sezar kesiğine sezaryen demek
m.ö. 100 yılında doğan jül sezar'ın normal doğumla dünyaya gelememesi hadisesi üzerine valide hanımının karnı kesilecek kendisi dünyaya getirilmiştir. bu durum üzere annesi vefat etmiştir. fakat bu kesiklere de sezar kesiği adı verilmeye başlanmıştır. ismin çıkış noktası budur. ayrıca dönemin kadınları bu kesiğin kutsal olduğuna inanırlar.
ha bence denilmeli mi? hayır. sezar kesiği daha havalı.
+ayy canım bende işte geçen sene sezar kesiği ile doğum yaptım.
ha bence denilmeli mi? hayır. sezar kesiği daha havalı.
+ayy canım bende işte geçen sene sezar kesiği ile doğum yaptım.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
nizanim düşmüş yollara
savrulur oraya buraya
uğramışken bir selam vereyim ona
atışma değil artık barışma ola.
savrulur oraya buraya
uğramışken bir selam vereyim ona
atışma değil artık barışma ola.
devamını gör...
bazı şeylerin tekrar edilmeye ihtiyacı olması
yetmemesinden kaynaklı olabilir. mesela çok sevdiğin birine veda ederken ona sımsıkı sarılırsın ama yetmez. biraz uzaklaşırsın dönüp tekrar sarılırsın ya da sarılmak istersin. ya da bazı anlar öyle güzeldir ki tekrar tekrar yaşamak istersin. çok sevdiğin bir filmi yeniden izlemek gibi. aynı espriye yine gülersin, saniyesine kadar ezberlersin. yetmiyor işte. o sımsıkı sarılmak ya da ağız dolusu gülmek yetmiyor. insan yinelemek istiyor..
devamını gör...
sevgilisi olmadığı halde mutlu olabilen insan
sevgilisi yok diye mutlu olamayan insanın hayatın hiçbir köşesinde başarılı olma ihtimali yoktur, kendi olamamıştır daha çünkü.
devamını gör...
1 dolar 70 kuruş olacak
bir an cem uzan ülkeye giriş yaptı ve ilk röportajını ayak üstü verdi diye sevindim.
tanım: 2000 tarihli bir gazete haberinden alıntı olan haber.
tanım: 2000 tarihli bir gazete haberinden alıntı olan haber.
devamını gör...
sözlükte hiç arkadaşının olmaması
biz buraya arkadaş olmaya değil ciddi bir mesele için toplandık. lütfen amacımızdan şaşmayalım.
devamını gör...
türkiye
"türkiye" kelimesi, ii. haçlı seferleri sırasında anadolu'ya gelen italyan askerleri tarafından ilk kez ortaya atılmıştır. seferler sırasında olan biteni kaydeden memurlar bulunur. örneğin osmanlı devleti'nde sultan'ın gölgesi gibi yanında olan, ne olursa kaydeden kişilere vakanüvis denmiştir. anadolu'ya yüksek ihtimalle ilk kez gelen italyan askerleri buralarda türk-islam nüfusun yoğunluğunu görünce "türklerin yaşadığı yer" anlamında buralara "turchia" demişlerdir. zamanla bu deyim selçuklu'ya geçerek 1077'de "türkiye selçuklu devleti" ismi de verilen devlete adını vermiştir (bkz: anadolu selçuklu devleti). aslında selçuklu, osmanlı ve ilk dönemde cumhuriyet'e de bu kelime "türkiya" şeklinde geçmiştir ki bunun iki sebebi vardır. birinci sebebi kelimenin italyanca'dan geçmiş olması ve italyanlar'ın da kelimeyi turchi"a" şeklinde ifade etmiş olmalarıdır. ikinci sebep ise tamamen o dönemlerde kullanılan alfabe ile ilgilidir. anadolu selçukluları döneminde islamiyet'i halen tam benimseyememiş ve şamanizm'den geçiş sürecini yaşayan türk halkı kelimeyi "türkiya'dan" "türkiye'ye" evirmiş olmasına rağmen alfabeden dolayı 1 kasım 1928'deki harf devrimi olayına dek belgelerde kelime "türkiya" şeklinde de okunabilecek şekilde yazmıştır. arap alfabesindeki "he" harfi osmanlı türkçesi kurallarına göre kelimenin sonuna geldiğinde "a" veya "e" sesi okutabiliyordu. dolayısıyla cumhuriyet'teki harf inkılabına dek kelime tam anlamıyla halk arasında okunduğu gibi yazılamamıştır. günümüzde italyanca'da türkiye kelimesinin karşılığı halen "turchia'dır".
devamını gör...
normal sözlük'te herkesin fakir olması
bu millet bu kafaya nasil geldi sanıyorsun diyeceğim başlık.
bu şaşaalı kafayı ve hayatı ben seçmedim.
şaşaalı hayat : badem sütü kreması içinde yüzmek.
gönlümüzün zenginliğine hiç değinmiyorum bile. herkes melek burda. bi kanatlarımız eksik. neyse daha fazla tanim girerdim de internetim kotalı.
bu şaşaalı kafayı ve hayatı ben seçmedim.
şaşaalı hayat : badem sütü kreması içinde yüzmek.
gönlümüzün zenginliğine hiç değinmiyorum bile. herkes melek burda. bi kanatlarımız eksik. neyse daha fazla tanim girerdim de internetim kotalı.
devamını gör...
yazarların mini dizi önerileri
11.22.63. güzel dizi önerilerinizi bu başlık altında bekliyorum...
devamını gör...
terziler geldiler
bir turgut uyar şaheseri olan şiir. aşağıda şiire dair ufak bir açıklama ve ismet özel sesinden bir linki de mevcut.
terziler geldiler
terziler geldiler. kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle
daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere
bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle.
kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. sonra
sonsuz çalgısı sevinçsizliğin.
çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de
duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle...
yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular
o çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler
ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler
bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi,
'tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler
piyangocular, çiçek satın alanlar,
balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını
zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar.
sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler.'
bir şey vardı ısınmaz kalın kumaşların altında, kesip biçtiler
patron çıkardılar, karşılaştırdılar,
katlanılmaz bir uykunun sonunu kesip biçtiler
şarkılara başladılar ölmüş bir at için
makaslarını bırakmadılar
bekleniyorlardı.
'ey artık ölmüş olan at! -dediler-
ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı!
sen açardın,
otuzüçbin at türünün tek kaynağıydın sen!
tüylerin karaparlaktı. koşumların,
-kokulu yağlarla ovulup parlatılan-
nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke.
göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at!
toynaklarını liflerle ovardık
senin karaya boyanırdı koşuşun
uyandırırdı bütün karaları ve denizleri.
çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından
ne güzel gözlerin vardı kara at!
binlerce kişi,
-çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut
darmadağın giysileriyle herkes
körler ve cüzzamlılar,
bütün kutsal kitaplar kalabalığı,
ermişler, kargışlılar ve günahlılar
gebe kadınlar, vâz edenler
ve dondurmacılar ve at cambazları ve
tecimenler ve kıralcılar ve gemicilerle
tanrıtanımazlar ve tefeciler ve
yalvaçlar...-
ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş
senin mutlu ovanı doldurup
haykırırlardı.
büyük sesler içinde sen, geçerdin...'
terziler geldiler. bu güneşler odaların dışındaydı artık.
herkes titrek ve sabırsız, titrek ve sabırsız evlerinde
gazeteler yazmadı, dükkânlar dönemindeydik
yüzlerce odalarda yüzlerce terziler, pencerelerini kapadılar
parmakları uzun, kurusolgun yüzleri sararmış, eskimiş durmaktan
yitik saat köstekleri, titrek ve sabırsız yorgun bacakları
her şeylerine yön veren durmuşluğa olur dediler
beğenip gülümsediler.
'ey artık ölmüş olan at! -dediler-
senin eyerin ne güzeldi.
dişi keçi derisinden, ofir altınıyla süslü
nasıl yaraşırdı belinin soylu çukurluğuna
seninle öteleri ansırdık.
öteler, baklanın ve pancarın duyarlığı
kedinin varlığı erişilmez kişilik
güneşli bir damda
içimizden gemiler kaldırırdın,
suyunu büyük şölenlerle tazelerdik
bayramımızdın. kuburlukların
bütün kişniş ve badem doluydu.
simdi dar dünya
ölümün büyük hızı kesildi.'
terziler geldiler. ateş ve kan getirmediler.
hüzünleri kan ve ateşti ama. uğultulu bir şey
ekspresler garlarda kaldı, ilâçlar çıldırdılar
kenti bir bastan bir basa dolaştım, tıs yok
bütün odalara dağıldılar. sürahiler tozlu, pabuçlar kurumuş
yerlerde kırpıntılar,
'oyulmuş yakalar, kolevlerinden arta kalanlar
vatka pamukları, verevine şeritler, kopçalar,
düğmeler, ilikler
iplik döküntüleri, kumaş parçaları,
karanlık akşamüstleri ve sabahlar,
dükkân tabelâları, kartvizitler...'
kasıklarına kadar çıkmış, en ufak bir ölüm bile yok.
tarafsız bir aşk çağlıyordu onların solgunluğunda
mutfaklarını kilitlediler, büyük atsı giysiler kestiler,
'ey artık ölmüş olan at! -dediler-
koşuşun büyütürdü dünyayı senin!
sen nasıl da koşardın.
biz güneyde yatardık, sen koşardın
hangi at güzelse ondan da güzeldin
kuyruğun parlak savruluşuyla bölerdi
bir karaya göğü
ve yüceltirdi, ince bezekli kuskununu.
gemin güzel sesler çıkarırdı güzel
ağzında,
herkesi sevinçle haykırtan.
başın yaraşırdı düşüncemize ve
gözlerine saygıyla bakardık...'
terziler geldiler. durgunluktu o dökük saçık giyindikleri
yarım kalmışlardı. tamamlanmadılar. toplu odalarını sevdiler.
ölümü hüzünle geçmişlerdi, ateşe tapardılar.
kent eşiklerindeydi, ağlayışını duydular
kestiler, biçtiler, dikmediler ve gitmediler,
iğnelerine iplik geçirip beklediler;
'ey artık ölmüş olan at! -dediler-
en güzeli oydu iste, yüzünün
savaşla ilişkisi.
boydanboya bir karşıkoyma, denge
ve istekli bir azalma. onu bilirdik.
o ağaç senin kanınla beslenirdi,
hepimizi besleyen.
bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız
senin karşında,
alışverişin, alfabenin, iplik döküntülerinin ve
her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği...'
alegorik bir anlatıma sahip olan bu şiirin ne anlattığını anlamaya çalışmazsak eğer birçok şeyi kaçırmış oluruz. denilir ki bu şiirde turgut uyar türk devrimini eleştirmiştir. yani 27 mayıs 1960 darbesi kastedilerek. kimisi de cumhuriyetin ilk yıllarındaki devrimlerin inkılapların mevzubahis olduğunu iddia eder. dönemin özelliklerine bakınca 27 mayısçılar için yazılmış olması daha muhtemel. bu şiirde zannediyorum ki terziler 27 mayısçılar ve at ise ülkemizdir. farklı semboller de kullanılmış olabilir, bilenler bizi de bilgilendirirse seviniriz.
terziler geldiler
terziler geldiler. kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle
daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere
bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle.
kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. sonra
sonsuz çalgısı sevinçsizliğin.
çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de
duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle...
yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular
o çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler
ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler
bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi,
'tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler
piyangocular, çiçek satın alanlar,
balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını
zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar.
sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler.'
bir şey vardı ısınmaz kalın kumaşların altında, kesip biçtiler
patron çıkardılar, karşılaştırdılar,
katlanılmaz bir uykunun sonunu kesip biçtiler
şarkılara başladılar ölmüş bir at için
makaslarını bırakmadılar
bekleniyorlardı.
'ey artık ölmüş olan at! -dediler-
ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı!
sen açardın,
otuzüçbin at türünün tek kaynağıydın sen!
tüylerin karaparlaktı. koşumların,
-kokulu yağlarla ovulup parlatılan-
nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke.
göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at!
toynaklarını liflerle ovardık
senin karaya boyanırdı koşuşun
uyandırırdı bütün karaları ve denizleri.
çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından
ne güzel gözlerin vardı kara at!
binlerce kişi,
-çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut
darmadağın giysileriyle herkes
körler ve cüzzamlılar,
bütün kutsal kitaplar kalabalığı,
ermişler, kargışlılar ve günahlılar
gebe kadınlar, vâz edenler
ve dondurmacılar ve at cambazları ve
tecimenler ve kıralcılar ve gemicilerle
tanrıtanımazlar ve tefeciler ve
yalvaçlar...-
ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş
senin mutlu ovanı doldurup
haykırırlardı.
büyük sesler içinde sen, geçerdin...'
terziler geldiler. bu güneşler odaların dışındaydı artık.
herkes titrek ve sabırsız, titrek ve sabırsız evlerinde
gazeteler yazmadı, dükkânlar dönemindeydik
yüzlerce odalarda yüzlerce terziler, pencerelerini kapadılar
parmakları uzun, kurusolgun yüzleri sararmış, eskimiş durmaktan
yitik saat köstekleri, titrek ve sabırsız yorgun bacakları
her şeylerine yön veren durmuşluğa olur dediler
beğenip gülümsediler.
'ey artık ölmüş olan at! -dediler-
senin eyerin ne güzeldi.
dişi keçi derisinden, ofir altınıyla süslü
nasıl yaraşırdı belinin soylu çukurluğuna
seninle öteleri ansırdık.
öteler, baklanın ve pancarın duyarlığı
kedinin varlığı erişilmez kişilik
güneşli bir damda
içimizden gemiler kaldırırdın,
suyunu büyük şölenlerle tazelerdik
bayramımızdın. kuburlukların
bütün kişniş ve badem doluydu.
simdi dar dünya
ölümün büyük hızı kesildi.'
terziler geldiler. ateş ve kan getirmediler.
hüzünleri kan ve ateşti ama. uğultulu bir şey
ekspresler garlarda kaldı, ilâçlar çıldırdılar
kenti bir bastan bir basa dolaştım, tıs yok
bütün odalara dağıldılar. sürahiler tozlu, pabuçlar kurumuş
yerlerde kırpıntılar,
'oyulmuş yakalar, kolevlerinden arta kalanlar
vatka pamukları, verevine şeritler, kopçalar,
düğmeler, ilikler
iplik döküntüleri, kumaş parçaları,
karanlık akşamüstleri ve sabahlar,
dükkân tabelâları, kartvizitler...'
kasıklarına kadar çıkmış, en ufak bir ölüm bile yok.
tarafsız bir aşk çağlıyordu onların solgunluğunda
mutfaklarını kilitlediler, büyük atsı giysiler kestiler,
'ey artık ölmüş olan at! -dediler-
koşuşun büyütürdü dünyayı senin!
sen nasıl da koşardın.
biz güneyde yatardık, sen koşardın
hangi at güzelse ondan da güzeldin
kuyruğun parlak savruluşuyla bölerdi
bir karaya göğü
ve yüceltirdi, ince bezekli kuskununu.
gemin güzel sesler çıkarırdı güzel
ağzında,
herkesi sevinçle haykırtan.
başın yaraşırdı düşüncemize ve
gözlerine saygıyla bakardık...'
terziler geldiler. durgunluktu o dökük saçık giyindikleri
yarım kalmışlardı. tamamlanmadılar. toplu odalarını sevdiler.
ölümü hüzünle geçmişlerdi, ateşe tapardılar.
kent eşiklerindeydi, ağlayışını duydular
kestiler, biçtiler, dikmediler ve gitmediler,
iğnelerine iplik geçirip beklediler;
'ey artık ölmüş olan at! -dediler-
en güzeli oydu iste, yüzünün
savaşla ilişkisi.
boydanboya bir karşıkoyma, denge
ve istekli bir azalma. onu bilirdik.
o ağaç senin kanınla beslenirdi,
hepimizi besleyen.
bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız
senin karşında,
alışverişin, alfabenin, iplik döküntülerinin ve
her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği...'
alegorik bir anlatıma sahip olan bu şiirin ne anlattığını anlamaya çalışmazsak eğer birçok şeyi kaçırmış oluruz. denilir ki bu şiirde turgut uyar türk devrimini eleştirmiştir. yani 27 mayıs 1960 darbesi kastedilerek. kimisi de cumhuriyetin ilk yıllarındaki devrimlerin inkılapların mevzubahis olduğunu iddia eder. dönemin özelliklerine bakınca 27 mayısçılar için yazılmış olması daha muhtemel. bu şiirde zannediyorum ki terziler 27 mayısçılar ve at ise ülkemizdir. farklı semboller de kullanılmış olabilir, bilenler bizi de bilgilendirirse seviniriz.
devamını gör...
varoş mahallelerin fakir hareketleri
varoş dedik, eyvah! şimdi halktan en kopuk olan sol görüşlüler koşa koşa gelip varoş ve köylü güzellemesi yaparlar. gominist baba ve hatta aile ile büyüdüm, adam bana 4 yaşındaydım zafer işareti yaptırıyordu, hayatım boyunca liseye gidip aaa sol iyiymiş ya diyenler kadar solcu olamadım. canlarım benim.
hedefim beşiktaş ya da cihangir'de yasayıp polisiye bir dizi yapmak. bi karakteri varoşlarda yaşatıp gecekonduya muhtaç edeceğim ve her gün evinin yıkılma korkusu ile sınayacağım onu. o ve güçlü mahalle halkı devlet çalışanlarına taş atacak. neden? çünkü evlerini koruyacaklar. sonra buradan kazandığım parayla acarlar mahallesinde 25 milyonluk villa alacağım. hihihi.
varoşlar tehlikelidir. sevmem. adaletsizlik varoşların gecekondularında yaşaması, yırtık ayakkabılarının olması ya da mahalle okullarında eğitim görmeleri midir? adaletsizlik bunların evlerinin olması, bizlerin şu an istanbul şartlarında 3 bin liraya 35 yıllık boktan evlere muhtaç olmamız. adamlar köylerinden gelmiş, kimin arsası olduğu ile ilgilenmeden gelip bir gece içinde gecekondu yapmış, yetmemiş üstüne sanki deprem tehlikesi yokmuş gibi 3 kat cıkmış ve en az 3-4 bin kira verdiğimiz evlerden varoş güzellemeleri yapıyoruz. varoşları koruyoruz. ya varoş demesene diyoruz. höğff.
varoş mahallelerinde yaşayan insanların en fakir hareketi ya da aslında özelliği, varoşların getirdiği o mağduriyettir. bi varoş mahallesine girin, bir tane tapulu ev bulamazsınız, çoğu evin üstünde kaçak kat vardır, oradan kira falan alırlar ama 6 bin maaş alıp en az 3 binini kiraya veren türkiye'nin eğitimli fakirlerinden daha mağdur olduklarını iddia ederler. bir yerde ne kadar büyük mağduriyet varsa orada o kadar varoş vardır.
işin ilginç tarafı bizim 6 bin maaş alan eğitimli genç arkadaşlar varoş güzellemesi yapıyor. adam 20 sene önce gelmiş, oraya ev yapmış canı öyle istediği için, o adama kira veriyor bizim genç arkadaş ve ama abisi diyor devlet bakmıyor bu insanlara.
hahaha.
hedefim beşiktaş ya da cihangir'de yasayıp polisiye bir dizi yapmak. bi karakteri varoşlarda yaşatıp gecekonduya muhtaç edeceğim ve her gün evinin yıkılma korkusu ile sınayacağım onu. o ve güçlü mahalle halkı devlet çalışanlarına taş atacak. neden? çünkü evlerini koruyacaklar. sonra buradan kazandığım parayla acarlar mahallesinde 25 milyonluk villa alacağım. hihihi.
varoşlar tehlikelidir. sevmem. adaletsizlik varoşların gecekondularında yaşaması, yırtık ayakkabılarının olması ya da mahalle okullarında eğitim görmeleri midir? adaletsizlik bunların evlerinin olması, bizlerin şu an istanbul şartlarında 3 bin liraya 35 yıllık boktan evlere muhtaç olmamız. adamlar köylerinden gelmiş, kimin arsası olduğu ile ilgilenmeden gelip bir gece içinde gecekondu yapmış, yetmemiş üstüne sanki deprem tehlikesi yokmuş gibi 3 kat cıkmış ve en az 3-4 bin kira verdiğimiz evlerden varoş güzellemeleri yapıyoruz. varoşları koruyoruz. ya varoş demesene diyoruz. höğff.
varoş mahallelerinde yaşayan insanların en fakir hareketi ya da aslında özelliği, varoşların getirdiği o mağduriyettir. bi varoş mahallesine girin, bir tane tapulu ev bulamazsınız, çoğu evin üstünde kaçak kat vardır, oradan kira falan alırlar ama 6 bin maaş alıp en az 3 binini kiraya veren türkiye'nin eğitimli fakirlerinden daha mağdur olduklarını iddia ederler. bir yerde ne kadar büyük mağduriyet varsa orada o kadar varoş vardır.
işin ilginç tarafı bizim 6 bin maaş alan eğitimli genç arkadaşlar varoş güzellemesi yapıyor. adam 20 sene önce gelmiş, oraya ev yapmış canı öyle istediği için, o adama kira veriyor bizim genç arkadaş ve ama abisi diyor devlet bakmıyor bu insanlara.
hahaha.
devamını gör...
ekşi sözlük'e geri dönmek
kafa sözlük yönetiminden yazarına herkesi şok eden durumdur.
iko ve yoldaş bence sözlük temasını karalara boyamalı giden yazar hatırısına herkesin sözlüğü 3 gün süresince gece modunda kullanması gerekir.
ajax kim ya?
iko ve yoldaş bence sözlük temasını karalara boyamalı giden yazar hatırısına herkesin sözlüğü 3 gün süresince gece modunda kullanması gerekir.
ajax kim ya?
devamını gör...
taylor swift
bu kadar çok seveninin olması gözümü yaşarttı zira çevrem dinlediğimi söylediğimde yüzünü ekşiten insanlarla dolu.
kariyeri boyunca aşk hayatıyla magazincilerin ağzına meze olmuş bir şarkıcı. başarıları yerine birlikte olduğu erkeklerle gündeme getirilerek ataerkinin kurbanı olmuştur zaman zaman.
son 5 yıldır falan aynı kişiyle beraber olduğundan magazinciler her gece ağlıyor.*
ayrıca 2009 mtv müzik ödüllerinde kanye west sapığının kurbanı olmuştur. taylor swift adayları arasında beyoncé'nin de olduğu bir ödülü aldığında kanye sahneye fırlayıp bunu beyoncé hak ediyordu.s.s diye zırvalamıştır. düşünün 20 yaşında sektöre hızlıca ve nispeten yeni girmiş bir genç kadının elinden mikrofonu alıp zırvalıyor. üstelik bu sadece taylor'a değil beyoncé'ye de yaptığı kocaman bir ayıp. eğer ortada savunulacak bir durum varsa beyoncé kendini savunamıyor mu? sanane lan daly... neyse sonra beyonce kendi ödül aldığında taylor'ı sahneye davet edip sözünü bitirmesini istemiştir ki bu da beyoncé'nin yüceliğini gösteriyor.
olayın videosu
kariyeri boyunca aşk hayatıyla magazincilerin ağzına meze olmuş bir şarkıcı. başarıları yerine birlikte olduğu erkeklerle gündeme getirilerek ataerkinin kurbanı olmuştur zaman zaman.
son 5 yıldır falan aynı kişiyle beraber olduğundan magazinciler her gece ağlıyor.*
ayrıca 2009 mtv müzik ödüllerinde kanye west sapığının kurbanı olmuştur. taylor swift adayları arasında beyoncé'nin de olduğu bir ödülü aldığında kanye sahneye fırlayıp bunu beyoncé hak ediyordu.s.s diye zırvalamıştır. düşünün 20 yaşında sektöre hızlıca ve nispeten yeni girmiş bir genç kadının elinden mikrofonu alıp zırvalıyor. üstelik bu sadece taylor'a değil beyoncé'ye de yaptığı kocaman bir ayıp. eğer ortada savunulacak bir durum varsa beyoncé kendini savunamıyor mu? sanane lan daly... neyse sonra beyonce kendi ödül aldığında taylor'ı sahneye davet edip sözünü bitirmesini istemiştir ki bu da beyoncé'nin yüceliğini gösteriyor.
olayın videosu
devamını gör...
anonim kalmanın önemi
anonim kalmayacaksam buranın instagram,twitter gibi sosyal medyalarımdan ne farkının olacağını düşündüğüm başlık.
anonimim çünkü düşüncelerimi daha rahat ifade ediyor,dilediğim gibi tanım yapabiliyor ve eş dost ile sözlükte karşılaşma riskine güvenlik çemberimle savabiliyorum. burda kara kaşıma kara gözüme, cinsiyetime bakmayan insanlarla muhabbet edebiliyorum. beni ben olduğum için tanımak istiyorlar, seviyorlar, yazdıklarımı okuyorlar.
yoksa bir fotoğraf koyup beni daha da sevmenizi sağlayabilirim ama bu kadarı kafi *
anonimim çünkü düşüncelerimi daha rahat ifade ediyor,dilediğim gibi tanım yapabiliyor ve eş dost ile sözlükte karşılaşma riskine güvenlik çemberimle savabiliyorum. burda kara kaşıma kara gözüme, cinsiyetime bakmayan insanlarla muhabbet edebiliyorum. beni ben olduğum için tanımak istiyorlar, seviyorlar, yazdıklarımı okuyorlar.
yoksa bir fotoğraf koyup beni daha da sevmenizi sağlayabilirim ama bu kadarı kafi *
devamını gör...
sanagulbahcesivadetmedim
joanne greenberg kitabıdır. kitapta psikolog şizofren hastası olan deborah'a şunları söyler: "sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim. hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim. ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vadetmedim. sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim. sana sunduğum tek gerçeklik savaşım. ve sağlıklı olmak, gücünün yettiği kadarıyla, bu savaşımı kabul edip etmemekte özgür olmak demektir. kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır. üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer olur."
devamını gör...
neopaganizm
sigma isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
''modern paganizm'' olarak da bilinen kavramdır.
bilindiği üzere paganizm, doğanın yüce olduğunu, yüceltilmesini merkezine alan bir inanıştır.
neopaganizm de bu hareketlerin günümüze uyarlanması durumudur.
''modern paganizm'' olarak da bilinen kavramdır.
bilindiği üzere paganizm, doğanın yüce olduğunu, yüceltilmesini merkezine alan bir inanıştır.
neopaganizm de bu hareketlerin günümüze uyarlanması durumudur.
devamını gör...
topiary
türkçeye budama sanatı olarak çevirebileceğimiz topiary, yunanca τόπο* kelimesinden türetilmiştir.

topiary sanatına dair ilk izler romalı büyük doğa bilimci plinius'a ait naturalis historia adlı eserde karşımıza çıkıyor. plinius eserinde, imparator julius caesar* ve ünlü devlet adamı cicero'nun arkadaşı ve sade bir roma vatandaşı olan gaius matius calvinus'un bahçıvanlık ve ağaç budamadaki ustalığından bahsediyor. sezar'ın sarayının bahçesindeki ağaçların ve çalılıkların nasıl ustalıkla budanıp şekillendirildiğinden söz eden plinius'un anlattıklarına göre, meydana çıkarılan ilk şekillerin basit geometrik şekiller olduğunu anlıyoruz. sarayın bahçesindeki bu şekil verilmiş ağaçları çok beğenen dönemin zenginleri kendi villalarının bahçelerine de aynı ağaçlardan istemiş bu sayede de topiary sanatı tüm avrupaya yayılmaya başlamıştır.
fotoğraf: topiary sanatının ilk yayıldığı yerlerden italya'nın toskana bölgesinden bir villanın bahçesi

iğne yapraklı, yaprak dökmeyen odunsu ağaçların tercih edildiği budama sanatında sıklıkla porsuk, çobanpüskülü, ladin, mazı, defne gibi ağaçlar tercih ediliyor.
fotoğraf: kendisi kadar bahçesiyle de ünlü versailles sarayı

topiary sanatıyla ilgili tüm epey büyük bir topluluk bile var: european boxwood & topiary society
zamanla çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da çok ileri gitmiş sanatçılar. küçük bir seçki bırakıyorum buraya:












topiary sanatına dair ilk izler romalı büyük doğa bilimci plinius'a ait naturalis historia adlı eserde karşımıza çıkıyor. plinius eserinde, imparator julius caesar* ve ünlü devlet adamı cicero'nun arkadaşı ve sade bir roma vatandaşı olan gaius matius calvinus'un bahçıvanlık ve ağaç budamadaki ustalığından bahsediyor. sezar'ın sarayının bahçesindeki ağaçların ve çalılıkların nasıl ustalıkla budanıp şekillendirildiğinden söz eden plinius'un anlattıklarına göre, meydana çıkarılan ilk şekillerin basit geometrik şekiller olduğunu anlıyoruz. sarayın bahçesindeki bu şekil verilmiş ağaçları çok beğenen dönemin zenginleri kendi villalarının bahçelerine de aynı ağaçlardan istemiş bu sayede de topiary sanatı tüm avrupaya yayılmaya başlamıştır.
fotoğraf: topiary sanatının ilk yayıldığı yerlerden italya'nın toskana bölgesinden bir villanın bahçesi

iğne yapraklı, yaprak dökmeyen odunsu ağaçların tercih edildiği budama sanatında sıklıkla porsuk, çobanpüskülü, ladin, mazı, defne gibi ağaçlar tercih ediliyor.
fotoğraf: kendisi kadar bahçesiyle de ünlü versailles sarayı

topiary sanatıyla ilgili tüm epey büyük bir topluluk bile var: european boxwood & topiary society
zamanla çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da çok ileri gitmiş sanatçılar. küçük bir seçki bırakıyorum buraya:











devamını gör...

