamı çok derinlerde gizli halbuki. belki yalnız kalmak istememek, belki sevilmeye ihtiyaç duymak, belki de onaylanmaya duyulan özlem. halbuki farkına varıldığında ne kadar da aciz ve berbat bir his. insan denilen karmaşık yapının anlaşılabilmesi mümkün mü gerçekten?
devamını gör...

an itibariyle satışa sunulmuştur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu kitabın adını ne zaman duysam aklıma arkadaşımın tavşanın kitabın kapağını yemesi geliyor ve bir gülme tutuyor.
tanım: güzel bir paulo coelho kitabı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bugün tüm yazarların boyun bölgesinde kendiliğinden fular oluştuğu söylentileri de dillendiriliyor.
devamını gör...

seçtiği parti kazanınca tuttuğu takım şampiyon olmuşcasına gururlanan (ki ikisi de eşit derecede saçmadır) vatandaşlar var oldukça zor düzelir.
devamını gör...

sözlükteki 3-4 kişinin birbirlerini ırkçı, terörist ilan edip ülkedeki en ayrıştırıcı, en manasız meseleleri harıl harıl tartışarak tadımızı kaçırdıkları olaydır.
devamını gör...
(tematik)

en gelişmiş olan ve günümüze en yakın olan kültür bölgesidir.
devamını gör...

o gece hiç uyuyamadım. maçı kafamda oynuyor, türlü türlü skorlar eşliğinde kaldığım otel odasında bir ileri bir geri volta atıyordum. içtiğim daha doğrusu yediğim sigaranın haddi hesabı yoktu. brezilya'yı yenebilir miydik? mevcut şartlarda böyle bir ihtimal olasılık dahilinde değildi. futbol tanrıları ile konuşmak, onları bu konuda ikna etmek lazımdı. benim ise böyle bir işe ayıracak vaktim yoktu. beynim köstebek yuvasına dönmüş, açılan fikir dehlizleri içerisinde yolumu bulmaya çalışıyordum. labirent maymununa dönmüştüm. son sigarımı telaşla söndürdüm ve banyoya doğru yol aldım. buz gibi suyun altına girerek beynimi kemiren düşüncelerden kurtulmak niyetindeyim. duştan sonra biraz daha rahatladım. sakince elbiselerimin bulunduğu dolaba doğru ilerledim. bir anda kendimi boy aynasının önünde buluvermiştim. fötr şapkamı takmış, takım elbisemi giymiş, kravatımı bile doğru bağlamıştım. hay bin kunduz! bu bir işaret olabilir miydi? keşke diye geçirdim içimden. saate baktım ama maçın başlama saatine daha çok vardı. kendimi dışarı attım. rio de janeiro sokaklarında sabahın ilk saatleriyle birlikte şuursuzca gezmeye başladım. brezilyalılar her yere takımlarının fotoğraflarını asmıştı. şehirde sinir bozucu bir şampiyonluk havası vardı. benim gibi uruguay'a gönül vermiş insanlar için şehir, dante'nin ilahi komedyası gibi bir hale bürünmüştü. cesaretimi toplayıp bir tane gazete aldım. manşete bakmamla birlikte yine haleti ruhiyem kendisini londra köprüsünden aşağı doğru bıraktı. manşette ''kazan yada berabere kal!'' yazıyordu. işimiz gerçekten zordu. hitler manyağının ortalığı kasıp kavurduğu yıllarda dünya futbol şampiyonlarından mahrum kalmıştık, futbola olan özlemimiz iyice artmıştı. ve biz bu heyecanı iliklerimize kadar yaşıyorduk. işin daha kötüsü bizimkilerin maçı mutlaka kazanması gerekiyordu ki bu durum nabzımızın atış hızını bir kaç kat arttırıyordu.

gençler bilmezler. o dönemlerde dünya kupası sistematiği farklı işliyordu. bu maç hasbelkader final maçı olmuştu. zira hem brezilya hem de bizim çocuklar puan olarak şanslarını son maça taşımış, bu yüzden maç bir anda dünya kupası finali haline dönüşmüştü. adamlar sırf bu şampiyona için ''maracana stadyumu''nu inşa etmişlerdi. stat mabet gibi bir şeydi. 200 bin kişiyi ağırlayabilecek bir kapasitesi vardı. stadın önüne geldiğimde farklı duygular içerisindeydim. gözlerimi stadın heybetinden ve büyüklüğünden alamıyordum. adamlar işimizi, kafada bitirmiş gibiydiler. eski roma kolezyumlarından birinin önündeymişim gibi gerginliğim iyice artmıştı. sanki bir yakınım hakkında damnatio ad bestias * cezası verilmiş ve ben infazı bekliyordum. bizi resmen aslanların önüne atmışlardı ve bu mücadeleden sağ salim çıkmamız imkansıza yakındı.

brezilyalı taraftarların tezahüratları ve samba dansları eşliğinde stada girdim. bakın tek tek saydım abartmıyorum; statta tamı tamına 199.854 kişi vardı. bunların toplasanız 100/150 tanesini bahtsız bedeviler olarak adlandırabileceğiniz şanlı uruguay'ımıza gönül vermiş insanlardı. perişan bir haldeydik. tezahüratlar, bağırışlar, samba ritimleri arasında bir sigara daha yaktım. elbette rengimi belli etmiyordum. bu kalabalık arasında kim vurduya gitmek niyetinde değildim. hakemin başlama düdüğüyle birlikte brezilya üzerimize kabus gibi çöktü. sağdan soldan yükleniyorlar, bizimkiler sürekli müdafaa yapmak zorunda kalıyorlardı. sarı/yeşil iblisler bizi kendi yarı alanımızdan çıkarmıyordu. ademir denen futbol cambazı bizimkilerle kedinin fare ile oynadığı gibi oynuyordu. allah'tan maspoli günündeydi ve ilk 10 dakika içinde 3 tane yüzde yüzlük gol pozisyonunu engelledi de, alnımdan süzülen terleri ipek mendilim ile silme fırsatını buldum. sonrasında bir mucize oldu ve bizimkiler şut attı. o an, işte öyle bir bağırmak geldi ki içimden anlatamam. schiaffino'nun bu şutu, spartaküs'ün roma imparatorluğuna baş kaldırması ile eş değerdi benim için. ancak ender gelişen osasuna atakları bile bu kadar çabuk küllenmemiştir. hevesimiz kursağımızda kaldı. brezilya başladı yine samba yapmaya. al gülüm ver gülüm. taakk bir şut, yine maspoli devrede. maç ademir ile maspoli arasında geçmeye başlamıştı ve bu benim için hiç de iyiye işaret değildi. sigara yakıp söndürmekten bazı pozisyonları kaçırıyor, bu arada etrafımdakilere de renk vermemeye çalışıyordum. kuvvetle muhtemel brezilya gol atamadıkça stresten sigara yaktığımı düşünüyorlardı. oysa benim içimde ne fırtınalar kopuyordu. kimse durumun farkında değildi. bu haleti ruhiye içerisinde ilk yarıyı 0-0 bitirmenin verdiği rahatlama ile olduğum yerde çöktüm kaldım. bu şekilde bu maç nasıl bitecekti? ömür törpüsünün törpülenmiş hali gibi öyle boş gözlerle sahaya bakıyordum.

sonra biz yine diken üzerinde 66. dakikaya kadar geldik. sigaralardan ve nabız yükselmelerinden bahsetmeye bile gerek yok. işte o dakika, dünya bambaşka bir hale büründü. kaptanımız varela topu aldığı gibi sağ kanatta ghiggia'ya verdi. ghiggia nasıl oldu, nasıl yaptı anlamadığımız bir şekilde ceza alanına dalıverdi. onun topu schiaffino'nun önüne yuvarlamasıyla birlikte bizim aslan parçası topa öyle bir vurdu ki, dar açıdan o topun ağlarla buluşmasıyla birlikte dünya benim için o anda durdu. bağırmak istiyorum, bağıramıyorum. etrafımdaki brezilya'lılar şaşkına dönmüşler, kimi ellerini başının üzerine götürmüş, kimi ağlamaklı, kimi düşünceli gözlerle etrafındakileri süzüyor. işte o anda yaktım gerçek keyif sigaramı. zira olmayacak duaya amin demek üzereydik. tabi sonrasında brezilya yine freni boşalmış kamyon gibi üzerimize gelmeye başladı. ama bizim çocukların maçı kazanacaklarına dair inancı artmıştı. maspoli atlas'ın dünya'yı sırtında taşıdığı gibi takımı sırtında taşıyor ve brezilya'ya gol şansı vermiyordu. dakikalar 79'u gösterdiğinde, futbol tanrıları ikinci mucizelerini yer yüzüne gönderdiler. ghiggia yine bir fırsatını bulup ceza alanına girip cılız bir şut çıkardı, brezilya kalecisi barbosa fahiş bir hata ile resmen topu içeri aldı. işte o an dünyanın mucizevi bir yer olduğuna inanıveriyorsunuz. içim kıpır kıpır, havai fişekler eşliğinde tüm organlarım raks ediyor. lakin etrafımdaki yıkılmış, bitmiş ve tükenmiş brezilya taraftarını gördükçe kendimi tutmayı başarıyorum. maçın sonraki bölümleri çok stresli geçmedi. bir gol yedik ama o da bize nazar boncuğu oldu. o gün takriben 198.800 kişi gözyaşlarına hakim olamadı. kaptanımız valera, jules rimet kupasını havaya kaldırdığında cennet bizim için yeryüzüne inmiş gibiydi. her ne kadar göz yaşlarına boğulmuş olsa da bizim cennetimiz tertemiz ve pir-ü paktı.

o maçtan sonra brezilya kalecisi barbosa resmen istenmeyen adam ve vatan haini ilan edildi. yıllar sonra kendisi ile bir barda karşılaştık. yaşadıklarını ilk ağızdan dinleme fırsatı bulmuş oldum ama bu başka bir başlığın konusu. *

işte bizim aslan parçaları; sizler için ne söylesek az çocuklar!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu hüzünlü ve boş bakışlar ise barbosa'nın bakışları. buna yorum dahi yapmak istemiyorum. o günlerden bana kalan tek keyifsiz an bu adamcağızın çektikleridir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kim götürdü bakışından ışığı, kim aldı gözlerinden onu
kadehlerden yüreğine boşalan acı bir umutsuzluk o mu...
devamını gör...

şimdiye kadar gözlemlediğim kadarıyla kendi ayakları üstünde duran kadınlara karşı daha çekingen olan erkekler, bir kavanoz kapağını bile yardımı olmadan açamayacak kadınlara karşı zaaf sahibi olmuş durumdalar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim