insanlara nasihatler veriyorum.
devamını gör...

daha önce godzilla ( 1998)'i yöneten, josef rusnak'ın yönettiği, oyunculuklarını ise; (gbkz: craig bierko, armin mueller-stahl, gretchen mol, vincent d'onofrio gibi isimlerin paylaştığı, 1999 yapımı bilim kurgu filmidir.
senaryosu, daniel f. galouye'un simulacron-3kitabından uyarlanmıştır. kitap sıkı durun 1964 yılında yayımlanmıştır. bir tv dizisi olan, kablodaki dünya'dan esinlenilmiştir.
sevgili arkadaşlar, bilgisayarlarla ülke olarak 1990'larda tanışmaya başladık. o zamanlar internet cafeler vardı. tam olarak ergenlik dönemime gelen bu dönemde, mırc gibi çet odaları vasıtası ile sanal ''oğlan''larla konuşurduk.
gerçekten bu oğlanlar ''sanal'' mıydı, yoksa gerçek mi?
bizim için oğlanlarla tanışmaktan öteye gitmeyen bu süreçte, birileri düşüncelerini bir adım öteye götürerek ''sanal gerçeklik''kavramı üzerine kafa yoruyordu.
1990'ların sonlarına doğru, ''matrix gerçek nedir?'' diye sorgulatıyordu bize. herkesin elinde mavi ve kırmızı hap muhabbeti dönerken, bir süt firması logosundaki inekten, yavaşlatılmış süt fışkırtıyordu. yanlış hatırlamıyorsam reklam yasaklanmıştı. hafızama güvenmiyorum.
matrix, sanal gerçekliği anlamamıza neden oldu. sahip olduğu görsel efekt ve aksiyon sahneleri ise çok izlenmesini sağlayacaktı.
çok kaliteli filmler ise; matrix'in gölgesinde kalacaktı.
normal sözlük film ve dizi kulübünün bu haftaki filmi, the thirteenth floor ise bu filmlerden biridir. fırsat bu fırsat bende etkinlik sebebiyle bu filmi izlemeye fırsat buldum.

arkadaşlar, ben çok felsefeden anlayan, seven bir insan değilim. 40 yıllık hayatımda bende belirli çıkarımlar yapıyorum. materyalizm ile idealizm her zaman çatışmıştır. maddecilik ve idea çatışması benim çıkarımım.
film, herkesin bildiği, idealist felsefeci descartesin, ''düşünüyorum öyle ise varım'' sloganı ile başlıyor.
meteryalistler'in, bu söze dair savunma ve saldırıları ''ulan, masa düşünmüyor ama var'' olagelmiştir. bu yaklaşım hayatıma ''sanal gerçekli kavramı'' girene kadar benimde doğru olarak kabul ettiğim bir kavramdı.
beyin, maddi bir kavramdır. düşünce ise beynin elektronların , nöronların filan bir etkisi olarak maddenin uzantısıdır.
buraya kadar ok.
1990'lar küreselleşmeyi beraberinde getirmiş, sınırlar, sermaye, madde gibi kavramları sorguladığımız bir dönem olmuştur.
filmde tamda bunu sorguluyoruz.
çünkü sanal gerçeklikte, duyum ve algılarımız da devreye giriyor. ''sanal gerçeklik'' neyin doğru , neyin yalan olduğunu unutturuyor, beynimizi kandırıyor.
yanılsamalar, manipülasyonlar, için oluşturulmuş bir düzen...
bu yanılsamalar, iç içe geçmiş, silikleşmiş kat çizgilerinden oluşuyor.
13. kat ise en tepede... bi dakika ''silik sınırlar'' demiştik değil mi? belki oradan ötede gökyüzü vardır. belkide 13. kat ''en dip''tedir...

bundan sonrasını, spoi takıntısı olanlar okumasın lütfen.

''
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel''



hannon fuller denen bir adam var. bu adam, bir bilgisayar şirketinin sahibi. şirketi bir yazılım üzerinde çalışırken, sağ kolu olan , douglas hall'a bir şeyler açıklayacakken öldürülür.
tüm deliller, hall'ı işaret ederken; hall masum olduğunu ispatlamaya çalışacak ve ''gerçeğin peşine'' düşecektir.
ve hep birlikte, ''gerçek nedir?'' diye soracağız. bir simülasyon muyuz yoksa? tanrılar tarafından kurulan bir oyunun içerisinde miyiz?
ya tanrılar da simülasyonsa?
filmin ise en sevmediğim tarafı sonu oldu. bütün bu yaşananların aslında ''karı-koca tartışması''ndan ortaya çıkmış olması, beni üzdü.


bir dip not düşmeliyim ben filmi matrix'ten ziyade truman show'a daha çok benzettim.
arkadaşlar, filmin müziklerine bayıldım. ba-yıl-dım! bilim kurgu sevmiyorsanız, müzükleri için izleyin.
birini dinleyelim.

devamını gör...

zor zamanlar kendini ispatlaman icin sana verilmis bir sanstir.survival mode daha fazla sey ogretir.
devamını gör...

taoizmin klasik sembolüdür.. yin ve yang da dişi (yın) ve erkek ( yang ) güçlerini simgeler. doğada da bütün tezatlı güçleri ve onların ahenkli birleşimi simgeler. bu tabi özellikle ateş ve su, toprak ve hava için geçerlidir

felsefesinin özu herşey kendi zıddını tasır'a dayanır. gece gündüz,yaşam olum gibi..yin negatif enerjiyi karanlıgı, olumu simgelerken yang aydınlıgı yasamı simgeler. bu zıt enerjiler birarada oldugu zaman degisim ortaya çıkar ve enerjileri birbirini yap boz misali tamamlarlar..biri olmadan digeri olamaz. (dualizm)

ikililiğin simgesidir.siyah ve beyaz renklerden yin ve yang karşıt iki güçtür.

yın:doğruluğu, güzelliği,olumlu,aydınlığı,hoşluğu ve erkeği simgeler.

yang:kötülüğü,yanlışları,olumsuz şeyleri ve kadını temsil eder.


yanlışların ve kötülüğün içinde bir doğru veya bir iyilik vardır.

doğruların ve iyilerin içinde de kötülük veya bir yanlış vardır.

ikisinin birleşiminde ise gerçek dünya hayatı yatıyor çünkü zıtlıklar hayatı gerçekleştiriyor.
hüzün olmasa mutluluğun ne olduğunu bilemezdik.
evrende bulunan herşey zıddıyla var olabilir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

pandemi sebebiyle aile evinde kalan ateistlerden bahsediyorum. aileleri dini tercihlerini hoş görmedikleri için oruç tutmak zorunda kalan ateistlere selam olsun.*
devamını gör...

zaten uygulanmıyordu ama bu adımı atabilecek o yüzsüz cesareti bulabilmeleri... sadece oturup ağlamak istiyorum artık yapacak başka bir şey göremiyorum.
devamını gör...

düşünmek artık yorucu geliyor bana. neleri düşünüp neleri düşünmeyeceğime karar veremiyorum. bir tutunacak dal arıyorum fakat etrafımdaki bütün dallar bir bir kırılıyor. zamanın bu kadar hızlı geçmesine anlam veremiyorum, gerçeklik algımı yitirmek üzereyim.
devamını gör...

su içsem yarıyor .
devamını gör...

ecce homo. ayrıca (bkz: ecce homo (kitap)).
devamını gör...

bize birkaç deli gerek, şu akıllıların yol açtığı duruma bak!
george bernard shaw sözünü araba arkası yazısı yapmak.*
devamını gör...

komikli bir anım yok, genelde çok rahat geçiririm periyotlarımı. ancak hiç unutamayacağım tek bir anı var.

yeni bir eve taşınıyordu, ilk kez kendi evinde yaşayacaktı. tüm eşyalar kargoda olduğundan evde sadece iki battaniye var, bir de aile evinden getirdiği bir yastık. film izlerken sırtımıza koymak için. o gün hava nasıl yağmurlu, regl oldum. karnım ilk kez öylesine ağrıyor, yerde oturuyoruz bir de. battaniyeyi çekti üstümüze, başladı karnımı ovmaya. 15 dakika sonra uyuyakalmışım, uyandığımda ağrım falan da geçmişti. o ise hiç uyumamış, beni seyretmiş uyanana kadar. öyle bir anı.
devamını gör...

aklıma kesmeşeker'in ne zaman gitti tren şarkısını getiren yeni yazarımızdır. hoş gelmiş, sefalar getirmiş.
devamını gör...

bende olmayan pişmanlıktır. bakırla başlayıp kızılla devam ettim. sürekli bakım isteyen bir renktir.
devamını gör...

biraz yanlış anlaşıldığını düşündüğüm "sorun".

örnekteki robotun kodunu mutlaka sadece herhangi bir ya da birkaç işi yapması üzerine yazarsanız, o robot özgür olmaz. fakat robota sonsuza yakın sayıda çeşitli kodlar yükleyip, o kodların yönlendirmelerinden herhangi birini kendi isteğiyle seçmesi için onu serbest bırakırsanız ilk durumdan farklı bir sonuç olur bu.

yaratıcının bir şeyi önceden bilmesi, sizin onu seçmenizi yaratıcının size dayatması anlamına gelmez.

bunu, belki bire bir karşılayan bir örnek değil ama, şöyle düşünebilirsiniz; kötü kalpli birini tanıyorsunuz. onu sürekli uyarıyorsunuz. bir gün yine çok önemli bir konuda kendisine iyiliği seçmesi uyarısında bulunuyorsunuz ama o kötülüğü seçiyor yine ve sizin aklınıza gelen ilk cümle "böyle yapacağını biliyordum zaten." oluyor. sizin herhangi bir etkiniz olmadı o insanın seçiminde. o kendi fıtratında bulunanlardan, yani iyi ve kötüden birini tercih etti bir kez daha, kendi isteğiyle. dolayısıyla sizin önceden onun kötüyü seçeceğini tahmin etmeniz (ya da bahsi geçen tartışma konusunda yaratıcının bilmesi), onu yönlendirdiğiniz ve o kişinin özgür iradesi olmadığı anlamına gelmiyor. iyiliği de seçebilirdi ama seçmedi.

***

kaza ve kader konusu ile bu özgür irade meselesi biraz karışıyor anladığım kadarıyla kafalarda. biz ve dünya yaratılırken belirli olan şeyler vardır. mesela bir gökdelenden yere çakılırsanız ölürsünüz. fizik kanunları bellidir çünkü. siz buna aykırı bir iş yapamazsınız. gökdelenden atlayıp "hiçbir aparatım olmaksızın havada kalacağım." diyemezsiniz. bunun sonu bellidir çünkü. kaza ve kader bu türden, önceden belirlenmiş net durumlardır.

özgür irade denilen şey, sizin doğal halinizle, uçmanıza yarayacak herhangi bir aletiniz olmadan oradan atlayıp atlamamak konusunda vereceğiniz karardır. kader ise atlamayı ya da atlamamayı seçtiğinizde başınıza gelecek olandır. yani biri süreçken diğeri sonuçtur gibi düşünebilirsiniz.

yine iyi ve kötü üzerinden örnek vereyim. bir adam var. mafyaya girmek gibi bir seçeneği var. bu adam mafyaya falan karışmadan hayatını yaşadığında mesela torunlarıyla, çocuklarıyla mutlu yaşayıp yatağında huzurla ölecek diyelim. fakat mafyaya katılmayı seçiyor ve bir gün bir infaz sonucu öldürülüyor. iyiyi seçmeyip mafyaya katılması onun özgür iradesi ile verdiği bir kararken, huzurla değil cinayetle öldürülmesi de yaptığı seçimi yüzünden yaşadığı kaderidir.

çok uzattım lafı. aklımdakileri anlatabildiğimi umuyorum.
devamını gör...

abdülhamid'i savunanlar ve savunmayanlar arasında çıkacak tartışmadır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

başıma ara ara gelen olaylardan biri. br şeyi içimden çok istediğim oluyor, onun için uğraşıyorum didiniyorum ama o an olmuyor. bir süre sonra pes ediyorum ve zamanla olayı unutuyorum. derken beklenmeyen bir anda, o şeyin olduğunu görüyorum. sanki "olmasını istediğin şeylerin nasıl gerçekleşeceğini sen belirleyemezsin, kendini rahat bırak" diyor yukarıdan birileri. *
devamını gör...

hedef 2253. ulu başkan rte organ nakli için yeni donörler arıyor.

chp lideri "bu seçimlerde iktidar biziz, anketler yalan söylemez" dedi.

kediye tecavüz eden kişiye sadece para cezası verilmesine kızan hayvanseverler "hayvanları koruma kanunu artık çıkmalı" dedi.

amerika birleşik devletleri marsa kolonileşmeyi bitirdi. tüm nüfusunu marsa taşıyan abd dünyadaki topraklarını üçüncü dünya ülkelerine parça parça satışa çıkarttı. ulu liderimiz, biz bize yeteriz diyerek toprak istemedi.
devamını gör...

eckhart tolle'nin yazdığı kitap. anksiyete, bağımlılık, depresyon vb. birçok problem ya geçmiş ya da gelecekten kaynaklanır. şimdi'yi kavramak, anlamak kişiyi adeta özgürleştirir. bu kitap bence her insanın tekrar tekrar okuması gereken bir kitap. kitaptan bazı alıntılar:


- "artık kendime dayanamıyorum." zihnimde tekrarlanıp duran düşünce buydu. sonra birden bunun ne kadar garip bir düşünce olduğunu fark ettim. "ben bir miyim, yoksa iki mi? eğer ben kendime dayanamıyorsam, o halde ben iki kişi olmalıyım: ben ve dayanamadığım 'kendim'." "belki," diye düşündüm sonra, "bunlardan sadece biri gerçektir."
- insanın çektiği acının büyük bölümü gereksizdir. o gözlemlenmeyen zihin yaşamınızı yönettiği sürece kendi yarattığınız bir şeydir. yarattığınız acı daima, olanı kabullenmemekten, olana bilinçsiz bir biçimde direnmekten kaynaklanır. düşünce düzeyinde, direnme bir yargı biçimidir. duygusal düzeyde, o bir olumsuzluk biçimidir. acının yoğunluğu şimdiki an'a karşı direnmenin derecesine bağlıdır .zihin daima şimdi'yi yadsımaya ve ondan kaçmaya çalışır. siz şimdi'yi ne kadar çok onurlandırır ve kabul ederseniz, acıdan, ıstıraptan -ve egosal zihinden- o kadar çok kurtulursunuz.
- yargılamayın ya da analiz etmeyin. ondan kendinize bir kimlik yaratmayın. orada mevcut kaim ve içinizde olup bitenin gözlemcisi olmayı sürdürün. sadece duygusal acının değil, ama aynı zamanda "gözlemleyenin" sessiz izleyicinin de farkında olun. bu, şimdi'nin gücü, kendi bilinçli mevcudiyetinizin gücüdür. sonra neler olduğunu görün.

devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim