ağdacıya gitmiş bir kadınla evlenmek
ya amacım hate speech yapmak ya da sözlükteki yazarları rahatsız etmek değil, buranın ağası da değilim, ama terk et bu sözlüğü ya deme isteği uyandıran yazar ve başlığı. bu ne yani. its twenty twenty okay.
devamını gör...
yabancı uyruklu biriyle evlenmek
kendi milletinden olmayan bir dünya vatandaşıyla hayatını birleştirmek.
evlendiğin birine yabancı olmaktan iyidir.
uykum var çok felsefe yapamayacağım.
iyi geceler.
evlendiğin birine yabancı olmaktan iyidir.
uykum var çok felsefe yapamayacağım.
iyi geceler.
devamını gör...
yazarların gittiği en güzel şehir
antalya.
devamını gör...
şu an hissettiğiniz burukluğun sebebi
boşa geçmiş bir ömür, yaşanmış bir çok travma, acı. bitmeyen yalnızlık ve olmayan bir gelecek.
kısacası kaybedecek bir şeyin kalmaması.
kısacası kaybedecek bir şeyin kalmaması.
devamını gör...
yazarların yalan söyleme nedenleri
hiç yalan söylemedim, hep yalan dinledim.
şuncacık çocuktum. ilk yalanlarımı babamın ağzından anneme söylerken dinledim. çoğu maddi şeylerdi. annem, ömrü boyunca hep yalan dinledi. annesinden dinledi. abisinden dinledi. kardeşinden dinledi. kocasından dinledi. bazen hala dinliyor. alışmıştı kulakları, bıkmadan dinliyordu. bile bile dinliyordu.
anneme hiç yalan söylemedim.
çocuktum, kiminin beyaz diye renklendireceği kiminin başka renklerden renkler beğeneceği yalanları babamdan dinlerdim. babam, çok güzel yalan söylerdi. alamam demezdi mesela hiç. alırım derdi...
misal; 7 sene, her akşam, sonunda ilk maaşlı işimle kendime alacağım bilgisayarı babamdan bekledim.babama çok kızdım. alamadı diye değil, yalan söyledi diye. işe gitmezdi bazı sabahlar. hastayım derdi. patronuna yalan söylerdi. öğlen bir anda iyileşir, ya akrabalarının işini yapmaya ya da kahveye giderdi. kızardım babama. kimseye hayır diyemezdi, hayır diyemediği için hep yalan söylerdi.
babama hiç yalan söylemedim...
daha bir sürü şey aslında. yerim de dar değil, elim tembel...
muhtemeldir ki yalanı iyi tanırım. öyle umuyorum yani. nasıl söylenir, nasıl söylenmez, nasıl yakalanır, nasıl hissettirir iyi bilirim. söyleyeni de söyleneni de iyi tanırım. bu yüzdendir ki hiç yalan söylemedim.
dürüstlük, en kuvvetli silahımdı benim. kalamayacağımı anladığım yerde kalırım demedim. sevmiyorken seviyorum demedim. param yokken var, varken yok demedim. istiyorken istemiyorum, istemiyorken istiyorum demedim. sonu çoğunda kötü bitti zamanında. ama ben en başında söyledim dedim. uyardım dedim. dürüst davranarak hata mı ettim diyerek karşımdakilere kendilerini suçlu hissettirdim. bazılarını kendi doğrularıma yöneltebilmek için manipüle ettim evet; ama yalan söylemedim.
hiç kimseye yalan söylemedim. yeri burası mıydı bilemedim. madem yalan söylemedim, neden yalan söylemediğimi yazmak istedim.
edit:anlatım bozukluğu
şuncacık çocuktum. ilk yalanlarımı babamın ağzından anneme söylerken dinledim. çoğu maddi şeylerdi. annem, ömrü boyunca hep yalan dinledi. annesinden dinledi. abisinden dinledi. kardeşinden dinledi. kocasından dinledi. bazen hala dinliyor. alışmıştı kulakları, bıkmadan dinliyordu. bile bile dinliyordu.
anneme hiç yalan söylemedim.
çocuktum, kiminin beyaz diye renklendireceği kiminin başka renklerden renkler beğeneceği yalanları babamdan dinlerdim. babam, çok güzel yalan söylerdi. alamam demezdi mesela hiç. alırım derdi...
misal; 7 sene, her akşam, sonunda ilk maaşlı işimle kendime alacağım bilgisayarı babamdan bekledim.babama çok kızdım. alamadı diye değil, yalan söyledi diye. işe gitmezdi bazı sabahlar. hastayım derdi. patronuna yalan söylerdi. öğlen bir anda iyileşir, ya akrabalarının işini yapmaya ya da kahveye giderdi. kızardım babama. kimseye hayır diyemezdi, hayır diyemediği için hep yalan söylerdi.
babama hiç yalan söylemedim...
daha bir sürü şey aslında. yerim de dar değil, elim tembel...
muhtemeldir ki yalanı iyi tanırım. öyle umuyorum yani. nasıl söylenir, nasıl söylenmez, nasıl yakalanır, nasıl hissettirir iyi bilirim. söyleyeni de söyleneni de iyi tanırım. bu yüzdendir ki hiç yalan söylemedim.
dürüstlük, en kuvvetli silahımdı benim. kalamayacağımı anladığım yerde kalırım demedim. sevmiyorken seviyorum demedim. param yokken var, varken yok demedim. istiyorken istemiyorum, istemiyorken istiyorum demedim. sonu çoğunda kötü bitti zamanında. ama ben en başında söyledim dedim. uyardım dedim. dürüst davranarak hata mı ettim diyerek karşımdakilere kendilerini suçlu hissettirdim. bazılarını kendi doğrularıma yöneltebilmek için manipüle ettim evet; ama yalan söylemedim.
hiç kimseye yalan söylemedim. yeri burası mıydı bilemedim. madem yalan söylemedim, neden yalan söylemediğimi yazmak istedim.
edit:anlatım bozukluğu
devamını gör...
kürtlerin ana dilde eğitim hakkı
ingilizce, almanca, fransızca öğretilmesinin sebebi bütün akademik makalelerin, araştırmaların çoğunlukla bu dillerde yayınlanması.
biz olabildiğince modern olalım gelişelim diyoruz bunlar hala kalkmış yok kürtçe yok zıkkımın köküce, kimse sizin ne konuştuğunuzla ilgilenmiyor isteyenler orta doğunun merkezlerindeki bok çukurlarına gidip istediği mükemmel eğitimi alabilir. istediğinizi konuşun ama güneydoğuda da türkçe konuşanlara avel avel de bakmayın.
ha ayrıca da süryanilerden, ermenilerden, farslardan, araplardan, türklerden aldığınız kültürleri de bizim kültürümüz, bize ait diye yutturmayın aq komik oluyor.
biz olabildiğince modern olalım gelişelim diyoruz bunlar hala kalkmış yok kürtçe yok zıkkımın köküce, kimse sizin ne konuştuğunuzla ilgilenmiyor isteyenler orta doğunun merkezlerindeki bok çukurlarına gidip istediği mükemmel eğitimi alabilir. istediğinizi konuşun ama güneydoğuda da türkçe konuşanlara avel avel de bakmayın.
ha ayrıca da süryanilerden, ermenilerden, farslardan, araplardan, türklerden aldığınız kültürleri de bizim kültürümüz, bize ait diye yutturmayın aq komik oluyor.
devamını gör...
greek influence on english poetry
birmingham üniversitesinde ingiliz edebiyatı profesörü olan edebiyat eleştirmeni john churton collins tarafından yazılmış olan eser. eser 1910 yıllarında yani collins hayatını kaybettikten tam iki yıl sonra birmingham üniversitesinde oldukça büyük bir övgü toplamıştır. greek influence on english poetry ne yazık ki dilimize çevrilmiş değil ve pdf formatında bildiğim kadarıyla da bulunmuyor bundan ötürü yurt dışından sipariş edilmesi gerek. eser modern ingiliz edebiyatında yunan şiirinin ve felsefesinin ingiliz eleştirel düşüncesi, şiirleri ve yazımı üzerindeki etkisinin tarihini irdeleyerek alanında da öncü bir çalışma halini alıyor. yine benzer bir çalışmanın ürünü olan, kenneth haynes'ın ingiliz şiir dilini incelediği -ki özellikle yunan dilinin ingiliz şiir dilinin üzerinde kurduğu baskıyı incelediği bölümler- english literature and ancient languages eseri ile beraber okunduğu takdirde ufuk açıcı bir etkisi vardır. ki yine yunan dramalarının yaygınlaştığı bir dönem olan elizabeth dönemi ingiliz edebiyatı hakkında ufak okumalar yapılıp collins'in boşluk bıraktığı dönem doldurulabilir. george saintsbury'nin tam tarihini hatırlamamakla birlikte xix. yüzyılın son çeyreğinde yazmış olduğu a history of elizabethan literature eseri doyurucu olacaktır. tek başına okunduğu zaman yapbozun yalnızca bir bölümünü tamamlıyor olsa da bahsettiğim eserler ile birlikte okunduğunda ingiliz edebiyatının ve ingiliz şairlerin üzerindeki yunan etkisini anlamaya yönelik kapsamlı olan az sayıda eserlerden biri olduğu için oldukça kıymetli bir eser.
the whole poem is full of reminiscences from homer, chiefly the 'odyssey' from hesiod, chiefly the 'theogony' from the pseudo-orphic hymns and there. p.60
it is just such a poem as a spartan homer, without genius, might have written. p. 63
the whole poem is full of reminiscences from homer, chiefly the 'odyssey' from hesiod, chiefly the 'theogony' from the pseudo-orphic hymns and there. p.60
it is just such a poem as a spartan homer, without genius, might have written. p. 63
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının kokpit fotoğrafları
benimkisi sürpriz olmayandır.
devamını gör...
izmir yansın
amin yarabbim, bir an önce şarkısı..
yakıyor zaten o ayrı da? hey maaşallah ne kurban yaptı bu sene ya, biz bi karışık çoban salata alalım ortaya, biraz kelle peyniri, bi de çeşme kavunu.
buz eksik olmasın yeter ki penceremden.
anlatsana, neden ben? jdkdkkd
yakıyor zaten o ayrı da? hey maaşallah ne kurban yaptı bu sene ya, biz bi karışık çoban salata alalım ortaya, biraz kelle peyniri, bi de çeşme kavunu.
buz eksik olmasın yeter ki penceremden.
anlatsana, neden ben? jdkdkkd
devamını gör...
üniversitede ilk gün
memleketinde ki üniversiteyi kazanınca serbest kıyafetle gidilen lisse hissi uyandırır.sanki gurbetteymişcesine gider memleketlilerinle muhabbet edersin,sonrası malum yerellerle yabancılılar(yurttakiler) gruplaşır.
devamını gör...
bbc
bbc türkçe servisi olan ingiliz yayın kuruluşu. bizim ana akım medya çöplükte takılırken, kendileri hem web site hem de youtube aracılığı ile kaliteli haberler/içerikler üretmektedirler.
youtube kanalı : www.youtube.com/channel/UCe...
youtube kanalı : www.youtube.com/channel/UCe...
devamını gör...
son feci mars
sözlükte yeniyim tanımlar çok güzel belki bende bir gün tanıştım kendisi ile.
devamını gör...
sidney opera evi

sidney'in sembolü olan bu yapı danimarkalı mimar jørn utzon tarafından tasarlanmıştır. utzon bu eseri ile pritzker mimarlık ödülü'nü kazanmıştır. utzon binayı tasarlarken, kuş kanatlarından, bulutlardan, deniz kabuklarından, palmiye ağaçlarından ilham almıştır. ünlü eser, 2007'de unesco dünya kültür mirasları listesi'ne eklenmiştir. binanın inşasında on bin işçi çalışmıştır. 20 ekim 1973'te kraliçe ıı.elizabeth tarafından açılışı gerçekleştirilmiştir.

inşasına 1959 yılında başlanmış olan yapı, 1973 yılında resmi olarak açılmıştır. 7 milyon dolara mal olması beklenirken, tam olarak 102 milyon avustralya dolarına mal olmuştur.
devamını gör...
2023'te ankara'ya deniz gelir mi sorunsalı
rahmetli, erbakan veya süleyman demirel gibi eski siyasetçiler, yaşıyor olsalardı seçim vaadi olarak ankara'ya deniz getireceğim der oy alırdı.
bu yazdığım tarihte gerçekleşmiş bir seçim vaadi, ama ankara için değil daha beteri güneydoğu'da bir il için.
bu yazdığım tarihte gerçekleşmiş bir seçim vaadi, ama ankara için değil daha beteri güneydoğu'da bir il için.
devamını gör...
fıcıtmak
'sinirlenerek herhangi bir eşyayı atabildiği en uzak noktaya atmak' anlamına gelen sözcük.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...
sahaflar çarşısı
eski kitapların ve dergilerin alınıp satıldığı bir dönem içinde kendimi kaybetmekten alamadığım şimdi gördüğümde ise içimde dört yanlışın bir doğruyu götürdüğü mekanlardır.
eskiden sahaflar çarşısı denilince içimde tatlı bir kıpırdanma olurdu. çünkü sahaflar çarşısı benim için ikinci el bir cenneti. yazımı okuyan bazı yazarların kelimelere yüklenen anlamlar konusunda hassas olduklarını bildiğim için açıklama gereği duyuyorum: ikinci el sözünü olumsuz bir anlam yükleyerek kullanmadım. aksine çok olumlu bir yönden yaklaşarak içinde bir yaşanmışlık barındıran kitapları ve benden önce kitabı okuyup kendi yaralarının altını çizmiş olan insanları kast ettim.
bir sahafın kokusu hiçbir şeye benzemezdi o zamanlar. eski kitapların tozlu kokusu olurdu sadece. ve kitapların üzerinde çıkmaz izler bırakan çay ve kahvenin kokusu, bazı sayfalarda okuyanın parmaklarına bulaşmış tütünün kokusu.
şimdi sahaflar çarşısı ösym tarafından fonlanan soğuk ve rahatsız edici kokusu poşetler içine hapsedilmiş test kitaplarının satıldığı bürokratik bir engel gibi uzanıyorlar önümde.
artık sahaflar çarşısına gitmiyorum, teknoloji bir nostaljiyi daha alt ederken bir yarış atı çaresizliğine düşmüş öğrenci milletini de yanına aldı.
eskiden sahaflar çarşısı denilince içimde tatlı bir kıpırdanma olurdu. çünkü sahaflar çarşısı benim için ikinci el bir cenneti. yazımı okuyan bazı yazarların kelimelere yüklenen anlamlar konusunda hassas olduklarını bildiğim için açıklama gereği duyuyorum: ikinci el sözünü olumsuz bir anlam yükleyerek kullanmadım. aksine çok olumlu bir yönden yaklaşarak içinde bir yaşanmışlık barındıran kitapları ve benden önce kitabı okuyup kendi yaralarının altını çizmiş olan insanları kast ettim.
bir sahafın kokusu hiçbir şeye benzemezdi o zamanlar. eski kitapların tozlu kokusu olurdu sadece. ve kitapların üzerinde çıkmaz izler bırakan çay ve kahvenin kokusu, bazı sayfalarda okuyanın parmaklarına bulaşmış tütünün kokusu.
şimdi sahaflar çarşısı ösym tarafından fonlanan soğuk ve rahatsız edici kokusu poşetler içine hapsedilmiş test kitaplarının satıldığı bürokratik bir engel gibi uzanıyorlar önümde.
artık sahaflar çarşısına gitmiyorum, teknoloji bir nostaljiyi daha alt ederken bir yarış atı çaresizliğine düşmüş öğrenci milletini de yanına aldı.
devamını gör...
evrende düzen mi yoksa kaos mu var sorunsalı
sürekli olarak artan ve düzensizleşen bir kaos, bir bozulma var. düzen namına tek şey insanın kendi soyutlama yeteneği sayesinde inşa ettiği medeniyettir. insanoğlu etrafında gördüğü, algıladığı her şeyi kendi hayatına bakarak yorumladığı için doğanın, evrenin de bir düzen içinde olması gerektiği fikrine kapılır ama bir an için durup evrenin akıl almaz büyüklüğünü ve kendisinin, kendisine özgü her şeyin bu büyüklük karşısında bir hiç olduğunu idrak edemez!
(bkz: entropi)
(bkz: entropi)
devamını gör...
melo
güzel tanımlar yazan yazar arkadaşımız.
hoş gelmiş, sefalar getirmiş.
nice güzel tanımlara...
hoş gelmiş, sefalar getirmiş.
nice güzel tanımlara...
devamını gör...
kur'an'daki saçma ayetler
turan dursun ve meal okuyan ekşiye, uluya, buraya gelip cahillik saçıyor. bu yüzyılın cehaletinden allah'a sığınırım.
devamını gör...