ancak kafası son derece karışık bir güruha dahil olan bir kişinin yapacağı türden eylem.

sevgili dostlarım, romalılar;
bazı insanlar ciddi ciddi neyin kul hakkı olduğu hakkında en ufak bir fikre sahip değiller. kısacık bir örnek anlatayım.

belediyemiz, eski başkanının yolsuzlukları ile ünlü. bir arkadaşım vardı, başı örtülü (bu arada ben de inançlı biriyim ama bu arkadaş biz kapanmadığımız için bizim doğrudan cehennemlik, kendisinin de cennetlik olduğundan emin), iyi de anlaştığım bir kız. bir gün bu başkan hakkında konuşurken "ben de onun yerinde olsam ben de yerdim" dedi gayet pervasızca.

kıssadan hisse; insanlar cennetlik olmanın şartlarını o kadar yanlış biliyor ki, işi gücü bırakıp bunlara laf anlatmaya kalksak, en az 30 senemiz bununla geçer.
devamını gör...

olmasından beş dakika önce başlık açıp tanım giren arkadaşları tebrik ettiğim depremdir.

ayrıca @hazall ile bir meseleyi enine boyuna konuşurken yakalandım. bu da anımız olsun diye tarihe not düşüyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: çevirisi kötü kitaplar)
devamını gör...

akışı görümce insan şöyle diyor, "yine azıştalar..."

ay sabahtan beri kadını arkadan süzmek, erkeği önden yoklamak, yok önemli olan nikin boyu değildir filan.

lütfen herkesi bilgi içerikli entry girmeye davet ediyorum. alo.
devamını gör...

yapanın kim olduğuna göre, verilen tepkinin değişebildiği eylem.
3 yaşında, kendi kendine yemek yiyebilen evladınızın yaptığını düşünün.
yer insan onu ya.
ben evlattan yürüdüm, siz gayrısını düşünün.
apartman yöneticisini ya da karşı komşuyu düşünmeyin hemen.
devamını gör...

kendi işimle ilgili olanlarin bazıları sunlardir ve ne yazık ki işin genel çerçevesini oluşturduğu halde okullarda ogretilmemekte, düşe düşe ogrenilmektedir.


bir çocuğun yemeğini yemesini istiyorsanız ve çocuk gerçekten inatçı ya da iştahsız ise, yemeğin tamamını bitiremeyeceğini söylüyorsa ve siz de aslında o yemeğin tamamını yemeyecegini düşünüyorsanız, kaşık ya da çatal ile tabaktaki yemeği iki bölüme ayırın ve bu bölümü yediğin zaman kalkabilirsin deyin. pek çok çocuk yemeğin tamami için sizinle inatlasmak yerine yarısı için çaba göstermeye gönüllü olur.

bir gruba bir etkinlik yaptırmak istediğinizde kapalı uçlu sorular sorulmaz. örneğin bir grup çocuğa şimdi de hikaye dinleyelim miii? diye sorduğumuzda grubun çoğunluğu eveeeettt diye bağırırken bir tane çıkıntı haaayyyııırrr diye bağırırsa otoritenizi kaybedersiniz. bu yüzden; şimdi çok beğeneceğiniz bir hikaye okuyacağım diyerek yapacağınız işi ve onunla ilgili kendilerinden ne beklediğinizi söylemelisiniz. *

yine bir grup cocuğu bir yerden bir başka yere sevk etmek istediğinizde kargaşa çıkmaması için haydi şimdi buradan çıkıp şuraya gidiyoruz. diyerek coşku dolu bir cümle kurulmaz. hele hele tren olup birbirinin omuzundan, elinden, yakasından hiç tutturulmaz. bunun yerine; sayisma yolu gibi ya da taş kağıt makas oyunu gibi yollarla çocuklar tek tek seçilip sıra yapılır böylece kapıda yığılma olmaz.

küçük bir çocuğa ya da bir grup çocuğa kitap okurken kitaba olan dikkatini bozmamak için sayfalari çevirirken sonradaaaa ya da ardindaaannn ve ya işte tam o sırada gibi kalıplar kullanılır.

bir yetişkin ile çocuğu ile ilgili bir konu konuşulurken çocuğun olumsuz davranislari yerine olumlu davranışlarından bahsederek konu açılmalıdır. eğer kendiliğinden olumsuz davranıştan bahsetmiyorsa olumsuz davranışlar anlatılırken; şimdi de şöyle yapmayı öğrenmesi gereken yaşta. diyerek mesaj iletilmelidir. bir yetişkine çocuğu ile ilgili şikayette bunduğunuzda muhtemelen kendisi de farkında olduğu davranışı kabul etmeyecek ya da kabul etse bile değiştirmek için sizin kadar istekli olmayacaktır. *

bir ya da bir grup çocuğa ve hatta yetişkine bir etkinlik düzenlediğinizde örneğin yemek yedirirken ya da resim yaptırırken ya da bir mekanda beklemeleri gerekirken işe başlamadan önce mutlaka süre sınırlandırması getirilmelidir. özellikle grupla yapılan etkinliklerde grupta mutlaka bir tane aceleci , * bir tane kopyacı * ve bir adet kaplumbağa * bulunur. bu yüzden başlayacak etkinlik için; şimdi şunu yapacagiz. şu kadar sürede bitirmeniz gerekiyor. sizden beklenen tam olarak şudur. bitirenler bitirmeyenleri beklemek zorundadır. gibi ifadeleri önceden söylemek gerekir.
devamını gör...

orada vakit kaybetme bir de niğde'yi dene.oralar da güzeldir diyor.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

evet bian görünce bocaladim aman tanrim didim.daha yeni uyeyim yapmayın söyle seyler cinimmm
devamını gör...

türkçeye "cesur yeni dünya" adıyla kazandırılmış aldous huxley romanı. şahane bir distopyadır.

bu evrende insanlar laboratuvar koşullarında üretilir. anne baba aile kavramları yoktur; annelik ya da çocuk doğurmak gibi kavramlar pornografiktir. insanlar bir nevi kast sistemi çerçevesinde toplumda var olurlar. hipnopedya denilen uykuda eğitim ile şartlandırılarak sisteme adaptasyonları sağlanır. birey olma düşüncesi yok edilmiştir; her sınıfa mensup insanlar (alfa, beta, epsilon vs) toplumun bütünlüğünü ve devamını sağlayan çarklardır sadece.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gayet normal erkektir. bugün o diz çöker önünüzde yarın siz. çok şeyapmayın.
devamını gör...

trol akademisi s.a.p. danışmanı abdülseyidbincabbar'ın yazısına çok güldüğüm dergidir.
devamını gör...

ne güzel bir sabah, çok sevdiğim yazar arkadaşım kuzguncuktaki vişnearamıza geri dönmüş. dilerim bal porsuğuda döner tez vakitte.
ramazanda 3. günü gördük.
gündemde maşallah her uçtan haberler var.
gene güneş beni rahat bırakmamış uyandırmış, izin vermemiş miskinlik yapmama.
nerden baksan, bahşedilmiş mükemmel bir gün daha.
iyi olalım, iyi edelim dünyayı inşallah.
dünyanın bize ihtiyacı var.
devamını gör...

minimal yaşam tarzı, son zamanlarda çağımızın sorunu olan tüketim çılgınlığına zıt bir yaşam tarzıdır. yeteri kadar almak, az olan ile yetinmek ve fazlalıklardan kurtulmak.
devamını gör...

bir takım insanlar var ellerinde mızraklarla bekliyorlar, yanlış yap, hata yap da linçleyelim diye.

adam diyorsun, cinsiyetçi misin diyor bu mızraklılar.
filistin diyorsun, ee türkistan diyor bu defa. illa bi karşı gelecek yani.

filistin de bizim türkistan da bizim. her şeyi tek tek açıklattırırlar insana.
devamını gör...

yaş aldıkça içimden sormak gelen iki sorudan biridir. diğeri de ikindi okundu mu sorusudur.

akşam ezanı okunduğunda eve girmek zorunda olan bir neslin üyelerinden biri olduğum içindir ki akşam ezanı önemlidir benim için.

akşam ezanı günün bitişini temsil eder zihnimin minberinde. haddinden fazla yaşlı olduğum ve öyle de hissettiğim için akşam ezanı okunduğunda bir ağırlık çöker üstüme. ajansı izleyip erkenden yatıp uyumak gelir içimden.

bu belki doğal bir durum olabilir ama benim gibi namaz kılmak konusunda idmansız olan birinin durup dururken ikindi okundu mu ya da akşam okundu mu diye sorması çok manasız kaçmaktadır ortamlarda.

bu soruları takip eden diğer eylemlere de girişince işler içinden çıkılmaz bir hal aldı benim için. sıratta tökezlemiş hacı gibi bir tedirginlik hissediyorum her soruşumda.

zaten okunduysa ne yapacağımı da bilmiyorum. ama soruyu sormanın akabinde bacaklarımı sıvazlayarak bir sandalyeye çöküp la havleler eşliğinde etrafı izlemeye de başladım. durup durup süleyman demirel’den bahsetmek, genç insanlara yeğenim diye hitap etmek, gazetelerde beş kupon yerine geçen altın kupon aramak ve beyoğlu’nda kravatla dolaştığım anları anlatmak istiyorum insanlara.

maltepe sigaramı dudağımın kenarında unutup kıbrıs barış harekatı zamanlarında yaşadığım zorluklardan bahsetmeye başlayacağım günleri de iple çekiyorum.

sanırım bir ses geldi kulağıma. müziği kısın. akşam okundu mu?
devamını gör...

pardon filminin ibrahim'i pek de "beyaz" bir karakter sayılmaz. bu tür haksızlığa uğrama, adaletin tecelli etmemesi hikâyeleri anlatılırken genelde karakterler iyi, düzgün, saygılı, oturaklı, karakteriyle toplumda yer edinmiş insan şeklinde yazılır ki hem dramatik etki daha iyi verilsin hem de seyirciler karakterle bağ kurabilsin.

ama ferhan şensoy, pardon'da bunu yapmaz, ibrahimi saf iyi veya saf kötü yazmak yerine "gri" bir karakter şeklinde yazar.

ibrahim, bir işte çalışmak yerine kumar masasından kalkmayan, ailesine yük olan biridir. kendisini sevmediğini bildiği bir kadının peşini bırakmayıp onu kendisiyle birlikte olmak için zorlayan, sevmediği eniştesinin "lan" sözüne karşılık onu bıçaklayıp şiddet gösteren biridir. yani sözün özü genel olarak bakıldığında toplum nezdinde çok da "düzgün" sayılan biri değildir ibrahim.

peki ferhan şensoy neden karakteri bu şekilde yazma tercihinde bulunmuştur? asıl soru bu işte...

şüphesiz ki filmin mizâhi yönünü kuvvetlendirmek için de yapılmış olabileceği dogrudur bu tercih ama altını biraz deştiğimizde farklı bir sebepten de bahsedilebilir.

bu noktada "adalet herkese lazım" sözü akla geliyor. sadece iyi insanlar için değil, kötüsüyle haksızlığa uğramış herkes için adalet olmalıdır yaklaşımı vardır pardon'da. alışılagelmiş hikâye anlatımından farklı bir yol izleyerek bizi toplumdaki konumu pek de iyi ve saygın olmayan ibrahim ile yüzleştirir ve adaletin gözünün gerçekten kör olması gerektiğinin, herkes için adaletin işlemesinin gerekliliğinin altını çizer...

bu tercihleri sebebiyle de sinemamız tarihinde en azından bana göre farklı bir yerdedir pardon filmi. izlemeyen herkese bir an önce izlemesi gerektiğini şiddetle tavsiye etmeden de bitiremeyeceğim...
devamını gör...

elektrik direklerinin sürekli bizi izlediğini düşünürdüm ve çok büyük geldikleri için korkardım üzerimizde bir hakimiyetleri varmış gibi gelirdi.
devamını gör...

sonu pek de hayırlı bitmemiş olan durumdur.

bundan iki hafta önce başıma geldi bu olay. üzerimdeki sorumsuz aşık olmanın verdiği utanç vesikası tavrı ancak atabildim ve sanırım içimi dökme zamanı geldi dostlar.

bilenler zaten biliyor her 2 mayıs esra'mın (yani köy yumurtamın) doğum günü. onunla doğum gününde lunaparka gider önce bir güzel çocuk gibi eğlenir, sonra değişiklik olsun diye a la carte bir restorana gidip romantik bir akşam yemeği yer ve otelde romantik bir gece geçiririz ancak bu sefer kapanma dolayısıyla bu rutin planımız iptal oldu. ben acaba ne gibi bir sürpriz hazırlasam diye düşünürken unutup gitmişim. zaten hediye olarak diriliş ertuğrul dizisindeki alplerin taktığı kayı obası şapkası almıştım sonra beğenmeyeceğini düşünerek vermekten vazgeçtim, hem havalar da ısındı kız neden bere taksın ki..

neyse işte ben doğum gününü unuttum ballı çöreğimin, tamamen aklımdan çıkmış... işten çıktım eve doğru geliyorum. yolda iki tane genç kavga ediyordu. aralarına sızdım:

"ay gençler, canım gençler, nedir bu haliniz he?! bakın her taraf virüsten kırılıyor siz burada sarmaş dolaş kavga ediyorsunuz??"
içlerinden irice olan sözümü kesti:
"dayı bu şerefsizi geberteceğim! keseceğim!"
"hopp.. kısa kes aydın havası olsun. düzgün durun şimdi lan! haydi öpüşün barışın. dur lan temas yoktu dimi... siz en iyisi öpüşmeyin olaysız dağılın haydi yallah."

ikisini de ayırdığım için mahalle abisi gururu geldi bana bir. topuklarımın üzerine basa basa gidiyom, ceketi havalı bir şekilde sırtıma attım ama yan camdan kendime baktım o kadar komik görünüyorum ki, kuzey tekinoğlu gibi hissederken, silivri f tipi cezaevine düşmüş barbaros şansal gibi olmuşum anasını satim. tam da o esnada kasabın önünden geçiyordum ki, gözüme koyunların makat bölgesine takılan çiçek ilişti. zamanında çayır çimende otlayıp oyun oynayan bu kuzucukların düştüğü vaziyet epey bir canımı acıtır zaten. hayatın metaforik bir göstergesi bu sanırım. dün yediğin çimenler, bugün k*çında çiçekler... o anda birdenbire aydınlanma yaşadım ve haykırdım:

aman tanrım!
esra'nın doğum günü ve benim elimde hiçbir şey yok!
her yer kapalı!...
macdonalds'tan soğan halkası mı alsam acaba!
remzi sürekli mideni düşünüyorsun der bana!
ayrıca hiç romantik değil!
çiçekten şaşmamalı! kadınlar çiçeğe böceğe bayılır!
bir de cemal süreya'nın üvercinka'sından çaktırmadan bir şiir okudum muydu tamamdır!
işte böyle!...

ulan ben neden,
19 yaşında post-modernlik ayağına ergence kafiyesiz sallayan wattpad şairi gibi bağırıyorum anasını satim!

o anda hemen karşıdaki camdan koyunların makat bölgesine iliştirilmiş olan kırmızı sümbülü aşırmak için dükkana girdim. içeriyi bir gözetledim ve "burası temiz" diyerek girdim. sesten anladığım kadarıyla kasap amca arkadaki bölmede satırla takır tukur bir şeyler doğruyor. koyunun makat bölgesi camekanın en uç kısmında kaldığından, vücudumun en esnek halini kullanarak işaret ve orta parmağımla kıstırarak aldım ancak o anda karşımda dikilen iki tane ızbandut gibi adamla birlikte ufak bir kalp krizi geçirdim. betim benzim atmıştı bu iki çam yarmasını görünce. adamların suratları o kadar korkunç, o kadar meymenetsiz ki dostlar, size yemin ederim şehzade mustafa'yı katleden cellatlar bu heriflerin yanında brad pitt gibi kalır anasını satim. o kadar korkunçlar yani.. bir tanesinin suratında boydan boya dikiş izi var ama böyle en iyi ihtimalle kargo zımbasıyla falan dikmişler yani belli... kollarındaki ve vücudunun geri kalanındaki kıllar nil nehri deltası gibi bereketli. içlerinden kır saçlı ve daha yaşlıca olanı, elindeki satırın kanını önlüğüne sildi ve bana dönerek:

"hayırdır koçum??" dedi.

siz sesin g*te kaçmasının ne demek olduğunu bilir misiniz dostlarım? ben bildim işte, sesim çıkmıyor altıma etmişimdir belki de... kaçsam kapı uzakta, yani gidene kadar teksas katliamındaki adam gibi kafama fırlatır baltayı ben kaçarken imkanı yok yani. saniyenin binde biri bir hızla düşünüp, başka çarem kalmadığı için

"beni abi gönderdi, bugün yevmiyeli çalışacağım aybi.." dedim sezercik gibi.
"murat abi mi gönderdi seni evlat?"
"ev- ev- evet aybi"

içeriye bağırdılar, murat abi dedikleri dükkan sahibi girdi. adam kolpaçino'daki ekrem abiye o kadar benziyor anasını satim... o an zevzek bir şekilde "bari dalaktan düşseydik be abi" dememek için kendimi zor tuttum. zaten pek espriden anlıyor gibi görünmüyorlardı. içeri giren murat abi'nin meymenetsiz suratı en son ilhan mansız senegal'e gol attığında gülmüştür allah bilir. neyse ne diyordum dostlar? o anda kılık kıyafetime gülerek gidip değiştirmemi istediler. kanlı, organlı giysileri giyip üstüme önlüğü geçirdim. düştüğüm duruma bak diye düşünüyorum bir yandan allah kahretsin diyorum. bıraksalar sinirden ağlayacağım, en son bu hissi askerliğin ilk günü koğuşta osuruk kokusundan uyuyamadığımda yaşamıştım. 6-7 saat boyunca kasapta masatla bıçak biledim, satırla et kestim. bir ara az daha parmağımı uçuracaktım ramak kalmıştı. içeride cimilli ibo, azer bülbül falan çalıyor, ben erik satie, chopin, rachmaninoff dinleyip öküzgözü şarabımı yudumlamayı seven rafine zevkleri olan bir adamım. düştüğüm hale bak, kabus gibi ama bitmiyor.

en son iş çıkışında dükkanı kapatırken bana 150 lira yevmiye verdiler. murat abi bana dönerek: "elinin ayarı yok senin aslanım. eti mundar ettin bir daha gelmeyesin" dedi. "tamam abi" dedim ve topuklarım vura vura arkama bakmadan kaçtım oradan. gece 12'ye doğru geliyordu. elimde sadece güdük bir çiçek var ama hala canlı görünüyor. bu saatte çiçek alabileck herhangi bir yer yok, mezarlık bulsam bir şeyler toplayacağım ama en yakın mezarlık 2-3 km uzaklıkta. bir tek bu çiçeği vermek de saçma olur. o anda üstümü başımı yırtıp parçalamaya karar verdim. "sana gelirken köpek saldırısına uğradım" diyecektim. inanır mı bilmem. benim köy yumurtam için karşıma herkesi alırım çünkü heh!

kendimi güç bela içeri attım. dizlerimde derman kalmamıştı. benim bu serkeş halimi görünce esra hemen yanıma koştu:

esra: "remzi! aşkım bu hal ne!"

üstümde, sevdiği için canını vermek üzere olan bir askerin ağır ama mağrur ifadesi vardı. popo cebimdeki çiçeği çıkarararak:

"sana çiçek almıştım ama köpek saldırısına uğradım... her yerimi parçaladılar..." dedim. cümlemim son hecesini, son nefesini veren biri gibi söylemiştim.

kız beni hemen duşa soktu. gerçekten de kolumu kaldıracak halim yok. elbiselerimi soymadan yıkamaya karar verdi.

esra: aşkım bu kemik parçaları ne?
ben: ne-ne ke-kemik parçası tatlım?!?!
esra: üstünde diyorum kemik parçaları ve kan var!
ben: lanet olsun her tarafımı parçalamışlar
esra: neeeh!!!
ben: yok yok bu benim kanım değil, muhtemelen köpecikler birbirlerini parçalarken ben kavganın arasında kalmışım. bak tek parça, sapasağlamım.
esra: tamam aşkım. kötü kokuyorsun ama.

bundan sonra romantik dakikalar yaşadık esra ile. daha doğrusu benim aşırı yorgunluktan dolayı yatakta sızıp kalmamdan dolayı romantizmimiz ertelenmiş oldu. evet ben belki yalancı bir aşığım dostlarım, bana küfredebilir ve belki de ayıplayabilirsiniz ama ben bal böceğim için her şeyi yaparım. bunu da sizlerle paylaşmak istedim, sevdiğinize bir sürpriz yapacaksanız işi uzun tutmayın lütfen, onlara verdiğiniz değeri hissettirin.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim