yazarların bu yüzden hep yalnız kalacağım dediği şeyler
ilişkilerde nasıl davranmam gerektiğini bilmediğim;
-kuruntu yaptığım
-güvensiz olduğum
-değersiz hissettiğim
-duygu ne demek bilmediğim
-ölçülü değer vermediğim
müddetçe evet, yalnız kalacağım!
*
-kuruntu yaptığım
-güvensiz olduğum
-değersiz hissettiğim
-duygu ne demek bilmediğim
-ölçülü değer vermediğim
müddetçe evet, yalnız kalacağım!
*
devamını gör...
kemal sunal filmlerindeki en iyi yan karakter
efendim hem rolleri hem de isimleri gereği hepimizde ufak da olsa tebessüm bırakan karakterlerdir.
şu an aklımda gelen karakterleri yazacağım;
-badi ekrem
-damat ferid
-güdük necmi
-gardrop fuat
-marmara kazım
-kel mahmut
-dikiştutmaz sabri
-karbonat erol
-ayı abbas
-susta kazım
-lüfer
-gaddar kerim
-yedi bela recep
-karamürselli deli hamdi
-küçük enişte
-komodin bahattin
-vagon necmi
entry zamanla güncellenecektir.
şu an aklımda gelen karakterleri yazacağım;
-badi ekrem
-damat ferid
-güdük necmi
-gardrop fuat
-marmara kazım
-kel mahmut
-dikiştutmaz sabri
-karbonat erol
-ayı abbas
-susta kazım
-lüfer
-gaddar kerim
-yedi bela recep
-karamürselli deli hamdi
-küçük enişte
-komodin bahattin
-vagon necmi
entry zamanla güncellenecektir.
devamını gör...
90'lı yıllara dair akılda kalanlar
yaşlıları okumaya geldiğim başlıktır.
devamını gör...
güzel kadın isimleri
ismail.
devamını gör...
bir gecede cahil kalmak
biliyor musunuz?
“1923te türkiye’de;
nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu.
traktör sıfırdı. 5 bin köyde sığır vebası vardı.
hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
iki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi. verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu.
bebek ölüm oranı yüzde 48’di, yani her doğan iki bebekten biri ölüyordu.
memlekette sadece 337 doktor vardı.
sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i türk’tü.
diş hekimi, sıfırdı.
dört hemşire vardı.
40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
ortalama ömür 40’tı.
yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bin. ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu.
kiremit bile ithaldi. adı marsilya kiremidiydi.
limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti.
tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.
kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12:00 kabul ediyordu. kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12:00 kabul ediyordu. kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu. kimisi güneşin tamamen battığı ezani saati esas alıyordu.
“saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu.
kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. kimisinin şubat’ı kimisinin aralık’ına denk geliyordu. herkes aynı zaman dilimindeydi, ama farklı aylarda yaşıyordu.
dirhem, okka, çeki vardı. arşın, kulaç, fersah vardı. ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz. ölçülerimiz ortaçağ’dı.
erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu.
okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu.
toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı.
öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. ülke bilim’den çok uzaktı.
600 sene boyunca türkçenin ırzına geçilmiş, osmanlıca denilmişti. arapça, farsça, fransızca, italyanca kelimeler, levanten terimler dilimizi istila etmişti. karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan arapçayla türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
“harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” deniyor ya...
ibrahim müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? sadece 417’ydi. bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. ki zaten, müteteferrika da devşirmeydi, macar’dı.
bu topraklara kitap gelene kadar, avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, 5 milyar adet satılmıştı.
voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “istanbul'da bir yılda yazılanlar, paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”
devamını gör...
amel defterimiz kaybolursa ne olacak sorunsalı
bişey değişmez, orijinali datebase de kayıtlı.
devamını gör...
keşke yeniden başlasa denilen dizi
geniş aile tek geçerim..yine cüneyt inay yazacak ama yoksa olmaz..küfürsüz argosuz gülmeyi çok özledim.
devamını gör...
yazarların bu yüzden hep yalnız kalacağım dediği şeyler
aşırı derecede duygusalım, belki de bu yüzden hep yalnız kalacağım.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
bu çocuklar her yeri güzelleştiriyor, çiçeklendiriyor balsınız hepiniz.
keyfim çok yerinde yaaa var olun. *
keyfim çok yerinde yaaa var olun. *
devamını gör...
yazarların doğduğu sene gerçekleşmiş önemli olaylar
sözlüğün dede, nine kaynadığını öğrendiğim başlık. siz diye veya nickiyle hitap ediyordum herkese ama dedecim, amcacım, teyzecim daha mantıklı artık.
devamını gör...
her yazar bir yazar sahipleniyor
tamam güldük eğlendik tadını kaçırmayın ulan dediğim başlıktır.
bak yakında her moderatör yazar sahiplenmeye başlar başımıza bela alırız.
bak yakında her moderatör yazar sahiplenmeye başlar başımıza bela alırız.
devamını gör...
üniversiteye hazırlananlara tavsiyeler
ben, olaya biraz daha farklı bir açıdan bakmak istiyorum. size üniversite okumayın falan demeyeceğim. eğer hayaliniz bu yöndeyse ve bu hayalinizi çalışıp elde edecekseniz hiç durmayın, koşun peşinden. sadece o mesleği edinmeyin, o mesleğin en iyisi olun. dil öğrenin, okurken yok pahasına da olsa mesleğinizin stajını yapın, mesleğinizle alakalı gerek türkçe gerek yabancı dillerde makaleler okuyun.
ancak bir hayaliniz varsa onu bırakıp üniversite okumayın. veya ikisini birden yapın, şayet yapabiliyorsanız, o daha da güzel. üniversitede öğretim görmeseniz en azından eğitim görürsünüz. üniversite illa ki insana bir şeyler katar. dokunabileceğim biri var mıdır, bilmiyorum fakat bu tanımı şu yüzden yazıyorum aslında: ben zamanında hayallerimi bırakıp üniversiteye gittim. beş yıllık bir üniversiteyi dördüncü senesinde terk ettim, daha sonra başka bir bölüm daha kazandım, o da bir köşede duruyor öyle. kaydım var sadece.
demem o ki benim canım yandı sizin yanmasın. müziktir, resimdir, sanattır böyle hayalleriniz varsa peşinden gidin. ha para meselesine gelirse iş, ya çok kazanırsınız ya biraz aç kalırsınız muhtemelen ama gönlünüzdeki tutkuyu kovalarsınız. eğer gönlünüzde varsa zaten o tutku, işinizi iyi yapınca para arkanızdan gelir. tabii sanatın da okulları var elbet; konservatuarı, resim okulları, karşılaştırmalı edebiyatı... bunları da okuyabilir, peşi sıra koşabilirsiniz.
kendiniz olunuz. toplumun, ailenizin, bilmem neyin, bilmem kimin dediklerine kulak asmayınız. size uygun olanı, sizi mutlu edecek olanı seçiniz. yoksa bu sözlükdaşınız* gibi mutsuz bir adam olursunuz. üniversite okumadınız diye cahil falan olmazsınız. hiçbir şey olmazsınız. ben ne ilkokul mezunları gördüm.* bir insanda karakter olmadıktan sonra sekiz tane de üniversite okusa yine cahildir yine cahildir.
ancak bir hayaliniz varsa onu bırakıp üniversite okumayın. veya ikisini birden yapın, şayet yapabiliyorsanız, o daha da güzel. üniversitede öğretim görmeseniz en azından eğitim görürsünüz. üniversite illa ki insana bir şeyler katar. dokunabileceğim biri var mıdır, bilmiyorum fakat bu tanımı şu yüzden yazıyorum aslında: ben zamanında hayallerimi bırakıp üniversiteye gittim. beş yıllık bir üniversiteyi dördüncü senesinde terk ettim, daha sonra başka bir bölüm daha kazandım, o da bir köşede duruyor öyle. kaydım var sadece.
demem o ki benim canım yandı sizin yanmasın. müziktir, resimdir, sanattır böyle hayalleriniz varsa peşinden gidin. ha para meselesine gelirse iş, ya çok kazanırsınız ya biraz aç kalırsınız muhtemelen ama gönlünüzdeki tutkuyu kovalarsınız. eğer gönlünüzde varsa zaten o tutku, işinizi iyi yapınca para arkanızdan gelir. tabii sanatın da okulları var elbet; konservatuarı, resim okulları, karşılaştırmalı edebiyatı... bunları da okuyabilir, peşi sıra koşabilirsiniz.
kendiniz olunuz. toplumun, ailenizin, bilmem neyin, bilmem kimin dediklerine kulak asmayınız. size uygun olanı, sizi mutlu edecek olanı seçiniz. yoksa bu sözlükdaşınız* gibi mutsuz bir adam olursunuz. üniversite okumadınız diye cahil falan olmazsınız. hiçbir şey olmazsınız. ben ne ilkokul mezunları gördüm.* bir insanda karakter olmadıktan sonra sekiz tane de üniversite okusa yine cahildir yine cahildir.
devamını gör...
deniz salyasından kozmetik jel ve krem yapılacak
yap-sür-işlet ihalesi is loading...
devamını gör...
15 yaşındaki çocukla evlenmek için zorbalık yapan adam
bir gram bile utanması olmayan pedofili varlığın, 15 yaşındaki kızla evlenmesine izin verilmediği için mahalleyi savaş alanına döndürmesi olayı.
merkez yüreğir ilçesi yunus emre mahallesi'nde 3 ocak günü iddiaya göre, kadir a. (26) komşusunun kızı 15 yaşındaki n.m.'ye aşık oldu. kadir a., babası şükrü (47) ve annesi sıdak a.'ya (45) aileye gidip kızı istemelerini söyledi. bunun üzerine anne ve baba n.m.'nin evine giderek, annesi emine ve babası mehmet m.'den kızı istedi. ancak aile "kızlarının yaşının küçük olduğunu ve okuduğunu" söyleyerek aileyi reddetti. a. ailesi, "düğün hemen olmaz, okulunu bitirir öyle evlenirler" dedi. ancak m. ailesi bunun uygun olmayacağını söyledi. a. ailesi ikinci kez reddedilince iki aile arasında tartışma çıktı. tartışmaya diğer aile bireyleri de karışınca kavga çıktı. kavga mahalle sakinlerinin araya girmesiyle önlendi. ancak ertesi gün kadir a., tekrar kızın evine gelerek n.m.'yi zorla almak istedi.
kaynak
merkez yüreğir ilçesi yunus emre mahallesi'nde 3 ocak günü iddiaya göre, kadir a. (26) komşusunun kızı 15 yaşındaki n.m.'ye aşık oldu. kadir a., babası şükrü (47) ve annesi sıdak a.'ya (45) aileye gidip kızı istemelerini söyledi. bunun üzerine anne ve baba n.m.'nin evine giderek, annesi emine ve babası mehmet m.'den kızı istedi. ancak aile "kızlarının yaşının küçük olduğunu ve okuduğunu" söyleyerek aileyi reddetti. a. ailesi, "düğün hemen olmaz, okulunu bitirir öyle evlenirler" dedi. ancak m. ailesi bunun uygun olmayacağını söyledi. a. ailesi ikinci kez reddedilince iki aile arasında tartışma çıktı. tartışmaya diğer aile bireyleri de karışınca kavga çıktı. kavga mahalle sakinlerinin araya girmesiyle önlendi. ancak ertesi gün kadir a., tekrar kızın evine gelerek n.m.'yi zorla almak istedi.
kaynak
devamını gör...
kulak kıkırdağını deldirmek
bazılarında çok hoş duruyor.
devamını gör...
9 ağustos 2021 fatih altaylı mülteciler yazısı
habertürk yazarı fatih altaylı'nın bir arkadaşını ziyaret etmek amacıyla kullandığı güzergah olan kızıltoprak'tan kartal'a kadar uzanan sahil şeridini fotoğrafladığı ve mülteciler hakkında yeni yazısıdır.
en son latin istilasında görmüştü
kontrolsüz göçmen akınının toplum üzerindeki etkisi giderek artıyor.
bir yandan van’dan gelen afgan göçmen görüntülerini konuşurken, diğer yandan istanbul’daki felaketi gözlerimizle izliyoruz.
dahası göçmenler misafirlikten, yavuz hırsızlık moduna geçtiler bile.
türkiye'de hangi yasal hakla bulunduğunu bilmediğim bir afgan, sosyal medya hesabından türkiye'ye, türkler'e, türk kadınlarına hakaretler yağdırıyordu.
tipik bir "yüz verirsin deliye gelir sıçar halıya" durumu yani.
afganistan'dan karısını, kızını bırakıp kaçan bir "itten" ders alıyoruz anlayacağınız.
diğer yandan da istanbul istila altında bir şehir görüntüsünü giderek pekiştiriyor.
dün istanbul'un anadolu yakasında bir arkadaşıma gitmem gerekiyordu.
ve kızıltoprak’tan kartal’a kadar uzanan sahil yolunu kullandım.
yemin ediyorum türkiye’deyim, istanbul’dayım demeye bin şahit bile yetmezdi.
gözlerime inanamadım.
“burası bizim istanbulumuz mu?” dedim.
gözünüzle siz de görün diye fotoğraflar paylaşıyorum sizinle.
aynı fotoğrafları hatta beterlerini avrupa yakasındaki tüm sahillerde cankurtaran'dan başlayıp bakırköy'de, ataköy'de, yeşilköy'de, yeşilyurt'ta, florya'da çekebilirsiniz.
gördüğünüz yerler lazkiye değil, istanbul.
bunlar yine iyi görüntüler.
başka yerlerde bir felaketin eli kulağında.
iki günde iki taciz iddiası ve göçmenlere yönelik linç girişimi oldu.
resmi görüşü olarak göçmenleri savunan murat bardakçı dostuma sormak isterim.
“osmanlı zamanında böyle bir şey mümkün müydü? fatih sultan mehmet’ten başlayarak özellikle istanbul için devlet-i aliyye’nin bir iskan politikası var mıydı?
2 milyon suriyeli, hadi 2 milyonu geçtim 500 bin suriyeli osmanlı vatandaşı canları çekince kalkıp istanbul’a gelip yerleşebilir miydi?
hele ki imparatorluğun güçlü zamanlarında böyle bir şey mümkün müydü murat!
istanbul'u bitiren, perişan eden 13. yüzyıl'daki latin istilasından sonra istanbul'un böyle kontrolsüz bir istila gördüğünü hiç zannetmiyorum.
osmanlı'nın da buna izin vermeyeceğinden eminim.
ve siz de emin olun ki, istanbul’a ve osmanlı'nın mirasına sahip çıkmak zaten bizim olan ayasofya’yı ibadete açmakla olmuyor.
onların emaneti olan kentleri korumakla oluyor!
ve murat gayet iyi bilirsin ki, istanbul'u bitiren latin istilası idi.
bu istilanın sonu da öyle olmaz inşallah.
fotoğraflar ve yazının linki
en son latin istilasında görmüştü
kontrolsüz göçmen akınının toplum üzerindeki etkisi giderek artıyor.
bir yandan van’dan gelen afgan göçmen görüntülerini konuşurken, diğer yandan istanbul’daki felaketi gözlerimizle izliyoruz.
dahası göçmenler misafirlikten, yavuz hırsızlık moduna geçtiler bile.
türkiye'de hangi yasal hakla bulunduğunu bilmediğim bir afgan, sosyal medya hesabından türkiye'ye, türkler'e, türk kadınlarına hakaretler yağdırıyordu.
tipik bir "yüz verirsin deliye gelir sıçar halıya" durumu yani.
afganistan'dan karısını, kızını bırakıp kaçan bir "itten" ders alıyoruz anlayacağınız.
diğer yandan da istanbul istila altında bir şehir görüntüsünü giderek pekiştiriyor.
dün istanbul'un anadolu yakasında bir arkadaşıma gitmem gerekiyordu.
ve kızıltoprak’tan kartal’a kadar uzanan sahil yolunu kullandım.
yemin ediyorum türkiye’deyim, istanbul’dayım demeye bin şahit bile yetmezdi.
gözlerime inanamadım.
“burası bizim istanbulumuz mu?” dedim.
gözünüzle siz de görün diye fotoğraflar paylaşıyorum sizinle.
aynı fotoğrafları hatta beterlerini avrupa yakasındaki tüm sahillerde cankurtaran'dan başlayıp bakırköy'de, ataköy'de, yeşilköy'de, yeşilyurt'ta, florya'da çekebilirsiniz.
gördüğünüz yerler lazkiye değil, istanbul.
bunlar yine iyi görüntüler.
başka yerlerde bir felaketin eli kulağında.
iki günde iki taciz iddiası ve göçmenlere yönelik linç girişimi oldu.
resmi görüşü olarak göçmenleri savunan murat bardakçı dostuma sormak isterim.
“osmanlı zamanında böyle bir şey mümkün müydü? fatih sultan mehmet’ten başlayarak özellikle istanbul için devlet-i aliyye’nin bir iskan politikası var mıydı?
2 milyon suriyeli, hadi 2 milyonu geçtim 500 bin suriyeli osmanlı vatandaşı canları çekince kalkıp istanbul’a gelip yerleşebilir miydi?
hele ki imparatorluğun güçlü zamanlarında böyle bir şey mümkün müydü murat!
istanbul'u bitiren, perişan eden 13. yüzyıl'daki latin istilasından sonra istanbul'un böyle kontrolsüz bir istila gördüğünü hiç zannetmiyorum.
osmanlı'nın da buna izin vermeyeceğinden eminim.
ve siz de emin olun ki, istanbul’a ve osmanlı'nın mirasına sahip çıkmak zaten bizim olan ayasofya’yı ibadete açmakla olmuyor.
onların emaneti olan kentleri korumakla oluyor!
ve murat gayet iyi bilirsin ki, istanbul'u bitiren latin istilası idi.
bu istilanın sonu da öyle olmaz inşallah.
fotoğraflar ve yazının linki
devamını gör...
herkesle aram iyi olsun insanı
herkes batsın yahu kendinle aranı bozma yeter dediğim kişidir.
devamını gör...


