6 kelimelik otobiyografi
ben azalarak çoğalmayı, incinerek incitmemeyi öğrendim.
devamını gör...
dinlediğin şarkının can alıcı sözü
and meanwhile, a whole lot goes down
somewhere in the darkness, us together for a while
you loved it then, so did ı
a feeling deep inside you wants to love it all again
now don’t leave it there, just give it a chance
ıf only ı’d forget you after one last dance
but you’re everywhere, yes you are
ın every melody.
somewhere in the darkness, us together for a while
you loved it then, so did ı
a feeling deep inside you wants to love it all again
now don’t leave it there, just give it a chance
ıf only ı’d forget you after one last dance
but you’re everywhere, yes you are
ın every melody.
devamını gör...
etme
mevlana'nın muhteşem dizeleri. tuncel kurtiz'in seslendirmesiyle daha da anlamlanmış dizelerdir.
duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru.
çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için...
bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan.
ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan.
gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer;
aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi,
bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize,
o zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle.
huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı.
ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.isyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil.
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.
duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru.
çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için...
bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan.
ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan.
gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer;
aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi,
bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize,
o zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle.
huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı.
ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.isyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil.
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.
devamını gör...
yazar olmak
herkes bişeyler yazabilir ama her yazı yazana da yazar denmez ki
devamını gör...
kürk mantolu madonna
sabahattin ali'nin toplumcu gerçekçilik çizgisinden sıyrılıp yazdığı nadide eseri.
not: birazdan okuyacaklarınız kitabın edebi bir incelemesi niteliğindedir, dolasıyla hayli uzun... okumayacak arkadaşlar sol frameden devam etsin.
son birkaç yıldır en çok satanlar listesinden hiç düşmeyen, yediden yetmişe herkesin elinde gördüğüm, bilhassa sosyal medyada kapak yüzü ve içerisindeki sözleri ile yapılan paylaşımlar, sabahattin ali'nin bu eserine müthiş bir popülarite kazandırmıştı. belki üç beş yıl öncesinden başlayan bu furya, belirsizliğini koruyarak bir süre daha devam edecek gibi.
kitabın bu denli bir popülerlik kazanmasının esas mahiyetini merak ediyordum doğrusu. deyim yerindeyse yıllar sonra yeniden diriltildi bu eser. ama neden? neden herhangi bir yazarın, herhangi bir kitabı değil de, sabahattin ali'nin ''kürk mantolu madonna''sıydı. bahsi geçen kitabı öne çıkaran neydi? bunca yıldan sonra nasıl oluyordu da bu kadar geniş bir okur yelpazesinde rağbet görüyordu? kitabı okuma iştiyakımın temelinde yatan sebep buydu. kitabın içeriği ve edebi niteliklerinden ziyade, bir sosyolog gibi, toplumdaki bu popülaritenin sebebini öğrenmek adına okumaya koyuldum.
önsöz' de yer alan ''... dilinde ve anlatımında bir sadeleştirmeye gitmek gibi bir edebiyat barbarlığından kaçınan yayınevi...'' ibaresi bizlere, eseri, sabahattin ali'nin yazdığı kelimeler, cümleler ile okuyacağımız anlamına geldiğini kanıtlıyordu. kitabı okumaya başlamadan sevindirici bir haberdi. buradan yola çıkarsak; her edebi eser gibi ''kürk mantolu madonna''da da, başlıca, dil ve anlatım değerlendirilecek, irdelenecek ve gerekirse eleştirilecektir.
kitabın okuru pek yormadığına dikkat çekmek istiyorum. ilk kez 1943' de basılan eserin, günümüz türkçesine yabancı bir tarafı yoktu. osmanlıca kökenli kelimeler sık kullanılmamış. gayet açık ve anlaşılır bir türkçe ile kaleme alınmış. cumhuriyet sonrası dönemi düşündüğümüzde; harf devrimi ile beraber öztürkçeleştirilmeye çalışılarak üstünde enikonu oynanmış bir dil görüyoruz. böyle bir dilin oturması içinde belli bir zamana ihtiyaç duyulduğu muhakkak. bu çalışmaların devam ettiği dönemde ve henüz oturmamış bir dilde eser kaleme almak ise hem risktir, hem de büyük özveri ister. ''kürk mantolu madonna''yı da dil ve üslup bakımında incelerken bu ayrıntıları göz ardı etmemek gerekir.
sabahattin ali'nin ''kürk mantolu madonna''yı yazarken kullandığı dile hayran kalmamak elde değil. eser, sabahattin ali' nin, döneminin dilsel karışıklığından sıyrıldığını ve tükçeye ne kadar hakim olduğunu bizlere gösteriyor. duyguları ve olayları ifade ederken ki üslubu ise günümüz post-modern edebiyatçıları ve yazarlarına ders verilecek nitelikte. yazar, hiçbir anlam kargaşası yaşatmadan, sade bir anlatımla, duygu çoşkunumlarını ve olayları, rahatlıkla, tahayyül ettirebiliyor okuruna. söze girerken bahsettiğim '' okurunu yormayan'' anlatımı ise belirgin olarak betimlemelerde kendini hissettiriyordu. örnek vermek gerekirse:
--- alıntı ---
tekrar yüzüne baktığım zaman kalın ve biraz dağınık kaşlarını, bir şey düşünüyor gibi, kaldırmış olduğunu gördüm. gözkapaklarının ince mavi damarları belli oluyordu. siyah ve gür kirpikleri hafifçe titremekteydi ve bunların üzerinde mini mini birkaç yağmur damlası parlıyordu. saçları da yer yer ıslanmıştı.
--- alıntı ---
yukarıda maria puder adlı karakteri betimleyen sabahattin ali, bizlere, bayan puder'i kitabın içindeki kelimeler yığınından kurtarıp; gözümüzün önüne getirir derecesinde başarılı bir anlatım sergiliyordu. ve yormadan, bunaltmadan, bulandırmadan...
yalnızca betimlemeler değil; duygu devinimlerini de ifade edişi, yazarı, birçoklarında ayrı bir kefeye koymamızı gerektiriyordu.
--- alıntı ---
... yüzünü görmemiştim. onunla karşılaşmaktan bu kadar korktuğum halde şimdi beş altı adım arkasından yürüyordum. kadın bunu fark etmez görünüyordu. beni görmesi ihtimali karşısında saklanacak yer aradığıma göre ne diye buraya gelmiş ve yolunu beklemiştim? şimdi ne diye arkasından gidiyordum? acaba o muydu? gecenin herhangi bir saatinde bir sokaktan geçen bir kadının ertesi akşam gene aynı yerden geçmesi icap ettiğine nereden hükmediyordum? bütün bu suallere cevap verecek halde değildim. hiç eksilmeyen bir çarpıntı ile arkasından gidiyor ve birdenbire geriye bakıp beni görmesi ihtimalini düşündükçe daha çok heyecanlanıyordum...
--- alıntı ---
dil ve anlatım üzerine sözlerimi tamamlarken birtakım olgular üzerine kafamı kurcalayan sorunlara değinmek istiyorum. yarım asırdan fazla bir süre önce yazılan ve, daha önce bahsettiğim gibi, döneminin dilsel hengamesine rağmen bu denli nitelikli, akıcı, okurun zihnini uyandıran, bağlayan ve anlaşılır bir türkçe ile karşılaşınca doğrusu kendim ve nesildaşlarım adına utandım. dilimiz nereye gidiyor? kullandığımız türkçe ile kendimizi iyi ifade edebiliyor muyuz? sözlerin güzelliğini ve sihrini yavaş yavaş yitiriyor muyuz?... türkçemize sahip çıkmanın ve sabahattin ali çevresinde buna eğilmenin ilerleyen zamanlarda şahsımda çok su götüreceğini de belirtmek isterim.
cumhuriyet türkçesi, diye bir tarz olsa bunun en yetkin yazarlarından biri kuşkusuz sabahattin ali olurdu. zira,...
dipnot: kitap üzerine diğer değerlendirmelerim ilk fırsat bulduğum an devam edecektir. tekrar görüşmek dileğiyle, efendim. esen kalın!
not: birazdan okuyacaklarınız kitabın edebi bir incelemesi niteliğindedir, dolasıyla hayli uzun... okumayacak arkadaşlar sol frameden devam etsin.
son birkaç yıldır en çok satanlar listesinden hiç düşmeyen, yediden yetmişe herkesin elinde gördüğüm, bilhassa sosyal medyada kapak yüzü ve içerisindeki sözleri ile yapılan paylaşımlar, sabahattin ali'nin bu eserine müthiş bir popülarite kazandırmıştı. belki üç beş yıl öncesinden başlayan bu furya, belirsizliğini koruyarak bir süre daha devam edecek gibi.
kitabın bu denli bir popülerlik kazanmasının esas mahiyetini merak ediyordum doğrusu. deyim yerindeyse yıllar sonra yeniden diriltildi bu eser. ama neden? neden herhangi bir yazarın, herhangi bir kitabı değil de, sabahattin ali'nin ''kürk mantolu madonna''sıydı. bahsi geçen kitabı öne çıkaran neydi? bunca yıldan sonra nasıl oluyordu da bu kadar geniş bir okur yelpazesinde rağbet görüyordu? kitabı okuma iştiyakımın temelinde yatan sebep buydu. kitabın içeriği ve edebi niteliklerinden ziyade, bir sosyolog gibi, toplumdaki bu popülaritenin sebebini öğrenmek adına okumaya koyuldum.
önsöz' de yer alan ''... dilinde ve anlatımında bir sadeleştirmeye gitmek gibi bir edebiyat barbarlığından kaçınan yayınevi...'' ibaresi bizlere, eseri, sabahattin ali'nin yazdığı kelimeler, cümleler ile okuyacağımız anlamına geldiğini kanıtlıyordu. kitabı okumaya başlamadan sevindirici bir haberdi. buradan yola çıkarsak; her edebi eser gibi ''kürk mantolu madonna''da da, başlıca, dil ve anlatım değerlendirilecek, irdelenecek ve gerekirse eleştirilecektir.
kitabın okuru pek yormadığına dikkat çekmek istiyorum. ilk kez 1943' de basılan eserin, günümüz türkçesine yabancı bir tarafı yoktu. osmanlıca kökenli kelimeler sık kullanılmamış. gayet açık ve anlaşılır bir türkçe ile kaleme alınmış. cumhuriyet sonrası dönemi düşündüğümüzde; harf devrimi ile beraber öztürkçeleştirilmeye çalışılarak üstünde enikonu oynanmış bir dil görüyoruz. böyle bir dilin oturması içinde belli bir zamana ihtiyaç duyulduğu muhakkak. bu çalışmaların devam ettiği dönemde ve henüz oturmamış bir dilde eser kaleme almak ise hem risktir, hem de büyük özveri ister. ''kürk mantolu madonna''yı da dil ve üslup bakımında incelerken bu ayrıntıları göz ardı etmemek gerekir.
sabahattin ali'nin ''kürk mantolu madonna''yı yazarken kullandığı dile hayran kalmamak elde değil. eser, sabahattin ali' nin, döneminin dilsel karışıklığından sıyrıldığını ve tükçeye ne kadar hakim olduğunu bizlere gösteriyor. duyguları ve olayları ifade ederken ki üslubu ise günümüz post-modern edebiyatçıları ve yazarlarına ders verilecek nitelikte. yazar, hiçbir anlam kargaşası yaşatmadan, sade bir anlatımla, duygu çoşkunumlarını ve olayları, rahatlıkla, tahayyül ettirebiliyor okuruna. söze girerken bahsettiğim '' okurunu yormayan'' anlatımı ise belirgin olarak betimlemelerde kendini hissettiriyordu. örnek vermek gerekirse:
--- alıntı ---
tekrar yüzüne baktığım zaman kalın ve biraz dağınık kaşlarını, bir şey düşünüyor gibi, kaldırmış olduğunu gördüm. gözkapaklarının ince mavi damarları belli oluyordu. siyah ve gür kirpikleri hafifçe titremekteydi ve bunların üzerinde mini mini birkaç yağmur damlası parlıyordu. saçları da yer yer ıslanmıştı.
--- alıntı ---
yukarıda maria puder adlı karakteri betimleyen sabahattin ali, bizlere, bayan puder'i kitabın içindeki kelimeler yığınından kurtarıp; gözümüzün önüne getirir derecesinde başarılı bir anlatım sergiliyordu. ve yormadan, bunaltmadan, bulandırmadan...
yalnızca betimlemeler değil; duygu devinimlerini de ifade edişi, yazarı, birçoklarında ayrı bir kefeye koymamızı gerektiriyordu.
--- alıntı ---
... yüzünü görmemiştim. onunla karşılaşmaktan bu kadar korktuğum halde şimdi beş altı adım arkasından yürüyordum. kadın bunu fark etmez görünüyordu. beni görmesi ihtimali karşısında saklanacak yer aradığıma göre ne diye buraya gelmiş ve yolunu beklemiştim? şimdi ne diye arkasından gidiyordum? acaba o muydu? gecenin herhangi bir saatinde bir sokaktan geçen bir kadının ertesi akşam gene aynı yerden geçmesi icap ettiğine nereden hükmediyordum? bütün bu suallere cevap verecek halde değildim. hiç eksilmeyen bir çarpıntı ile arkasından gidiyor ve birdenbire geriye bakıp beni görmesi ihtimalini düşündükçe daha çok heyecanlanıyordum...
--- alıntı ---
dil ve anlatım üzerine sözlerimi tamamlarken birtakım olgular üzerine kafamı kurcalayan sorunlara değinmek istiyorum. yarım asırdan fazla bir süre önce yazılan ve, daha önce bahsettiğim gibi, döneminin dilsel hengamesine rağmen bu denli nitelikli, akıcı, okurun zihnini uyandıran, bağlayan ve anlaşılır bir türkçe ile karşılaşınca doğrusu kendim ve nesildaşlarım adına utandım. dilimiz nereye gidiyor? kullandığımız türkçe ile kendimizi iyi ifade edebiliyor muyuz? sözlerin güzelliğini ve sihrini yavaş yavaş yitiriyor muyuz?... türkçemize sahip çıkmanın ve sabahattin ali çevresinde buna eğilmenin ilerleyen zamanlarda şahsımda çok su götüreceğini de belirtmek isterim.
cumhuriyet türkçesi, diye bir tarz olsa bunun en yetkin yazarlarından biri kuşkusuz sabahattin ali olurdu. zira,...
dipnot: kitap üzerine diğer değerlendirmelerim ilk fırsat bulduğum an devam edecektir. tekrar görüşmek dileğiyle, efendim. esen kalın!
devamını gör...
güne iyi başlatan şeyler
gece uykusunun rahatlığında bedenen dinlenmiş olarak, çalan alarm sesinde uyanınca gün başlar. sonrasında hazırlanıp işe gitmek ve ta uzaktan arabanın sesini duyup koşarak gelen kapı da bekleyen minik sevecen kedilerin olması. yoğun iş temposunda biz çalışırken kedilerimizin kapıda beklemesi, sevilmek istenmeleri, oyunlar yapmaları ve pencereden tatlış tatlış boncuk gözlerle bizi izlemeleri. var mı böyle güzel bir sevgi. her günümüz böyle başlar, mesai bitene kadar devam eder.
devamını gör...
birine güvenmek
gardı düşürüp darbe yemeye meyilli hale gelmektir.
o darbeler ardı ardına kesilmeden gelir. ondan sonra ayakta kalıp kalmamak sadece kişinin dayanıklılığına ve gücüne kalmıştır.
o darbeler ardı ardına kesilmeden gelir. ondan sonra ayakta kalıp kalmamak sadece kişinin dayanıklılığına ve gücüne kalmıştır.
devamını gör...
katya'nın yazı
gizemli yazar trevanian’ın okuduğum 2. romanıdır. şibumi’yi çok sevdiğim için başka bir kitabını daha okumak istemiştim, bu kitabı da çok beğendim.
kitap, genç doktor montjean’ın katya’ya sırılsıklam aşık olmasıyla başladığı için ilk başta aşk romanı sandım ama okudukça gizem-gerilim türüne evrildi. sonlarına doğru katya’daki anormallikler anlam kazanmaya başlıyor ve gerçekten şaşırtıcı bir şekilde bitiyor.
trevanian’ın dili genelde herkese hitap etmiyor, seven çok seviyor sevmeyen de bu ne böyle diyor.
daha önce okuyup sevdiyseniz bunu da beğeneceğinizi düşünüyorum.
kitap, genç doktor montjean’ın katya’ya sırılsıklam aşık olmasıyla başladığı için ilk başta aşk romanı sandım ama okudukça gizem-gerilim türüne evrildi. sonlarına doğru katya’daki anormallikler anlam kazanmaya başlıyor ve gerçekten şaşırtıcı bir şekilde bitiyor.
trevanian’ın dili genelde herkese hitap etmiyor, seven çok seviyor sevmeyen de bu ne böyle diyor.
daha önce okuyup sevdiyseniz bunu da beğeneceğinizi düşünüyorum.
devamını gör...
1 yazar sizi sinir etmeye başladı
ilk günden bokunu çıkarmayın nickaltının. hırvatlaşmasın arkadaş. okuyacak insan lazım. sessiz okuyun yau. kütüphanedeymişiz gibi ok? bi durun nefeslensin. ürkütmeyin başarılı ceylanı.
sevdim seni pikaçu, devam. *
sevdim seni pikaçu, devam. *
devamını gör...
hancock
bir peter berg filmidir.
süper kahramanlar topluma örnek olmak zorunda değildir. ait olmadıkları fani bir ırk olan insanlara muhtaçmış gibi davranmak zorunda değildir. insan ırkı gibi zavallı bir topluluğun korumalığını yapmak zorunda değildir. içinde hapsolduğu toplulukla uyuşmak, onu kurallarına uymak zorunda hiç değildir.

will smith’in canlandırdığı ve bence sadece will smith’in canlandırmayı başarabileceği aykırı ve alkolik süper kahraman hancock yukarıda anlattıklarımın hiçbirini uymuyor ve iyi ki öyle yapıyor. en azından bir süre için.
o bir alkolik elinde daimi bir şişe ile bu düşük zekalı tür arasında kalmış olmamın, üstüne üstlük ölümsüzlükle lanetlenmiş olmanın acısını alkolle boğarak tutunmaya çalışan bir süper kahraman.
o kamu malına zarar vermekten hiç çekinmeyen bir süper kahraman. kamu malı kapsamına kaldırımlar, binalar, araçlar ve insanların da dahil olduğunu düşünürsek hancock asla sınır tanımıyor.

ta ki insanların nankör doğası hancock’u sıradanlaştırmak için harekete geçene kadar. bizi kurtar ama bizim istediğimiz gibi davran, bize yardım et ama bizim istediğimiz gibi görün. insanlar tuhaf gerçekten.
hancock’a bulaşmayın, eğer kafanızın oturma organınızla kavuşmasını istemiyorsanız.
süper kahramanlar topluma örnek olmak zorunda değildir. ait olmadıkları fani bir ırk olan insanlara muhtaçmış gibi davranmak zorunda değildir. insan ırkı gibi zavallı bir topluluğun korumalığını yapmak zorunda değildir. içinde hapsolduğu toplulukla uyuşmak, onu kurallarına uymak zorunda hiç değildir.

will smith’in canlandırdığı ve bence sadece will smith’in canlandırmayı başarabileceği aykırı ve alkolik süper kahraman hancock yukarıda anlattıklarımın hiçbirini uymuyor ve iyi ki öyle yapıyor. en azından bir süre için.
o bir alkolik elinde daimi bir şişe ile bu düşük zekalı tür arasında kalmış olmamın, üstüne üstlük ölümsüzlükle lanetlenmiş olmanın acısını alkolle boğarak tutunmaya çalışan bir süper kahraman.
o kamu malına zarar vermekten hiç çekinmeyen bir süper kahraman. kamu malı kapsamına kaldırımlar, binalar, araçlar ve insanların da dahil olduğunu düşünürsek hancock asla sınır tanımıyor.

ta ki insanların nankör doğası hancock’u sıradanlaştırmak için harekete geçene kadar. bizi kurtar ama bizim istediğimiz gibi davran, bize yardım et ama bizim istediğimiz gibi görün. insanlar tuhaf gerçekten.
hancock’a bulaşmayın, eğer kafanızın oturma organınızla kavuşmasını istemiyorsanız.
devamını gör...
kendi kendine eğlenmek

çok ciddi bir ortam düşünün ya da o kadar kasmayın arkadaş ortamı diyelim bir kaç kişi konuşuyor ve ben gevrek gevrek sırıtıyorum.
hayırdır soruları.
ardından ben ortamdaki durumu bana çağrıştıran karikatürü anlatırım.
onlarda bana bön bön bakar.
ve kapanış.
zihnimde sürekli karikatürler uçuşuyor arkadaşlar. ben nasıl eğlenmeyeyim ya da mutsuz olayım? hiç bilmiyorum.
tam mutsuz olacağım beni alıyor bir gülme. kimseyi olmasa da kendimi eğlendiriyorum bana yetiyor.
tabi genel olarak ben bana hep yetiyorum. kendimi alıp sinemaya götürüyorum. doğum günümde kendime çiçek alıyorum. bazen doğum günüm olmasa da alıyorum. mesela önümüzdeki ay kendimle tatile çıkacağım.
çevrem soruyor tek mi? (büyüyen gözlerle)
'kendi kendimle' cevabı bana yetiyor ama insanlar yetmiyor hayret.
neysem şimdi kalkıp güzel bir kahve yapayım da başbaşa içelim canım kendimle.
kendinizle eğlenin en önemlisi sevin. hadi ben kaçtım.
devamını gör...
kibir
insanı içten içe yiyen bir hastalıktır. tek farkı, organlara değil de ruha sirayet etmesidir.
devamını gör...
bazı kadınların çok güzel olması
devamını gör...
zorla kitap okutturan ebeveyn
çocukların rol modeli ebeveynleridir. onu zorlamak yerine örnek olsa daha verimli bir sonuç alacağına eminim.
devamını gör...
norveçli balıkçılar
boş zamanlarında ya da ağır şartlarda çalıştıkları için her fırsat buldukları anda ellerine krem süren insanlardır bunlar.
devamını gör...
sokak kedilerine bir damla su vermeyin
doğru, bir damla az olur. cimri misiniz? bol bol koyun şu suları.
devamını gör...
bodrum yangının milas’taki termik santrale yaklaşması
allah'ım sen yardım et, sen koru, keşke dua etmekten başka bir şey yapabilsem.
devamını gör...



