lilithin anadolu efsanesi olan al karısı olduğu rivayet edilir. ademe o kadar sinirlenir ki ondan olan tüm çocukları öldüreceği üzerine yemin eder. bundan dolayı lohusa annelere musallat olur al karısı.
devamını gör...

ne mi istiyorum ben?
eylül gibi bir şey istiyorum.
yakmasın, üşütmesin.
sarı yeşil olsun...
sarı sabrım, yeşil dileğim olsun
rüzgarı ılık essin, yağmuru huzur versin.
şu yangın, şu kavga bitsin...
güneş umuda doğsun...
bağlar bozulsun, üzümler şarap olsun...
toprak bereketlensin, doğa temizlensin...
eylül gelsin...
şu yangın mevsimi kenara çekilsin...
sarı-yeşil bahar gelsin.

~birhan eroğlu

herkeslere günaydın. eylüle girdik bildiğiniz üzere*. umarım sonbahar içimizdeki tüm hüznü ve negatifliği alıp uçurur başka diyarlara. biz de onun yerine mutluluk ve sevinç tohumları ekeriz içimize. sonra güzel bir sonbahar yağmuru yağar, sevinç tohumlarımız büyüyüp ağaç olur. ruhumuza meyve verir.
güzel bir gün, güzel bir eylül diliyorum her birinize. *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ingiliz ressam thomas cooper gotch'un 1896 yılında bitirdiği, bugün tate gallery'de sergilenen alleluia isimli eseri.
devamını gör...

hala hoş olan başarılı kadın sunucu.
devamını gör...

matrix’de miyiz gençler? *
devamını gör...

hindistancevizi yağını hindistancevizi yağı yapan meşhur içeriğinin adıdır çünkü hindistancevizi yağının yüzde ellisini oluşturur. tam adı medium-chain triglyceride (mct) tatsız, yağ tadı olmayan bir içerik. ben amerikadayken yağ formunu kullanıyordum çünkü gerçekten tadı hissi yoktu. geçen gün online bir vitamincide görünce aklıma geldi ve aldım yoksa eczanede çok karşılaştığım bir içerik değil.

bir doktor vs. olmadığım için başlık açacakken güvendiğim iki siteye baktım ve sizin için bilgileri çevirdim. buyrun etkilerine bakalım.

1)zayıflama etkisi:

peptit yy and leptin ve salınımını arttırdığı düşünülmekte ve bunun da açlık hissini bastırabildiği düşünülmekte.

long-chain triglyceridelerden yani bu zeytinyağı avokado yağından yüzde 10 oranında daha az kalori bulundurduğundan yine sağlıklı bir yağ alternatifi olarak görülmekte.

yine zayıflamada iyi bakterileri beslemesinin de etkisi olduğu düşünülüyor.

2)enerji etkisi:
ketojenik diyette keton oluşturmada ve aynı şekilde karaciğere daha kolay geçmesi ve safra özü tarafından sindirilmeye ihtiyacı olmadığı için (yani uzun trigliseritlere göre). ketonun kan beyin bariyerini aşabilmesi de bir avantaj olarak görülüyor.

3)atletlerde yağın enerji için kullanımında destek ve laktik asidin birikmesini azalttığı düşünülüyor.

4) epilepsi, alzheimer ve otizmde ketojenik etkiye katkısından dolayı katkısı olabileceği yazılmış.

5) kalp sağlığı için faydalı olduğu belirtilmiş. bu da aslında kilo kaybının bir etkisi olarak geliyor.

6)kan şekerini dengelediği düşünülüyor.

mct'nin ishal, kusma, asabiyet, mide bulantısı, mide rahatsızlığı, bağırsak gazı, esansiyel yağ asidi eksikliği gibi oluşabilecek yan etkilerinin yemekle beraber tüketilmesiyle çözülebileceği belirtilmiş. risk faktörü olarak keton birikmesinden ötürü diyabetliler uyarılmış. aynı şekilde karaciğerden geçtiği için karaciğer problemi olanların da kullanmaması önerilmiş. hamilelik ve emzirme dönemindeki etkisi bilinmediğinden yine bu dönemde kullanılmaması konusunda uyarıda bulunulmuş (yazar burada artık belirtilmiş uyarılmış yok şey etmiş kusuyordu).

peki pastirmalicorek bunu ne için kullanıyor? taş devri karatay gibi diyetler sağlıklı yağları hep vurguluyorlar dolayısıyla ben de bu anlamda iyi yağları da kullanıyorum. yani ülkemizde kolayca bulunulsa saf yağ yani ghee'yi de yemeklerimde kullanırdım çünkü tereyağından çok farklı bir lezzet katıyor ama elde olanlarla bir kombinezon yaratıyorum.


kaynak 1
kaynak 2
devamını gör...

" bir ülkede akıl ve sanattan çok servete değer verilirse bilinmelidir ki, orada keseler şişmiş, kafalar boşalmıştır."
devamını gör...

(bkz: ucemak)tabii ki benimdir efendim. 15 dolarım var 2 sene önce almıştım eminönü'nden. merkez bankasının ise - 49.5 milyar doları var. ekside yani. varsa rakibim başlık altına beklerim.
devamını gör...

külah dondurma alındığında batırılan çikolata sosudur.
karikatür: umut sarıkaya
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

pazar ayininde hızlıca çıkıp sedat'ı izledim.
adamın iki dileği var; kendisinin en azpislik olduğu kabul edilsin ve kızı için psikolojik destek ya da gidin kızından özür dileyin. akan her damla göz yaşı için kızı size ateş filan etsin.... sonuçta bu kız çocuğu şükürler olsun ki çok şanslı, ne bir tacize uğradı ne de eğitim konusunda bir eksiklik yaşıyor. milyonlarca kız çocuğundan daha şanslı ama polis amcalar korkutmuş ve ağlatmış onu....*
hükümete birileri uyarı çeksin. bakınız gezi zamanında da böyle oldu, düşürülen rus uçağında da, roboski katliamında da...
çıkın lan bir kerede özür dileyin, adam her seferinde diyor ki, en çok ben yardım yaptım, ben çok iyi bir insanım. benim kız çocuğumun psikolojisi ne olacak?
kendisi, çocukluğunu yaşayamamış, yazık!!!! atsız şiirleri okuyup beyaz ata bindiğini hayal ediyormuş.* kendisi iyi ki kadın değilmiş, iyi ki anne değilmiş. modern zaman intaşok anaları gibi biri olurdu... yeni peygambermiş gibi kutsuyorlar ya çocuklarını, hepiniz bilirsiniz. açılmadan beri ''nice bebelerin ilk mekana teşrif'' karelerini izledim. neyse konumuz bu değil, keşke sedat bey, bu ülkede yaşayan milyonlarca kız çocuğu için hassasiyet gösterse... kendisine çağırda bulunmak isterdim. müge anlı programında istismara uğramış, evden kaçmış kız çocuklarına bir yardım eli uzatsa?
siyasilere dil uzatınca rabia naz konusuna parmak bassa, kötü mü olur?
unutmadan;
bugün bizler için ne gezi davası kapanmıştır, ne de roboski katliamınız unutulmuştur. günü gelecek elbette hesap vereceksiniz.*
sol fraksiyon diyor fakat bu ülkede sol hükümetin yönetime gelmediğini bilmiyor... skandal.
sağ hükümetler başa geçince din elden gidiyor diyorlarmış, alla alla, bak sen....
sol hükümetler başa geçince* temiz toplum, toplum bağırsaklarını temizliyor diyormuş....
bülent arınç' ın solcu olduğunu öğrendik, ayrıca akabe'nin de... her gün yeni bir bilgi suphanalla....
doğu perinçek'in ciaaa hikayesini hepimiz biliyoruz. adam has türkçüüüü, aydınlıkçı cnn'e ce-ne-ne diyor. evet sedat, doğu bey deli ama bugün delirmedi, o da sen gibi saykooo.
veysi değilllll,veis.
şimdi sedat'ın hayatı boyunca yaptığı yanlışlara bakalım,
akitçilerden dürüstlük beklemek*....
veis ile ünlü nargilecide yemek yemiş.
metin külünk'ün yeğeninin hava parasını ödemek....

uluslararası tetikçiler varmış, çakal carlos'tan ders almışlar mı?

sedat'ın hayata dair söylediği acı ama gerçek anektodlara bakalım;
''millet 3 bin dolar kazanamıyor'' dedi ve çok haklı... binali'nin oğlu 3 milyon dolar kazanmış, akıllıymış.
''insan üzerine kurulan her sistemde hırsızlık var'' dedi, yine çok haklı.
''ümmetin gaspçısı'' deyimine akebe'den gapssss mı ? niye mi verdim 5 milyonu? ayakta mı duramıyorum? 3 kere hacca gittim aha dayıya sor, açıklamalarını bekliyorum......

adamlar seçimlerde kahve borcu takmışlar. her zaman diyorum cem uzan çok daha vizyoner, türkiye için kırılma noktası cem uzan'ın kaybettiği gün başladı.... adam dönerciye borç takmıştı, en azından milletin karnını doyurmuştu.*

abdülkadir selvi'nin yarın köşe yazısında, müslüm gürses'in buradan şarkının tüm sözlerini yazmasını bekliyorum. kötüysem, düşkünsem kime ne bundan kısmına vurgu bekliyorum.

sezgin baran'ın a haber'de zenginlik hikayesi ''bir başarı hikayesi'' olarak yayınlanmıştı. kendisi yine ve yeniden diğer vurguncular gibi yılın iş adamı ödülüne layık görülmüştü.*!
yozlaşmanın, pisliğin ülkenin her milimetrekaresine işlediğini görüyoruz.....

günün sonunda ne sezgin baran, ne perinçek, ne binali'nin oğlu, ne de soylu'nun şirketi yeni bilgiler değildi.
uzayda yaşamayanlar belediye yolsuzlukları ve saçma vakıfları biliyorlardır. okçuluk vakfı var lan ülkede...
mafyaların seçimlerde para yardımı, haraççılık yani bunlar ilk kez duyduğumuz şeyler değil.

unutmadan, mekanlarda locaların müdavimlerinden bahsetti, benim en çok şikayet ettiğim konudur. loca ne baba? eğlence sektöründe hepimiz eşitlenelim. ayrıca o eğlence mekanlarının güvenliği ve işletmeleri hep bahsettiği kesimin elinde, nokta.
devamını gör...

sen olsaydın sana atar yapayım mı sana da bir tuzlu derdim ama işte hayat...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

okul çıkışı geri getirilip evde yendiğinde daha lezzetli olan tosttur.
devamını gör...

vincent van gogh- patates yiyen köylüler (1885)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aşırı kalabalık arkadaş grupları. dışarıdan çok hoş duruyorlar, evet. ama içlerinde hepsi birbirinin dedikodusunu yapıyor, kuyularını kazıyorlar.
devamını gör...

günaydın sözlük,
duygular, doğası gereği geçicidir, iyiki de geçiciler, sürekli depresif hissettiğimi hayal bile etmek istemiyorum. neyse dünkü cenderenin içinden biraz sıyrılabildiğime göre "buna da şükür" deyip heybeme biraz umut, mutluluk falan koyup yeni güne başlayabilirim sanırım...
bu arada dün nickimin yanına eklenen "sevgi kelebeği" unvanını da çok sevdiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. teveccühünüz efendim, çok naziksiniz. *

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kış aylarının vazgeçilmezi lan mantar.özellikle istiridye mantarını çok seviyorum tereyağında çevirip yanına bulgur pilavı yapınca yemeye doyum olmuyor.
devamını gör...

italyanca falcietto "orak" sözcüğünden alıntı olan kelimedir. maket bıçağı olarakta bilinir. önceleri ayakkabı imalathanelerinde deri, kösele ve mukavva kesmek için kullanılırken zamanla evlerimize kadar girmiştir. nedense bende her kullandığımda çok keskin olması nedeniyle hep tedirginlik yaratır. kullanmadığım zamanlar mutlaka sürgüsünü kapatırım.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kesinlikle (bkz: cüneyt arkın)dır.
devamını gör...

"ak meleğim göç eylemiş yurdundan
havalanmış minnet etsem iner mi?
can çıkmazsa o kurtulmaz bu demden
alev almış ateş dağı söner mi?

dertli olanlara elbet zar gelir
geniş dünya tek başına dar gelir
ellere yaz bahar bana kış gelir
ben yanarım eller beni kınar mı?

metini'yem daha giymem alları
viran olsun çamşıhı'nın elleri
sele verem dağı, taşı, çölleri
aklı olan bu dünya'ya kanar mı?"
aşık ali metin sivas-divriği

anadolu sahasında 16. yüzyılda ortaya çıkan ve günümüzde de etkinliğini hala devam ettiren âşıklık geleneği: anadolu insanının aşk, tabiat, ayrılık, ölüm, gurbet, özlem, siyaset, yiğitlik vb. pek çok konuyu işlediği ve kültüre hizmet eden en önemli yapı taşlarından bir tanesidir. islamiyet öncesi dönemde "ozan-baksı" olarak karşımıza çıkan âşıklık geleneği şüphesiz ki sözlü kültür ürünlerinin günümüze ulaşmasında milli folklore büyük ölçüde katkıda bulunan son derece önemli kaynaklardır. aradan geçen onca zamana rağmen şu an etkinliğini sürdürüyor olması da bizlerin, onları yaşatma ve aktarım noktasındaki hassasiyetimize bağlıdır. şu an pek çok aşığımız yaşayan insan hazinesi olarak unesco tarafından somut olmayan kültürel miras listesi'nde yerini almıştır. selam olsun köroğlu'na, karacaoğlan'a, öksüz dede'ye. nefes olalım sümmani'ye, nesimi'ye. gelin dostlar, bir olalım pir sultan'ın, mahzuni şerif'in, aşık veysel'in, şeref taşlıova'nın, neşet ertaş'ın dergâh-ı izzeti'nde...

adres belli. her hafta salı olduğu gibi bu hafta da girift şahane bir yayınla bizlerle.* aşık ali metin'e ait olan ak meleğim adlı deyişi bir de kıymetli dost zeynep çınar'dan dinleyin bakalım.* akşam bizi kimlerle buluşturacak zeyno'm heyecanla bekliyorum. şimdiden herkese iyi dinlemeler.*
devamını gör...

narcissus doğduğu zaman kahinlerden birisi, onun çok yakışıklı olacağını, ömrünün çok uzun olacağını fakat hiç bir zaman kendi suretini görmemesi gerektiğini söyler. peri kızı echo, narcissus’u görür ve ona aşık olur. echo’nun aşkı karşılıksız kalır ve aşkından eriyerek ölür gider, kemikleri kayalaşır. aşkından inleyen sesi ise ”eko” dediğimiz yankılı sese dönüşür. narcissus’a aşık olan diğer periler artık bu işkenceye dayanamayıp tanrılara şikayette bulunurlar, tanrılar da bunu kabul ederler. avcı olan narcissus, avdan dönerken su içmek için pınara eğilir ve kendi yansımasını görerek aşık olur, bu tanrıların ona verdiği bir cezadır. aşkından orada eriyen narcissus, çiçeğe dönüşür; nergis çiçeğinin adı işte buradan gelir.

nergis çiçeğine adını veren narcissus’un öyküsü hemen hemen her çağda şairlerin esin kaynağı olmuştur. o’nu en güzel anlatanlar arasında da (bkz: latin şair ovidius) önde gelir. ovidius, narcissus ile echo efsanelerini birleştirerek iki insanın aşk uğruna harcadıkları boşuna çabaları tek bir dram olarak canlandırır. onun ustaca anlatımından bir kesit;

ekho görünce narkissos’u bir ıssız kırda dolaşırken

arzu sardı göynünü, düştü gizlenerek izlerinin ardına;

bir çıranın ucuna sürülmüş yanıcı kükürt

beni getirilen alevi nasıl kaparsa

ekho da yaklaştıkça ona daha yakından yanıyordu aşkla.

kaç kere okşayıcı sözlerle ona sokulmak,

kaç kere yumuşak dileklerini ona sunmak istedi;

yaradılışı vermedi izin söze başlamaya,

bekleyebilirdi ancak sözleri ki onlara cevaplar yollayacak.

yoldaşlarının sadık sürüsünden ayrılmış genç çocuk

bağırdı tesadüfen: “orda kim var?” “var” diye cevap verdi yankı.

donakaldı, gözlerini gezdirdi narkissos etrafa,

yüksek sesle dedi: “gel buraya”; ekho da söylenileni söyledi.

baktı narkisssos ne gelen var ne giden “niçin” dedi “kaçıyorsun benden?”

ekho da denilenleri yolladı geri ve bu böyle sürdü gitti.

aldanarak art arda söylenilen sözlerin görünüşüne dedi:

“burda buluşalım”; cevap veremezdi hiçbir çağrışa

bundan fazla istekle ekho, bağırdı: “buluşalım.”

kollarını boynuna dolamak arzusuyla, kendi sözleriyle

kendinden geçmiş, çıkıyordu koşa koşa girdiği ormandan.

narkissos bir yandan kaçıyor, bir yandan “elini çek boynumdan.”

“ölmek yeğdir” diye bağırıyordu “olacaksa senin her şeyim”.

ekho başka bir şey söylemedi: “senin her şeyim”.

kaçtı, ormanlarda saklandı, örttü kızaran yüzünü

yapraklarla; o günden beri yaşar ıssız mağaralarda.

kök saldı her şeye rağmen sevgisi yüreğinde, reddedilmesinin üzüntüsüyle

büyüdükçe büyüdü, zavallı vücudunu dinmeyen kaygılar inceltti,

kuruttu derisini zayıflık, uçtu gitti göklere

eğer ondan ayrılabilirsen seninle gidecektir.

çekemiyordu onu ne ekmek ne uyku kaygusu ordan.

bakıyordu aldatan hayale doymaz bir bakışla, uzanmış sık çayırlığa

gözleriyle kendini yiyordu. ayrıldı ordan bir ara,

diz çökerek uzattı kollarını ormanlara:

“var mıdır?” dedi “ey ormanlar daha yaman aşka tutulmuş bir başka seven?

bilirsiniz, çünkü siz saklanacak uygun bir köşeydiniz âşıklara.



var mıdır? geçti madem bir sürü asırları hayatınızın,

ebediyet boyunca böyle eriyip giden biri geliyor mu aklınıza?

seviyorum, sevdiğimi de görüyorum; fakat erişemiyorum gördüğüme, sevdiğime.

sevenin kapıldığı hayal ne kadar aldatıcı? bizi ayıran,

ne koca deniz, ne bir yol, ne kapıları kilitli surlar;

bu kadar acı çekmem için aramızda sade bir avuç su var.

o da kucaklanmak istiyor, ne vakit dudaklarımı öpmek için uzatsam

o da ağzını bana yaklaştırmaya çalışıyor.

insana tutulur gibi gelir, o kadar küçük ki engel olan aşkımıza.

kim olursan ol, buraya gel sade. eşsiz çocuk bana niçin oyun ediyorsun?

ben seni aradım mı nereye gidiyorsun? kaçtığın yüzüm değil, ne de yaşım.

çünkü benden nymphalar bile hoşlanırlar. bilmediğim bir ümidi vaat ediyorsun

dost yüzünle. uzatınca kollarımı sen de bana uzatıyor; gülünce ben, gülüyorsun.

gözyaşlarını görüyorum ağladıkça; kırpınca ben, gözlerini kırpıyorsun.

anlıyorum güzel ağzının oynamasından, kulaklarıma erişmeyen sözler söylüyorsun.

anlıyorum, o benim, aldatmıyor beni artık hayalim.

tutuşturan da ben, yanan da. kendime olan sevgimle yanıyorum.

ne yapayım? isteneyim mi? isteyeyim mi? isteyecek ne kaldı artık?

beni yoksul ediyor varlığım; arzuladığım benimle.

ayrılabilsem vücudumdan; garip bir dilek seven için ama,

sevdiğim uzak olsa keşke. kemirsin artık gücümü acı,

ve geldi son günleri ömrümün, göçüyorum hayatımın baharında.

ölüm gelmeyecek bana ağır dinecekse acılarım.

vücudunun özü kuvveti. bir ses, bir avuç kemikti ondan arta kalan;

söylerler sonradan kemiklerinin taşlaştığını, ses kaldığını.

o günden beri ormanlarda gizlenir, görünmez artık dağlarda;

onu herkes işitir, yaşayan sade bir ses var onda.

başından savdı nymphaları, dalgalardan ve dağlardan doğanları da;

başından savdı delikanlıları da. yalvarır günün birinde

hor gördüklerinden biri kaldırarak ellerini göğe

“bırak sevsin bizim gibi, bizim gibi sevdiğine erişemesin.”

bu haklı dileği yerine getirdi ramnus’lu.

berrak bir pınar vardı, dalgalarında gümüşler oynaşır,

ona ulaşan ne bir çoban, ne otlayan bir keçi, ne bir sürü,

ne vahşi bir hayvan, ne ağaçtan düşen bir dal;

tek bir kuş bile yoktu onun sükûnunu bozan.

çevresinde en yakın suyla beslenir bir çayır,

ve oranın güneş ışığıyla ısınmasına engel olan orman.

pınar ve yerin güzelliği çeker onu kendine,

uzanır narkissos av yorgunluğu ve sıcağın verdiği ağırlıkla yere.

gidermek istersen susuzluğunu, artıyordu bir yandan susuzluğu;

içtikçe suya vuran güzelliğine hayran,

seviyordu tensiz bir hayali, vücut sanıyordu sulardakini.

donakaldı paros mermerinden bir heykele benzeyen o aynı yüzle

kımıldamaksızın, bakıyordu kendine kendi şaşkın şaşkın.

bakıyordu önünde duran ve bir çift yıldızı andıran gözlerine,

bacchus’a, apollon’a yaraşır saçlarına,

tüysüz yanaklarına, fildişinden boynuna,

parlak, kardan bir beyazla karışan rengine, alımına ağzının,

bakıyordu hayran hayran topuna, kendine bu görülmezlik güzelliği sunanların.

bilmeden kendini arzuluyor, severken onu kendini seviyor,

isterken kendini istiyordu, içini yakan ateşi tutuşturan da kendiydi.

kaç kere faydasız öpücükler sundu aldatan pınara.

suların ortasında gördüğü boynuna kollarını dolamak arzusuyla

ellerini kaç kere daldırdı, boşa kavuştu kolları sularda.

neyi gördüğünü bilmiyor, fakat yanıyordu onunla,

gözlerini aldatan hayal onu coşturuyordu.

ey saf çocuk, neden bir kaçan hayal peşindesin?

yok hiçbir yerde dilediğin; sen hele bir dön bak nasıl kaybolacak.

gördüğün o, gölgesi suya vuran şeklin aksidir.

onun olan hiçbir şeyi yok; seninle geldi, seninle kaldı,

sevdiğim daha ömürlü olsun dilerim.

ve şimdi can verelim ikimiz bir solukta”.

dedi, kendinden geçmiş, aynı yere seyre döndü.

dalgalandı sular yaşlarla, geri gelen hayal

karardı gölün oynamasıyla. görünce gittiğini uzaklara

bağırdı: “nereye gidiyorsun? bırakma beni.” taş yürekli, seveni

yalnız koma. “madem bırakmıyorsun dokunmama, hiç olmazsa

doya doya bakayım, yiyecek bulayım sürüp giderken sonu acı çılgınlığım

dertlenerekten gömleğini baştan aşağı yırttı,

çıplak göğsüne vurdu mermer yumruklarıyla.

döğdüğü göğsü bezendi gül kırmızıyla,

nasıl erguvan rengi alır renk taneleri olmamış bir salkımın,

ve bir yanı beyazken bir yanı kızaran elmaların.

görünce suya dönen onları dalgalarda,

daha fazla duramadı; zayıf bir ateşle nasıl erirse sarı balmumu,

ve ısınır da sabah yağan kırağı güneş ışığıyla nasıl yok olursa.

aşkla incelen o da gizli bir ateşle için için eridi ve yok oldu gitti.

kalmadı artık ne kırmızıya çalan beyaz teni, ne diriliği, ne kuvveti.

ne göz alan onlar, ne de ekho’nun vaktiyle sevdiği vücut.

her ne kadar küskün ve geçenleri hatırlıyorsa da acıdı gene ona;

zavallı çocuk “ah” diye bağırdıkça her defasında

çınlayan sesiyle tekrar ediyordu “ah”.

elleriyle o kollarını yumruklarken çıkan sesleri geri yolluyordu ekho.

şunlar oldu son sözleri gözlerini ayırmadan sulara bakan narkissos’un:

“ey boş yere sevdiğim çocuk”; yer tekrar iletti dediklerini.

“elveda” deyince o, bağırdı ekho: “elveda”.

yorgun başını dayadı sık çayırlığa,

ölüm kapadı efendilerinin güzelliğine hayran gözlerini.

hala bakıyordu kendine, yeraltına göçtükten sonra bile;

bakıyordu styks sularına. döğündüler bacıları naıas’lar

kesik saçlarını yanı başına koydular; döğündüler dryas’lar

ekho da katıldı onlara, tam sedyeyi, odun yığınını, titreyen meş’aleleri

hazırladılar, vücut yoktu hiçbir yerde, yerinde sarı göbeğini

beyaz yaprakların kucakladığı bir çiçek buldular.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim