orbita’nın içini nemli tutmak amacıyla üretilen ve gözyaşı salgısını oluşturan bez; kısaca gözyaşı bezi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
resmin kaynağı
devamını gör...

-benim ağzımdan çıkan senin kulağına isabet ediyor mu? algıda mı seçicisin sen? (bkz: ismail abi)
devamını gör...

requiem for a dream
when the moon was full
devamını gör...

(bkz: entry nick uyumu)
devamını gör...

arkadaşlar malumunuz biz deprem ülkesiyiz ve her an her yerde deprem olması muhtemel bir durum.
ve yine bilindiği gibi istanbul,izmir dahil birçok şehirde büyük depremler bekleniyor.üzücü bir şekilde gördük ki izmir depreminde onca evcil hayvan,özellikle kediler kaçtı,kayboldu,enkaz altında kaldı.başlığı kedi olarak açtım ama evcil dostu olan herkes üstüne alınabilir.ancak bilhassa kediler deprem anında tedirgin olup dibe köşeye giriyor,kayboluyor.veya o anki tedirginliklerinden dolayı yakalayıp tutamayabilirsiniz.ben de istanbulda yaşayan,kedisi olan biri olarak istanbul depremini eli kulağında bekliyorum. ve kedim için kendimden çok endişeliyim.he o an ne olur ne biter belki kedimi alamadan ben de enkaz altında kalırım bilemem ama en azından bazı önlemleri şimdiden almakta fayda var.nedir bu önlemler:
-mutlaka kedi taşıma çantanız evin girişinde,holde,kapı arkasında falan hazırda beklesin,o an direkt ulaşabileceğiniz bir yerde olsun.
-bir adet kedi göğüs tasması edinin.deprem ardından birkaç gün dışarıda kalmamız gerekecek.o zaman hayvanın tuvalet ihtiyacını gidereceği an bir kediyi kaçmadan ancak göğüs tasmasıyla serbest bırakabilirsiniz.
-önceden hazırladığınız deprem çantasına kuru mama,konserve mama ve su koymayı unutmayın.
-varsa kedinizin tasmasına kendi adınızı ve numaranızı yazın.izmirdeki depremde kaybolan bir sürü kedi olduğunu gördüm bu yöntemle deprem sonrasında kedinizi bulan olursa hemen iletişim kurabilirsiniz.

dediğim gibi öyle bir anda o telaşla insan ne yapacağını şaşıracaktır dolayısıyla önceden bazı şeyleri hazır edip,kafada planlamakta fayda var.
daha başka ne yapılabilir eklemek isteyen yazarlarımız eklerse çok iyi olur.
devamını gör...

girmekten bıkmayacağım entryler.

isteyen okur, istemeyen okumaz. ona ben karışamam. "benim elimden bu kadarı geliyor" derim.

temel bilimler konularında mümkün olan en sade dile inmek tercih edilir bir şey ama inilemediği zamanlar da oluyor. öyle konular var ki, bir bilim insanı onu bulup millete anlatabilmek için mesela 40 yılını harcamış. sen de gelip sadece yazılı bir ortamda 2-3 cümleyle anlatıp geçiştiremiyorsun. öyle durumlar var ki gerçek hayatta örneği yok, atom altı dünya ile ilgili sadece ve "bu durum gerçek hayatta şuna benzer" diyemiyorsun. karşı taraf onu zihninde canlandıramıyorsa pek bir şey yapamıyorsun sen de.

ne anlatıyorum ben yav, nereden geldim bu konuya!? neyse... ben seviyorum yazmasını da okumasını da özetle.

edebiyatla ilgili fazla ağdalı yazıları ben de sevmiyorum. kişi emek vermiş yazmış. okumaya başlamışsam bir şekilde bitiririm ama içime fenalık gelmiyor diyemem.
devamını gör...

sorun değil. bekliyorum ve bekleyeceğim. çok doğru hissettiriyor, eğer gerçekten öyleyse bir yerde yollarımız kesişecek, biliyorum.
devamını gör...

(bkz: romada roman okuyan roman) evet. daha iyisi gelene kadar en iyisi bu.
devamını gör...

şurda bahsedildiği gibi, vücut kokusu kişinin genetik sağlamlığı, sağlıklılığı ve doğurganlığıyla ilişkilidir.

mhc denen genetik yapımızla vücut kokusunun ilgisi bulunmaktadır. insanların kendilerine genetik olarak en uzak yapıdaki bireylere çekim duyduğuna dair bir çalışma da bulunmaktadır.*

ayrıca heteroseksüel bazı kadınların dış görünümden çok vücut kokusunun çekici geldiğini belirttiği çalışma da linkte mecvut.

zorunlu edit: kimse kimsenin iğrenç ter kokusuna ölmüyor arkadaşlar, leş kokudan bahsetmiyoruz. terin de etkili olduğu vücudun kendine has kokusundan bahsediyoruz.
devamını gör...

yukio mişima romandır.

vurulmuş yatıyor güzel şövalye,
sazlar ve kamışlar içinde.



oscar wilde’ın bu dizeleri bende ilk okuduğum zaman kahramanlığa duyulan hayranlık duygusu, biraz üzüntü, biraz acıma uyandırmıştı. ancak yukio mişima’nın itiraflarını okuduktan sonra çok farklı bir yönden bakılabileceğini de anladım. yukio mişima’nın kitaplarını okumak elbette ki çok büyüleyici bir dünyaya yolculuk anlamı taşıyor ancak yazarın kendisi ve hayatı daha büyüleyici bir yerde duruyor. nedense bana don quijote‘yi hatırlatıyor mişima. mişima şövalyeliği değil ama samuraylığı savunuyordu, zaten samuraylar da doğunun şövalyeleri sayılmaz mı? ona göre japonya kültürel değerlerinden uzaklaşmaktaydı ve buna birinin “dur” demesi gerekiyordu

bir dövüş sanatları ustası olan mişima tatenokai üyeleri ile birlikte japonya silahlı kuvvetleri binalarında birine girip komutanı bağladıktan sonra bir manifesto okur ve beklediği tepkinin tam tersi bir tepki alır askerlerden. seppuku ile hayatına son veren mişima bunu da o ince zekasıyla bir sene önceden planlamış, hatta kafasını kesmesi için görevli ismi bile belirlemiştir. ki bu adam seppuku sırasında daha fazla acı çekmesine neden olacaktır.

hayatını bu şekilde bir intiharla sonlandıran mişima hakkında romanlar ve biyografiler yazılmıştır. kendi ülkesinde aşırı muhalif bulunan mişima dünyayı büyülemeyi başarmıştır.

özyaşamöyküsel romanı bir maskenin itirafları’nda hayatını doğduğu günden başlayarak anlatır, yazar. çünkü iddiası odur ki; mişima doğduğu günü hatırlamaktadır. bunu büyüklerine kanıtlayamamıştır belki ama ben her zaman yaptığım gibi yazarın yanında yer alacak ve ona inandığımı iç rahatlığıyla söyleyeceğim. mişima diğer erkek çocuklarından farklıdır zira “kötü alışkanlığını” ifa ederken kızları düşünmez, daha çok yunan heykellerindeki erkek vücutları ilgisini çekmektedir.palozzo rosso’nun aziz sebastiaus tablosu onun kutsal atlasıdır sanki.

ve ölü askerler, vücutları kanla sarmalanmış adamlar. bu durum onu diğerlerinden ayırır ve kötü bir çocukluk geçirmesine neden olur. ayrıca bedensel açıdan da kendini yetersiz hissetmektedir. bunu yenmek için dövüş sanatlarına merak salar ve öldüğünde önemli bir dövüş sanatı ustasıdır. sevdalandığı kişilere hep platonik bir bağla tutulmuştur. bir kızla geçen ilişkisinde kendini denemiştir. ancak kızla öpüştüğü anda o son umut ışığı da sönmüş ve artık kendini olduğu gibi kabullenme zamanı gelmiştir. o, insanlardan farklıdır, hemcinslerinden tamamen farklıdır. dünyaya herkesten farklı bakmaktadır ancak bunu anlaması uzun sürmüştür. mişima’nın bir maskenin itirafları kitabını okuduktan sonra hemen diğer kitaplarını da sipariş etme isteği uyandı içimde. çok doğrudan,sakınmadan, kendini gizlemeden kurduğu cümleler ona karşı bir acıma değil hayranlık duymanıza neden oluyor çünkü.

üç kez nobele aday gösterilen mişima bu ödülü kazanamamıştır ama çok yakın arkadaşı olan ve onunla aynı kaderi paylaşarak intihar eden yasunari kavabata1968 yılında bu ödülü alabilmiştir.
devamını gör...

çok zor bir hayat yaşamaya aday bir insandır. sevgiden korkar, kaçar, hep bir çekingenlik oluşur.
sevmeye de korkar, sevilmeye de. ama suçlu kendisi değildir.
çocukluk travmaları maalesef ömür boyu yakasındadır.
devamını gör...

dillerine pelesenk ettikleri 'resmi tarihe inandırıldık' gevezelikleriyle, bilerek veya bilmeyerek, okuma yazma bilmez bir toprak ağasını dahi bir kahraman,bir önder gibi gösterdiklerinin farkında olmayan insanları bize gösteren başlık.

uzunca bir süredir, akıllarınca işlerine gelmeyen her tarihi hadiseyi; ''bu resmi tarihtir'', ''bu zırvadır'' minvalinde geveleyerek kendini tarih ve belge okuma uzmanı sanan bilgisizlere sormak gerekir: peki siz nereden okuyorsunuz bu tarihi? ingiliz resmi tarihinden mi? yaşamınız boyunca kaç tarihi vesika okuyup yorumladınız? ya da hepsini bırakın bir tarafa,resmi tarih diye bir şey var mıdır? eğer varsa çıkarırsınız resmi bir belgeyi,bu da yetmez; eksik kalan hususları siyasi ve ideolojik saplantılarınızdan sıyrılarak tarafsızca, tarihçilik metodu çerçevesinde yorumlayıp doğru tarihi ortaya koyarsınız.hoş,bu cenahın tarihçileri genelde mustafa armağan,kadir mısırlıoğlu gibi zevatlar olduğu için bu da pek mümkün görünmemektedir.bir de bu gerizekalılara ve onların tarihçiliğine paralel olarak bölücü terör örgütünün sözde ileri gelenleri bu konuda onları destekleyici yaklaşımlar ve tarihi değerlendirmelerde bulunurlar. bu teröristlerin ağzından ''resmi tarih'', ''kemalist tarih'' kavramlarını sık sık duyarsınız.oysa ki bunların hedeflerine tam olarak neyi koydukları ve karın ağrılarının ne olduğu çok net anlaşılabilir şeylerdir.

şıh sait ya da şeyh sait denilen okuma yazma bilmez bu cahil; yobaz ,gerici ve din kurumunu kullanarak aşiretinin gücüne güç katmış, bu güç ve nüfuzla da yerel bir servet değerindeki hayvanlarını,insanlara karın tokluğuna otlatan tipik bir feodal beyidir.cumhuriyetle birlikte ilerde bu nüfuzunu ve gücünü kaybedeceğini düşünüyordu.kimi yabancı istihbarat örgütlerinin raporlarında saitin ,öteden beri ingiliz istihbaratıyla ortak çalıştığı ve ayrılıkçı kürt hareketinin liderliğini üstlendiği yazsa da bu çapsızın bunu başarabilecek bir kabiliyetinin olmadığı ve bu sebeple doğrudan türkiye cumhuriyeti devleti sınırları içinde sözde bağımsız kürdistan amacıyla başlatılmış bir isyan olmadığı zaten bilinmektedir. söz konusu isyancı zaten mahkeme süreci boyunca bu kalkışmayı bir ''kıyam'' olarak nitelendirmekte ve diğer aşiret önderlerine gönderdiği mektupların çoğunda bunun bir cihat ve dini kurtarma hareketi olduğunu açıkça beyan etmektedir.dönemin bölücü örgütleri 'azadi' ve kürt teali cemiyeti nin planlama safhasında olayın direkt içinde olduğuna dair hiç bir belge ve bilgi bulunmamaktadır. hatta azadi örgütünün, söz konusu kalkışma neticesinde devletin isyanı bastırmak suretiyle bölgede gücünü artıracağından çekindiği ve ilk aşamada kalkışmaya engel olmak istediği bir çok belge ve delilde mevcuttur.elbette klasik bölücü huyları sonucu sonradan isyanın parçası ve destekleyicisi haline gelmişler ve isyan gerici ve ayrılıkçı bir niteliğe bürünmüştür.yine doğrudan saitin ingiliz istihbaratına çalıştığına dair belge olmamasına rağmen dönemin gizli ve askeri istihbarat servislerinin raporlarında ve bizzat gazi atatürk 'ün değerlendirmelerinde ingilizlerin isyanda parmağı olduğu, hatta bizzat tertipleyicileri olduğu vurgulanmıştır.lozan'da net bir bir çözüme kavuşturulamayan musul sorununun milletler cemiyeti'ne intikal etmesinden kısa bir süre sonra bu isyanın başlaması, sebep sonuç ilişkisi kurabilen azıcık zeka sahibi insan için bile durumu gayet özetler niteliktedir.

tüm bunları bir yana bıraktığımızda insanı hayretler içinde bırakan başka bir şey vardır ki; o da bölücülerle dinden geçinen siyasal anlayışın, cumhuriyete ve onun getirdiği yeni düzene karşı aynı içi boş eleştirel yaklaşımlarda nasıl ağız birliği ettiği ve nasıl bir kenetlenme halinde bulundukları gerçeğidir.bu şaşkınlığı üstümüzden atmak için ise emperyalizm kavramını ve onun kullandığı araçları iyi bilmek yeterli olacaktır.
devamını gör...

herkesin annesinin anneler gününü kutlarım, anneler bir gün yok, her gün ve hep varlar.

abartmadan, şova dökmeden yaşayalım. annesi vefat etmişlerin de başları sağ olsun, allah rahmet eylesin.
devamını gör...

benimle aynı ''kafa''da olan insanların olduğunu düşündüğüm ve mutlu olduğum bildirimdir. göremiyor olmak merak uyandırıyor tabi ama sözlüğün ''bir gün çok puanın olursa onuda öğrenirsin, boşa harcama biriktir'' dediğini duyar gibiyim.
devamını gör...

mikrodalga fırında 6-8 dakika erkeğinizi yeniden ısıtacaktır.
devamını gör...

ekşi'de olduğu gibi burada da ak troll denen kirli zihniyetin algı kasmak için çırpındığı videodur.

taklacı güvercine döndüler takla atacağız derken. sanırsam etekler öyle bir tutuşmuş ki, ellerine verilen metinleri direk kopyala yapıştır yapıyorlar. argümanlar şunlar "muhalefet medet umuyor, video boş, bir şey anlatmadı, hikaye" diye kıvranıyorlar.

bir de "akp'ye bir şey olmaz, seçmen umursamaz" diye umutsuzluk pompalıyorlar. bu yüzden mi ak troll denen kirlik oluşum tüm sosyal mecrada algı kasmak için çırpınıyor.

iddialar ürkütücü ama şaşırtıcı değil. ve halen çıkıp " ya bir şey çıkmadı " diyen var. valla pes. akp çıkıp itiraf etse, buna bile "ya pek bir şey yok" derler. çünkü amaçları gerçekleri duymamak, gerçekleri çarpıtmak.
devamını gör...

birkaç ay önce bir arkadaşıma araba çarptı. çok kötü bir şekilde hayatını kaybetti. aracı kullanan kadın sürücü alkollü ve araba sürmeyi öğrenmeye o gece karar vermiş. yanında da erkek arkadaşı var. kazadan sonra sevgilisiyle yer değiştiriyorlar bu da kamera kayıtlarına yakalanıyor. olan gencecik adama oluyor. yapmayın, yapılmasına izin vermeyin!
devamını gör...

siyahilere karşı yapılan ırkçılığı çok net bir şekilde hissettiren çok güzel bir film olmuş.
karizmasıyla ve elitliği ile göz kamaştıran müzisyen dr shirley'in konserleri için eyaletten eyalete giderkenki maceralarını işliyor.

tabi ki aynı ırkçılığı beyaz ama italyan olan tony lip ilk maruziyetinde şiddete başvurması da dr shirley ve nice siyahilerin sabırlarının ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor.

amerika'da bulunduğum sürede gözümle hiç şahit olmadım ancak çok iyi siyahi arkadaşlarım oldu, hatta onları daha sıcakkanlı ve sevecen bulduğum doğrudur.
azalması ümidi ile.
black lives matter

güldüğüm bir parçadan spoiler


tony'nin araba sürerken yola attığı cola kutusuna attığı anki dr shirley'in bakışı, daha sonrasında geri geri gelerek attığını geri alması çok güldürmüştür
.
devamını gör...

doğal gibi görünen ama aykırılıkları ile ön plana çıkmaya çalışan bir isim. bircan bali ve seren serengil hakkında "katnem karılar" yakıştırmasına bende hak vermiştim ama.
devamını gör...

uma thurman bu çizimi görseydi muhtemelen ağlardı.
sketchtoy.com/69883582
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim