kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

herkesin geleneklere uygun yaşaması gerektiği geleneği ve geleneklerin kesinlikle doğru olduğu geleneği. hayır kardeşim, sen aptal bir şeyi senelerdir yapıyorsun diye ben ona saygı duymak zorunda değilim. gelenek kisvesi altında yediremezssin bana.
devamını gör...

hayatı boyunca birçok ölüm görmüş bir şövalyenin sıra kendisine gelince ölümle yüzleşmesi/yüzleşememesi üzerine bir filmdir.
devamını gör...

bir nicholas royle kitabıdır.

şu edebiyat denen şeyi nasıl açıklasak? dünya üzerinde, yaşayan her canlıya dair her hikaye edebiyatın menziline girer. hatta bazen cansız varlıklar bile edebiyatın ilgi alanı dahilinde kendilerine yer bulabilirler. sakın yatağın altına bakma

yel değirmeni ile savaşan şövalye don quixote, dev kütüphanesini yakan profesör körleşme, dev bir böceğe dönüşen memur dönüşüm, bir yüzüğü yok etmek için uzun bir yolculuğu çıkan arkadaşlar yüzüklerin efendisi , bir çiftlikten öbürüne gezip karınlarını doyurmaya çalışan iki arkadaş fareler ve insanlar, elmas yüzük satarak kendine sermaye yapan anthealı dünyaya düşen adam... hepsi edebiyata dair...

edebiyat, bir konuya ihtiyaç bile duymaz bazen, sadece anlatır; anlatırken anlaşılmaya beklemez bile. edebiyat, bir zaman geçirme aracı de değildir ayrıca, onun için özel bir zaman ayırmak gerekir. edebiyat, kör bir yazarın hayal ettiği cennetin biriktiği yerdir, delirmemek için yazan bir öykücünün yaşadığı histeri krizleridir, fildişi kulesinde denemeler yazan günahkar azizin verdiği derslerdir. ülkesinden sürgün edilen bir aforizma yazarının peşinden koştuğu virgüldür.

edebiyat denen şey açıklanamaz ama birçok şeyi açıklayabilir.
devamını gör...

nasıl yaşarsak yaşayalım, ömrümüzü neye harcarsak harcayalım; kazanıp kaybettiklerimizin bile hiçbir önemi olmaksızın, hepimizin aklında aklımız ermeye başladığı andan bilincimizi sonsuz bir girdabın içine bırakacağımız ana kadar hep aynı soru dönüp dolaşır : nasıl ve ne zaman öleceğim?

bazılarının kendine göre bir cevabı vardır aslında, bazıları bu konuyu zihninin soğuk ve rüzgarlı koridorlarında hapsetmeye çalışır, kimileriyse sanki lokman hekimin bulup da kaybettiği ya da bize kaybettiğini söylediği ölmezotunu bulmuş gibi davranıp ölüm fikrini ciddiye almamak için uğraşır durur.
aslında bildiğimiz şey şu: hepimiz bir gün, bir şekilde öleceğiz. bunun nasıl olacağı zola’nın bu kitapta anlattığı kadarıyla biraz sosyo-ekonomik durumumuzla ilgili.

bize ölüm hikayeleri anlatmış zola bu küçük öykü kitabında. küçük dediğime bakmayın siz, yerinden kalkmaz bir kitap aslında, ne de olda içinde ölümü taşımakta ve herkes bilir ki ölümle yüzleşmek herkese ağır gelir. yine de tutarsızlıkların fink attığı zihnimin emirlerine uyarak kitaba küçük demeye devam edeceğim. bu küçük kitapta farklı ölüm hikayeleri var. kimi zaman zengin bir adamın ölümü, kimin zaman fukaralığın dibini görmüş bir ailenin küçük oğlunun ölümü. her hikayede yazar elini uzatıp bize dokunuyor gibi. o kadar gerçek hikayeler bunlar. özelikle dördüncü hikayeye dikkat etmenizi öneririm.
devamını gör...

"xxxxxx allahın var mı senin?"

kadın adamın geldiğini görmemişti, onun gelmesini beklediği tarafa doğru bakıyordu, adam ise her zamanki tersliğini ispatlar gibi tamamen alakasız yönden gelip oturan kadının yanına ilişti ve bu cümle çıktı ağzından.

" xxxxxx allahın var mı senin?"

2 saat öncesi...

adam uyandı, kafasının içinde her sabah uyandığında olduğu gibi çalan bir şarkı vardı, ne söyleyeni ne de sözlerini yazan adamı seviyor ama o şarkıyı çok seviyordu adam. "uzaktaa çok uzakta güneydeee "diye diye ite kaka çalışan telefonunu zor bela açtı, küfrederek telefonun aklının başına gelmesini bekledi. sonra ondan gelen mesajı gördü, daha çok küfretmeye başladı, içindeki öfke ve kırgınlığı karşı tarafın üstüne yıktı, tam gemileri yakmak üzereyken telefonu çaldı, arayan o idi.

adam şaşırdı, belki de aylar sonra biri ona "gel" diyordu, adamın olduğu yere yürüyerek yaklaşık yarım saatte varılacak bir yerde buluşma teklif etmişti. adam teklifi kabul etti, aklında binlerce iyi ve kötü senaryo ardarda uçuşurken şaşkınlık içinde yola çıktı, kadının dediği yere yürüyerek gitti. kadının yanına nefes nefese ilişti ve o cümleyi kurdu.

kadın adama bi baktı, ne olduğunu anlayınca adamı süzdü, adamın hali, üstü başı o kadar perişandı ki sanırım adamın halini az buçuk bilse bile kafasında bir haftadır yazıştığı adamın imajına pek oturtamadı. hemen yan taraftaki bir cafeye oturdular, kadın adama "ne içersin?" diye sordu, "kahve, sade, büyük" dedi adam zor bela, bir buçuk aydır kahveye hasretti, kadının masada bırakıtığı sigaradan yaktı.

kadın masaya döndüğünde ikisi de o ilk şaşkınlığı biraz üzerinden atmıştı, adam konuşmaya başladı, adam aylardır kanlı canlı, kendisini dinleyecek birini bulmanın telaşı içinde kadına neredeyse hiç söz hakkı vermeden içinde ne varsa, kendine ait, geçmişine ait ne varsa kadının üstüne kustu. saçmaladı, daldan dala atladı, içinden kendine "sus be adam, biraz da o konuşsun" dese de susmadı susamadı.

kadın çok yorgun gözüküyordu, tipi, havası, konuşması tam da adamın hayalinde olduğu gibiydi. ama rahattı, en azından o an için adama karşı, kendine karşı rahattı, bu hal adamın hoşuna gitti.
güldüler, gülüştüler, laf soktular ve en önemlisi birbirlerini anladılar.

zaman neydi, ne kadar sürede bir saat geçerdi önemli değildi, kadın gitmek zorundaydı, kalktılar, tam ayrılacakları zaman adam kadının omzuna gayri ihtiyari dokundu, bu dokunuş ilk ve son olacak gibiydi, bu fırsatı kaçırmak istememiş, güzel bir saatin üstüne bir de dokunuş eklemişti.*

adam karşıya geçti, dönüp arkasına bakmadı, sonra fark etti ki dudaklarında yine o şarkı var, gülümsedi.
gülümsedi.
gülümsedi.



tanım da bırakayım, silinmesin.

"insana bambaşka bir dünyanın kapılarını açan üstün yaşam formu"
devamını gör...

kokoreç mi den sonrasının kabul edilmeyeceği soru biçimi.

-kokorec mi ..
+kokoreç.

kisa ve öz bitti.
devamını gör...

mahalle arası tekel bayide insana meze olarak dayak yedirtebilecek şarap markası.

-abi varsa bi'yarra yering.
devamını gör...

kedi fotosunu koca bir çerçeveye koyup attığınızda belki olabilecek durum. yoksa zor kankalar.
yer gök kedi. benim evde bile 4 tane var.

daha yaratıcı olun. durmayın haydi aksiyon bekliyorum. *
devamını gör...

fiske vurmadan çocuk büyüttüm. ne psikopat oldu ne de saygısız. toplu taşımada boş yer varsa da oturmayan bir çocuk "nasılsa iki durak sonra yer vereceğim" diye düşünüp. (kimilerine göre psikopatça gelebilir). kitap okumayı seven bir çocuk yetiştirdim, kitap fuarına gittiğimizde bir aylık mutfak masrafını orada bırakmak pahasına. hem de fiske vurmadan yetişti. enteresandır, hayvanları seven bir çocuk oldu. fiske yemeden kapıya harçlığından aldığı mamayı bırakan. empatisi gelişkin bir çocuk yetiştirdim fiske vurmadan. ders çalışması için emir vermeden, çalışması gerekliliğini anlatarak. odasını toplaması için bağırmadan, neden toplaması gerektiğini anlatarak. dişlerini fırçalaması için dürtüp durmadım, fırçalamaması halinde olacakları anlattım, kendisi geliştirdi o alışkanlığını hem de fiskesiz.

anne baba umursamazsa, fiskesiz de psikopat olur, fiskeli de. anne babanın elinde herşey. çocuk yapmak kadar kolay değil yetiştirmek. zevkli de değil. pek çok şeyinden ödün vermeyi gerektiriyor. veremiyorsan, topluma faydalı bir birey yetiştirmeye çabalamıyorsan, 10 çocuk yapıp sokağa salanlardan çok bir farkın yok. ha sokağa salmışsın ha eline tableti tutuşturup büyümesini seyretmişsin. aynı şey.

ne fiske vurdum, ne odasına kilitledim, ne de buna benzer at eğitir türde ceza verdim. doğru yapıp yapmadığımı zaman gösterecek. yaşlandığımda* huzurevine mi paket eder ne yapar bilemem.
devamını gör...

cameron- kâmuran.

tabi oğlum manyak mısın?
devamını gör...

kesinlikle gelişmiş empati duygusu, fakat dışarıdan bakan insanın ilk görebileceği özgüveni ve akıcı konuşması olabilir.
devamını gör...

aslında sevdiğim aktivitedir ama bu sene yaparken, beni hüzünlendiren bir aktivite oldu. yazı severim, yazlık kıyafetlerin inceliği, rahatlığı ve yazın enerjisi beni mutlu eder. ama bu sene her birini çıkartıp, dolaba yerleştirirken, bunların hangilerini giyebileceğim acaba? bunları giyip, dışarı çıkabilecek miyim acaba? düşünceleri arasında koydum yerlerine. kışlıkları kaldırırken de, eşofman ve sweetler dışında diğerlerinin giyilmeden, tekrar kaldırıldıklarını fark etmek üzdü.
zaten bir tek evden çıkmayanın, tatile gitmeyenin ben olduğu düşüncesi beni hayli üzüp, korkuturken, bu yaz hiçbir yere gidememe fikri beni çok üzdü. umarım gerçekten vaka sayıları düşer ve az da olsa nefes alabiliriz.
devamını gör...

italyan yazar carlo levi tarafından yazılmış, bizzat kendisinin sürgünde iken tecrübe ettiği birtakım olaylar ekseninde geçen belgesel roman. orijinal ismi “cristo si è fermato a eboli” olan bu kitap sinemaya da uyarlanmıştır.
carlo levi italyan köylüsünün yoksulluğunu özellikle devletin umursamazlığı bağlamında işlemiştir. bana özellikle yaşar kemal kitaplarını anımsattıysa da dili o kadar iyi diyemem.
kitapta en beğendiğim kısım ise, baş karakterimizin evine gelen büyücü hizmetçi gulia’nın sayısız büyüsü içinden en iyisine ilişkin satırlar oldu:
[[alıntı]]
“giulia’nın dağlar, denizler aşırı etkisi denenmiş yaman bir büyüsü varmış: öyle sürükleyici bir büyüymüş ki bu, tutulan yerinde duramaz oluyor, her işi bırakıp aşkın ta uzaklardan gelen sesine doğru yola çıkıyormuş. bu büyü bir şiirdi sadece.”

[[/alıntı]]
büyücülük özelliği bu denli övülen bir karakterin en tesirli büyüsünün bir şiir olması bana şiirin başlı başına bir büyü olması ile ilintili geldi.*

o kadar sürükleyici olmadığı için kısa da olsa -bendeki milliyet baskısı 235 sayfa- hususi zaman ayrılması gereken bir kitap.
devamını gör...

bu aralar beni yormayan ağrı.*
canım lansorum.
benim için en tatlı sabahlar onunla başlar.
devamını gör...

bir gerçektir.
bazen bazı insanlar bazı insanlara çok şey öğretirler ve bunu öğretme kaygısı gütmeden yaparlar.
aslında her insan her insana bir şeyler öğretir en azından öğrenmek gerekir.
bir tane elemandan bir şey öğren koy cebine devam et.
ben eski sevgilimden çok şey öğrendim hayatımın hiç bir kısmında unutmayacağım hem onu hem öğrettiklerini.
zaten tecrübe denen mevzu budur öğrenmek ders çıkarmak analiz etmek.
devamını gör...

cinsiyet ayrımcılığı kokan cinsiyetçi bir söylemden başka bir şey değil bu.

işim komik tarafı bu lafı söyleyen kişi zamanında demokratik partinin genel başkanlığını yapıp kendi iç çamaşırının parasını dahi parti parasından ödeyen kişi. ayrıca kendisi o dönem bulunduğu partide 15 ayda 12 milyon lira harcama yapmış.
kaynaklar:buradanburadan
itibarından tasarruf etmemiş. eskiden arkasından demediğini bırakmayıp şimdi elini eteğini öptüğü reisinin izinden gitmiş. işlerine gelince halka da şükredin derler bunlar. israf haramdır derler. gel de bunları bunlara oy veren zihniyete anlat... anlamazlar. anlamıyorlar.
ya da işlerine geliyor. nefret ediyorum bu ülkenin siyasetinden.
devamını gör...

iyi insan olmanın da, hoşgörünün de, sevmenin de sermayesi bedava. sevin lan birbirinizi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben bu kıza boşuna şeker gibi dememişim, nasıl da biliyorum ama hihihihi...
t: kendini keyifle izleten röportaj. sevgili modum eylulingi de öbdüm.*
devamını gör...

teşekkürler güzel tanımlar için..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim